Zaman Tüneli Fotoğrafları
OSMANLI döneminde 23 Temmuz 1908’de Meşrutiyetin ilanı ile yüzlerce gazete ve dergi yayın hayatına girdi. Ancak özgür ortam uzun sürmedi ve İttihatçılar sansürü geri getirdiler. Cumhuriyet döneminde de sansür, basın yayın hayatını kontrol etmenin ilk yöntemi oldu. Gerek Tek Parti devrinde gerekse Çok Partili dönemde özgür bir basın yayın hayatı hemen hemen hiç olmadı, “kitap ve gazeteler” sürekli olarak “şüpheli” görüldü. Bugün de AKP Hükümeti muhalif basını önce “kayyım” atayarak, “Allah’ın bir lütfu” olarak gördükleri 15 Temmuz’dan sonra da KHK’larla susturdu. “Yandaş” yapamadığı yazarları hapse attığı gibi “ağırlaştırılmış müebbet cezaları” ile de bütün basın yayını kontrol altına almayı başardı. Bir zamanlar Risale-i Nurlara yapıldığı gibi “Cemaate yakın” yayınevleri tarafından yayınlanan kitaplar da yargı tarafından “iltisak” gerekçesi olarak kullanılıyor. Nitekim 15 Temmuz sonrasında bu yayınevlerinin kitapları, “korku” nedeniyle bizzat sahipleri tarafından yakıldı veya çöplüklere atıldı. Sansür uygulayan, basını susturan ve kitapları “suçlu” ilan eden iktidar sahipleri kendilerini devleti yıkılmaktan kurtardıkları şeklinde savunsalar da bunun doğru olmadığı çok açık. En büyük sansürün uygulandığı Abdülhamit devrinde bugünkü Türkiye’nin iki katı kadar toprak kaybedilmesi, bunu göstermiyor mu? http://www.tr724.com/sultan-abdulhamit-kitap-yaktirdi-mi/
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:f9e7:757f:cb14:28e8
Zaman Tüneli Fotoğrafları
"Milyonluk Mercedes'lerle ilgilendiğiniz kadar dinle ilgilenseydiniz, şimdi bu cümleleri kuruyor olmazdınız."
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Komisyonlar toplanıyor Türk-Amerikan ilişkilerini ‘toparlaması’ beklenen ‘ortak çalışma komisyonları’ önümüzdeki günlerde mesaiye başlayacak. Her ne kadar kamuoyuna ‘ABD’ye kafa tutan’ bir portre çizilse de perde gerisinde ‘ilişkileri normalleştirelim, biz müttefikiz’ mesajı veriliyor. ADEM YAVUZ ARSLAN http://www.tr724.com/komisyonlar-toplaniyor-ama/
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:e423:96d0:8fc2:bd60
Zaman Tüneli Fotoğrafları
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:38f6:59f2:25e6:3f7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Güzel olaylarda oluyor...ama Türkiyede degil ! Kardeşler ayrılmasın diye 9 çocuğu birden evlat edindiler ABD’nin Florida eyaletinde yaşayan ve çocuğu bulunmayan Peggy ve Jacob Smith çifti evlat edinmeye karar verdi. Üniversitesi öğrencisi Jacob, annesi Loryn’e Facebook’ta bakıma ihtiyacı olan 9 kardeşten bahseden bir paylaşım gördüğünü belirtti. Smith’in annesi ise isimleri Desiree, Angel, Jayden, Heavenly,Evan, Brianna, Jaylene olan dokuz kardeşi ayırmaktansa, yaşları 0 ile 4 arasında değişen dört çocuğu genç çiftin evlat edinmesini, 8 ile 14 arasında değişen beş çocuğu ise Smith’in babası ve kendisinin evlat edinmesini önererek“Kapı komşusu olan 9 kardeş böylece ayrılmamış olacak ve birlikte büyüyebilecekler” dedi. Konuyla ilgili konuşan Jacob Smith, “Kararı verdikten birkaç gün sonra kapımızda dört çocuk duruyordu. Hiç çocuğumuz yokken dokuz çocuk sahibi olduk” diyerek mutluluğunu dile getirirken eşi Peggy Smith ise, “Bunun önce çılgınca olacağını düşündük, ama sonra ‘Neden bir aile olmayalım ki?’ dedik. Dokuzuncu çocuktan ve onun bebek olduğundan haberimiz yoktu. Facebook gönderisinde sadece sekiz çocuk olduğu yazılıydı. Ama iyi ki de geldi” ifadelerini kullandı. Jacob’un annesi Loryn Smith ise şunları söyledi: “Pek çok insan yaptığımız işin akıl dışı olduğunu söyleyerek, bana şimdiye kadar bir çocuk yetiştirdiğimi dokuz çocuğun sorumluluğunun kolay olmayacağını anlattı. Ancak, ben dokuz kardeşin birlikte mutlu bir şekilde büyümesinin en önemli şey olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar da 100’den fazla çocuğa eşim Thad ile koruyucu ailelik yaptık.” Ailenin evlat edindiği 10 yaşındaki kızın, "Bizi birbirimizden ayrılmak zorunda kalmadan ailenize kattığınız için teşekkür ederim" ifadelerini kullandığı bir kart yazdığı belirtildi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:38f6:59f2:25e6:3f7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Ülkenin Hali...
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:38f6:59f2:25e6:3f7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Çıplak aramaya karşı çıkan tutuklu darp edildi ve tedavisi engelleniyor Tekirdağ Cezaevi'ne İzmir'den sevk edilen kanser hastası Mehmet Yıldırım isimli tutukluyu çıplak aramaya karşı çıktığı için önce darp ettiler, sonra tedavisini engellenmeye başladılar. Tekirdağ Cezaevi’ne sevki sırasında çıplak aramayı reddeden Mehmet Yıldırım darp edilirken, aynı cezaevinde kalan troid kanseri hastası Çetin Tutkun’un da tek kişilik hücrede tutularak tedavisinin engellendiği belirtildi. İzmir Kırıklar F Tipi Cezaevi’nden 23 Şubat'ta Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edilen Mehmet Yıldırım’ın darp edildiği belirtildi. Ailesinden edinilen bilgilere göre, Yıldırım sevk sırasında zorla çıplak aramaya maruz bırakıldı ve çıplak aramayı reddettiği için de darp edildi. KANSER HASTASI TEK KİŞİLİK HÜCREDE Ayrıca, Tekirdağ Cezaevi’nde olan troid kanseri hastası ve ağırlaştırılmış müebbet tutuklusu Çetin Tutkun’un da tedavisinin yapılmadığı bilgisi paylaşıldı. Tek kişilik hücrede tutulduğu belirtilen Tutkun’un tedavisinin Tekirdağ’daki hastanelerde ilgili bölümler ve hekimler bulunmadığı gerekçesiyle yapılmadığı aktarıldı. Tutkun'un tedavisinin yapılabileceği başka bir cezaevine sevk talebinin ise sürekli reddedildiği ve durumunun her geçen gün kötüye gittiği belirtildi. (Mezopotamya Ajansı)
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:38f6:59f2:25e6:3f7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP'den istismarlara 'Ensar' korumalı kanun; Yeri yazana ağır cezalar geliyor Türkiye'de yaşanan çocuk istismarlarını engellemeye yönelik AKP'nin kanun tasarısı ortaya çıktı. Yeni yasada istismarın yaşandığı yurdun ismini yazana ceza geliyor.. Çocuk istismarlarının önüne geçilmesi için ağır cezalar getirmeyi planlayan AKP'nin tasarısının içeriği ortaya çıktı. AKP'li yandaş yazar Hürriyet gazetesi'ndeki yazısında Abdülkadir Selvi Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ ile getirilmesi planlanan yeni istismar yasasının detaylarını yazdı. Selvi'nin yazısına göre yeni tasarıda sitismarın yaşandığı yurdun ismini yazana da ceza verileceğine yönelik çalışma ortaya çıktı. Yeni yasada istismarın yaşandığı yurdun ismini yazana ceza geliyor. Abdülkadir Selvi'nin Hürriyet'te yer alan yazının ilgili bölümü şu şekilde; "Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ ile konuştum. “Cinsel istismar konusunda sadece cezaların yükseltilmesi açısından değil, riski önleme ve mağduru koruma yönünde çalışmalar yapıyoruz” dedi. Cinsel istismar konusu ne zaman gündeme gelse, ilk olarak cezaların arttırılması ön plana çıkıyor. Elbette ki toplum vicdanı bu tür sapıklıklar karşısında isyan ediyor. Ama işin sadece cezai yönü yok ki. Önemli olan çocuk mağdur olmadan bu işi önleyebilmek. Fiil gerçekleştikten sonra çocuğun ve ailenin deşifre olmasını engelleyip, onları topluma kazandırabilmek. RİSKLERİN AZALTILMASI Cinsel istismar komisyonu üç başlık altında çalışıyor: 1- Risklerin azaltılması. 2- Mağdur ve ailenin korunması. Bu kapsamda Çocuk İzleme Merkezleri’nin (ÇİM) sayısı ilk aşamada 31’den 47’ye çıkarılacak. 3- Cezaların arttırılması. Başbakan Yardımcısı Akdağ’a cezaların arttırılması konusunda yapılan çalışmaları sordum. “Cinsel istismar suçlarında takdir indirimini kaldıracağız” dedi. Takım elbiseli, kravatlı sapıklara uygulanan iyi hâl indirimi kaldırılıyor. “12 yaş altında tecavüze ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını tartışıyoruz” diye ekledi. İlk başlarda cezaların arttırılması üzerinde duruluyordu, çalışmalar ilerledikçe risklerin azaltılması, mağdurun ve ailenin korunması boyutu ön plana çıkmaya başladı. 1- Öncelikli hedef, cinsel istismarı önleyici tedbirler geliştirmek. Bu başarıldığı takdirde hem cinsel istismar gerçekleşmemiş, hem de mağdur yaşatılmış olacak. 2- Cinsel istismar mağdurunun ve ailenin deşifre olmasını önlemek. 3- Cinsel istismar suçu hastalık olarak değil, sapkınlık olarak tanımlanacak. Kimyasal hadımla birlikte sapıkların cezalarını çekmelerinden sonra da hayat boyu izlenmesini sağlayacak bir mekanizma oluşturulacak. Sapıklara yer değiştirdiklerinde polise bildirimde bulunma zorunluluğu getiriliyor. 4- 12 yaş altına ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası getiriliyor. 12 yaş üstü en üst sınırdan cezalandırılmak üzere kademelendiriliyor ve cinsel istismar suçlarında iyi hâl indirimi kaldırılıyor. Risklerin azaltılması konusunda kapsamlı bir çalışma yapılıyor. Hayatımıza bazı yenilikler girecek. Recep Akdağ, “Çocuklarla ilgili mesleklerde çalışanların iyi seçilmesi gerekiyor. Bunların işe alınmasında psikoteknik yöntemler kullanılacak” dedi. KİMLİĞİ, ADRESİ DEŞİFREYE CEZA Cinsel istismar konusunda medyaya da büyük görevler düşüyor. Başbakan Yardımcısı Akdağ, “Medya ile bir araya geleceğiz. Bu mücadelenin nasıl yapılması gerektiğini konuşacağız. Onların önerilerini alacağız, desteklerini isteyeceğiz. Bu mücadelede medyanın rolünü çok önemsiyoruz. Mağdurun yaşadığı yerin anlaşılmasını sağlayacak görüntü ve yayınların yapılmaması gerekiyor. Buna yönelik tedbirler getireceğiz. Otokontrol sistemine önem veriyoruz” diye konuştu. Ayrıca bu tür yayınları yapanlara cezai yaptırım geliyor. Sayın Akdağ’dan konuyu biraz daha açmasını istedim. “Fiil işlendiğinde çocuğun ve ailenin deşifre olmaması lazım. Yayınlarda çocuğun isminin baş harfinin verilmesi yetmiyor. Mağduru deşifre edecek görüntülerin gazetelerde, televizyonlarda, internet sitelerinde ve sosyal medyada yayınlanmasını önleme konusunda seri olacağız. Seri bir şekilde müdahale eden mekanizmalar oluşturacağız. Ayrıca bunları yayınlayanlara da ağır cezai yaptırımlar getiriyoruz. Yayınladıkları görüntülerle mağdurun yaşadığı semti, mahallesi, beldesi, okulu, yurdu gibi yerlerle mağdurun tespit edilmesini sağlayanlara cezai yaptırımlar gelecek” dedi. Cinsel istismar konusunda yapılan çalışmaları paylaşmaya devam edeceğim. Çocuklarımızı, geleceğimizi ilgilendiren bu konuda büyük bir seferberlik içinde olmamız gerekiyor."
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:38f6:59f2:25e6:3f7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP şimdi de yerel medyayı bitirmeye karar verdi Meclis’te kabul edilen bir yasa tasarısı, yerel basın için sonun başlangıcı olabilir. CHP’li vekile göre gazetelerin yüzde 90’ı kapanacak. Geçen günlerde Meclis’te torba yasanın içinde gelip kabul edilen bir tasarıda, icra iflas ve konkordato ilanlarının Basın İlan Kurumu’nun internet sitesinde yayınlanması kararlaştırıldı. Daha önce bu ilanlar, resmi ilan almaya hak kazanan yerel gazetelerde kendine yer buluyordu. Halihazırda finansman sorunu yaşayan yerel gazetelerin en önemli geliri resmi ilanlar. Ancak yeni yasayla yerel gazeteler ilanlarını kaybedeceklerini belirterek duruma itiraz ediyor. Yurt çapında yerel ve bölgesel olmak üzere resmi ilan alma hakkı olan 1156 gazetenin bulunduğu belirtiliyor. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, gazetelerin tek geçim kaynağının ilanlar olduğunu ifade ederek, “Resmi ilan kriterlerinin yeniden belirlenmesi yerel gazeteler için kapanma gerekçesi olacaktır” dedi. Bunun yeni ‘işsiz gazeteciler ordusu’ yaratacağına dikkat çeken Gürer, şöyle devam etti: “Yol yakınken hükümet bu yanlıştan dönmelidir. Yerel ve yaygın basının resmi ilanlar haricinde değişik şekillerde daha fazla desteklenmesi beklenirken, hükümetin aldığı bu karar, 1156 gazeteden yüzde 90’ının kapısına kilit vurmasına neden olacaktır.”
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:38f6:59f2:25e6:3f7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Cezaevlerinde 402 ağır hasta tutuklunun durumu görmezden geliniyor İnsan Hakları Derneği'nin derlediği verilere göre cezaevlerinde bulunan bin 154 hastadan 402'sinin durumu çok ağır olduğu ve görmezden gelindiği ortaya çıktı. İnsan Hakları Derneği (İHD), cezaevlerinde durumu ağır olan hasta tutuklulara ilişkin derlediği bilgileri paylaştı. İHD’nin verilerine göre, cezaevlerinde bin 154 hasta tutukludan 402’sinin durumu her geçen gün ağırlaşıyor. Kanayan bir yaraya dönüşen tutukluların durumuna karşı devletin tüm kurumları "üç maymunu" oynuyor. Adalet Bakanlığı’nın 2 Kasım 2017 verilerine göre, 386 cezaevinde 228 bin 993 tutuklu/ hükümlü bulunuyor. Cezaevlerinde yaşanan baskı, darp ve işkence iddialarına her geçen gün bir yenisi eklenirken, hasta tutukluların sayısı kanayan bir yaraya dönüştü. Birçok girişime rağmen tahliye edilmeyen hasta tutuklular ya içeride hayatını kaybediyor ya da ölümden birkaç gün önce tahliye ediliyor. Tutukluların tahliyesi içini sadece Adli Tıp Kurumu (ATK) yetkili kılınırken, kurumun ağır işleyen bürokratik işlerinden kaynaklı “Cezaevinde kalamaz” raporunun alınması mucizeye dönüşüyor. İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu’nun 1 Mart 2018 verilerine göre cezaevlerinde aralarında ATK'nin 11 defa "Cezaevinde kalamaz" raporu verdiği ve yüzde 92 engellilerinde de olduğu 402’si ağır olmak üzere bin 154 siyasi hasta tutuklu bulunuyor. Cezaevlerine göre 402 ağır hasta tutuklunun tam listesi şöyle: ADANA * Abdülhekim Demir: Adana/Karaisalı K1 Tipi Kapalı Cezaevi. Bağırsak ve mide kanseri, Hepatit B hastası. * Cumali Yavuz: Adana/Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası (3 kez ameliyat olmuş) ve felçli. En son sevk edildi. Sevk yeri tespit edilemedi. * Cemal Yanku: Adana/Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi. Yüzde 80 engelli raporu vardır. İki elini de kullanamıyor arkadaşlarının yardımı ile yaşayabiliyor. * Kemal Özelmalı: Adana/Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff hastası. * Ünal Yaşar: Adana/Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi. Boyun fıtığı, omurgasında kemik zedelenmesi, omuz ve kollarında kemik kayması nedeniyle ihtiyaçlarını tek başına karşılayamıyor. * Sultan Özer: Adana/Karataş Kadın Kapalı Cezaevi. Kalp yetmezliği mevcut. Cezaevindeyken 3 kere kalp krizi geçirmiş. By-pass olmuş. Ayrıca diyabet, tansiyon ve astım hastalıkları var. Akciğerlerde yüksek derecede enfeksiyon bulunmuştur. * Şemsettin Kalkan: Adana/Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi. KOAH hastası sürekli cihaz kullanıyor ve nefes sorunu var. * Mehmet Zeki Aktaş: Adana/Ceyhan Kapalı Cezaevi. Bel fıtığından iki defa ameliyat olmuş, ihtiyaçları arkadaşları tarafından karşılanıyor. ADIYAMAN * Numan Baran: Adıyaman E Tipi Kapalı Cezaevi. Psikolojik sorunları var. ( 5-6 kez Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırıldı.) AMASYA * Nuri Polat: Amasya E Tipi Kapalı Cezaevi. Tüberküloz hastası, belden aşağısı felçli ve öz bakımını yapamıyor. ANKARA * Ayşe Topçu: Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevi. Ciğerinde ve sırtında şarapnel parçaları var. * Dilber Tanrıkulu: Ankara/Sincan Kadın Kapalı Cezaevi. Bacak ve baldırına saplanan şarapnel parçaları nedeniyle üç kez ameliyat edilmiş. Tedavisi aksarsa bacağını kaybetme riski var. * Demet Resuloğlu: Ankara/Sincan Kadın Kapalı Cezaevi. Hipertansiyon, kalp yetmezliği, şeker, troid ve romatizma hastalıkları mevcut. * Feride Arbuz: Ankara/Sincan Kadın Kapalı Cezaevi. Kanser riski nedeniyle rahim ve sol göğsü alınmış. * Kazım Avcı: Ankara/Sincan Kapalı Cezaevi. Sevk edildiği cezaevi tespit edilemedi. 1955 doğumlu. Kalp ve şeker hastası. Yüzde 68 engelli. * Miktat Algül: Ankara/Sincan 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp kapakçıkları çürümüş, damar tıkanması, şeker, tansiyon ve hepatit B hastası. * Necdet Duman: Ankara/Sincan (Sevk edildiği cezaevi tespit Edilemedi). Yaralı olarak tutulduğu için kolu yüzde 80 kullanılamaz hale gelmiştir. Tedavisi hâlâ yapılmamaktadır. * Pınar Tikit: Ankara/Sincan Kadın Kapalı Cezaevi. Beyindeki kist, bulunduğu alana baskı yapıp, beynin çalışmasını etkileyerek inme benzeri sorunlara neden olabiliyor. Baş ağrısı ve sara nöbetleri geçiriyor. Kist şu an 8cm, 10 cm olduğunda ameliyat zorunlu. * Serdar Polat: Ankara/Sincan (Sevk Edildiği Hapishane Tespit Edilemedi). Çatışmada elini kaybetmiş. Kollarını da kullanamıyor. Bu nedenle tek başına günlük ihtiyaçlarını karşılarken oldukça zorlanıyor. * Sebahat Çetinkaya: Ankara/Sincan Kadın Kapalı Cezaevi. Kronik kalp rahatsızlığı ve yüksek tansiyonu var. Kalp damarları tıkalıdır. Numune Hastanesi’nde anjiyo ve devamında kalp ameliyatı olması gerektiği söylenmiş kendisine ancak kabul etmemiş. * Sinem Işık: Ankara/Sincan Kadın Kapalı Cezaevi. Cezaevine girmeden önce meme kanseri teşhisi konulmuş ve bir süre kemoterapi görmüş. Tedavisi devam ederken cezaevine konulmuş. * Yasin Demir: Ankara/Sincan (Sevk edildiği cezaevi tespit edilemedi). Hepatit B hastası, hepatit C sınırında. AĞRI * Ahmet Gövez: Ağrı M Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. * İsmail Karataş: Ağrı/Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi. Bel fıtığı, epidemi kisti, astım, düzensiz çalışan böbrek rahatsızlığı, anemi rahatsızlıkları mevcuttur. Bacağı sürekli incelmekte, yarasında oluşan iltihap geçmiyor, bağırsaklarının 70 cm.si ameliyatla alınmış. * İbrahim Yaşar: Ağrı M Tipi Kapalı Cezaevi. Kolunda ve sırtından 13 ameliyat geçirmiştir. Vücudunda toplam 400 dikiş bulunmaktadır. Bağırsağı ameliyat ile bir miktar kesilmiş ve alınmıştır. * Resul Özbey: Ağrı/Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi. Verem hastası. ANTALYA * Abdülkerim Yakut: Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi. Bacakları felçden dolayı tutmuyor, koltuk değnekleri ile yaşamını idame ediyor. Yüzde 60 fiziksel engelli ve böbreklerinde taş var. * Abdülkadir Günsel: Antalya/Kepez E Tipi Kapalı Cezaevi. Tüm vücut foksiyonu kaybı var. Yüzde 92 engelli ve tekerlekli sandalyeye bağımlı yaşıyor. İhtiyaçlarını kendi karşılayamıyor. * Yücel Balyeci: Antalya/Alanya L Tipi Kapalı Kapalı Cezaevi. Ateşli silah yaralanması nedeniyle sağ dizinde ve ayağında hasar var. Sağ dizinde ve ayak bileğinde kontraktör ve kireçlenmeye bağlı olarak meydana gelen eklem aralığında daralma, mobilazasyon kısıtlığı, diz de ani kilitlenme, ağrı, şişlik gibi sorunlar yaşıyor. * Delil Alak: Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi. Sağ bileği eline kadar kesik sadece küçük parmağı var. Vücudunda ve gözlerinin içinde cam parçaları var. * Ercan Tarıkçı: Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi. Crohn (kronik ve iltihabi bağırsak hastalığı) hastası. 16 çeşit ilaç ve 2 çeşit mama kullanıyor. * Mehmet Tekin: Antalya/Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi. Beyinde tümör var ve her geçen gün büyüyor. * Ömer Açar: Antalya/Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası. Kalbi yüzde 30 çalışıyor, anjiyo olmuş, bypass olması gerekiyor ancak riskli diye yapılamıyor. * Devrim Ayık: Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi. Crohn hastası. Ağızdan makata kadar olan bölgelerde iltihaplanma var. İnce bağırsak ile kalın bağırsağın birleştiği noktada 40 cm bağırsağı alınmış. Bütün bağırsaklara apse ve ülser yayıldığı için ameliyat edilmiş. Sağ gözü görmüyor, sol gözü az görüyor. Rahatsızlığı üzerine yeniden hastanede tedavi altına alındı. GAZİANTEP * Adnan Yalçın: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Bel fıtığı, hepatit B, kolon kanseri. * Abdülaziz Özdemir: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Prostat kanseri, böbrekte kist, kronik iltihaplanma, disk kayması. Ayrıca omurgada kronik ağrı. * Cevdet Derse: Antep H Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğerin üç ayrı yerinde metal yabancı cisim tespit edilmiştir. * Hüseyin Aydemir: Antep E Tipi Kapalı Cezaevi. Belden aşağısı felçli, ayakları tutmuyor. Raporu bulunmaktadır. * İnayet Mete: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp ameliyatı olmuş sık sık kriz geçiriyor. Ayrıca Siroz, sinir tahripleri, damar tıkanıklığı, bel fıtığı hastalıkları var. Dönem dönem vücudunun her tarafında yaralar çıkıyor. * İsmail Tüzün: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Vücuduna saplanmış 13 şarapnel parçası var. * İsmet Demir: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Boğazında kitle var. * İzzet Turan: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Ankilozan- Spondilit, mide ülseri, böbrek yetmezliği, bel fıtığı hastalıkları mevcut. * İsmet Ayaz. Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Kanser ve yüzde 70 omurilik erimesi hastalıkları var. Yüzde 50 engelli. * Mahmut Özdemir: Antep H Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası; yaşamını tek başına sürdüremiyor. * Mehmet Özen: Antep H Tipi Kapalı Cezaevi. Her iki ayağı dizden kesik. * Serkan Dursun. Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Her iki bacağı da dizden itibaren kesik. * Sıddık Güler: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. (1940 doğumlu) Kalp hastası. * Şemsettin Kargılı: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Böbrek kanseri. Travma sonrası stres bozukluğu, majör depresyon ve dissosiyatif bozukluk tanıları konulmuş. Psikiyatri servisinde tedavi görmeli. * Tahir Demiralp. Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. Kendisine ve çevresindekilere zarar vermeye meyilli. * Zeki Karataş: Antep L Tipi Kapalı Cezaevi. Bağırsak kanseri ve tek böbrekle yaşıyor. BALIKESİR * Aydın Nas: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Yüzde 95 görme engelli. İhtiyaçlarını kendi karşılayamıyor. * Ayhan Kavak: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Ankilozan Spondilit (AS), yüksek tansiyon, bel fıtığı, kemik erimesi, astım, guatr rahatsızlıkları var. * Amber Kürtgözü Bakıray: Balıkesir/Bandırma T Tipi Kapalı Cezaevi. Kanser teşhisi konularak ameliyat edilmiş. * Abdülhalim Kırtay: Balıkesir/Bandırma T Tipi Kapalı Cezaevi. 1948 doğumlu. Kasık fıtığı patladı. En son tedavi için kaldırıldığı hastanede ameliyat edilerek, tekrar cezaevine götürüldü. * Cengiz Eker: Balıkesir/Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası, 3 damarı tıkalı. Anjiyo olmuş, 2 damarına stent takılı. Reflü, gastrit var. Ayrıca akciğerinde üç yara tespit edilmiştir. Nefes almakta zorlanıyor. * Cahit Yaşar: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Bacağının biri kesik protez kullanmakta ayrıca kol ve parmaklarını kullanamamakta. * Celalettin Cenap Aracı: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Hepatit B, akciğerde su toplanması, lenf nodülü iltihaplanması, karaciğer (ameliyat olmuş), safrakesesi ve astım rahatsızlıkları var. * Eyyüp Sari: Balıkesir/Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi, hafıza kaybı, sinüzit hastalıkları var. * Ercan Atak: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Cilt kanseri, hepatit B hastalıkları mevcut. * Filit Tiltay: Balıkesir/Burhaniye T Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp, hipertansiyon hastası. Sırt, bel ve sağ bacakta sorunları var. * Habil Emen: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Belinde ağır fıtık, omurgasında disk ameliyatı olmuş. * İzzettin Tekman: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Gözaltındayken iki bacağına 6 kurşun sıkılması sonucu diz kapakları işlevsiz hale getirilmiş. Mide ve iç kanama geçirmiştir. Ayrıca hemoroit ve yüksek tansiyon hastasıdır. * İhsan Dönmüş: Balıkesir/Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğer kanseri. * İsmail Güven: Balıkesir/Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Şeker, tansiyon, mide rahatsızlığı, prostat var. Beyin ve mide ameliyatı olmuş. Böbrek ve akciğerde kist var. * İsmail Arslan: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. 1952 doğumlu. Solunum ve beslenme sorunu var. * Mehmet Polat: Balıkesir/Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevi. Ateşli silah yaralanması nedeniyle akciğerinin bir kısmı alınmış, sonrasında her hangi bir tedavi uygulanmamış. * Musa Kaya: Balıkesir/ Burhaniye T Tipi Kapalı Cezaevi. Kafasında şarapnel parçaları var. * Metmeh Ali Taşlı: Balıkesir/Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Omuzlarında şarapnel parçaları var. Bu nedenle omuzlarını hareket ettirmekte zorlanıyor. Durumu gittikçe kötüleşiyor. * Mehmet Kutli: Balıkesir /Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevi. Behçet hastalığı, derin ven trombozu toplardamar pıhtılaşması ve bacaklarda sürekli şişme, ayrıca vertigo rahatsızlığı var. * Medeni Kaya: Balıkesir/ Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. Ayrıca kalp ve damar tıkanıklığı var. * Mustafa Kolakan: Balıkesir/ Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Troid, guatr ve kemik erimesi hastalıkları var. * Mehşet Sırımsı: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Beyin ve sinüs kanalında kist, epilepsi, böbrek ve ürolojik rahatsızlıkları mevcuttur. * Nesip Tarım: Balıkesir/Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Hepatit B hastası. Üst solunum yolu enfeksiyonu ve akciğer iltihaplanması var. Ayrıca gastrit ve ülser hastalıkları mevcut. * Ömer Dorudemir: Balıkesir/Bandırma T Tipi Kapalı Cezaevi. Ateşli silahla yaralanmış. Omurgaya isabet eden kurşun hayati risk nedeniyle çıkartılamıyor. Rutin kontrol gerekiyor. * Sedat Şaylan: Balıkesir/Bandırma 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Belden aşağısı felç yüzde 83 engelli.Yaşamını tek başına idame ettiremiyor. * Sait Kızar: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Mesane kanseri ve prostat hastalığı mevcut. * Şehmus İlhan: Balıkesir/Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası, nörolojik rahatsızlıkları var. Ayrıca bilinç kaybı yaşıyor. BATMAN * Mehmet Ali Kaya: Batman M Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. Ciddi derecede psikolojik rahatsızlığı var. * Yusuf Yalçın: Batman M Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. BAYBURT * Laleş Çeliker: Bayburt M Tipi Kapalı Cezaevi. Göğüs kanseri. * Meryem Abi: Bayburt M Tipi Kapalı Cezaevi. İleri düzeyde behçet hastası. BOLU * Abdulvahap Kavak: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff ve kalp hastası. * Adem Artıkboğa: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. * Bahattin Solhan: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. Beyin ödemi var. Bel ve boyun fıtığı, romatizma ve nefes darlığı hastalıkları var. * Burhan Güneş: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Bel, boyun ve kasık fıtığı, bağırsak sendromu, ülser, astım, reflü, alerjik rinit, hemoroit hastalıkları var. * Dursun Gümüşay: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Atipik (BTA) pisikoz (anti sosyal kişilik bozukluğu) hastalıkları var. Ayrıca yüzde 80 engelli. * Deniz Şahin: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Karaciğerde 4 cm ve böbrekte 2 cm kist var. Ayrıca burnunda et ve kemik olduğundan burun ameliyatı olmalı. Sağ omzunda yırtılma olduğundan omuzdan ameliyat olması gerekiyor. * Erol Zavar: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Mesane kanseri. Birçok kez ameliyat olmuştur. * Erdal Oğuz: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Böbrekte kist, hepatit B, kronik bronşit, sinüzit, migren, işitme kaybı, el ve ayaklarda fonksiyon kaybı ve karaciğer hastalıkları mevcut. * Ercan Ağın: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Başında ve kaburgalarında şarapnel parçaları var, ameliyat edilemiyor. * Görgün Demir: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Çölyak hastası. Süreklik halsizlik, kemiklerde zayıflama ve kıkırdak erimesi sorunları yaşamakta. * Hasan Alkış: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Sol gözde görme kaybı, kolesistektomi, behçet hastalığı ve nörolojik tutulumu var. Açık kalp ameliyatı olmuş. Kalp yetmezliği var. Hipertansiyon hastası, iki defa felç geçirmiştir. Behçet hastalığı sol göze ve beyin damarlarına atmıştır. Ayrıca yüzde 43 engelli raporu var. * Hayati Kaytan: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Beynindeki tümör nedeniyle ameliyat olup radyoterapi tedavisi görmüş. Sağ el sakat, sol omuzda kurşun yarasından kaynaklı sıkıntı, kar yanığından sol ve sağ ayak parmakları kesik, bel ve boyun fıtığı var. Ayrıca yüzde 60 engelli raporu var. * Kemal Gömi: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Ağır şizofren, Adli Tıp Kurumu 11 kez hapishanede kalamayacağına dair rapor verdiği halde bırakılmıyor. Tek başına hücrede tutuluyor. * Kenan Karaaslan: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Beyinde şarapnel parçası var. Bel ve boyun fıtığı, kronik migren, romatizma, mide, bağırsak ve göz hastalıkları var. * Refik Sünkür: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Kalbinde pil takılı ve ritim bozukluğundan dolayı anjiyo yapılmış. Sol kolu dirseğinden (yaralanmadan kaynaklı) 15 cm.lik kemik kaybı var. Ayrıca troid, mide ülseri, reflü, bel ve boyun fıtığı hastalıkları var. * Rıdvan Tanış: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi, kalp, astım, mide ülseri, böbrek ve migren hastalıkları var. * Ramazan Kıran: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Beyinde kist var. Migren, sinüzit, boyun fıtığı, reflü hastalıkları var. Bağırsaklarla ilgili iyileşip, tekrarlayan bir hastalığı var. Hemeroid, el ve bacak bileklerinde romatizma var. Magnezyum eksikliğine bağlı kaslarda kramp var. * Serdal Sayak: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Silikozis hastası. Yeterli tedavi yapılmıyor. * Serhat Öztürk: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Karaciğer hemogin, uyku apnesi, kas spazmı ve vertigo hastasıdır. * Sertaç Sapmaz: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Gece körlüğü var. Vücudunda kurşuna bağlı yaralar var. Bağırsak yırtığı nedeniyle kolortami torbası taşıyor. * Tuncer Bakırhan: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Mide ve bağırsak (alkalin gastrit) hastası ve aşırı kilo kaybı yaşamakta. * Yıldırım Demir: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Sağ gözü görmüyor. Prostat büyümesi yüzde 15’e ulaşmış. Midesinde gastrit -reflü, kronik bronşit, işitme kaybı, dizlerinde meniscus yırtığı, bel fıtığı ve hemoroid hastalıkları mevcuttur. Beş kez anjiyo yapılmış yüzde 22 engellidir. * Abdulhamit Babat: Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası ve anjiyo olmuş. Şeker, tansiyon, migren hastalıkları ve gözlerde sorun var. BİTLİS * Erkan Nasırlıoğlu: Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi. Kısmi felç. İhtiyaçlarını karşılayamıyor. Psiko sorunları da var. BURDUR * Sebahattin Bulut: Burdur E Tipi Kapalı Cezaevi. Kalbinin sadece yüzde 35’i çalışıyor. Kulaklarında işitme kaybı var. Ayrıca hipertansiyon, romatizma ve eklem ağrısı var. BURSA * İdris Başaran: Bursa/Nilüfer H Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası. Üç kez kriz geçirmiştir. Kronik bronşit, astım, epilepsi, boyun ve bel fıtığı, mide kanaması, ailesel Akdeniz ateşi (AAA)hastalıkları var. Bağırsak ve guatrdan ameliyat olmuş, 2006 da kısmi felç geçirmiş güç kaybı sürüyor. * Saime Avşin: Bursa/Yenişehir Kadın Kapalı Cezaevi. Tekerlekli sandalye ile yaşamını sürdürüyor. Ciddi derecede ağrıları var. ÇANAKKALE * Yakup Nışlı: Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp, yüksek tansiyon, kolesterol, solum bozukluğu ve nefes darlığı var. ÇORUM * Abdurrahman Özbey: Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. DENİZLİ * Mehmet Şirin Tekmenuray: Denizli D Tipi Kapalı Cezaevi. Gırtlak kanseri. Akıntı (kan) ve öksürük var. * Mehmet Yalçın: Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi. 1956 doğumlu. Kalp ameliyatı olmuş, tansiyon, şeker ve astım hastası. * Ömer Şamlı: Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi. Hastalıklara bağlı el ve ayak parmaklarında kopmalar var. Yemek borusu darlığı rahatsızlığı var. Akciğeri yüzde 35 kapasiteyle çalışıyor. Ciddi mide rahatsızlığı, kanamalı hemoroid ve hipertansiyon hastası. DİYARBAKIR * Aydın Elverdi: Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi. Yüzde 91 kronik böbrek yetmezliği nedeniyle böbrek nakli yapılacak, ayrıca yüksek tansiyon ve astım rahatsızlıkları var. * Eşref Yaşa: Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi. 2015’de geçirdiği kalp krizi sonucu felç olmuş ve konuşamamaktadır. * Halil Güneş: Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi. Osteoserkom (kemik kanseri), akciğerde modül, ağır derecede uyku apnesi, travma sonrası stres bozukluğu, travmatik epilepsi, her iki gözde glokom, boyunda fıtıklar ve böbreklerde taş var. * Halit akın: Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. * Hasan Cabadak: Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi. Kalbinde pil takılı kalp hastası. * Kenan Gezer: Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi. Siroz, tedavi edilmediği için hastalığı ilerlemiş, hayati tehlike sınırında. * Makbule Özbek: Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi. 1955 doğumlu. Böbrek, hipertansiyon, şeker, kolesterol hastası. * Mehmet Emin Özkan: Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi. 1942 doğumlu. Demans, troit ve kalp yetmezliği hastalıkları. * Mehmet Sarı: Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası, 2 kez intihar girişiminde bulunmuş. * Rıdvan Tekcanlı: Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi. “A Tipik Psikoz” teşhisi konulmuş ve yüzde 90 oranında zihinsel engelli. * Semire Direkçi: Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi. Başında şarapnel parçaları mevcut. * Songül Tamir: Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi. Beyninde tümör olduğu için ameliyat olmuş ve kafasına tel takılmış. * Şehmuz Demirel: Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi. Protez mitral kapak mevcuttur. Ayrıca epilepsi ve konsartoz hastası. * Ümit Aslan: Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi. Siroz hastası. DÜZCE * Selami Keleş: Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası ve tanısı konmayan bir hastalıktan aşırı kilo kaybı var. İhtiyaçlarını kendi karşılayamıyor. * Sinan Tutmaz: Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi. Yüz felci geçirmiş. Yüz ve göz sinirleri hasarlı, kulak zarı patlak. Ayrıca sol eli kopmuş. EDİRNE * Ahmet Hame: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Geçirdiği (2 kez) iç kanama sonucunda kafasında hasar oluşmuştur. Sürekli nöbet geçiriyor. Tek kalamıyor. * Bekir Şimşek: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff hastası. Bacağında mermi var. İnfazının hastanede tamamlanabileceğine dair raporu var. * İmam Aksoy: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Ağır şizofreni hastası. * Murat Aktaş: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Cilt kanseri. * M. Aytunç Altay: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Vertigo hastalığı ileri derecede, baş dönmesi, dengesizlik, görme bozukluğu, kulakta çınlama var. 23 yıldır hücrede tutuluyor. * Selmani Özcan: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernicke Korsakoff Sendromu var. * Selman Akpınar: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Ağır psikolojik bunalım geçiriyor. * Serdar Aslan: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Beyinde lezyoni böbreklerde kist var. Ayrıca astım ve hepatit B hastası. * Taylan Balatacı: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Ölüm orucuna bağlı olarak wernicke korsakoff sendromu var. Kronik bağırsak enfeksiyonu, midesinde gastrit ve iltihaplanma, sol ayağında da ayak düşmesi var. Astım hastası ayrıca göz bozukluğu da mevcut. * Zafer Yıldız: Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi. Beyincik uzaması mevcut. ELAZIĞ * Ahmet Doğan: Elazığ 1 Nolu Kapalı Cezaevi. Diyalize giriyor. Yüzde 90 engelli ve yüksek tansiyon hastası. * Abdurrahman Dinç: Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. *Faruk Rüzgar: Elazığ E Tipi Kapalı Cezaevi. Yüksek şeker nedeniyle felç, yatalak durumda, yüzde 81 engelli. * Gürbüz Topçu: Elazığ 1 Nolu Kapalı Cezaevi. Yaralı olarak tutuklanmış, sol gözü hiç görmüyor, sol kol ve bacağı hareket etmiyor ve iç organlarında da hasar var. * Mehmet Dursun: Elazığ T Tipi Kapalı Cezaevi. Trafik kazası sonucu beyin kanaması geçirmiş, bu kanama beyinde ciddi hasar bırakmış. İhtiyaçlarını tek başına karşılayamamakta, ayrıca zihinsel engelli. * Mehmet Kutlu: Elazığ Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. * Nihat Bakırtaş: Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi. Yarı yatalak, sağ bacağında 1 kurşun var, iltihaplanma, şişme idrar torbasında yırtılma olduğu için şişkinlik ve iç akıntı sürekli mevcut. * Serdar Macit: Elazığ 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Omurilik felçlisi, tuvalet ihtiyacı sonda ile giderilebiliyor. Ayrıca sürekli yatmaktan kaynaklı yaralar oluşmuş. * Seniha Sürer: Elazığ 2 Nolu Kadın Kapalı Cezaevi. (1958 doğumlu) Kalp, zehirli guatr, tansiyon rahatsızlığı var sürekli ilaç kullanıyor. Biopsi yapıldı; ancak patoloji sonucu daha alınamadı. * Yavuz Yavuz: Elazığ 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Beynindeki tümör ameliyatla alınmış. (Ayda bir düzenli olarak iğne yapılması gerekli). Ayrıca çölyak hastası. ERZİNCAN * Barış Yiğit: Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi. Zihinsel engelli. * Baki Bakır: Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi. 12 kez anjiyo olmuştur. Şeker, tansiyon, astım hastalıkları ve yüzde 72 engelli. * Cihan Yaşar: Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi. Ateşli silahla bacağından ve karnından yaralı olarak tutuklanmıştır. Ameliyatı tam yapılmadığı için yürüyememektedir. İhtiyaçlarını kendi karşılayamıyor. ERZURUM * Aziz Bağlan: Erzurum/Oltu T Tipi Kapalı Cezaevi. 1949 doğumlu. Kalp, tansiyon, kolesterol, bir gözünde yüzde 80 görme kaybı var. * Ebubekir Yulu: Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi. Kısmi felç, sağ böbrekte kist, bağırsaklarda daralma, gastrit, reflü, prostat hastalıkları var. * Mustafa Ömer Polat: Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi. (Sevk edildiği yer tespit edilemedi). Doğuştan kalbinde iki delik var, açık kalp ameliyatı olmuş, kalbindeki deliklerden biri dikilmiş, birine yama yapılmış. Kronik astım ve tansiyon hastası. Sırtında kambur, göğsünde de şişkinlik var. Felç kalma riski nedeniyle ameliyat olamıyor. Yüzde 100 iş göremez raporu bulunmakta. * Mehmet Emin Sosin: Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi. (Sevk Edildiği Hapishane Tespit Edilemedi). Kalp, şeker, yüksek tansiyon, vücudunda uyuşma, ağrı gibi sorunlar yaşıyor. * Mehmet Durgun: Erzurum H Kapalı Kapalı Cezaevi. Yüzde 80 oranında felçli. * Mistefa Sileman: Erzurum H Tipi Kapalı Kapalı Cezaevi. Lenf kanseri. Ağır yaralı olarak tutulmakta ve tedavi edilmemektedir. * Zafer Aslan: Erzurum F Tipi Kapalı Kapalı Cezaevi. Şarapnel parçaları nedeniyle bacağının kesilmesi gerekiyor. ESKİŞEHİR * Cemil İvrendi: Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi. 2009’da kalp kapakçığı ameliyatı olmuştur. Sürekli coumadin ilacı kullanmaktadır. Yüksek tansiyon hastası. Sağ bacağındaki yumru nedeniyle ameliyat olmuş ancak yara kapanmamıştır. * Ejder Uzunoğlu: Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. * Ömer Odabaş: Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi. Gastriti var. Hipertansiyon hastası. Ayrıca anksiyete bozukluğu var. Gözlerinde görmeyle ilgili sorunlar var. Vücudunda yüzde 67 fonksiyon kaybı olduğunu belirten raporu var. * Uğur Özlük: Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. 2 kez intihar girişiminde bulunmuş. GİRESUN * Fikret Güzelaydın: Giresun E Tipi Kapalı Cezaevi. Beyinde tümör var. Akciğerde damar sönmesi, bel ve boyun fıtığı, dengesiz tansiyon, mide rahatsızlıkları var. Ayrıca anjiyo olmuştur ve göz problemi var. * İzzettin Sevilgen: Giresun E Tipi Kapalı Cezaevi. Bel fıtığı, astım, bronşit, kolesterol hastalıkları var. * Mansur Tekin: Giresun E Tipi Kapalı Cezaevi. Beyinde tümör var, bu nedenle sık sık bayılıyor. GÜMÜŞHANE * Mehmet Bakır Yılmaz: Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevi. Tutuklanmadan önce beyin travması geçirmiş, boyun, kol, işitme ve konuşmada ileri derecede hasar var. HATAY * Ersin Demirkol: Hatay/İskenderun M Tipi Kapalı Cezaevi. Behçet ve kalp damar hastalıkları mevcut. * Mecit Yalçın: Hatay/İskenderun M Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofren İSTANBUL * Ali Haydar Yıldız: Metris R Tipi Kapalı Cezaevi. 2012 yılında omuriliğine kurşun isabet etmesi nedeni ile belden aşağısı felç, yatağa bağımlı yaşıyor. * Abdullah İçli: İstanbul/Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi. Üç kez kalp krizi geçirmiştir. 2016’da kalp ameliyatı oldu. * Aziz Bayın: İstanbul/Maltepe 2 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. İlaç kullanmadığında kendisine ve çevresine zarar vermektedir. * Barbaros Usta: İstanul/Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi, Narkolepsi (Gündüz aşırı uyku), febrilkonvulziyonlar (ateşli kasılma nöbetleri) hastalıkları bulunuyor. * Bekir Toksöz: İstanbul/Silivri 3 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Diyaliz, kalp ve yüksek tansiyon hastası. * Burhan Kartal: İstanbul/Maltepe 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğerde tümör, kalp, böbrek, prostat, bel fıtığı gibi birçok rahatsızlığı var. * Cengiz Sinan Halis Çelik: İstanbul/Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası, omurgada ve başında şarapnel parçaları var. Ayrıca mesane kanseri hastası. * Cihan Kurnaz: İstanbul/Silivri 2 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Felç nedeniyle yürüyemiyor. Yüzde 43 engelli. * Devrim Burakmak: İstanbul/Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. * Dilek Öz: İstanbul/Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi. Lenf kanseri, kalp, bel ve boyun fıtığı, kronik astım hastalıkları var. *Ekrem Şaşmaz: İstanbul/Maltepe 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. Dönem dönem saldırgan olabiliyor. * Erhan Özel: İstanbul/Maltepe 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. 1999’da kalp ameliyatı oldu. Yüksek tansiyon hastası. * Fatma Tokmak: İstanbul/Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi. Kalp, mide ve tansiyon hastası. Tüm vücudunu kaplayan varis. İki kalp kapakçığı yerine yapay kalp kapakçığı takılmıştır. * Fatih Gül: İstanbul/Silivri 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Tüberküloz hastası. (MDR tedavisi görmüş) * Görgin Oktar: İstanbul/Maltepe 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğerinde sönme; ameliyatla akciğerin bir bölümü alınmış, solunum cihazıyla yaşıyor. Ayrıca behçet hastasıdır. * Hüseyin Aslan: İstanbul/Metris R Tipi Kapalı Cezaevi. Panik bozukluğu (kapalı alan korkusu.), yüzde 60 engelli. * Hasan Yıldırım: İstanbul/Silivri 3 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Tüberküloz ve astım hastası. * İmam Çelik Demir: İstanbul/Silivri Kapalı Cezaevi. Hafıza kaybı, yardım almadan tuvalete bile gidemiyor. Kendisine yemek verilmezse günlerce yemeyi unutabiliyor. * Memduh Kılıç: İstanbul/Maltepe 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğerinin bir bölümü alınmış (verem), nefes alıp vermede güçlük çekiyor (cihaz takıyor). Bel ve boyun fıtığı, diz altında tümör tespit edilmiş, mide reflüsü var. * Mahmut Aslan: İstanbul/Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp yetmezliği (Kalbi yüzde 22 çalışıyor) nedeniyle morarma yaşayıp sık sık hastaneye kaldırılıyor. Ayrıca Koah, tansiyon ve şeker hastası. * Mehmet Tapar: İstanbul/Maltepe Kapalı Cezaevi. İleri derecede tüberküloz, tedavisi yapılmıyor. * Mehmet Baki Kaplan: İstanbul/Maltepe 2 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. Bacak baldır kaslarda çürüme, şişme; yürümekte zorluk çekiyor. Kol ve eklemlerinde, boynunda şiddetli ağrı oluyor, midesi hiçbir şeyi hazmetmiyor. * Mehmet Ali Bağır: İstanbul/Üsküdar Paşakapısı Kapalı Cezaevi. Kalp hastası-Bypass olmuş, yeniden ameliyat olması gerekiyor, hayati risk nedeniyle yapılmıyor. * Mustafa Sain; İstanbul/Silivri Kapalı Cezaevi. Ciddi psikolojik sorunlar yaşamakta bu nedenle tekli hücrede tutuluyor. İhtiyaçlarını karşılayamıyor, görüşlere çıkmıyor. Birkaç kez hastaneye yatıp tedavi görse de düzelme olmamıştır. * Özkan Kırıcı: İstanbul/Silivri 2 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Her iki kolunda hasar var (çok küçük yaşta harman makinesine kaptırmış) ve ellerini kullanamıyor. Yüzde 85 engelli. Ayrıca ateşli silahla yaralanmadan kaynaklı karnında ve bacağında hasar ve akciğerlerinde de sorun var. * Rauf Erdem: İstanbul/Silivri L Tipi Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff, tüberküloz, beyincik eti uzaması, dizlerde ur, kaburgalarındaki sorundan dolayı iç organlara basınç yapması nedeniyle acı ve ağrılar ve psikolojik sorunları mevcut. * Rafet Selvitopu: İstanbul/Maltepe 2 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Psikolojik ve sinirsel rahatsızlıkları mevcut. * Süreyya Bulut: İstanbul/Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi. Kafasında şarapnel parçası bulunmaktadır. Bir gözü görme fonksiyonunu yitirmiştir. Aynı zamanda Wernicke Korsakoff hastası. * Sevcan Atak: İstanbul/Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi. Rahim kanseri. Ayrıca gözlerini kaybetmesine neden olabilecek bir hastalığı da mevcut. * Tamer Kapucu: İstanbul/Metris 1 Nolu Kapalı Cezaevi. Prostat kanseri. * Tayyip Çiftçi: İstanbul/Silivri Kapalı Cezaevi. Kolon kanseri ve akciğerinde sorun var. * Tekin Dönmez: İstanbul/Silivri 6 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofren ve ihtiyaçlarını karşılayamıyor. * Yılmaz Kahraman: İstanbul/Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Beyninde tümör var. * Zeki Turan: İstanbul/Silivri 2 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi. Böbrek hastası. Bu nedenle diyalize giriyor. Kalp rahatsızlığı, enfeksiyon ve mide hastalıkları var. İZMİR * Abdullah Onğulu: Balıkesir Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Kronik astım hastası. Bir kulağı duymuyor, bir gözünde yüzde 60 hasar var. Bir ayağı yüzde 90 engelli. * Ali Kurban: İzmir/Menemen T Tipi Kapalı Cezaevi. Diyaliz hastası. Ayrıca astım, bronşit, ülser, hemoroit, yüksek tansiyon, bacaklarda ağrı ve uyuşma var. * Abdurrahman Fidan: İzmir-Aliağa/Şakran 4 Nolu T Tipi Hapishanesi. Epilepsi, bel fıtığı hastası, karaciğerinde mermi çekirdeği bulunmakta ve tüm yemeklere karşı alerjik durumu var. * Abdullah Batı: İzmir-Aliağa/Şakran T Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası. Ameliyatla 4 kalp damarı değiştirilmiştir. * Abdullah Ateş: İzmir-Aliağa/Şakran Kapalı Cezaevi. Akciğerde çürüme ve iltihaplanma, astım hastalığı var. * Abdullah Gür: İzmir-Aliağa/Şakran 4 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Vücudunun büyük bir bölümünde yanık bulunuyor. * Ehmedê Xami: İzmir/Menemen R Tipi Cezaevi. Felçli (Tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak yaşıyor. 2001 doğumlu. * Abdulkadir Aksoy: İzmir-Ödemiş T Tipi Kapalı Cezaevi. Diyabet, yüksek tansiyon, Koah, bel fıtığı, mide, bağırsak hastalığı, sürekli baş dönmesi ve boyun ağrısı hastalıkları var. Aygül Kapçak: İzmir-Aliağa/Şakran Kadın Kapalı Cezaevi. Vücudunda şarapnel parçaları var. Jinekolojik sorunları var. * Aynur Epli: İzmir-Aliağa/Şakran Kadın Kapalı Cezaevi. Prolaktinoma tanısı (hipofiz bezinde prolaktin salgılayan tümör), tiroid, mide ve bağırsak şikâyetleri var. * Barış Akay: İzmir-Buca/Kırıklar 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğerde lezyon, kalp sağ kapakçık bozukluğu var * Bülent Koç: İzmir-Buca/Kırıklar 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Dudak kanseri. * Burhan Babaoğlu: İzmir-Buca/Kırıklar 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Omurgasında tümör teşhisi nedeniyle iki kez ameliyat oldu; ikinci ameliyatı olmayı bekliyor. Göz hastalığı nedeniyle bir gözü görmüyor ve psikolojik rahatsızları var. * Cömert Bozkurt: İzmir-Aliağa/Şakran 2 Nolu T Tipi Cezaevi. Demans ( Alzheimer), astım ve bel fıtığı hastası. * Dicle Bozan: İzmir/Menemen R Tipi Kapalı Cezaevi. Bir bacağı kesik, diğer bacağı ve karnında yaralar var. Bağırsakları dışarıda, tedavi olmayı bekliyor. * Ergin Aktaş: İzmir/Menemen R Tipi Kapalı Cezaevi. İki eli yok, koah hastası ve yaşamını tek başına idame ettiremiyor. * Faysal Yacan: İzmir/Aliağa 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Mide, bağırsak hastalıkları, alerjik reaksiyonları var. * Fethullah Demirtaş: İzmir-Buca/Kırıklar 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Boyun fıtığı, mide ülseri. Çene eklemlerinde erime olduğu için sürekli sıvı gıda almak zorunda olduğu yönünde raporu var. * Gıyasettin Sevmiş: İzmir/Şakran T Tipi Kapalı Cezaevi. Wilson hastalığı (Vücutta aşırı miktarda bakır birikimi sonucu oluşan kalıtsal bir hastalık) bulunuyor. * Hüseyin Sırmalı: İzmir-Buca/Kırıklar 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. İki eli yangında yandığı için kullanamıyor; tek başına ihtiyaçlarını karşılayamıyor. * Hulki Güneş: İzmir-Aliağa/Şakran 4 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Ankiloza spondilit tanısı var. Omurga tutulumunun ve hareket kısıtlılığının Ramatoloji ve fizik tedavi açısından sürekli takip edilmelidir. * Hasip Gün: İzmir-Aliağa/Şakran 3 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp (Kriz sonrası açık ameliyat oldu) hastası. * İdris Çalışkan: İzmir-Aliağa/Şakran 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Belinden boğazına kadar yüzde 80-90 yanık, damarlarında tıkanıklık, sol burun deliği kökten tıkalı, midesinde rahatsız yemek yiyemiyor, yiyince vücudunda kırmızı noktalar çıkıyor ve yanık yerlerde şişlik oluşuyor. * İ.Y: İzmir Aliağa/Şakran Çocuk Cezaevi. Yaralanmadan kaynaklı kemiklerinde kırılma ve parçalanma var. * Lütfü Kelekçiler: İzmir/Aliağa-Şakran 2 Nolu Kapalı Cezaevi. Kalpte (pil takılı) damar tıkanıklığı, bel fıtığı, dizde sakatlık, bronşit hastalıkları var. * Murat Bülbül: İzmir/Aliağa-Şakran 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Yüzde 80 engelli, psikolojik sorunları var. * Mehmet Şerif Öner: İzmir-Aliağa/Şakran 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Nörolojik rahatsızlık yaşıyor, diz kapağı yok. * Mehmet Okur: İzmir-Buca/Kırıklar 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. KOAH, kronik bronşit, farenjit, mide ülseri hastası. * Mehmet Nuri Özen: İzmir-Buca/Kırıklar 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. * Mahmut Yıldız: İzmir-Aliağa/Şakran 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. * Meral Ekin Ayata: İzmir-Aliağa/Şakran Kadın Kapalı Cezaevi. Kronik astım hastası, somlunum cihazı kullanıyor. * Mahfuz Dorudemir: İzmir-Aliağa/Şakran T Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi, böbrek, KOAH, astım, prostat, spastik kolon, akciğerde kist, reflü, hemoroid, bel fıtığı ve göz kayması hastalıkları var. * Mevlüde Başdaş: İzmir-Aliağa/Şakran Kadın Kapalı Cezaevi. (1948 doğumlu) Böbrek (böbrek nakli yapılmış), diyabet, kalp (anjiyo olmuş) ve şeker (Şekerden kaynaklı bir gözü görmüyor.) sorunları mevcut. * Ömer Sürer: İzmir/Ödemiş M Tipi Kapalı Cezaevi. Cezaevinde asılı olarak bulunmuş. Bu nedenle beyin damarları ile ilgili sorun yaşanmış ve akli dengesini kaybetmiş. Tuvalet ihtiyacını dahi bilmiyor. * Sekvan Becerikli: İzmir-Aliağa /Şakran 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. Ayrıca orta derecede nörolojik episist hastası. Kafatasının sağ bölümünde 5 cm.lik çökme mevcut. Aynı zamanda vücudunun yarısı felçli ve ihtiyaçlarını tek başına karşılayamıyor. * Siraç Toğluk: İzmir-Buca/Kırıklar 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası (ameliyat olmuş), yüksek tansiyon, ülser, troit hastası. *Şemseddin Ekinci: İzmir-Aliağa/Şakran 1 Nolu Kapalı Cezaevi. Şeker ve tansiyon hastası. Beyin kanaması geçirdi, vücudunun sol tarafı felçli. 24 Şubat'ta hastanede tedavi altına alındı. * Ufuk Keskin: İzmir-Aliağa/Şakran 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Diyabet (tip 1), çölyak, dermatisis herpotifermis ( gıdadan kaynaklı ciltte kabarcıklanma), süt-toz-küf alerjisi, bel-boyun fıtığı, raynound (el-ayak parmaklarında koyu renk) , gastrit vb. hastalıkları mevcut. * Yılmaz Suncak: İzmir-Aliağa/Şakran 4 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Tiroit bezi kanseri, eklem romatizması, Sinüzit, kronik faranjit, ülser, astım, reflü, hemoroid, kallentrol ve gizli şeker hastalıkları var. * Yusuf Bulut: İzmir/ Menemen R Tipi Kapalı Cezaevi. (1950 doğumlu) İnce bağırsak kanseri ve yatağa bağımlı durumda yaşıyor. * Zülfikar Bayram: İzmir Aliağa/Şakran 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Bacağından kurşunla yaralanmış, kol ve çenesinde kırıklar var. Akciğerinde enfeksiyon oluşuyor, böbrek, şeker ve tansiyon hastalıkları var. KARABÜK * Sebgetullah Güler: Karabük T Tipi Kapalı Kapalı Cezaevi. Felç geçirmiş. Engelli. KARAMAN * Faik Altın: Karaman M Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası. Kalbinde pil takılı * Mehmet Öztekin: Karaman/Ermenek M Tipi Kapalı Cezaevi. Hepatit B hastalığına bağlı olarak sürekli kusma, yemek yiyememe, vücudunda morarma ve şişme gibi sorunları var. Bu nedenle uykusuzluk problemi de yaşamaktadır. KAYSERİ * Ebedin Abi: Kayseri/Bünyan 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp (anjiyo olmuş) ve şeker hastası. * Mehdi Boz: Kayseri/Bünyan T Tipi Kapalı Cezaevi. Tiroid kanseri, böbreklerinde protein kaçırma sorunu, yüksek tansiyon, mide ülseri ve koah hatalıkları mevcut. * Mehmet Yamaç: Kayseri/Bünyan 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Göğüs kafesinde kırıklar var, kaburgalar üst üste geçmiş, kalbin sol üst köşesinde kemikler kaynamış. Ayrıca ciğerlerinde ve yanıktan kaynaklı vücudunda sorunları var. KIRIKKALE * Ali Teke: Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff hastası ve hafıza kaybı yaşamaktadır. * Cihat Özdemir: Kırıkkale/Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp hastası, sağ böbreğinde 8 mm. Nodül var. Prostat hastası, sağ epidiminde 3-4 mm. kist, sol böbreğinde lezyonlar, pankreası çalışmadığından sindirim bozukluğu, midede gastrit, vertigo, damar sorunu ve kronik duodenitis (onikiparmak bağırsak yangını). Ayrıca sol bileğine platin takılmış. * Mustafa Polat: Kırıkkale /Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi. Böbreklerinde ve akciğerinde şarapnel parçaları var. * Orhan Eroğlu: Kırıkkale/Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası, karaciğerde parçalı yağlanma (siroz şüphesi netlik kazanmamıştır), kurşunla yaralanma nedeniyle beyinde hasar oluşmuş (ameliyat olmuş) buna bağlı olarak sağ tarafında kısmi felç meydana gelmiştir. Ayrıca fıtık (2 kez ameliyat olmuş), guatr, kronik bronşit ve gözle ilgili sorunları var. * Resul Kocatürk: Kırıkkale /Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernicke Korsakoff Sendromu. Astım bronşit, gastrit, yemek borusu iltihabı ve peptik ülser tanıları konulmuştur. * Sinan Akbayır: Kırıkkale/Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernicke Korsakoff Sendromu, şeker, reflü ve kronik bronşit hastalıkları mevcut. * Zeynel Karabulut: Kırıkkale/Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernicke Korsakoff Sendromu, yürüyemiyor koltuk değneğine bağlı yaşıyor. KİLİS * İsmet Yalçın: Kilis E Tipi Kapalı Cezaevi. 1943 doğumlu. Kalp hastası. İki kez ameliyat olmuş ve ileri yaşından kaynaklı çeşitli rahatsızlıkları mevcut. KOCAELİ * Ayfer Ayçiçek: Kocaeli/Gebze M Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. * Abdullah Kalay: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff hastası, iki kez anjiyo oldu. Kalbi yüzde 30 çalışıyor. * Ali Çabuk: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. 1995’ten beri kafasında şarapnel parçası var. Sinirlere çok yakın olduğu için ameliyat edilmiyor, ayakta duramıyor ve sürekli baş dönmesi var. * Bayram Yaruk: Kocaeli/Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Gözleri görmüyor, KOAH, bel fıtığı, astım ve psikolojik sorunları var. * Beşir Demirağaç: Kocaeli/Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Böbreklerinde şarapnel parçaları var. * Cemal Yılmaz: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Siroz, tansiyon ve şeker hastası. 2008’de karaciğer nakli yapıldı. * Diren Yaşa: Kocaeli Kandıra 1 No'lu F Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğerlerinde ve omurilik bölgesinde şarapnel parçaları var. * Ergül Çiçekler: Kocaeli/Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff hastası. * Güneş Tekin: Kocaeli/Gebze M Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğerinde, sırtında ve kaburgalarında şarapnel parçaları var. Göğsünde de mermi olmasından kaynaklı oturup kalkmada sorunlar yaşıyor. * Hazine Alçı: Kocaeli/Gebze M Tipi Kapalı Cezaevi. Ateşli silahla yaralanma sonucu sağ bacağında dizden kalçaya kadar platin takılmış. Kalça kemiği parçalandığı için 2000 yılından beri iç protezle yaşıyor. * Havva Ak: Kocaeli/Gebze M Tipi Kapalı Cezaevi. Meme kanseri. Ameliyat geçirdi yeniden cezaevine götürüldü. * İsmail Maral: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Kalın bağırsak kanseri, yüzde 75 engelli. * Kamil Turanlıoğlu: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff hastası. Ateşli silahla yaralanmadan dolayı sol ayağı dizden biraz aşağıdan kesik. * Maşallah Emre: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Lösemi hastası. * Mehmet Emin Sarıkaya: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Tüberküloz, mide kanaması, bel fıtığı hastalıkları ve görme sorunu var. * Recep Çitikbel: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Beyninde omur çekilmesi mevcut. * Sami Özbil: Kocaeli/Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernicke Korsakoff hastası. Ayrıca kronik inflamatuvar bağırsak hastalığı tanısı var. * Tarkan Uğurlu: Kocaeli/Kandıra 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Wernicke korsakoff hastası. * Ulaş Deniz: Kocaeli/Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi. Tüberküloz hastası. * Zeliha Bulut: Kocaeli /Gebze M Tipi Kadın Kapalı Cezaevi. Eklem yerlerinde yanma, ağrı, elinden bileğine kadar kasılma, dirsek ve omuzda ağrı ve güç kaybı, ayak tabanlarında yanma, kasılma (kasıklardan itibaren tüm bacaklarda varis) , alerjik astım ve jinekolojik rahatsızları var. MALATYA * Aziz Serkaya: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Böbrek yetmezliği, şeker, tansiyon hastası. Ayrıca Behçet hastalığı var. * Ahmet Aras: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp yetmezliği sonucu kısmi felç, yüksek tansiyon hastası. * Candaş Bozkurt: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Psikolojik problemleri var. İntihara meyilli. * Gökhan İmer: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Ağır psikolojik rahatsız, sürekli ilaç kullanıyor. * Hasan Kaymaz: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Kanser vücudunun yüzde 80’nine ve böbreklerine sıçramış. Ayrıca epilepsi hastasıdır. * Muharrem Menek: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğer kanseri. * Mehmet Avcı: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Anti sosyal kişilik bozukluğu yüzde 65 engelli. * Mustafa Ilgar: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Yüzde 70 oranında engelli. Ayrıca aterosklerotik kalp rahatsızlığı ile kronik (obstrüktif) akciğer rahatsızlığı var. * Mazlum Balta: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Tüberküloz hastası. * Ramazan Doğan: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. 1940 doğumlu ve şeker hastası. İnsülin iğnesi kullanmakta. Öz bakımını kendisi yapamamaktadır. * Sertaç Korkmaz: Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi. Anti - sosyal kişilik bozukluğu mevcut. Ayrıca yüzde 30 engelli. MANİSA * Abdulvahap Ekmen: Manisa Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası ve yüzde 45 engelli raporu var. * Hüseyin Sarı: Manisa/Akhisar T Tipi Kapalı Cezaevi. Parkinson, kalp, hipertansiyon, sematorfrom bozukluklar (psikolojik olarak ortaya çıkan fiziksel yakınma), boyun fıtığı, kas zayıflığı, diz ve ayaklarında (diskler arasında daralma) ülser, reflü ve ödem gibi birçok hastalıkları mevcut. * Hasan Şaşmaz: Manisa/Akhisar T Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp, dip diyabet (düşük şeker), böbrek (7mm.kitle var), sol böbrekte tanısı konulmayan rahatsızlık, sağ böbrekte sürekli taş oluşumu, bel ve boyun fıtığı, kolesterol, menüsküs, kıl dönmesi şikayetleri var. * Hacı Mustafa Türk: Manisa T Tipi Kapalı Cezaevi. 1927 doğumlu. Birçok kronik hastalığın yanı sıra büyük abdestini tutamıyor. * Mehmet Gülmez: Manisa T Tipi Kapalı Cezaevi. Akciğerinde 6 mm'lik nöron (ALS hastalığı. Sinir hücreleri bozukluğu) bulunuyor. * Yılmaz Gerçel: Manisa E Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. 2004-2006 arası infazı ertelendi. Durumunda değişme olmadığı halde yeniden tutuklandı. 2008-2012 arasında Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde kaldı. Şu anda hapishane revirinde kalmakta; Ayrıca sol elini kullanamamaktadır. MARAŞ * Aysel Koç: Maraş/Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. * Ekin Sabur: Maraş/Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi. Bacağına saplanan şarapnel parçaları halen çıkarılmamıştır. * Mehmet Emin Akdağ: Maraş/Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi. Kafa travması geçirmiş, 2 kez sağ hemiparezi gelişmiş, günlük ihtiyaçlarını tek başına karşılayamıyor. * Ömer Gündem: Maraş E Tipi Kapalı Cezaevi. Yaralanmadan dolayı iç organları dışarıda, özel aparatla tutuluyor. Olması gereken 4 ameliyat var. MARDİN * Adil Kıpçak: Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi. Şizofreni hastası. * Emrullah Ermin: Mardin/Midyat M Tipi Kapalı Cezaevi. Yaralı olarak tutuklandı. 3 ameliyat geçirdi. 4 ameliyat daha olması gerekiyor aksi halde kolunu kaybedebilir. * İbrahim Doğru: Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. * Mervan Dağ: Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. * Nesimi Kalkan: Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi. Çölyak hastası. Hastalığı nedeniyle glütensiz gıdayla beslenmesi gerekiyor ama idare vermiyor. * Yavuz Okur: Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi. Epilepsi hastası. * Hasan Aşa: Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi. Yüzde 90 engelli, haftada 3 gün diyalize giriyor. MERSİN * Aslıhan Gencay: Mersin/Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi. Wernice Korsakoff, boyun ve sırtta ağrı, migren, kronik bronşit ve astım, bacaklarda dizden aşağıda sinir ölümü, göz sinirlerinde ölüm ve solgunluk oluşmuş. Ayrıca psikolojik sorunları var. * Elif Ezgi Karadoğan: Mersin/Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi. Lösemi hastası (Kan Kanseri). * Hadi Elçiçek: Mersin/Tarsus 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Kanser ve kalp hastası. * Nergiz Okkan: Mersin/Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi. Yaralı (kolundan ameliyat edilip platin takılmış ancak yeniden ameliyat olması gerekiyor) olarak tutuklandığı için ciddi sağlık sorunları var. * Songül Bağatur: Mersin/Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi. İlerlemiş bel fıtığı nedeniyle acilen ameliyat olması gerekiyor. Günlük hayatını dahi idame ettiremiyor. * Seyran Demir: Mersin/Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi. İlik kanseri, hepatit B, boyun fıtığı, solunum yetmezliği ve ağızda oluşan kist nedeniyle diş kaybı yaşıyor. Mama ile besleniyor ve aşırı kilo kaybı yaşıyor. * Sisê Bingöl: Mersin/Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi. 1933 doğumlu. Kalp, akciğer, tansiyon ve jinekolojik rahatsızlıkları var. * Yunus Şeker: Mersin/Tarsus 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp, damar hastalıkları mevcut, yüzde 70 engelli. NEVŞEHİR * Kazım Ataş: Nevşehir Kapalı Cezaevi. Beyin damarlarından üçü tıkalı, ihtiyaçlarını karşılayamıyor. ORDU * Hakkı Turgay: Ordu E Tipi Kapalı Cezaevi. Ayağından yaralı. 2 defa ameliyat geçirdi. Fizik tedavi görmesi gerekiyor. * İrfan Özenken: Ordu E Tipi Kapalı Cezaevi. Kalp, epilepsi, astım, hemoroit hastalıkları var. OSMANİYE * Abbdulhakim Eşiyok: Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. 1994 yılından beri kafasında aldığı darp sonucu 1.8 mm. demir parçası var ayrıca mide ülseri. * Adem Amaç: Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Bağırsak bölgesinde şarapnelden kaynaklı parçalanma var. * İkbal Akar: Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Ateşli silahla yaralanma sonucu kollarında kurşun var. Ayrıca ürolojik rahatsız (ameliyat olacak). * Cemil Nart: Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Böbrek ve bağırsak hastalıkları var. * Harun Açık: Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Kurşunla kalbinin 2 cm üzerinden yaralanmış, tedavilerinde sorun yaşıyor. * İsa Gürbüz: Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Koah hastası. * Murat Bayram: Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi. Beyin damarlarında kanamaya bağlı tıkanıklık var. * Mehmet Sait Engin: Osmaniye 2 No
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:38f6:59f2:25e6:3f7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
‘Referandumda yüzde 51.7 Hayır çıktı, YSK ile çaldılar’ İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ, “Emin olun 16 Nisan günü sandıktan ‘Hayır’ı çıkarttık, 51.7 gerçek devlet rakamı ‘Hayır’dır. Sandıkları sağlam tutuk, sandığı çalamayınca YSK’yı çaldılar” dedi. İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ, 16 Nisan 2017’deki ‘başkanlık sistemi’ referandumunda sandıkları sağlam tuttuklarını ve oy çaldırtmadıklarını belirterek, “Bir şeyi unuttuk. Sandığı çalamayınca, YSK’yı çaldılar” dedi. Özdağ, referandumda sandıktan çıkan ‘Hayır’ oranının 51.7 oranında olduğunu savundu. İYİ Parti Çanakkale İl Başkanlığı 1. Olağan Kongresi’nda konuşan Özdağ şunları söyledi: “Emin olun 16 Nisan günü sandıktan ‘Hayır’ı çıkarttık, 51.7 gerçek devlet rakamı ‘Hayır’dır. Sandıkları sağlam tutuk, aynı 5 Haziran seçimlerinde olduğu gibi. Ama bir şeyi unuttuk, YSK’yı çaldılar, sandığı çalamayınca. Onun üzerine bakın 4 milletvekili YSK’ya gittik, başkanın odasına girdik ve hesap sorduk. Bu 4 milletvekilinin 4’ü de şimdi İYİ Parti’de. Böyle yapmam (eliyle 4 rakamını gösteriyor) yanlış anlaşılmasın. Şimdi basın fotoğraf çeker, ‘Ümit Özdağ ‘Rabia’ işareti yaptı’ der. Yok, bunlar 4 İYİ Parti milletvekili. Korkunun en somut göstergesi en son çıkarılması için çalışılmaya başlanan seçim yasasındaki değişikliktir. Ne korkmuşlar ya. Öyle bir değişiklik yapmaya çalışıyorlar ki; bir tek maddeye indirgenebilir. Nedir o madde? Seçimlerde her türlü hile AKP lehine yapılabilir. Ama bilin ki artık İYİ parti var ve biz adamın canına okuruz. Hiç kimseye hile yaptırtmayız. Türk halkının sandığa attığı oyun sandıktan o şekilde çıkmasını sağlayacağız. Buna yemin ediyoruz. Kimseye oy çaldırtmayacağız, çaldıran da bunun hesabını verecek.”
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:38f6:59f2:25e6:3f7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
#ERDOĞAN'DAN #MISIROĞLU'NA TEPKI Erdoğan, 'Hocam' diye selamladığı, hastanede ziyaret ettiği Kadir Mısıroğlu'nun İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'la ilgili ağır sözlerine eleştiri getirdi. Mustafa Kemal Atatürk ve laiklik karşıtı açıklamalarıyla tanınan gazeteci-yazar-TV yorumcusu Kadir Mısıroğlu'nu hastanede ziyaret etmiş olan Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan bu kez farklı tavır geldi. Erdoğan, isim vermeden Mısıroğlu'nun şair Mehmet Akif Ersoy'la ilgili ağır sözlerini eleştirdi. 'NİYE KORKACAĞIM LAN SERSERİ' Ersoy'un İstiklal Marşı'na 'Korkma' ifadesiyle başlamasına ''80 sene sonra Yunan'ı hala Sakarya'da mı vehmediyorsun da 'Korkma' diye başlatıyorsun. ‘Niye korkacağım lan, dünya benden korksun' desene. Mehmet Akif serserinin teki'' gibi açıklamalarla tepki gösteren Mısıroğlu'na, Erdoğan, AKP TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada yanıt verdi. İSİM VERMEDEN ELEŞTİRİ İstiklal Marşı'nın neden 'Korkma' sözüyle başladığını yorumlarken 'Hocam' diye selamladığı Mısıroğlu'nu isim vermeden eleştiren Erdoğan şunları söyledi: 'BEŞER PLANINDAKİ KORKMAK DEĞİL' "Peygamber efendimizin Hicret sırasında kaldığı mağarada biliyorsunuz Hz. Ebubekir'i teskin etmek için ve yüce kitabımızda da zikredilen ‘Korkma, Allah bizimle beraberdir' ayeti var ya, işte bu lafzın ‘Korkma' kısmının İstiklal Marşımızın başına yerleştirilmiş olmasının sebebi de budur. Birileri burada farklı yerlere çekip bunu beşer planındaki 'korkmak-korkmamak' gibi anlayıp da o 'korkmak'tan almasın. Bu orada geçmiştir, Akif merhum onu o anlayışla oraya yerleştirmiştir. Onunla İstiklal Marşımızı oluşturmuştur." AYET ÇEVİRİSİNDE YORUM FARKI Erdoğan, bu vesileyle Tevbe Suresi'nin 'Lâ Tahzen İnnallâhe Meâna​' ayetinin çevirisini, ''Korkma Allah bizimle beraberdir'' diye yaptı. Bu ayet bazı kaynaklarda ''Üzülme Allah bizimle beraberdir'' diye çevriliyor. (Habertam)
Zaman Tüneli Fotoğrafları
#KILIÇDAROĞLU’NDAN FLAŞ ‘GÖKHAN #AÇIKKOLLU’ ÇIKIŞI! #CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. F... soruşturmasında görevden alınan ve gözaltındayken işkence yüzünden hayatını kaybettiği belirtilen öğretmen Gökhan Açıkkollu hakkında açıklamalar bulunan Kılıçdaroğlu; “Gökhan Açıkkollu, bir öğretmen, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanıyor. Gözaltı... CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. F... soruşturmasında görevden alınan ve gözaltındayken işkence yüzünden hayatını kaybettiği belirtilen öğretmen Gökhan Açıkkollu hakkında açıklamalar bulunan Kılıçdaroğlu; “Gökhan Açıkkollu, bir öğretmen, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanıyor. Gözaltı sırasında hayatını kaybediyor. Gözaltına ilaçların verilmediği bize gelen bilgiler yönündeydi. Hasta ise insülini vereceksiniz, nitekim bu adam öldü. Şimdi bu vatandaşın işkence sonucu öldüğü ortaya çıktı. Eşi Mümine Açıkkollu ile arkadaşlarımız konuştular. Hainler mezarlığına gömülecekse vereceğiz demişler. Diyanet fetva veriyor, hainlerin namazı kılınmaz diyor. Mezarlığa defnedemedik, bahçemize defnetmek zorunda kaldık diyorlar. Bu bir dram değil midir? İşkence sonucu hayatını kaybediyor. Hainlerin tazminat davası açma hakkı var. Biz de o ailenin sonuna kadar yanında olacağız. Yargılanmadığı için suçlu mu değil mi belli değil. Bir tek Allah’ın kulu çıkıp bu ülkede ‘adalet vardır’ diyemez?” diye konuştu. (Sanalbasin)
Zaman Tüneli Fotoğrafları
#ERDOĞAN’DAN NURETTIN #YILDIZ'A SERT TEPKI Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız’a Cumhurbaşkanı Erdoğan çok sert tepki gösterdi. İşte haberin ayrıntıları; ‘Kadınlar dayak yiyorlarsa şükretsinler’ açıklamasında bulunan Nurettin Yıldız’a Erdoğan bugün yaptığı açıklama ile sert tepki gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan HAK- İŞ'in kadın günü programında açıklamalar yaptı ve gündeme ilişkin konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Kadınlar dayak yiyorlarsa şükretsinler" diyen Sosyal Doku Vakfı Başkanı ve İlahiyatçı Nurettin Yıldız'ı isim vermeden işaret ederek tepki gösterdi. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddeti kınayan Erdoğan, bunun kültürümüzde bir yeri olmadığını söyledi ve şöyle konuştu: “Bazılarının dikkat çekmek için kavramları eğip, bükerek söyledikleri sözlerin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur” “DİKKAT ÇEKMEK İÇİN KAVRAMLARI EĞİP, BÜKEREK…” Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Kadın cinayetleriyle ilgili haberler şahsen beni çok rahatsız ediyor. Kadınlara ve çocuklara yönelik saldırıların izlerini inancımızda ve kültürümüzde arayanlar kesinlikle art niyetlidir. Adını tam olarak koymak gerekirse bu tür eylemlerden her biri nefret suçudur. Bazılarının dikkat çekmek için kavramları eğip, bükerek söyledikleri sözlerin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Yapılması gereken bir takım sapıklara harekete geçme cesareti veren iklimin ortadan kaldırılmasıdır. Eskiden yapanın yanına kar kalan şiddet ve istismar olayları artık ne milletimiz ne devletimiz tarafından görmezden geliniyor.Kız çocuklarının eğitim seviyeleri erkeklerle aynı seviyede, hatta daha ileri. Kız çocuklarımız daha dirayetli hareket edebilmektedir. Kadınların toplum hayatında güçlendiği gösteren en önemli şeylerden biri istihdamdır. Kadınların işgücüne katılımı konusunda 2023 hedefimiz yüzde 45'e ulaşmaktır. Kadınların destek vermediği bir ekonomide hedeflediğimiz büyüme oranlarına ulaşmamızın mümkün olmadığını biliyoruz. Başımızın tacı olan kadınlarımızı her alanda daha ileriye taşımakta kararlıyız. Hayatın her alanında kadınlarımızla birlikte yürümeye devam edeceğiz. Siyasete girdiğimizden beri hep en büyük desteği kadınlarımızdan gördüm. 2023 hedeflerimize kadınlarımızla birlikte ulaşacağız." siyasetcafe.com
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Türkiye'nin 438 milyar dolarlık dış borcu 1997 Asya krizi ile örtüşüyor Türkiye'nin toplam dış borcu 438 milyar dolar, özel sektörün borcu ise 308 milyar dolara yakın. CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “Özel sektör döviz borçları 1997 Asya krizi alarmı veriyor. 308 milyar dolara ulaşan reel sektör ve finans kesimi döviz borçları, Hazine garantileriyle birlikte olağanüstü düzeye geldi. Bu tablo 1997 Asya Finansal Krizi ile örtüştü. Şirket ve banka depremlerinin öncü şokları her an yaşanabilir” dedi. Toprak yaptığı açıklamada, yüksek faiz ve yüksek kur arasında sıkışan özel sektörün döviz borçlarına dikkat çekti ve hükümete şu uyarılarda bulundu: ÖZEL SEKTÖR BORCU: 1997'de Güneydoğu Asya ülkelerinden başlayan ve küresel piyasaları etkisi altına alan Asya Krizi'nin temelinde, özel sektör döviz borçlarındaki artışın ve borçların çevrilememesinin yattığı unutulmamalıdır. 2017 sonunda özel sektör döviz borçlarındaki yıllık artış, 22 milyar dolardır. Bir yıl ve daha kısa vadeli döviz borçlarının, sadece anapara tutarının 70 milyar dolar olması, özel sektörün borçların çevrilmesinde ağır bir yük altında olduğunu göstermektedir. 438 milyar dolara ulaşan toplam dış borç stokunun 308 milyar doları özel sektör döviz borçlarıdır. Kamu dış borcunun 129.5 milyar dolar ve özel sektör borçlarının üçte biri tutarında olması, tablonun vahametini değiştirmemektedir. İKTİDARIN O LÜKSÜ YOK: Hükümetin, ‘Borcunu nasıl ödeyeceğini özel sektör düşünsün' diyecek lüksü yoktur. Güneydoğu Asya ülkelerinden başlayan krizde, örneğin Endonezya'nın o dönemdeki toplam 157 milyar dolarlık dış borcunun sadece 54 milyar doları kamu borcuydu. Kalan 83 milyar dolar özel sektöre aitti. Güney Kore'nin krizden önce 154.5 milyar dolarlık dış borcunun, 15 milyar doları kamunun, 139.5 milyar doları özel sektörün borcuydu. Krizin ilk fitilini ateşleyen Tayland'ta ise toplam 102 milyar dolarlık dış borcun 31.5 milyar doları kamuya, 70.5 milyar doları özel sektöre aitti. Bu örnekler, bir ülke ekonomisinin sadece kamunun ağır dış borç yükü yüzünden değil, aynı zamanda özel sektörün dış borçları yüzünden de krize girmesi olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir. ÖDEMELERDEKİ BİR SIKINTI KRİZ YARATABİLİR Toprak, 308 milyar dolarlık özel sektör döviz borcunun 158 milyar dolarının finansal kuruluşlara, 150 milyar dolarının ise reel sektöre ait olduğunu belirtti. Toprak, “Yüksek faiz ve yüksek kur sarmalıyla özel sektör, hızla borçlarını çevirememe noktasına sürüklenmektedir. Hükümetin 15 milyon dolar ve üzerindeki döviz borçlarının Merkez Bankası'na bildirilmesi yönündeki kararı, sadece bir pansuman tedbiridir. Özel sektörün bir geri ödeme krizi içerisine girmesi, banka sistemini ve tüm ekonomiyi sarsacak, şirket iflaslarını ve finansal bir krize girilmesini tetikleyecektir. Öyle bir durumda, özel sektörün tüm borçlarının devlet tarafından üstlenilmesi zorunlu hale gelecektir. Bu ekonomimizin gelecek 25-30 yılının, yabancı bankerlerin, sıcak paracıların hegemonyasına, ipoteği altına girmesi, oyuncak olması demektir. Acil önlem alınması kaçınılmazdır” diye konuştu.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Eskişehir'de gözaltındaki kadınların başörtüsünün zorla çıkarıldığı belirtiliyor Erzincan Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınan kadınların başörtüsünün çıkarılmasın olayının bir benzerinin Eskişehir'de de yaşandığı ortaya çıktı.... https://twitter.com/magduriyetler_/status/970954892528537600?ref_src=twsrc%5Etfw&ref_url=http%3A%2F%2Faktifhaber.com%2Fiskence%2Feskisehirde-gozaltindaki-kadinlarin-basortusunun-zorla-cikarildigi-belirtiliyor-h113334.html
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
"Kadir Mısıroğlu'na ait 10 milyon dolarlık restoran kaçak olarak büyütüldü" Mülkiyeti, "Kurtuluş Savaşı'nda Yunan galip gelseydi, hilafete dokunulmazdı" sözleri nedeniyle tepki toplayan Kadir Mısıroğlu'na ait İstanbul’daki lokantanın ‘kaçak’ olarak büyütüldüğü iddia edildi. Yıllar önce yeşil alana imara aykırı olarak yapılan lokanta, denize doğru 250 metrekare büyütüldüğü, toplam 1000 metrekare kapalı alan oluşturulduğu öne sürüldü. Tartışma yaratan Üsküdar Çengelköy'de eski Kuleli Askeri Lisesi'nin ve tarihi Kaymak Mustafa Paşa Camii'nin yanında bulunan Yakamoz Restoran için CHP harekete geçti. Mısıroğlu'nun A Haber'de sansürlenen “Buranın tapusu 40 seneden fazladır benim, 1977'den beri. Mal sahibi olmak suç mu” sözleri ile sahibi olduğunu kabul ettiği boğaza nazır lokantanın kaçak bölümlerine işlem yapılması için CHP'li İBB Meclis üyeleri Nadir Ataman, Hüseyin Sağ İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'ne başvurdu. Başvuruda lokantanın kaçak bölümleri ile ilgili dikkat çekici tespitler yapıldı. Sözcü'de yer alan habere göre, Eski ve yeni fotoğraflar karşılaştırıldığında kazık çakılarak mülkiyeti Kadir Mısıroğlu'na ait restoranın denize doğru enine 6 metre, boyuna 40 metre olmak üzere yaklaşık 250 metrekare büyütüldüğü vurgulandı. Nadir Ataman ve Hüseyin Sağ koruma kuruluna yaptıkları başvuruda kaçak lokanta ile ilgili imara aykırı yapılaşmaya karşı bir işlem yapılıp yapılmadığını sordu. Onaylı restorasyon projesine ve İBB Meclis kararına aykırılıkların tespit edilmesini istedi. Yılbaşı kutlaması yapılmış Mülkiyeti Kadir Mısıroğlu'na ait İstanbul Çengelköy'deki Yakomoz Restoran, muhafazakar camianın mekanlarından biri olarak biliniyor. Restoran, 2016'da, adam başı 100 lira karşılığında müşterilerine DJ eşliğinde eğlence ve yılbaşı çekilişi vaat etmiş. İBB önce reddetti, sonra onayladı “Fesli tarihçi” Kadir Mısıroğlu'na ait milyon dolarlık lokantanın bulunduğu 955 metrekarelik parsel 1983 tarihli Boğaziçi Nazım Planı'nda ‘Yeşil Alan'da kalıyordu. İmara aykırı şekilde yapılaşmaya açılan yeşil alan için 2011 yılında plan değişikliği istendi. Yeşil alana yapılan yapıları yasal hale getirmek için imar fonksiyonunun “lokanta alanı” olarak değiştirilmesi talebi İBB Meclisi'nin 10 Ağustos 2011 tarihli meclis oturumunda oy birliği ile reddedildi. 13 Eylül 2012 tarihli İBB Meclis oturumunda parsele ilişkin imar planı değişikliği bir kez daha gündeme geldi. Parselin yeşil alandan çıkarılarak “turizm tesisi alanına” alınması istendi. İBB bu kez talebi kabul etti. Kararda “Parselin 20 Ocak 1978 tarihinde edinildiği ve o tarihte imarlı olduğu görüldüğünden uygun görülmüştür” denilerek lokantanın bulunduğu parsel oy çokluğu ile “turizm tesisi alanı” oldu. "Kazık çakıp gecekondu yapmışlar" Kurula başvuran meclis üyelerinden Hüseyin Sağ restoranın hemen yanında Boğaz'ın en güzel yalı camilerinden biri olan tarihi Kaymak Mustafa Camii bulunduğunu dile getirdi. Boğaziçi ön görünümde denize kazık çakılarak üzerine gecekondu yapıldığını söyleyen Sağ “İBB'den geçen imar planındaki komşu çekme mesafelerine uyulmamış. Arsanın tamamına komşu payı bırakılmadan birçok parçacıl yapılar yapılmış. Kıyı kanununa aykırı hareket edilmiştir. Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarında, bunların bitişik parselleri ile koruma alanlarında yer alan taşınmazlarda, izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunulamaz” diye konuştu. "Kacak yapı denize taştı" CHP'li İBB Meclis Üyesi Nadir Ataman, mülkiyeti Mısıroğlu'na ait Yakamoz Restoran'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Boğaziçi İmar Müdürlüğü yetki alanını içinde olduğunu belirtti. “100 metrekare oluşturulmuş" Kaçak yapının denizin üzerine kadar taştığını ifade eden Ataman “Kazanılan alanın üstü de kaçak olarak kapatılarak kapalı alan oluşturulmuş. Yine parsel içinde kademelendirme yapılarak ikinci bir kat oluşturulmuş ve kapalı alan haline getirilmiştir. Ayrıca teras katı bulunmaktadır. Yaklaşık 1000 metrekare kapalı alan oluşturulmuş” tespitinde bulundu. Ataman, “Atatürk'e hakaret yağdıran, Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanı'nın hastanede ziyaret ettiği Mısıroğlu'nun mülküne Boğaziçi İmar ve İBB büyük rant yaratıyor. Atatürk'ü sevenlerin bu restoranın önünden bile geçmemesi gerekir” dedi.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
BM: Suriye, Doğu Guta'da kimyasal silah kullandı Birleşmiş Milletler (BM) Suriye yönetiminin, Temmuz ve Kasım'da Doğu Guta'da kimyasal silah kullandığını açıkladı. Milliyet'in haberine göre, BM raporuna göre, Rusya'nın Kasım ayındaki hava saldırısında en az 84 kişi öldü. Savaş suçu olabilecek saldırının gerçekleştiği yer, Halep yakınlarındaki Atareb. Bu bölge Türkiye, Rusya ve İran tarafından 'çatışmasızlık bölgesi' ilan edilmişti. Raporda, bu saldırının bilinçli yapıldığına dair bir kanıt bulunamadığı belirtilirken, ayrım gözetmeksizin bu kadar sivilin ölümüne neden olmanın ‘savaş suçu’ olarak adlandırılabileceği vurgulandı. Bu açıklamayla komisyon, ilk kez açık bir şekilde Rusya’nın savaş suçu işlemiş olabileceğini ifade etmiş oldu.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Mahkeme cinsel istismarı ortaya çıkaran gazetecileri yargılıyor Van’a bağlı Erciş İlçesinde 3 farklı okulda yaşanan cinsel istismar iddialarıyla ilgili haber yaptıkları iddiasıyla olayı gündeme getiren Gazete Yaşam muhabirleri İdris Yılmaz ve Erhan Akbaş mahkemeye çıkarıldı. İlçe Milli Eğitim Müdürü Erol Şimşek’in haklarında açtığı dava nedeniyle “yalan haber yapmak ve iftira” suçlaması ile yargılanıyor. Artı Gerçek'te Remzi Budancır'ın haberine göre, gazetecilerin yargılanmasına konu olan dava, Erciş İlçesinde 3 farklı okulda yaşanan cinsel istismar olayının haberleştirilmesi ile ilgiliydi. Mayıs 2017 tarihinde cinsel istismar olayını haberleştiren gazeteciler, haberlerde cinsel istismar olayının aylarca gizlendiğini iddia etmişti. İlçe Milli Eğitim Müdürü Erol Şimşek ise haberleri yapan gazeteciler hakkında “Yalan haber yapma ve iftira atma” suçlaması ile suç duyurusunda bulundu. İki gazeteci hakkında ‘yalan haber yapma ve iftira’ suçlaması ile dava açılmıştı. Şimşek 31 Ekim 2017 tarihinde yapılan ilk duruşmada “Cinsel istismar olayının ortaya çıkmasının ardından aynı gün soruşturma başlattık. Ancak gazeteci olan sanıklar sürekli olarak olayı benim üzerime haber yapmışlardır” şeklinde ifade vererek, gazetecilerin kendisine iftira attığını iddia etmişti. GAZETECİ AKBAŞ: BİZ GAZETECİLİK YAPTIK, HABERİMİZİN ARKASINDAYIZ Gazetecilerin yargılandığı davanın üçüncü duruşması bu gün Erciş 1.Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya, gazeteci Erhan Akbaş ve avukatı Savaş Avcı hazır bulunurken, davacı Milli Eğitim Müdürü Erol Şimşek ve gazeteci İdris Yılmaz duruşmaya katılmadı. Duruşmada söz alan gazeteci Erhan Akbaş, kamu yararına ve kamuyu ilgilendiren bir olayı açığa çıkardıklarını belirterek, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yargılandıklarını söyledi. Davaya konu olan haberlerin arkasında olduklarını anlatan Akbaş, “Burada yargılanması gerekenler istismarcılar ve onları koruyan kişilerdir biz değiliz. Gazeteci arkadaşım İdris Yılmaz ile birlikte toplumu ilgilendiren bir konuyu haberleştirdik. Bu olay 29-30 Aralık 2016 tarihlerinde öğrencilerin rehber öğretmenlerine yaşanan durumu anlatması sonrası açığa çıkıyor. Okul müdürü öğrencilerden alınan ifade tutanakları ile birlikte 03 Ocak 2017 tarihinde üst yazı ile Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bildiriyor. Milli Eğitim Müdürü bu olaydan haberdar olmasına rağmen adli işlem başlatmıyor. Biz bu haberi yaptıktan sonra Milli Eğitim Müdürü Erol Şimşek, Devlet Yönetmenliği Sistemi (DYS) üzerinden 23 Mayıs 2017 tarihinde Erciş Cumhuriyet Başsavcılığı'na adli soruşturmanın başlatılması için dilekçe gönderiyor. Aynı gün başlatılması gereken adli soruşturma 5.5 ay boyunca başlatılmıyor. Bunun basın özgürlüğü çerçevesinde ele alınmasını talep ediyoruz. Bizler gazeteciyiz suçlu değiliz hakkımızda yöneltilen suçlamaların hiç birini kabul etmiyoruz” dedi. GAZETECİ AKBAŞ: DOĞRU HABER YAPTIĞIMIZ ISPATLANDI Duruşmanın ardından Artı Gerçek’e konuşan Erhan Akbaş, bu duruşmada Milli Eğitim Müdürü'nün iddialarının çürütüldüğünü söyledi. Olayla ilgili aldıkları belgeleri mahkeme başkanına verdiklerini anlatan Akbaş, “Biz 3 haber yapmışız. Yapmış olduğumuz haberlerin ardından 2 öğretmen tutuklandı. Biz dedik ki bizler haber yaptıktan sonra olay adliyeye yansıdı. Milli Eğitim Müdürü de ‘Hayır, ben aynı gün hem adli hem de idari soruşturma başlattım’ dedi. Milli Eğitim Müdürü'nün bu ifadesi mahkeme tutanaklarına geçti. Biz de bugünkü duruşmada bu belgeyi çıkartıp mahkemeye sunduk. Biz haberi 22 Mayıs 2017 tarihinde yapmışsız, Milli Eğitim Müdürü de 23 Mayıs 2017 tarihinde savcılığa bildirmiş. Yani bizim yapmış olduğumuz haberden bir gün sonra. Oysa olayın oluş tarihi 29-30 Aralık 2016. Milli Eğitim Müdürlüğü'ne iletildiği tarih ise 3 Ocak 2017. Aynı gün hem idari hem de adli soruşturma başlatılması gerekiyordu. Bu süre zarfında bir şey yapmamış. Ancak mahkemeye sunmuş olduğumuz belgelerden anlaşılıyor ki olayın oluşunun üzerinden 5.5 ay geçiyor ama bir şey yapılmıyor. Bizim haberi yapmamızdan sonra Milli Eğitim Müdürü savcılığa bildiriyor” diye konuştu. MAHKEME BAŞKANI DOSYAYI ADLİYEDEN İSTEYECEK Milli Eğitim Müdürü'nün yaptıkları haberden dolayı kendileri hakkında “yalan haber yapma, iftira atma” suçlaması ile suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatan Akbaş, şunları söyledi: “Aldığımız belgeyi mahkeme başkanına sundum. ‘Bakın Milli Eğitim Müdürü yalan beyanda bulunduğu açık ortada’ dedim. Mahkeme başkanı bizim sunduğumuz belgelerin de içinde olduğu dosyayı adliyeden isteyecek. Bu belgelerin gelmesini bekleyeceğim dedi. Bu belgelerin gelmesinin ardından 5 Haziran 2018 tarihine karar duruşması görülecek.”
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Türkiye'nin yeni dış politikası; rehin alma Foreign Policy Dergisi yazarı Nate Schenkkan’a göre, Türkiye'nin yeni dış politikası rehin alma üzerine kurulu. Foreign Policy Dergisi'nin yazarı Nate Schenkkan, Türkiye ile Avrupalı müttefiklerin arasını bozan 'tutuklu vatandaşlar' üzerinden belirlenen yeni dış politikasını eleştirdi. Türkiye’nin Batılı müttefikleri ile ilişkilerini ‘Türkiye’nin yeni dış politikası: Rehine alma’ başlıklı makalesinde yorumlayan Schenkkan, "Batı bu yeni dış politikanın farkında ancak adını koymuyor" dedi. Yazısına Türkiye ve Almanya arasında 'rehine krizi' yaşanmasına neden olan Die Welt’ın muhabiri Deniz Yücel ile başlayan Schenkkan, Yücel’in tutuklanmadan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı ve Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın hacklenen e-postaları hakkında yazdığı yazıları hatırlatıyor. Yücel’in 2017 yılında ‘terör propagandası’ yaptığı gerekçesi ile tutuklandığını belirten Schenkkan konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "İlk tutuklama kararı, bu makalelere ilişkindi, ancak gözaltının ardından soruşturmacılar dikkatini PKK’yi haberleştirmesine, özellikle de PKK lideri Cemil Bayık ile yaptığı röportaja kaydırdı. Çoğunluğu tek kişilik hücrede geçen bir yıllık tutukluluğunun ardından, Türkiye’de yargılama başlamadan, 16 Şubat’ta kefaletle serbest bırakıldı. Ülkeyi bir an önce terk etti. Almanya’da güvenli bir yere geldiğinde, cezaevinden ayrıldıktan sonra kendisine verilen mahkeme kararını elinde tuttuğu bir video yayınladı. Yücel, mahkemenin tutukluluk süresini uzattığını, sonlandırmadığını söyledi. Yücel’in serbest bırakılması, gözaltına alınmasında olduğu gibi Türkiye hükümetinin siyasi kararının tüm izlerine sahipti.” Yücel’in serbest bırakılmasının ardından Alman basınında ‘karşılığında Türkiye’ye ne vaat edildiğini'nin uzunca bir süre tartışıldığına dikkat çeken Schenkkan, Yücel’in kendisinin de daha serbest bırakılmadan önce kendisi üzerinden ‘kirli pazarlık’ yapılmamasını istediğini anımsattı. 'ALMANYA REHİNE PAZARLIĞINA ZORLANDI' "Almanya hükümeti Ankara’ya yönelik silah satışının durdurulması tehdidini koz olarak mı kullandı?" yoksa "Türklerin, gazetecinin serbest bırakılabilmesi için silah satışının devam etmesine yönelik taleplerine teslim mi oldu?" sorularına makalesinde yanıt arayan Schenkkan, “Her ne olursa olsun, Almanya’nın NATO müttefiki Türkiye ile rehine pazarlığına zorlanmış oldu” yorumunda bulundu. Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini belirleyen ve fazlası ile yaygın hale gelen rehine diplomasisinin PYD'nin eski Eş Başkanı Salih Müslim’in Çekya’da gözaltına alınmasından sonra iki ülke arasında hemen rehine takası söylentilerine neden olduğunu ifade eden Schenkkan, “Çek mahkemesi ise Salı günü Avrupa Birliği içerisinde serbestçe dolaşmasına izin vererek Müslim’i serbest bıraktı. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, mahkemenin bu kararını 'terörizmi açıkça desteklemeye yönelik bir karar' sözleriyle kınadı, Çekya Dışişleri Bakanlığı’ndan bunun karşılığında sert sözler içeren bir yanıt geldi” dedi. 'REHİNE DİPLOMASİSİ EN ÇOK ABD İLE İLİŞKİLERDE GÖRÜNÜR' "Bu rehine diplomasisi, en çok ABD-Türkiye ilişkilerinde görünür durumda. Türkiye’de tutuklu bulunan bir kaç Amerikan vatandaşının kaderi Türkiye’nin geniş taleplerinin konusu oldu" diyen Schenkkan, şöyle devam etti: "2016 yılında tutuklanan Protestan cemaatine ait İzmir Diriliş Kilisesi’nin başında olan papaz Andrew Brunson en bilinen Amerikalı tutuklulardan. Papaz bir yıl içeride kaldıktan sonra Erdoğan açık bir şekilde Brunson'u pazarlık malzemesi haline getirdi. Erdoğan Amerika’da bulunan Gülen Cemaatinin lideri Fettullah Gülen’in iadesini kast ederek 'papaza karşı papaz' ile açıkça istediğini dile getirdi. Brunson, cezaevinde bulunan tek Amerikalı değil. Çifte pasaport sahibi NASA bilim insanı Serkan Gölge de darbe döneminde tutuklandı ve yedi yıl hapis cezasına çaptırıldı." Schenkkan şunları dile getirdi; "Ülkeler arasındaki ilişkiler açısından bu durum kabul edilebilir değil. Türkiye’nin mütefikiki olan hiç bir ülkenin vatandaşı 'acaba herhangi bir durumdan dolayı Türkiye’de yakalanırsam ülkede rehine olarak tutulur muyum' kaygısı yaşamamalı. Konu Kongre'nin de gündeminde. Türkiye'nin rehine krizi çıkarması durumunda cezlandırılmasını sağlayacak bir yasa tasarısı üzerine çalışılıyor. Senatörler Jeanne Shaheen (Demokrat, New Hampshire) ve James Lankford (Cumhuriyetçi, Oklahoma) tarafından Devlet, Dış Faaliyetler ve İlgili Programlar’a sunulan yasa değişikliği, ABD vatandaşlarının haksız ve yasadışı bir şekilde uzun süre gözaltında tutulmasında yer aldığı ortaya çıkarılmış Türk yetkililere yaptırım yapma yetkisi veriyor. Tıpkı Sen Lankford’un iki hafta önce Wall Street Journal’da yazdığı gibi bu yasa değişikliği insan hakları ihlalleri gerçekleştiren Türk yetkililere de uygulanacak şekilde genişletilmeli. Global Magnitsky bir yasa ve ilk olarak Aralık 2017 yılında kullanıldı. Bu yasa Amerikan yetkilisine yaptırım yetkisi veriyor. Bu yasa ile dünyanın herhangi bir yerinde insan hakları ihlali yaptığı tespit edilmiş bireysel kişilerin tespit edilmesi durumunda kendilerine bireysel yaptırımlar getiriyor. Bireysel yaptırımlar arasında bu kişinin ABD'ye girişinin yasaklanması, ülkedeki varlıklarının dondurulması ve Amerikan finanas sisteminin dışına itilmesi kast ediliyor." 'BAZI DURUMLARIN PAZARLIK KONUSU YAPILAMAYACAĞI HATIRLATILMALI' Schenkkan' a göre Kongre ve Trump yönetimi Ankara'ya her ne olursa olsun bazı durumların ve alanların hiç bir şekilde 'pazarlık konusu’ yapılamayacağını hatırlatmalı. “ABD, ABD vatandaşlarının hakları veya ABD’de hukukun üstünlüğü üzerinden müzakerede bulunmayacaktır” değerlendirmesinde bulunan Schenkkan makalesini şöyle sonlandırıyor: “Yaptırımları delen Reza Zarrab veya Fethullah Gülen’in iadesi gibi yüksek profilli davalarda da geçerli. Aynı zamanda ABD, yolsuzlukla mücadele ve hukukun üstünlüğüne dair sorunları Türkiye ile ikili ilişkilerin merkezine doğrudan koyacaktır. Ne de olsa Türkiye, hala bir müttefik; en azından şimdilik.'
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Cemil Çiçek: İstanbul'un siluetini Amerika mı bozdu? Eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz" sözlerini hatırlatarak, "Bunu kim yaptı?" diye sordu. Çiçek, "Cumhurbaşkanımız zaman zaman söylemiyor mu? 'İstanbul'un siluetini bozduk' diyor. E kim bozdu? Amerika mı, Rusya mı bozdu? E demek ki biz dikkat etmedik. Burada bir kısım yanlışlıklar yaptık" ifadesini kullandı. Çiçek, partisinde eleştiri yapanlara 'ihanet etti' gibi ifadeler kullanan kişilere de "İhanet lafını işporta malı gibi kullanmamak lazım" diyerek tepki gösterdi. Sputnik'te yer alan habere göre gazeteci İbrahim Haskoloğlu'nun programına konuk olan eski Meclis Başkanı ve AKP Ankara Milletvekili Cemil Çiçek, partisi içerisindeki 'ihanet' söylemlerine dikkat çekti. İktidarlarından önce doğru, yanlış ve eksik yapılanlar olduğuna dikkat çeken Çiçek, "Bize düşen doğru yapılanları devam ettirmek, yanlış yapılanları düzeltmek. Bizim doğru yaptığımız işler var, yanlış yaptıklarımız var, eksik yaptıklarımız var" dedi. "Yanlış yaptık" diyebilmek için kişilerin aklını öne çıkarması gerektiğini ifade eden Çiçek, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın İstanbul siluetine dair yaptığı "Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum" sözlerini hatırlattı. Çiçek, sözlerinin devamında şunları söyledi: "Cumhurbaşkanımız zaman zaman söylemiyor mu? 'İstanbul'un siluetini bozduk' diyor. E kim bozdu? Amerika mı, Rusya mı bozdu? E demek ki biz dikkat etmedik. Burada bir kısım yanlışlıklar yaptık. E görülüyor da zaten. Minare sayısından fazla gökdelen var. Demek ki yanlış yapmışız. E buna partici gözüyle bakmaya gerek yok. Birisi bana şöyle mi dedi, böyle mi dedi…" Çiçek, partisinde eleştiri yapanlara 'ihanet etti' gibi ifadeler kullanan kişilere de "İhanet lafını işporta malı gibi kullanmamak lazım" diyerek tepki gösterdi.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kurtulmuş Türkiye’yi ‘unuttu’: Kimin ne izleyeceğine siyasetçi karar veremez Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Arap coğrafyasındaki ülkelerde Türk dizilerinin yayından kaldırılmasıyla ilgili “Kimin hangi filmi seyredeceğine masa başında oturup, üç siyasetçi karar veremez. Bu devirler çoktan geride kaldı” dedi. Kim tarafından ve neden alındığı açıklanmayan karar, birçok medya grubuna gönderilmişti. Karar sadece dizileri değil, Türkiye kaynaklı her tür programı kapsıyordu. Söz konusu gruplardan Arap aleminin en büyük yayın kuruluşu MBC, talimatı doğrulayarak 2 Mart itibariyle altı Türk dizisini yayından kaldırdığını duyurmuştu. Bünyesinde 11 kanal barındıran Dubai merkezli MBC, Suudi işadamı Welid el İbrahim’e ait. AA’ya konuşan Kurtulmuş, bu konuda Dışişleri Bakanlığı’nın gerekli girişimlerde bulunacağını söyledi. Kurtulmuş şöyle devam etti: “Son yıllarda koşar adım ilerleyen bir dizi sektörümüz var. Dünyanın her yerinde Türk dizilerini insanlar izlemek için iple çekiyorlar. Arkadaşlarımız, bizlere, ‘Eşim, annem, çocuğum bugün akşam şu diziyi izleyeceğiz’ diye bizi önceden uyarıyorlar. Böyle bir ilgi var. Bu Türkiye’nin yumuşak gücünü gösteriyor. Başka ülkenin herhalde dizi filmlerinin bu kadar büyük bir coşkuyla, sevgiyle, sempatiyle izlendiğini söylemek mümkün değildir. Kimin hangi filmi seyredeceğine masa başında oturup, üç siyasetçi karar veremez. Bu devirler çoktan geride kaldı.” KURTULMUŞ YOLDAKİ YASAYI ‘UNUTTU’ Meclis’e sevk edilen torba yasadaki bir maddeye göre, lisanslı yayın kuruluşları internet sitesinden yayın yapabilecek. Ancak bunun için ayrıca lisans almaları gerekecek, lisans almayan kuruluşların yayınları ise sulh ceza hakimince engellenebilecek. Düzenleme Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilmişti.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Erdoğan "Afrikadaki Türk okullarını gasp ettik" Afrika seyahatine değinen Erdoğan, "Afrika seyahatimizde gittiğimiz ülkelerin ortak özelliği 15 Temmuz darbe girişiminde ülkemize verdiği güçlü ve samimi destektir. Bu ülkeler, F… okullarını kısa sürede Maarif Vakfımıza devrederek samimiyetlerini sözde bırakmayıp fiiliyatda da göstermişlerdir. http://aktifhaber.com/siyaset/erdogandan-medyaya-talimat-bu-yayinlarinizi-kesin-milleti-cileden-cikaracaksiniz-h113365.html
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Duy da inanma! HSK başkan vekiline göre ‘yargıya talimat ' yokmuş!
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Almanya'dan Türkiye'ye: OHAL kalkmadan seyahat uyarısı gevşetilemez ‘OHAL VE ALMANLARIN TUTUKLANMASI ENDİŞELERE YOL AÇTI’ Gabriel ise Türkiye’nin turistler için her daim cazip bir ülke olduğunu ancak darbe girişimi, ardından ilan edilen Olağanüstü Hâl ve Türk kökenli bir dizi Alman’ın tutuklanmasının endişelere yol açtığını belirtti. Almanya’nın seyahat uyarılarını sürekli güncellediğini söyleyen Gabriel, Türkiye’de Olağanüstü Hâl’in ne zaman sona ereceği konusunun yanı sıra Türkiye’de hukuk devletinin durumu ve Türk-Alman vatandaşlarının Türkiye’ye seyahatlerindeki güvenlikleri gibi konulardaki gelişmelerin Almanya’nın seyahat uyarılarına yansıyacağının altını çizdi.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Savcılık, Avukat Kemal Uçar’ın avukatlık yapmasını yasakladı Bylock soruşturmalarıyla ilgili paylaşımlarından dolayı gözaltına alınan Avukat Kemal Uçar, F… ile bağlantısı çıkmadı. Savcılık da bunun üzerine avukat Uçar’ın F… davalarında avukatlık yapmasını yasakladı. F.. soruşturmalarına dair bazı açıklamalarıyla gündeme gelen avukat Kemal Uçar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3 gün önce gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından bir soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı verilen İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat Uçar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi. Kemal Uçar sosyal medya hesabından özellikle ByLock, ankesörlü telefon aramaları ve itirafçı beyanlarının F… dava ile soruşturmalarında delil olamayacağına ilişkin önemli açıklamalarıyla biliniyor. Gözaltındaki işlemleri devam eden Uçar’ın F… ile bağlantısı çıkmadı. Bunun üzerine savcılık da Avukat Uçar’ın, F… davalarında avukatlık yapmasını yasakladı. Böylece doğruları konuşan birini daha susturmuş oldular.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Hukukun daha ağır işlemesini isteyen Erdoğan UYAP'ı da cemaate bağladı Erdoğan, dün Beştepe'de UYAP sistemini tekrar hedef gösterdi. Erdoğan'ın UYAP olmadan delil karartma ve 17-25 Aralık operasyonlarını daha kolay ortadan kaldırabileceği kaydediliyor. Erdoğan, dün Beştepe'de UYAP'ı işaret ederek, "Keşke bu şekilde değil de klasik sistemde bu iş geç de olsa yürüse daha adil olarak tecelli etseydi." şeklinde ifadeler kullandı. Erdoğan, Ulusal Yargı Projesi'yle (UYAP) işleyen hukuku daha da işlemez hale getirmek için hedef gösterdi. Beştepe'de Yargıtay'ın 150. Yılı Sempozyumu'nda açık açık UYAP sisteminin kaldırılmasını isteyen Erdoğan, "UYAP'ın çokça sıkıntılarını açıkça görüyoruz. Keşke bu şekilde değil de klasik sistemde bu iş geç de olsa yürüse daha adil olarak tecelli etseydi." dedi Erdoğan'ın UYAP'ı hedef göstermesinden sonra sosyal medyada gündem oldu. Sosyal medyadan önemli birkaç tespit yapan Aziz Kamil Can isimli bir kişi "Erdoğan’ın “saygı duymuyorum”dan “tanımıyorum”a terfi eden “adalet” anlayışı artık hepimizin malumu. Ancak Erdoğan’ın, adaletin elektronik olanıyla yani e-adalet (UYAP) ile de sıkıntısının olduğunu bu konuşmasıyla öğrenmiş olduk." ifadelerini kullandı. Erdoğan'ın 17-25 Aralık Operasyonlarını Milli uygulama olan UYAP'tan silmek için böyle bir adım attığını kaydeden Can, diğer önemli tweeti ise şöyle; Erdoğan: 1- 17-25 Aralık ve aleyhine olan diğer belgelerin izlerini geri dönmeyecek biçimde UYAP'dan silmek istiyor. 2- UYAP'a kayıt edilmeyen soruşturma ve yargılamalara doğrudan müdahale ve delil karartma daha kolaydır. Kamuoyun dikkati çekilmez. https://twitter.com/azizkamilcan2/status/971112533875507200 http://aktifhaber.com/gundem/hukukun-daha-agir-islemesini-isteyen-erdogan-uyapi-da-cemaate-bagladi-h113410.html
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
ERDOĞAN, UYAP’I NEDEN GÜNDEM YAPTI? Anayasa Mahkemesinin, Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın haksız tutukluluk nedeniyle temel haklarının ihlal edildiğine karar verdiği ancak alt derece Ağır Ceza Mahkemelerinin bu kararı “yok” saydığı 12 Ocak 2018 günü, Erdoğan “Adalet Şurası”nda adalet (!) dersi vererek, yeni bir tespitini gündem yapıyordu: “Tüm zorlukları bilerek adaletin tesisi için 15 yıldır çalışıyoruz. Bu alanda temel kanunların yenilenmesinden geleneksel mimariye sahip modern adliye binalarının inşasına, Ulusal Yargı Ağı UYAP’ın kuruluşuna kadar Cumhuriyet tarihinin en büyük reformlarını gerçekleştirdik. Ama bir şeyi gerçekleştiremedik, UYAP gibi çok önemli bir teknolojiyi, mekanizmayı maalesef bu bir öz eleştiridir, FETÖ’cülere kaptırdık. Bu ağı, orayı o kendi sinsi emelleri için çok acımasız kullandılar ve oradan da gerçekten en büyük zulmü icra ettiler.” (http://www.milliyet.com.tr/uyap-i-maalesef-feto-culere-siyaset-2588819/). Erdoğan’ın “saygı duymuyorum”dan “tanımıyorum”a terfi eden “adalet” anlayışı artık hepimizin malumu. Ancak Erdoğan’ın, adaletin elektronik olanıyla yani e-adalet (UYAP) ile de sıkıntısının olduğunu bu konuşmasıyla öğrenmiş olduk. Öte yandan aynı konuşmada Erdoğan; “UYAP’ı kurup, FETÖ’cülere kaptırdık, UYAP üzerinden her türlü zulmü icra ettiler” deyince, havuz medyası ile bir kısım ulusalcı medya mal bulmuş mağribi gibi bu cümlenin altını doldurmak için hemen kolları sıvadılar. Ama kimsenin aklına gelmiyordu, acaba UYAP üzerinden nasıl bir zulüm icra edilmişti? Normalde hukuksuz, kanunsuz adli bir zulüm yapacaksanız, bunu gizli yaparsınız, bütün delillerin kaydedildiği ve tüm taraflara açık olan UYAP üzerinden o zulmü yapamazsınız. Fakat bunu kim düşünecekti ki. Önemli olan Erdoğan’ın bu tespiti yapmış olması, O, düşünüp anladıysa başkasının düşünüp anlamasına gerek yoktu. Ama ben düşünmek istiyor ve şu soruyu soruyordum: Acaba Erdoğan’ın iddiaları gerçek miydi? İşte bu yazıda, hem Erdoğan’ın beyanlarının hem de bu beyanlara istinaden mezkûr medyada yer bulan iddiaların gerçek olup olmadığı somut verilerle ortaya konmaya çalışılacaktır. UYAP’ı Erdoğan kurup FETÖ’cülere mi kaptırdı? UYAP; günümüzün gerekli tüm teknolojik gelişmelerini kullanarak, Adalet Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatının, bağlı ve ilgili kuruluşlarının, adli ve idari tüm yargı ve yargı destek birimlerinin donanım ve yazılım olarak iç otomasyonunu ve benzer şekilde bilgi otomasyonu sistemlerini kurmuş kamu kurum ve kuruluşları ile dış birim entegrasyonunu sağlayan ve e-Dönüşüm sürecinde e-Adalet ayağını oluşturan bir bilişim sistemidir. (http://www.uyap.gov.tr/Genel-Bilgi) UYAP Projesi ile ilgili ilk adımlar, AKP’nin iktidar olmasından önce 1998 yılında atılmış, AKP’nin iktidar olmasından sonra da proje devam ettirilerek 2005 yılında idari ve adli birimler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. (http://www.uyap.gov.tr/Tarihce). UYAP, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok yabancı ve yerli kuruluş tarafından en başarılı proje ödüllerine layık görülmüştür. (http://www.uyap.gov.tr/UYAP-Odulleri). UYAP’ın kurulmasından, yaygınlaştırılmasına kadar projenin her aşamasında yöneticilik görevi üstlenen ve uluslararası ödüllerin alınmasında büyük emeği olan hakimler 17/24 Aralık öncesi ve sonrası tamamen tasfiye edilmişlerdir. Kısaca, adalet hizmetlerinin elektronik ve güvenli ortamda yürütülmesi ve hızlandırılması amacıyla kurulan UYAP, sonradan tasfiye edilen hâkimlerin ve diğer proje ortaklarının (HAVELSAN vs) gayretleriyle bir “devlet projesi” olarak hayata geçirilmiştir. UYAP üzerinden AKP’ye operasyon mu yapılmıştır? Havuz medyası Erdoğan’ın iddialarının altını doldurmak için masa başı haberler yayınladı. Sabah’ın haberinde: “…17/25 Aralık Hükümete karşı yargı darbesi operasyonlarının ardından TÜBİTAK’tan ve TSK’dan atılan yazılımcılar ile Sürat Bilişimin yazılımcıları tarafından kurulan UYAP sistemi sayesinde FETÖ devletin tüm operasyonlarını kontrol etti. HAVELSAN’ın yüzde 10’unu ele geçiren FETÖ’cüler ise ancak geçen yıl temizlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün gerçekleşen Adalet Şurası’nda UYAP’ı FETÖ’cülerin ele geçirmesine dikkat çekmesi gözleri UYAP’ın yapıldığı HAVELSAN’a çevirdi. HAVELSAN’da devletin stratejik yazılım programları 17/25 Aralık operasyonundan sonra bile FETÖ’cülerin sığınma yeri olduğu ortaya çıktı.” ifadeleri yer aldı. (https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/01/12/uyapin-arkasindan-havelsan-cikti). Haberdeki (!) yanlışlığı kısaca izah edelim. 17/25 Aralık 2013 soruşturmasından sonra HAVELSAN’da göreve başlayan yazılımcılar tarafından UYAP’ın kurulduğu ve operasyonların kontrol edildiği iddia ediliyor. Oysa UYAP’ın kurulması, 1 nolu başlıkta izah edildiği gibi, 2005 yılına tekabül etmektedir. 2014 yılının başında HAVELSAN’a sızdığı iddia edilen yazılımcılar nasıl UYAP’ı kurabilir veya operasyonları kontrol edebilir. Ayrıca, HAVELSAN tarafından bu haberlere karşı yapılan açıklamada da, 2013 yılından itibaren HAVELSAN’ın UYAP ile ilgili bir yazılım faaliyeti olmadığından bahsedilmektedir: HAVELSAN, 12 Ocak’ta aşağıdaki basın açıklamasını yapmıştı: “12 Ocak 2018 tarihinde çeşitli basın organlarında yer alan ‘UYAP’ın arkasından HAVELSAN çıktı’ başlıklı haberlerde Kurumumuz açık olarak hedef gösterilmektedir. UYAP’ın HAVELSAN tarafından geliştirilmesi ile ilgili ilk projesi 2000 yılında imzalanmış, sistem geliştirmesi, garanti ve bakım sözleşmeleri ise 2013 yılında tamamlanmış ve bu tarihten sonra sistem tamamen Adalet Bakanlığı’na teslim edilmiştir. 2013 yılı sonrası HAVELSAN’dan sistemin bakım, işletme ve idamesi ile ilgili hiçbir katkı ve destek talep edilmemiş olup HAVELSAN’ın UYAP ile ilişkisi kesilmiştir.” (http://www.milscint.com/tr/havelsan-uyap-ile-ilgili-basin-aciklamasi-yapti). UYAP üzerinden hâkim savcıların dinlendiği iddiaları Erdoğan’ın UYAP ile ilgili açıklamalarından sonra, bu tarihi fırsatı değerlendiren odatv ise işi daha da öteye götürerek FETÖ’cülerin UYAP sistemi üzerinden hâkim ve savcıları dinlediğini ima ederek aşağıdaki bilgiyi aktarmıştı: “Ağustos 2016 ayında Bakırköy savcısı Tamer Can makam odasında konuşulanları bir kaç saniye sonrasında bilgisayarından duyması üzerine bilgisayarının uzaktan kontrol edilip ortam dinlemesi yapıldığından şüphelendi ve tutanak tuttu. Bilirkişi Mehmet Güçlü’ye göre ‘UYAP sistemine bağlı bilgisayarlara uzaktan erişim sağlanarak, mikrofon sistemi aktif edilebilir ve bilgisayarın bulunduğu ortamdaki sesler dinlenebilirdi. Bu çok korkutucu bir ihtimaldi.’ Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılan soruşturmalarda, UYAP’ın ‘sahibi’ konumundaki Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’nda çok sayıda ihraç yaşandı. Öyle ki; daire başkanı da FETÖ’den tutuklandı.” (https://odatv.com/odatv-yargidaki-cok-kritik-supheyi-acikliyor–1201181200.html). Kısaca savcı odasındaki bilgisayarından dinleme yapıldığından şüpheleniliyor ve bilgisayar da UYAP sistemine bağlı olduğu ve 15 Temmuz’dan sonra UYAP’tan sorumlu daire başkanı da tutuklandığı için olay FETÖ’ye yıkılıyordu. Bu haberdeki yanlışlıkları da kısaca izah edelim. Tutuklandığı belirtilen Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanı M.O., 9 Nisan 2013 tarihinde, yani iddia edilen olaydan 3 yıl 4 ay önce bu görevden alınmıştı. Bu tarihten sonra ise Başkanlığa sırasıyla AKP’li sıfatıyla bilinen Cengiz Ünsal, 9 ay sonrasında da Servet GÜL getirilmişti. (http://www.hurriyet.com.tr/adalet-bakanliginda-gorev-degisikligi-23007099). AKP’li hâkimler UYAP’ın yönetimine atandıktan sonra görevli diğer hâkimler de tasfiye edilmişti. Yargı kulislerine göre tasfiye edilen hâkimler malum Bakanların yolsuzluk fezlekelerinin UYAP’tan silinmesine karşı çıkmışlardı. AKP, 17/25 soruşturmasına ilişkin işlemlerin UYAP üzerinden yapılmış olmasına rağmen, “soruşturma UYAP’tan yapılmadı” şeklinde rapor düzenlenmesini istiyordu. Bu isteğe karşı çıkanların hepsi 2014 yılına kadar tasfiye edilmişlerdi (http://t24.com.tr/haber/adalet-bakanliginda-operasyon-hakimden-kurtulus-savasi-mesaji,250596). Bu tayinlerin üzerinden 3 yıllık bir süre geçtiği gibi kuruluşundan bu yanı da sistemin sahibi Adalet Bakanı ve dolayısıyla AKP idi. UYAP’la ilgili dinleme iddiasının mevcut yöneticilere ve çalışanlara yöneltilmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için bilgisayarlarda ve UYAP sistem merkezinde incelemeler yapılması gerekirken, medya desteğiyle olayın FETÖ’ye yıkılması her zamanki gibi sadece bir hedef saptırmasından ibaretti. Böylece savcının dinlenilmesi iddiası ile ilgili dosya “faili meçhul” olarak kalırken, gerçek suçlular da bir kez daha korunmuş oluyordu. Diğer taraftan AKP iktidarının emriyle UYAP ile MİT arasında elektronik bağlantı kurulmasına ilişkin 2013 yılında protokol imzalandığı da hatırlanmalıdır. 2013 yılında bu protokol çalışmaları sırasında bir kısım bürokratların “kanuni” dayanak olmadığı için “kişisel veri” niteliğindeki dava bilgilerinin MİT ile paylaşılmasına karşı çıktığı, 5320 sayılı Kanun’un 16. maddesi gereği soruşturma ve kovuşturma sonucu verilen kararların ilgili kolluk (polis, jandarma) birimlerine gönderilmesi gerektiği, MİT için böyle açık bir düzenleme bulunmadığı, paylaşım için yasal düzenleme yapılması gerektiğini savundukları, AKP’ye yakın ve halen görevde olan birim yöneticisi hâkimlerin bile benzer şekilde yazılı görüş sunduğu yargı kulislerine yansımıştı. Dönemin müsteşarı Birol ERDEM, dava bilgilerinin emniyet/jandarma birimleriyle de paylaşıldığını bu nedenle MİT ile protokole karşı çıkanları cemaatçi oldukları düşüncesiyle görevden aldığını ve bu suretle protokolün imzalanabildiğini beyan etmişti. (https://odatv.com/erdoganin-soyleyemedigini-biz-soyleyelim-1001181200.html). Burada şu soruları sormak gerekiyor: -Adalet Bakanlığı UYAP üzerinden MİT ile hangi verileri ne şekilde paylaşıyor? -MİT’in tek taraflı UYAP sistemine erişim yetkisinin sınırları nedir? -MİT’in UYAP ağındaki kişisel bilgisayarlara erişim imkânı var mıdır? -MİT, UYAP üzerinden tüm hâkim, savcı, avukat ve diğer ilgilileri gerek ağ bilgisayarlarından gerekse bağlantılı diğer kişisel bilgisayarlardan dinliyor mu? -Haberde geçen soruşturma neden faili meçhul olarak akamete uğratılmaktadır? (http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/766696/MiT_e_UYAP_in_kapisi_acilmis.html). -UYAP’a ilişkin Erdoğan iddialarının arka planında ne var? UYAP’ta kayıtlı delil ve belgelerin yok edilmesi nasıl önlenebilir? Erdoğan’ın “Bayram değil seyran değil Eniştem beni niye öptü” tarzındaki UYAP açıklamasının arka planında neler olabileceğine dair ihtimalleri sıralayarak yazıyı bitirelim. Bilindiği üzere, Hakan Atilla’nın ABD’de jüri tarafından suçlu bulunması sonrası 17/25 Aralık soruşturmasına ilişkin olarak AKP kanadında artan kaygılar var. 17/25’de görev almış polis şeflerinin eşleri tutuklandı, kendileri de delillerin ABD’ye gönderilmesinde rolleri olup olmadığı hakkında tekrar sorguya alındılar, işkence iddiaları bile var. 17/25 Aralık soruşturmasına ilişkin tüm deliller UYAP sisteminde kayıtlıdır. Acaba Erdoğan hükümeti, 17/25 Aralık, MİT Tırları, İzmir Gümrük Yolsuzluğu gibi ulusal ve uluslararası arenada Erdoğan’ı zora sokan dosyaları geri getirilemeyecek şekilde UYAP veri tabanından sildirerek bu delilleri yok etmeyi mi düşünüyor? Bunun alt yapısını oluşturmak için UYAP’ta FETÖ izi var, HAVELSAN üzerinden sızılmış gibi suni gündemler üzerinden sistem idamesini AKP’li güvenilir (!) bir şirkete ihale edip, sistemdeki “istenmeyen” delillerden kurtulmayı mı planlıyor? Erdoğan’ın Genel Sekreteri Fahri KASIRGA’nın oğullarına ait bilişim şirketinin UYAP’a ve POLNET’e olan ilgisini görünce, “neden olmasın?” diyebiliriz. (http://m.haberdar.com/gundem/secim-sandiklari-vatandasin-ve-devletin-mahremi-kasirga-ya-emanet-h47892.html). Erdoğan, birçok şeyi direk kontrolüne aldığı gibi bu sistemi de yegâne yöneticisi olarak Saray bünyesinde oluşturacağı bir mekanizmaya mı bağlamak istiyor? Düşünen birisi olarak bu haklı sorular çoğaltılabilir. Erdoğan’ın oluşturduğu bu gündemin peşinde koşup, O’nun sözlerini bir kritiğe tabi tutmadan kabul etmektense, doğruları araştırıp, doğru soruların sorulması esasında her vatandaşın görevidir. Çünkü UYAP, netice itibariyle her vatandaşın verisini koruyan bir mekanizma ve dolayısıyla herkesi ilgilendirmektedir. İşte bu noktada Erdoğan yönetiminin bu sisteme müdahale ederek kendilerine ilişkin delilleri yok etmesi, gereksiz yeni ihaleler ile haksız zenginleşme gitmesi ve vatandaşların verilerine mutlak ve denetimsiz kontrolle sahip olmasının önüne geçmek için muhalefet partilerine ve sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşüyor. Örneğin, muhalefet partilerinin, AKP’nin yolsuzluklarına ve yasa dışı silah sevkine dair (kapatılan) soruşturma dosyalarındaki tüm belge ve delillerin bir örneğini avukatları vasıtasıyla elektronik ve fiziki ortamda temin ederek muhafaza altına almaları; bu dosyaların UYAP’tan silinmesine yönelik bir işlem yapılıp yapılmadığı, bu dosyaların log kayıtlarında değişiklik olup olmadığı, yandaş şirketlere UYAP sistem yazılımları ihalesi verilip verilmediği, MİT’e verilen UYAP sistemine erişim yetkisinin sınırlarının ne olduğu hakkında soru önergeleri vererek ve sair araştırmalar yaparak bu gündemi yakından takip etmeleri mümkün ve hatta gereklidir. Bu gereklilik aynı zamanda, muhalefet görev ve sorumluluğu veren millete karşı bir vefa borcunun da ifası anlamına gelmektedir. https://azizkamilcan.wordpress.com/2018/01/18/erdogan-uyapi-neden-gundem-yapti/
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
2013'de bugün olanları aynen yazmış 'Muhaberat devleti kuruluyor' Gazeteci Mehmet BARANSU, AKP ile Cemaatin arasının iyi olduğu günlerde bugün çıkarılmaya çalışılan İç Güvenlik Yasa'sını köşesinde yazmış ve muhalefeti de uyarmış. İşte 2013'de yazdığı O makale Kaynak: 2013'de bugün olanları aynen yazmış 'Muhaberat devleti kuruluyor' Muhaberat devleti kuruluyor Yeni yasa geliyor. MİT’e fişleme, izleme, psikolojik istihbarat ve operasyon yetkileri veriliyor. Biletinden, anaokulundaki çocukların maillerine, notlarına kadar vatandaşların tüm bilgilerini Anayasa’ya ve Türk Ceza Kanunu’na aykırı şekilde suç işleyerek fişleyen MİT, yeni bir skandala daha imza atmaya hazırlanıyor. Başbakanlık ve MİT’in ortak hazırladığı “2937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı” Başbakan’a iletildi. Buna göre, AK Parti hükümeti bir gece yarısı bu tasarıyı Meclis’ten geçirip, MİT’e fişleme ve operasyon yapma yetkisi verecek. Mahkeme kararı olmadan herkes fişlenip, MİT’çiler tarafından vatandaşlara operasyon yapılabilecek. Yani ülke bir anlamda istihbarat devletine dönüştürülecek. Taraf, AK Parti’nin yürüttüğü “Gizli” kanun tasarısı çalışmasının metinlerine ulaştı. Çalışma 14 sayfadan oluşuyor. Hukuk ve demokratik devletlerin hiçbirinde olmayan bu tasarıyı üç isim hazırladı; MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala ve MİT 1. Hukuk Müşaviri Ulvi Canikli. İşte hiçbir hukuk ve demokratik devlette olmayan o tasarı ve ülkenin istihbarat devletine dönüştürülmesi için yapılacaklar: Yargı kararı olmadan “muhtemel iç tehdit” algısıyla operasyon yapacak Tasarıyla, MİT’e “muhtemel iç tehditlere karşı” operasyon yetkisi veriliyor. Muhtemel iç tehdit çok muğlak bir kavram. Tıpkı askerin fişleme ve darbe amacıyla kullandığı “iç tehdit” gibi. Bu tanıma göre, savcılar, mahkemeler olmadan bu yetkinin kullanılması, keyfiliklere ve insan hakları ihlallerine neden olacak. İşte yapılması planlanan o değişiklik: “Mad. 4/c: Anayasal düzene ve milli menfaatlerin gerçekleştirilmesine engel olan veya engel olması muhtemel iç tehdit odaklarına karşı her türlü istihbari ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak.” İç tehdit kavramı daha önce Milli Güvenlik Kurulu belgelerinden çıkarılmıştı. MİT kanunuyla tekrar geri getiriliyor. Bu maddeyle MİT, eskiden sadece istihbarat toplarken, şimdi hem istihbarat hem de operasyon yapma yetkisine kavuşuyor. Polis’in ve Jandarma’nın yetkilerini devralıyor. Yargının kontrol dışına çıkarılması da tehlikeli. Normal kolluk kuvvetleri yargının kontrolünde operasyon yapıyorken, MİT kimseye sormadan iç tehdit adı altında operasyon yapacak. Asıl görevi istihbarat olan bir birime operasyon yetkisi verilmesi demokratik olmayan uygulamalara yol açacak, demokrasideki kazanımlar kaybedilecek. Bu yetki savaş nedeni olabilir Hâlihazırda yurtdışı operasyon yetkisi, Anayasa”ya göre TBMM’nin izniyle silahlı kuvvetler tarafından kullanılabiliyorken, anayasa bir yana bırakılarak başbakanın onayıyla bu yetki de MİT’e verilecek: “Madde 4/d: d) Milli menfaatlerin korunması ve temini amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik dış tehdit unsurlarının imkân ve kabiliyetleri hakkında istihbari faaliyetler yürütmek ve gereğinde başbakanın onayı ile yurtdışında her türlü operasyonel faaliyetlerde bulunmak.” MİT’e, Anayasa gereği TBMM’nin yetkisinde olan dış operasyon yapma yetkisi sadece başbakanın onayıyla veriliyor. Ülkeler için, başka bir ülkenin kendi toprakları içinde operasyonda bulunması savaş nedeni olarak sayılıyor. Bu yetkinin kontrolsüz kullanılması halinde, Türkiye savaş tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Yurtdışı operasyon yetkisi, Anayasa’ya göre, Silahlı Kuvvetler ve TBMM kapsamında yapılabiliyor. Bu fıkra ile verilen yetki bazen ülkenin savaşın içine girmesine sebep olabilir. MİT’e istihbarat toplama yetkisi verilebilir ancak operasyon yetkisi son derece sıkıntılı. Ayrıca böyle bir ifadenin kanuna yazılması ve bundan tüm dünyanın haberdar olması ülkeyi hedef durumuna getirecek. Başbakanlarımızın suçlanmasına veya her yerdeki faili meçhul operasyonların Türkiye’ye yüklenmesine sebep olabilir. Andıç sitelerine yasal kılıf Hazırlanan tasarıyla MİT’e psikolojik istihbaratta bulunma yetkisi de veriliyor. Yani artık andıçlama, karalama, gayrimeşru internet siteleri kurma yetkisi MİT’te: “Mad 4/I Psikolojik istihbarat faaliyetlerinde bulunmak, iç ve dış tehdit odakları tarafından yürütülen psikolojik hareket çalışmalarına karşı koymak.” Bu uyguluma daha önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından kullanılmıştı. AK Parti’yi ve Fethullah Gülen cemaatini bitirme planı ve “İnternet Andıcı” bu kapsamda hazırlanmış ve Dursun Çiçek dahil birçok asker tutuklanmıştı. Şimdi aynı uygulama kanunla MİT’e veriliyor MİT’in raporuyla atama Devlet üst kademesi artık MİT’in vereceği rapor kapsamında atanacak. Bu maddeyle istihbarat devleti ve fişlemelere hukuki dayanak oluşturulmaya çalışılıyor. “Mad. 4/h Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında görev alacak üst kademe yöneticilerden müsteşar, genel müdür, vali, büyükelçi, en az genel müdür veya üstü düzeyindeki müstakil birim amirleri ile bunların yardımcıları ve yurtdışı teşkilatında sürekli görevlendirilecek personel ile MİT’te çalıştırılacaklar hakkında güvenlik soruşturması yapmak.” Bu düzenlemeyle kişiler liyakate göre değil; yine dil, din, ırk, düşünce ve mezhepsel ayrılıklara göre fişlenecek. İhbar ve eleman kaynaklı oluşturulan, doğruluğu teyit edilmemiş bilgiler, “bizden, bizden olmayan” anlayışını devlete yerleştirecek. Liyakatsiz kişilerin üst kademelere atanmasına olanak sağlanacak. Yıllardır fişleme adı verilen ve herkesin şikâyetçi olduğu bu işlemler, düzenlemeyle tamamen yasal bir dayanağa kavuşturulacak. 1980 darbesiyle benzer bilgiler fişlere girilmiş ve 2010 Anayasa değişikliği referandumuna kadar da bu bilgiler kullanılmıştı. Bu kanun düzenlemesi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi kapsamında kazanmış olduğu tüm kazanımlar, bir çırpıda MİT eliyle çiğnenecek. 12 Eylül referandumu çöpe atılıyor Tasarıyla temel hak ve hürriyetler MİT söz konusu olduğunda hiçe sayılacak. AK Parti’nin bu güne kadar yaptığı kişisel özgürlüklerin korunması bu kanun ile rafa kaldırılacak. Anayasa’nın 20 maddesinde güvence altına alınan “Özel hayatın gizliliği”, yine Anayasa’nın 22. maddesinde teminat altına alınmış “Haberleşme Hürriyeti” de artık ortadan kaldırılacak: “Mad 4/f: Milli güvenliğin sağlanması amacı ile ihtiyaç duyulan her türlü sinyal istihbaratını toplamak.” Bu maddeyle, mahkemeler devredışı bırakılarak mahkeme kararı olmadan, kişilerin gittikleri mekanlar, buluştukları insanlar, telefon konuşmaları doğrudan MİT tarafından tesbit edilebilecek. Herkes artık MİT ajanı olacak Tasarı yasalaşırsa her kamu kurumu istihbarat kurumu haline getiriliyor: “Mad- 4/j Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat çalışmalarını yönlendirilmesi için Milli Güvenlik Kurulu ve başbakana tekliflerde bulunmak.” MİT hem darbe hem de darbeleri yapanların yetkisini alıyor. Darbelere bu kadar karşı olduğunu söyleyen hükümetin kapalı bir istihbarat kurumuna böylesi yetkiler vermesi demokrasi ve insan hakları ile bağdaşmayan bir düzenleme: “Mad- 6/b Bakanlıklar, yargı organları, diğer tüm kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, özel hukuk tüzel kişileri ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşların görevleri kapsamında elde ettikleri her türlü bilgi veya veriyi devlet istihbaratının oluşturulması amacı ile talep edebilir. Bu bilgi ve veriler MİT’e aktarılır. İlgililer mevzuatta yer alan özel düzenlemeleri öne sürerek bilgi ve veri vermekten kaçamaz. Bu talepler hakkında 04.12.2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesi uygulanmaz. Bu bilgi belge ve veriler 19.10.2005 tarihli 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73. maddesi kapsamında sırrın ifşası sayılamaz.” “Mad 6-j: MİT bu kanunda belirlenen görevleri yerine getirirken, kamu kaynağı kullanan kurum ve kuruluşlara ait bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim altyapılarından faydalanabilir.” MİT’ten hesap sorulamayacak MİT’e tüm kamu kurum ve kurumlarına tanınmış istisnaların toplamından fazla hatta onların da çok çok ötesinde geniş istisnalar tanınıyor. MİT’e yürüttüğü görev ile ilgisine bakılmaksızın mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde tanınan istisnaların yanısıra çok ciddi yetkiler tanınıyor: “Mal ve hizmet alımları ile yapım işleri” başlıklı Mad 22- MİT Müsteşarlığı; 2886 sayılı devlet ihale kanunu, 4734 sayılı kamu ihale kanunu ile 6085 sayılı Sayıştay kanununa dahil değildir. Her türlü mal ve hizmet alımları yapım işlerine dair usul ve esaslar yönetmenlikle düzenlenir.” “Muafiyetler” başlıklı Mad 23- “MİT’in ihtiyaçları kapsamında yurtdışından ithalat veya hibe yoluyla temin edilecek her türlü malzeme, araç, gereç, silah, teçhizat, mühimmat, makine, cihaz ve sistemleri ve bunların araştırma, geliştirme eğitim üretim modernizasyon ve yazılım ile yapım, bakım ve onarımlarında kullanılacak yedek parçalar, akaryakıt ve yağlar, hammadde malzeme, gümrük vergisi özel tüketim vergisi, katmadeğer vergisi ile diğer her türlü vergi, resim, fon, prim ve harçlardan muaftır. Bu muafiyetle, müsteşarlık adına yurtdışına onarım ve modernizasyon, bakım, mehrece, iade değiştirme maksadıyla kati çıkış, geçici çıkış, bedelsiz ithalat ve giriş işlemlerinde de kullanılır. MİT’in asli görevlerinin yürütülmesinde ihtiyaç duyduğu her türlü cihaz, sistem, araç, gereç, silah, silah malzemesi, mühimmat ve malzemelerin ithalatında ve yurtdışına çıkış aşamalarında, kamu kurum ve kuruluşlarından gerçek ve tüzel kişilerden alınması gereken izin ve uygunluk belgeleri aranmaz. MİT her türlü mal ve hizmet alımı ile yapım işleri veya projeler için herhangi bir izne tabi olmaksızın gelecek yıllara yaygın yüklemeye girişebilir.” MİT’çilere özel mahkeme geliyor MİT personeline her alanda ayrıcalıklar tanınıyor. Hatta yargılamada bile ayrı mahkemeler oluşturuluyor: “Yargılama Mad- 26/b- MİT mensupları hakkında 3713 sayılı kanunun 10. maddesine göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığı’nın teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca Ankara ilinde görevlendirilecek özel yetkili ağır ceza mahkemesinde görülür. Bu mahkemede görülecek davalar, 3713 sayılı kanunun 10. maddesinde öngörülen soruşturma ve kovuşturma usulü uygulanır. Bu mahkemenin görev alanına giren işlerde, hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hâkim görevlendirilir.” Tüm kolluk yetkileri MİT’te MİT’e tüm kolluk yetkileri verilecek: “Mad 6/c- MİT mensupları kolluk kuvvetlerine tanınmış hak ve yetkileri kullanabilir. Kolluk yetkisinin kullanımına dair usul ve esaslar yönetmenlikle düzenlenir.” İran, Suriye benzeri yetki MİT, bu tasarıyla Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir yapıya dönüştürülüyor. Bu kanun taslağı hazırlanırken, birçok istihbarat teşkilatının mevzuatı incelenmiş ancak örnek olarak DMO yapısı esas alınmış. İran’da DMO tüm güvenlik birimlerinin üstünde, Ayetullah Ali Hamaney’e bağlı, yetkilerinin sınırı olmayan, hiçbir kanun hukuk tanımaz bir yapıda kurulmuştur. MİT’e mevcut yapısıyla yargı ve kolluk kuvvetlerinin üstünde bir konum verilmesi de aynı. Adam öldüren, eylem yapan MİT elemanları yargılanamayacak MİT personeli ve haber elemanlarının, mevcut yürüyen davalarında suç işleyenleri kurtarmak için de maddeler yazılmış: “Soruşturma izni. Mad 26- MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa ermek üzere kamu görevlileri arasında başbakan tarafından görevlendirilenlerin, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması, başbakanın iznine bağlıdır. MİT personeli ile MİT tarafından görev verilen diğer kişiler, görev alanındaki örgütün suç oluşturan eylemlerinden sorumlu tutulamaz.” Bu kanun ile her türlü suçun işlenebilmesi muhtemel hâle geliyor. Örgütün işlediği suçu eleman işlerse de bunun suç oluşturmaması düzenleniyor. Oysa, Anayasa ve kanunlarımız, kimseyi işlediği suçtan dolayı dokunulmaz kılmamakta. Böyle bir görevlendirme yapılacaksa bunun CMK’da olduğu gibi hakim kararıyla olması gerekiyor. Bu madde ayrıca KCK davası kapsamında, suç işleyen, cinayet gerçekleştiren, MİT’le irtibatlı çalışanların hepsinin kurtulmasını sağlayacak bir af maddesi niteliğinde. İstihbaratçı takası Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casuslukla ilgili de yeni düzenleme yapıldı. Buna göre “iade ve takas” maddesi şöyle: “İade ve takas. Mad 26-c. Türk Ceza Kanunu’nun 2. kitap 4. Kısım 7. bölümde tanımlanan suçlardan dolayı tutuklu veya hükümlü bulunanlar MİT müsteşarının talebi, Adalet bakanının uygun görüşü ve başbakanın onayı ile başka bir ülkeye iade edilebilirler veya başka bir ülkede tutuklu veya hükümlü bulunanlarla takas edilebilirler.” Başbakanlığın emri ile MİT’in hazırlayıp, bir gece yarısı Meclis’ten geçirmeye çalıştığı bu düzenleme, MİT’in “Yetkimizi daha fazla nasıl artırabiliriz ve kendimizi daha fazla nasıl koruma altına alabiliriz” demesinden başka bir şey değil. Sorgulanmadan, yargılanmadan, denetlenmeden, hesap vermeden nasıl görevimizi yürütebiliriz tasarısı. MEHMET BARANSU
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Türkiye artık muhaberat devleti! Otoriter devletlerde istihbarat birimleri mümkün olduğunca tek elde toplanır ve başına da liderin güvendiği bir kişi konur. Demokratik ülkelerde -kuvvetler ayrılığı mantığı ile- istihbarat tek kişinin veya “dar oligarşik bir kadro”nun eline geçmemesi için çeşitlendirilir. Böylece istihbarat birimleri birbirini denetler ve dengeler. Devletin büyüklüğüne göre bazen onlarca istihbarat birimi bulunur (ABD’de 16 tane). Bir de muhaberat devletleri vardır ki buralarda devletin diğer bütün organları-kurumları etkisizdir. Bu ülkelerde parlamento, yargı dahil hepsi istihbarat raporlarına göre konum alır. İstihbarat her alanı kontrol eder, herkesi fişler ve takip eder. Eski Doğu Bloku ülkeleri herkesin herkesi takip ettiği, güvensizliğe dayalı birer korku devletleriydi. Bu ülkelerde vatandaşın her şeyini takip etme ve mümkün olduğunca çok kişiyi istihbarat ağına katma esastı. Böylece “devletin-istihbaratın kaçılamayacak kadar güçlü” olduğu korkusunu veriyorlardı. Bu ülkelerde öncelik vatandaşın, muhaliflerin farklı bir kulvara girmelerini önlemekti; giren varsa erkenden hakkından gelmekti. Komünist Blok dediğimiz ülkelerde istihbarat birimleri güçlüydü, merkeziyetçiydi ama kişiye endeksli değildi, kurumsaldı. *** Diktatörlerin olduğu ülkelerde ise güçlü bir istihbarat kurumu bulunur, ama kişiye bağlıdır. İşler kanuna-hukuka uygunluk üzerine değil, bütünüyle lidere sadakat içinde yürütülür. Saddam’ın, Kaddafi’nin, Esed’in devletleri otoriter olmanın yanında birer muhaberat devletleriydi. Bir kişiyi ve ailesini iktidarda tutmak, onların menfalarını korumak üzere yapılandırılmıştı ve tehdit algısı ona göre kurgulanmıştı. Otoriter yapıların olduğu ülkelerde istihbarat çoğu zaman analitik yöntemlerle de çalışmaz. Yatırımlar yaparlar, çok sayıda personel istihdam ederler, ileri takip-dinleme cihazlarını alırlar ve kullanırlar; ama istihbarat liderin paranoyalarının peşinden gider; ona göre çalışır. Kendi halkına karşı fişlemeci, işkenceci ve acımasız davranan muhaberat devletinin ajanları gidip bir terör örgütüne rehin düşecek kadar da beceriksizdirler. Otoriter ülkelerde istihbarat liderin hakimiyetini perçinleyecek faaliyetler yapar. Liderin koltuğu için halkı “ülkenin tehdit ve tehlike altında olduğuna” ikna edecek mizansenler oluşturur. Bunları Psikolojik Harekât yöntemleriyle, güdümüne aldığı medya marifetiyle kamuoyuna sürekli ve üst perdeden pompalar. Otoriter ülkelerde tek ve güçlü bir muhaberat kurumu veya o ağı besleyen ama alternatif olmayan yancı başka istihbarat birimleri bulunur. İstihbarat faaliyetleri ve kurumu otoriter liderlerin en önemli enstrümanıdır. Başındaki adamlar en güvenilen kişidir; liderin ‘sır küpü’dür. Ancak zaman içinde lider namına çalışan istihbarat birimi de ihanet edebilir. Lider sezerse, en ağır şekilde cezalandırır. Fakat çoğu zaman otoriter liderlerin çöküşü yine ele geçirilmiş istihbarat kurumları veya satın alınmış kurum yetkilileri tarafından gerçekleştirilir. *** Demokratik ülkelerdeki çoklu istihbarat yapıları anayasa ve yasalar çerçevesinde çalışır ve liderin değil yasaların ve milletin-devletin menfaatlerini, kazanımlarını önceler. Demokratik ülkelerde var olan çok sayıdaki istihbarat birimi ihtisas alanlarına göre ve yetkilendirilmelerine göre çalışır ve aynı zamanda birbirini denetler ve dengeler. O nedenle batıda ortaya çıkan istihbarat yozlaşmaları, istismarları genelde diğer istihbarat birimleri tarafından yakalanır ve afişe edilir. Aralarında koordinasyon ve yardımlaşma kadar rekabet vardır. Demokratik ülke liderleri ve anayasal kurumlar gelişmeleri birden fazla ve farklı açılardan bakabilen istihbarat birimleri üzerinden okuma ve olayları daha sağlıklı değerlendirme imkanlarına sahiptirler. İstihbarat birimleri alternatifleri olduğundan ve başka yollarla olayların test edileceğini bildiklerinden yasal-anayasal sınırlar içinde kalırlar. Lideri- anayasal kurumları kendilerine mahkûm hissetmezler. Vazgeçilmez olduklarını düşünmezler ve kirli ilişkilere girmekten çekinirler. Ayrıca bu yöntem liderlerin ve istihbarat kurumlarının yasadışı, millet aleyhine işler çevirmelerine, angajmanlara girmelerine, güç temerküzüne yönelmelerine veya toplumun bir kesimini, devlet imkanları üzerinden şeytanlaştırmalarına-ötekileştirmelerine mâni olur. Eğer bir demokratik ülkede seçimle gelen bir lider-hükümet farklı istihbarat kurumları ile çalışmak ve olayları-gelişmeleri farklı pencerelerden görmek yerine istihbarat birliğine gidiyor, bütün istihbarat kurumlarını kişisel güveni nedeniyle bir birimin altında topluyor, diğerlerini etkisiz hale getiriyorsa ciddi tehlikeler var demektir. Bu türden yapıların demokratik ülkelerde olması düşünülemez. Varsa, farklı ihtimallerden bahsetmek gerekebilir: 1, Lider/grup otoriterleşme ve devletin bütün gücünü tekelinde toplama eğilimine girmiş ve bu yönde ilerliyor demektir. 2. Ülke tekel haline getirilmiş istihbarat birimi eliyle bir kısım tasfiyelere, yeni dengelere hazırlanıyor demektir; ki bu demokratik ve anayasal düzenden kopuşu ve farklı bir rejime gidişi ifade eder. 3. Bazen devletin merkezine konumlandırılmış istihbarat birimi başında “Milli” yazsa da milletin aleyhine ve milli çıkarların rağmına iç veya dış başka odaklar hesabına çalışır. Bu güçler çok stratejik bir konumda olan istihbarat üzerinden devleti, ülkeyi maniple eder. İstihbaratın karar mercilerine ve kamuoyuna servis ettiği hedefli bilgilerle ülke bir yerlere sürüklenir. Bu bir pakttan ayrılma, başka bir pakta yönelme şeklinde olabileceği gibi ülkeyi iç savaşa sokma, başka bir ülkeyle savaşa itme şeklinde de cereyan edebilir. Bu durumda: 1, Lider bunun farkında olmayabilir 2, Farkında olup pek çok yönden kuşatılmış olabilir ve yapacağı bir şey yoktur 3, Lider de böylesi bir projenin parçası olabilir. Her ne kadar Anayasaya göre Türkiye hala demokratik bir hukuk devleti sayılsa da devletin temel dengeleriyle, anayasal düzeniyle oynanmış, de facto bir otoriter rejim kurulmuştur. Artık devletin karargâhı, kamarası TBMM, Bakanlar Kurulu hatta Saray değil, MİT haline gelmiştir. İktidarıyla muhalefetiyle Parlamento ve parlamenterler işlevsizdir. Yasama misyonu MİT tarafından tasarlanan, hazırlanan KHK’larla icra edilmektedir. Devlet aygıtı MİT-Erdoğan ikilisinin peşi sıra sürüklenmektedir. Yasal olarak operasyonel ve icrai yönü olmayan MİT bütün kurumların üstüne çıkarılmış, illegal/kirli tüm operasyonların üssü yapılmıştır. Artık MİT işkencelerin, adam kaçırmaların, uluslararası terör örgütlerine silah temin etmenin, her türden kirli iş ve ilişkilerin odağıdır. Son dönemde Türkiye’de dikkat çekilmesi gereken konulardan birisi tüm istihbaratın bir kurumda (MİT) temerküz etmiş olması, diğer istihbarat birimlerinin buraya bağımlı çalışması ve buranın da dar bir kesimin, hatta bir kişinin inisiyatifine-kontrolüne terkedilmiş olmasıdır. Bu ülke-millet adına fevkalade tehlikeli olduğu gibi hükümet-lider adına da fecaatlere davetiye çıkarabilecek, anomali bir durumdur. Sınırsız güven duyulan ve her şeyin teslim edildiği, çapraz kontrolün, analitik sorgulamanın yapılmadığı, yargının talimat aldığı, bürokrasinin ürperdiği bir istihbarat yapısı ülkeyi uçuruma sürükler. Devletin çivisini çıkarabilir, milletin bütünlüğü ve geleceği adına telafisi imkânsız zararlara neden olabilir. Bir devlet için istihbarat göz mesabesindedir. İstihbarat kurumları ve oralardan gelen bilgiler-analizler devlet adamlarının ufkunu açabileceği gibi, onları körleştirebilir; bir yerlere sürükleyebilir. Liderin karakteri de yatkınsa O’nu paranoyalara salabilir. Devlet veya lider tek istihbarat kurumuna mahkûm ve mecbur hale gelmiş veya getirilmişse, ülkenin hangi uçurumlara sürükleneceğini kestirmek zordur. Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Başbakanlık’ta en büyük pay örtülü ödeneğin Başbakanlık, 2017’de 2 milyar 98 milyon lira para harcadı. Harcamaların en büyük payı ise “Örtülü Ödenek” oldu. Başbakanlık, geçen yıl Örtülü Ödenek'e 1 milyar 249 milyon 236 bin 989 lira harcadı. Başbakanlık havuzundaki makam uçaklarının bakımı, genel temizlik, ulaştırma ve onarım işleri için de İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı kaleminden, 529 milyon 229 bin 502 bin lira harcadı. Başbakanlık 2017 Faaliyet Raporu'nda dikkat çeken bir başka ayrıntı da, Rapor'da kullanılan figürler oldu. Raporun sayfalarında sıklıkla “Osmanlı fermanlarından motifler” kullanıldı. Padişah fermanlarının motiflenerek işlendiği resimler, Rapor'un birçok sayfasında yer aldı. Atatürk’ün fotoğrafı ve Türk Bayrağı da raporun ilk sayfalarında kullanıldı. Sözcü
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
MUHABERAT DEVLETİ “Adalet”ini “ve”den yitiren, sadece ve sadece kişisel “Kalkınma”ya odaklanan, ülkenin tek “Partisi” yüz yıllık demokrasi kazanımlarını yok ederek, Türkiye’yi “Muhaberat Devleti” haline getirmeyi başarmıştı. Bu yönetim anlayışı, duruma göre sevilen ya da yerilen ve iç tehdit bahanesiyle Mehmetçik’in kanı ile sulandırılan komşu Suriye’den esinlenerek uygulamaya konulmuştu. Bilindiği gibi Muhaberat, Suriye’yi 40 yıldan fazla ayakta tutan en önemli güçtü. İrili ufaklı 10’dan fazla olan istihbarat biriminin tümü “Muhaberat” olarak biliniyor ve hesap verdikleri tek merci Devlet Başkanıydı. Başkentten ücra köylere kadar yayılan bir istihbarat ağına sahip Teşkilat’ın Suriye çapında gözaltı ve sorgu amaçlı kullandığı en az 27 tesisi bulunuyordu. İnsan Hakları İzleme Örgütün ifadesiyle “işkence takımadalarıydı” bunlar… Muhaberat, tipik istihbarat teşkilatlarından çok belirgin bir farkla ayrılmıştı: Etkinliği gizliliğinden değil, tam tersine açıklığından kaynaklanırdı. İsyanın başlangıcına kadar kim olduklarını, nereye çalıştıklarını gizleme gereği duymuyordu Muhaberatçılar. Amaç göz açtırmamak, rejime laf söyletmemek, en ufak bir kıpırdanmayı bile önlemek olunca mesaj da netti: Muhaberat her zaman her yerde! Günün Türkiye’si nasıl da benzemişti komşusuna. Muhaberat Başkanı’na çalışan herkes her çeşit suç oluşturucu eylemlerinden muaf tutulmuştu çıkartılan KHK’lar ile. Komşu Muhaberatçılar işkenceyi ve diğer suçları fiilen işlerken bizde bir adım daha ileri gidilerek yasal olarak suç işleme izni verilmişti. Yeter ki Başkan’a zarar gelmesin. Evet, Başkan’ı korumak için komşu “korku” ile insanlarını sindirirken, bizde korkunun yanında diğer birçok değerler de kullanılmıştı ki, bunlardan en önemlisi “din”di. Her şey “inanç” yolunda araçken, “inanç/din”, Başkan’ın gücünün korunması yolunda araç olmuştu. Hem de nasıl bir araç. Bu dürtüden efsunlanan kadın, kocasını; baba, kızını; akraba, akrabasını; komşu, komşusunu yıllardır tanıdığı ve suçuna şahit olmadığı halde, sırf Başkan’ı desteklemediği için terörist olarak ihbar edebiliyordu. Hatta, basına yansıdığı şekilde halk otobüsüne oturan iki bayanın kendi aralarındaki özel konuşmasına kulak verip, birisinin Başkan’ı eleştirdiğini gören arka sıradaki şahsın, inen bayanı büyük bir azimle takip ederek ve polisi de arayarak bayanı gözaltına aldırabiliyordu. Böyle akıl tutulmalar ancak bu dürtü sonucu olabilirdi ve ülkede başarılmıştı. Şekli Müslümanlığına söz ettiremeyen zavallı millet, defaatle inançlarını kullanan nice sömürücülerin peşine takılmıştı. Bu son Kullanıcı da var olan bu zafiyeti fark edip toplu hipnozu sağlayabilmişti. Durumun farkına varmayan ve halkın değerlerinden ve geleneklerinden ayrı bir dünyada yaşayan muhalefet ise hala inançlara dil uzatmakla meşguldü. Muhaberatın, inançtan sonra kullandığı diğer önemli silahı ise “korku” olmuştu. Sanatçı Metin Akpınar; “savaşa hayır diyenlerdenim, bedel ödenecekse ne yapalım 77 yaşından sonra hapishaneye de girerim” derken, insan psikolojisi üzerinde önemi azımsanmayacak bir hususu da vurguluyor ve şunu söylüyordu: “Korku bulaşıcıdır.” Şüphesiz korku silahının en önemli dalı yargıydı. Bu nedenle adım adım yargı Muhaberata bağlanmıştı. Bu yol sağlandıktan sonra, artık kim aleyhe ağzını açsa, Muhaberatın kontrolü ile gerçekleştirilen askeri darbe girişimi ve dolayısıyla günah keçisi yapılan cemaatle ilişkilendirilerek cezaevine atılıyordu. Ne de olsa günah keçisi haline getirilen cemaat artık Başkan’ın yegane kurtarıcısı ve arındırıcısı olmuştu. Bilindiği gibi, günah keçisi; suçsuz olduğu halde başkalarının suçu üzerine yüklenilen kişi ya da topluluğa verilen isimdi. Günah keçisi kavramına çeşitli toplumlarda değişik zamanlarda rastlanır. Eski Ahit‘deki Kefaret Günü ayinlerinde Yahudi kavminin günahları simgesel olarak bir erkek keçiye yüklenirdi. Bu keçi kurayla seçilir ve Azazel adlı kötü ruhu yatıştırmak ve Yahudi kavmini günahlarından arındırmak için Kudüs dışında bir uçurumdan aşağıya atılırdı. Antik Yunanistan‘da veba ve benzeri afetleri hafifletmek ya da önleme amacıyla günah keçisi olarak insanlar kullanılırdı. Atinalılar’da, Thargelia Şenliği‘nde bir kadın ve bir erkek seçilir, şölenden sonra bu çift kentte dolaştırılır, ince yeşil dallarla dövülüp kent dışına sürülür ve orada büyük olasılıkla taşlanırlardı. Böylece kentin bir yıl boyunca kötü talihten korunacağına inanılırdı. İşte Başkan, bu kurbanı bulmuş ve her türlü günahı ona yüklemeyi başarmıştı. Artık keçi kötüydü. Taşlanmayı ve uçurumda atılmayı hak ediyordu. Ne zamanki bu sağlanırsa o zaman ülke feraha kavuşacaktı. Ama keçinin suçlarla yüklenmesinden yıllar geçmesine rağmen her şeyin daha da kötüye gittiğini gören ehli vicdan ve akıl sahipleri düşünmeye başlamıştılar ki bu kez Muhaberatın “yargı” aracı devreye girdiği için, dilsiz şeytan olmayı tercih ediyorlardı. Oysa yargının görevi adalet dağıtmak değil miydi? Medeni dünya, devlet yönetimini bir kişiye emanet edip onun kölesi olmaktansa üçlü bir dengeleme sistemi geliştirmişti: Yasama, yürütme ve yargı. Daha öncesinde sahip olduğumuz bu sistem artık sadece kitaplarda okunuyor ve fiiliyatta bambaşka bir yönetim anlayışı uygulanıyordu. Yasama; Başkan’ı mutlu etmek için, toplanılan bir arena ya da tiyatro salonuydu. Kendini milletin vekili sanan birkaç saf burada bağırıp çağırıp Başkan’ı eğlendirdikten sonra şekli yasa oylamasına geçilir ve her seferinde Başkan’ın dediği yasalaşırdı. Bazen sahnelenen oyundan Başkan memnun kalmazsa en az bir yıl sahne kapatılır ve yasaların çıkartılma işlemi Yürütmeye verilirdi. Yürütme; Başkan’ın emrinde çalışan sekreterlerden oluşuyordu. Başkan onlarla daha hızlı yol alır, bazen kızdığı sekreteri ya döver ya da kovardı. Yargı; Başkan’ın hukuk işlerini takip eden birimdi. Bazen de çay ihtiyacı varsa, mensupları Başkan için ırgat gibi çalışıp çay toplarlardı. Saygıda asla kusur etmeyip, her gördüklerinde adeta rükûa varır gibi önünde eğilirlerdi. Bazen heyecandan olsa gerek bayan olduklarını unutup hakimlik cübbesinin olmayan düğmesini iliklemeye çalışırlardı. Dördüncü kuvvet olan medya, mutlak anlamda Başkan’ın emrindeydi. Tüm ülke artık tek kaynaktan beslenmekteydi. Kaynak: “Bilge Başkan”dı. Kazaran farklı bir ses veya yazı çıksa, sahibinin akıbeti belliydi. Artık o bir teröristti. Çünkü bütün medya böyle açıklama yapıyor, tüm muhalefet partileri de Başkan’a hak veriyor, yargı yazının silah olduğundan hemfikir, başta kafası karışık olan eş, dost, akraba da yıllardır tanıdıkları kişinin meğerse kuzu postuna bürünmüş kurt olduğunu öğrenmiş oluyorlardı. İşin ilginç kısmı, herkes onu terörist ilan edince, kendi durumundan şüphelenen kişi, bu kadar insanın yanılmayacağını düşünerek, mahkemede, silahlı terörist üyesi olduğu için özür diliyor ve nedametini izhar ederek, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanmak ve Başkan’a layık bir vatandaş olmak istediğini belirtiyordu. Peki, Muhaberat Devlet anlayışının sonu ne olmuştu? Komşuya bakalım: Kırk yılı aşkın bir yönetimde her şey Başkan’ın kontrolünde olduğu halde ülkede hiçbir zaman huzur olmamıştı. Nice katliamlar yaşanmıştı. Sadece Hama katliamında 40 bin kişi öldürülmüştü. Sonra parçalanmış bir Suriye, Putin’in emir eri olmuş bir Başkan, öldürülmüş yüzbinlerce insan, ülkesini terk etmiş milyonlarca mağdur, harabe olmuş bir ülke… Bizde de durum benzerdi. Zamandan yolculukla geleceğe gidip, güzel ülkemin nasıl bir felaketten geçtiğini aktardım… Ülkeme ve insanlarıma bitmez bir hırs ve kinle zulüm yapanlar bugün yaşamıyor aramızda, arada bir isimleri geçince de nefretle anılıyorlar… Değer miydi? Aziz Kamil Can
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Ağır ilaçlar alan Emrah Hanım kör olmak üzere ama tahliye edilmiyor Türkiye'de 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında darbe dönemlerinde ortaya çıkarılan Olağanüstü Hal (OHAL) ile binlerce insan adaletsiz bir şekilde cezaevlerine konuldu ve işkencelere maruz bırakıldı. Onlarca insan cezaevlerinde işkenceden öldü. Cezaevlerinde Olağanüstü Hal (OHAL) gerekçe gösterilerek askıya alınan adaletle binlerce insan cezaevlerinde ya işkenceden öldü yada cezaevlerinde ağır hastalıklarıyla mücadele ederken tedavi ettirilmedi. Buna son örnek Kuran Kursu hocası ve 3 çocuklu anne Emrah Çelik. Türkiye’de resmî rakamlara göre 17.000 Kadın cezaevinde. Tutuklu kadınların bir kısmı 5 yaşını doldurmamış çocuklarını yanlarına alabiliyor. Büyük bir kısmı ise cezaevi şartlarının çocuklar İçin uygun olmaması nedeniyle evlatlarından ayrı kalıyor. Emrah hanımda evladını yanına alamayan bir anne. Videon isimli youtube kanalında Emrah Çelik'in yaşadığı duruma ilişkin video çalışması hazırlandı. İşte o vide; http://www.dailymotion.com/embed/video/x6ftjso?autoPlay=1 Emrah Çelik ismini şimdiye kadar duymadığımız onbinlerce kadından sadece biri. Emrah Hanım 11 yaşında iken annesini kaybetmiş. Babası emekli hava astsubayı Mehmet Akif Usanmaz ise Emrah hanım cezaevindeyken geçtiğimiz mayıs ayında vefat etmiş. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebesi ve hayatını insanlara hizmet odaklı yaşayan abide şahsiyetlerden bu mübarek zat Vefat ederken biri içeride diğeri Hicret’te olan kızlarının ismini sayıklıyor. Kalp krizi sebebiyle ve kızlarına hasretken gözü açık darı bekaya irtihal ediyor. Çelik Kuran kursu talebeliği ile başlayan dini eğitimine üniversitede de devam ediyor. Emrah Hanım 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Raif Cilasun Kız Kuran Kursunda müdürlük görevini yapan Emrah Hanım, 2015 te Doğum sonrası nükseden hastalıkları sebebiyle işten ayrılıyor. Balıkesir’de Ağustos 2016 yılında önce eşi Halil Çelik içeri alınıyor. Bir hafta sonra ise Emrah Çelik İzmir Şakran Cezaevinin yolunu tutuyor. Terör örgütüne üyelik, yardım ve yataklık yapmaktan yargılanıyor Çelik ailesinin üç çocukları var. Yusuf Cemil 16, Mehmet Tarık 12, Ömer Said 3,5 yaşında.. Anne ve baba ansızın alınınca çocuklar tüm aile ile iletişimsiz kalıyor. Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından alınan çocuklar kurumda kalıyor. Durumu hemen öğrenen Amcanın müdahalesi ile çocuklar ancak iki hafta sonra alınıp Yengeleri tarafından bakılıyor. Yenge çocuklara bakmak için Balıkesir’e taşınıyor. Çocuklar iki ayda bir açık görüşte anne ve babalarını görebiliyor. Halil ve Emrah çifti ayrı iki ceza evinde kalıyor. Görüş günü saati geçirmemek için çocuklar adeta yarış atı gibi koşturuyorlar. Çocuklar Kurban bayramında bu koşturmacada babalarını 10 dakika görebiliyor. Birinci dereceden akraba olmadıklarından amca ve yengenin refakat etmesine müsaade edilmiyor. Emrah hanımın doğum sonrası hastalıkları var. Daha kötüye gitmemesi için ilaç tedavisi görüyor. Bu hastalığın yanı sıra %86 ileri derece görme bozukluğu var. Strese dayalı hiç görmediği oluyor. Doktor ağır strese bağlı olan bu hastalığın ileride göz kaybına sebep olacağını söylüyor. Bir kapalı görüş günü 3 yaşlarındaki Ömer Said Annemin kucağına oturacağım, öpeceğim diye çok ağlıyor. Bir sonraki görüş günü Abileri ‘Kardeşimiz anneme sarılamayınca rahatsız oldu annemizde üzüldü’ düşüncesiyle küçüğü yanlarına almıyorlar. Emrah hanım evlatlarını görme hasretiyle beklediğinden ziyaret vakti geldiğinde oğlu Ömer Saiti göremeyince baygınlık geçiriyor. Ayıldığında ise oğluma bişey mi oldu diye ağlıyor. Kendini zor teskin ediyor. Emrah Çelik geçen 16 ay içinde 44 bedenden 36 bedene düşmüş durumda. Babasının vefatını söyleyememiş aile büyükleri. Emrah hanımın babası İçin ördüğü takke ve bereleri alırken kendilerini zor tutmuşlar. Günümüz Türkiye’sinde yaşanan her olay vicdanlara sesleniyor. 4. Mahkemesi 4 Nisan 2018 de görülecek olan Emrah hanım dakika dakika çocuklarına kavuşacağı günü bekliyor. https://twitter.com/kamphatiralarim/status/971316608009474050?ref_src=twsrc%5Etfw&ref_url=http%3A%2F%2Faktifhaber.com%2Fiskence%2Fagir-ilaclar-alan-emrah-hanim-kor-olmak-uzere-ama-tahliye-edilmiyor-h113412.html http://yenihamle.com/2018/01/14/15-temmuz-sonrasi-kararan-hayatlar-emrah-celik-videontr/
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kamuda kendi eserini yayınlatıp yüklü telif alan da var eşini yasadışı başkan yapan da Kamu'da yöneticilerin yaptığı yolsuzluklar tel tel dökülüyor. Kamu Görevlileri Etik Kurulu 2017-18 yıllarına ait kararları açıkladı. Kamudaki yöneticilerin kendi eserlerini yayınlatıp yüklü telif ücretleri almasının yanı sıra bazı yöneticilerin eşlerini yasa dışı yollarla daire başkanı olarak atadığı ortaya çıktı. Kamu Görevlileri Etik Kurulu 2017 ve 2018 yıllarına ait kararlarını açıklayınca, kamuda görev yapan üst düzey yöneticilerin okuyanı utandıran etik ihlalleri ortaya çıktı. 'Kamu Görevlileri Etik Kurulu 2017 ve 2018 kararları' dosyasını inceleyen Cumhuriyet'ten Mustafa Çakır'ın aktardıklarına göre; kamu görevlisiyken atamayla göreve gelen, kaymakam, genel müdür gibi üst düzey kamu görevlilerinin arasında kendisine ait 4 oyunu birden il opera ve bale müdürlüklerinde sahneleterek yüklü telif alan da var, görev yaptığı ilçedeki bir şirkete ait aracı kendi aracıymış gibi kullanan, eşini yasa dışı işlemlerle daire başkanı yapan da... KAMU KURUMU YÖNETİCİLERİNİN ETİK İHLALLERİ * Bir kaymakam görev yaptığı ilçede faaliyet gösteren özel bir şirkete ait binek aracını kendi özel aracıymış gibi kullandı. Dışarıya araç kendisininmiş gibi yansıttı. Kullandığı süre içerisinde aracın akaryakıt veya benzeri giderleri de şirket tarafından karşılandı. Kurul, bu şekilde hem makama hem de kamu hizmetine olan güveni sarsacak, saygınlığı zedeleyecek, kamuda olumsuz bir algı oluşturacak işlem ve eylemde bulunulduğuna işaret ederek etik ihlali kararı verdi. * Hakkında inceleme yapılan kamu görevlisine ait eserler, daha önceki yıllarda ayrı ayrı ve daha az sayıda sahneleniyordu. Ancak bu kişi genel müdürlük görevine atandıktan sonra ayrıcalıklı olarak dört eseri birden genel müdürlüğe bağlı il opera ve bale müdürlüklerinde birçok defa sahnelendi. Karşılığında “toplam olarak” yüksek miktarda telif ücreti aldı. Kurul bu durumun Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin, “dürüstlük ve tarafsızlık”, “görev ve yetkilerin menfaat sağlamak amacıyla kullanılmaması”, “saygınlık ve güven” ilkelerine aykırı olduğuna dikkat çekti. Karar, Başbakanlık’a da bildirildi. * Bir kurumda Teftiş Kurulu Başkanı olarak çalışan kamu görevlisinin eşi, kurulmasından hemen sonra Yazı İşleri Daire Başkanlığı’na atandı. 1 aydan kısa bir süre sonra da bu kez başkanlık oluru ile genel müdürlük emrinde görevlendirildi. Yerine ise başka birisi getirildi. Kurul bu işlemlerin, “hayatın olağan akışına aykırı ve üçüncü kişiler nezdinde şüpheli ve kamu yönetimine duyulan güveni zedeleyici nitelikte olduğu” sonucuna vardı. Bu nedenle de “görev ve yetkilerin menfaat sağlamak amacıyla kullanılmaması” ile “saygınlık ve güven” başlıklı yönetmelik maddelerinin ihlal edildiğine dikkat çekti. Kurul ayrıca daire başkanlığına atanan kişilerin yasaya aykırı olarak 4 yıllık yerine 2 yıllık yüksek öğretimden mezun olduklarına da işaret etti. Uygulamanın hukuka da aykırı olduğuna dikkat çeken kurul, etik dışı davranıldığına vurgu yaptı. Karar Başbakanlık’a bildirildi. * 3. derece kadrolu bir müfettiş gerekli şartları taşımasına karşın 1. derece müfettişlik kadrosuna atanmaması nedeniyle Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) aracılığıyla kurumuna başvurdu. Daimi görev yeri İzmir olan müfettiş bu başvurusundan kısa bir süre sonra Şırnak’ta görevlendirildi. Kurul, görevlendirmenin objektif kriterlere ve hizmet gereklerine uygun olmadığına dikkat çekti. Teftiş Kurulu Başkanı’nın “dürüstlük ve tarafsızlık” hükmüne aykırı davrandığı sonucuna varıldı. * Bir belediye mülkiyeti kendisine ait olan kafeteryayı 3 yıllığına kiraya verdi. Ancak kiralama süresinin sona ermesinin ardından sözleşme başkanlık oluru ile her yıl uzatıldı. Kurul bunun Devlet İhale Yasası ve Belediye Yasası’na aykırı olduğuna dikkat çekti. Belediye başkanının etik kuralları ihlal ettiği belirtildi. Ayrıca kafeteryaya ait su tüketim bedeli de kiracı tarafından ödenmesi gerekirken, sözleşmeye aykırı olarak belediye tarafından karşılandı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP seküler eğitimi etkisizleştirip bitirme hedefine adım adım yaklaşıyor AKP'nin eğitimin altını oyma çalışmaları devam ediyor. Eğitimle ilgili yeni bir operasyona hazırlık yapıldığı belirtiliyor. Kapatma sırasının Anadolu liselerine gidiyor. İsmail S. Gülümser Halk ilgi duyduğu sürece devlet hiçbir okulu kapatmaz. Hâlbuki AKP iktidarı için halkın taleplerinin hiç önemi yok onlar siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için içerisinde yüz binleri aşkın öğrencisi olan okulları bir bir kapatıyor. Birkaç yılda bir sistem değişikliği bahanesiyle bazı okul gruplarını kapatıyor ve her değişiklikte seküler eğitimi etkisiz hale getirme hedefine bir adım daha yaklaşıyor. Okulları kapatırken toplumdan gelecek tepkileri ortadan kaldırmak için bahaneler hazırlıyor, her defasında bir gerekçeye bulup, önce okul grubunu anlamsız hale getirecek düzenlemeler yapıyor, ardından okulun işlevini yitirdiğini iddia ederek kapatıyor. Düzenlemeler sonucu okulların tabelaları, öğrenci alım kriterleri ve kadro şartlarını farklılaştırıp en köklü okulların hem yönetimini değiştiriyor hem de başarılı bir okul grubunu isterse sıradan bir okul grubu haline getiriyor. Devlet okullarında hileli yöntemlerle başladığı seküler eğitimi kapatma furyasına özel öğretim kurumlarında polis gücü ve şiddet kullanarak devam ediyor. Kapatma sırası ülkenin en beğenilen okul gruplarından biri olan Anadolu liselerine geldi, bu yıl içinde 1,5 milyon öğrencisi olan 2.434 Anadolu lisesi de kapatılıyor. 2005’DE SÜPER LİSE(YABANCI DİL AĞIRLIKLI LİSE)LER KAPATILDI AKP okul kapatma serüvenine iktidarının 3’üncü yılından itibaren başladı, ilk kurban toplumun süper lise olarak bildiği yabancı dil ağırlıklı liseler oldu. 2005 yılında içinde 230 bin öğrenci varken 868 süper lisenin kapatılması kararı alındı. Bu okullar bazı derslerden not barajı şartıyla öğrenci alan, seçilmiş öğrencilere hizmet veren okullardı, öğrenciler bir yıl yabancı dil hazırlık eğitimi alıyor, özellikle İngilizceye aşinalık kazandıktan sonra lise eğitimine başlıyordu. Kısmen de olsa seçerek öğrenci aldığından öğrenci düzeyi diğer okul gruplarına göre farklıydı ve liselere giriş sınavını kazanmayan okul başarısı yüksek öğrenciler için önemli bir seçenekti. Okulların öğrenci motivasyonu kesinlikle birçok lisenin üzerindeydi, bu yüzden üniversite kazanma oranları da yüksekti. Bu okulların kapatıldığı 2006 yılında genel liselerin üniversite girişte 4 yıllık lisans programlarına yerleşme oranı %8,2 iken, süper liselerin lisans programlarına yerleşme oranı %29,6 yani 3,6 kat daha fazlaydı (lisans programlarına öğrenci yerleştirmede Anadolu liselerinin az altında özel liselerle ise aynı orana sahipti). Ancak 2006 yılında liselerin 4 yıla çıkarılması sırasında, okul türleri arasında program bütünlüğü sağlanması gerekçesiyle hazırlık sınıfları kaldırıldı. Yabancı dil ağırlıklı liseler kapatıldı, okul notları iyi olduğu halde sınavı kazanamayanların önündeki önemli bir alternatif yok edildi. Okulda eğitim görmekte olan öğrencilerin mezun oluncaya kadar kazanılmış haklarının koruncağı belirtilerek mevcut öğrenci ve velilerin kaygıları giderildi, ancak yeni öğrenciler için önemli bir seçenek ortadan kaldırıldı. AKP iktidarı bu okulların bir kısmını Anadolu lisesine çevirdi, topluma okulları daha iyi bir okul grubuna dönüştürdüğünü belirterek yaptığı değişiklikten prim toplamaya çalıştı. Hâlbuki veliler açısından sınavı kazanamayan öğrencilerin elinden bir alternatifin alınmasıydı. Liseye giriş yaş grubunda 1 milyon öğrenci olduğu kabul edilirse, 230 bin öğrencili bir alternatifin yok edilmesi velilerin %20 lik bir kısmının elindeki önemli bir seçeneğin ortadan kaldırılmasıydı. 2008’DE MESLEKİ EĞİTİMDE 64 OKUL TÜRÜ KAPATILDI 64 okul çeşidinin kapatılmasında, okul çeşitliliği yerine program çeşitliliğini esas almak istediklerini belirterek birçok okul türünü kapattılar. Kapatılan okulları 15 isim altında birleştirirken kaynak israfını önlediklerini, AB ye uyum sağlamak amacıyla bu düzenlemeyi yaptıklarını duyurdular. 35 farklı erkek teknik meslek lisesi tek isim altında, 22 farklı kız teknik okulu da tek isim altında birleştirildi. Ticaret-adalet-iletişim meslek liseleri gibi daha birçok okul grubu tek isim altında birleştirilerek, okul tabelaları değiştirildi. Bu okulların kapatılması sırasında bilhassa kısa yoldan çocuğunun iş sahibi olmasını isteyen dar gelirliler açısından önemli bazı okul grupları toplumun istekleri dikkate alınmadan kapatıldı. Ayrıca halkın çok yoğun ilgi gösterdiği muhasebe ara elemanı yetiştiren ticaret meslek liseleri, zabıt kâtibi yetiştiren adalet meslek liseleri, ilerleyen yıllarda sağlık meslek liseleri, turizm ve otelcilik okulları, ziraat meslek liseleri gibi istihdam fırsatları olan okullar da bu düzenlemelerden etkilendi. Bu okullara bağlı hizmet veren uygulama alanları ya rant uğruna yandaşlara satıldı el değiştirdi ya da ilgisizliğe kurban edildi. Okullarda yıllarca çalışmış deneyimli kadrolar tasfiye edildi, okulların çoğundaki mesleki donanımlar hurda olarak satıldı veya çürümeye terk edildi. 1998 de katsayı engeliyle başlayan meslek lisesinden kaçış önlenemedi, zorlamalı yöntemlerle meslek liselerindeki öğrenci sayısı artırılsa bile bu okullar eskiden başarılı öğrencilerin de seçtiği okullar arasındayken çok az bölüm müstesna sınavlarda başarılı olamamış öğrencilerin devam ettiği okullar haline geldi ve bu tercihi değiştirecek adımlar atılmadı. 2010’DA ANADOLU ÖĞRETMEN LİSELERİ KAPATILDI Ülkenin en köklü okul gruplarından olan sınavla öğrenci alan 299 Anadolu öğretmen lisesi içinde 96.000 öğrenci varken kapatıldı. Bu okulların bir bölümü, çok geniş kampuslarda yıllarca hizmet vermiş, büyük bir ekseriyeti parasız yatılı olduğundan özellikle dar gelirli Anadolu çocuklarının yukarı tırmanmasında çok önemli rol oynamıştı. Hatta kendi Bakanları Hüseyin Çelik öğretmen liseleri sayesinde bu konumlara geldiğini birçok yerde anlattı ama öğretmen liseleri de iktidarın hışmından kurtulamadı. Her okul grubunda olduğu gibi yine bir mazeret uydurulmuştu, okul mezunları öğretmen olmadığı için okulların bir anlamı kalmadığı iddia edilmişti. Okula öğrenci gönderen velilerin ne düşündüğü hiç hesaba katılmadan hatta bakanlıkta konuyla ilgili genel müdürün aksi kanaatine rağmen sınavla öğrenci alan bu okul grubu da kapatıldı. Oldukça düzeyli öğrencilere hitap eden velilerin beğenerek öğrenci gönderdiği okullar kapatılarak velilerin elindeki çok önemli bir alternatif de yok edildi. 2013 YILINDA GENEL (DÜZ LİSE) LİSELER KAPATILDI İktidar partisi yine hileli bir yol kullanarak 2013 yılında genel lise adı verilen halkın düz lise olarak bildiği okul grubunu kapattığını açıkladı. Sınav sistemi değişikliği (TEOG) gerekçe gösterilerek kapatılan 937 genel lisede o dönemde 756.000 öğrenci öğrenim görüyordu. Halkın bu okulların kapatılmasına karşı reaksiyonun önlemek için okulların bir bölümünü Anadolu lisesine dönüştürdüklerini duyurdular. Görünüşte bir okul grubu daha iyi bir okul grubuna çevriliyordu, gerçekte ise toplumun elindeki bir alternatif daha ortadan kaldırılıyordu. Nitekim düz liselerin kapatılması daha ilk yıldan itibaren kendini hissettirdi. O yıl yapılan sınavda Anadolu ve fen liselerini kazanamamış yüz binlerce öğrenci kayıt yaptıracak lise bulamadı ve açıkta kaldı. Bakanlık hileli bir yolla açıkta kalan öğrencileri meslek liselerine ve imam hatip okullarına yönlendirmeye çalıştı, istemeyene tek seçenek açık lise sunuldu. İlerleyen günlerde bu okullara gitmek istemeyenlerin zorlaması üzerine, çok programlı liselerde genel lise sınıfları oluşturuldu. Ancak çok programlı lise her yerde olmadığı için(sadece 615 okulda), sınavları kazanamamış 574.000 öğrenci evine yakın okul bulmakta zorlandı, 2013 ağustos ayı boyunca ülkede kayıt curcunası yaşandı. İktidar partisi velilerin elindeki önemli bir alternatifi almış sınavı kazanamayan öğrencilerin bir bölümünü din okullarına kayıt mecburiyetinde bırakmıştı. 2018’DE SIRA ANADOLU LİSELERİNE GELDİ Bu sezon başında açıklanan yeni liselere giriş sistemine göre Anadolu lisesi adı altında bir okul grubu bulunmuyor. İçinde 1,5 milyon öğrencisi olan 2.434 Anadolu lisesi kapatılacak, okul binaları diğer okul gruplarına verilecek ve diğer okul türlerine dönüştürülecek. İktidar partisi Anadolu liselerini kapatırken kendine göre mazereti hazır, sınavla öğrenci alan okul oranını %10’a düşüreceklerini ve sadece proje okullarla fen liselerini bırakıp diğerlerini kapatacaklarını açıkladılar. Muhtemelen Anadolu liselerinin binalarını bazıları din eğitimi verilen İmam hatip okuluna, bazılarını ise mahalle mektebi dedikleri yeni bir lise türüne dönüştürecekler. Ortaokul bitiren öğrencilerin yaklaşık %10 ununu sınavla öğrenci alan fen liselerine ve çoğunu din okulları bünyesinde açtıkları proje okullara yönlendirecekler. Kalan 1 milyon civarındaki öğrenciyi ise meslek liseleri, imam hatip okulları ve mahalle mekteplerine bölüştürmeyi, topluma yılarca hizmet vermiş en gözde okulları kapatıp çok önemli bir alternatif olan Anadolulu liselerini yok etmeyi düşünüyorlar. ASKERİ LİSELER-POLİS KOLEJLERİ DE KAPATILDI İktidarın kapatmak istediği ancak bir türlü bahane uyduramadığı ülkenin kaderinde etkili olmuş iki farklı okul grubundan biri darbeden önce 2015 yılında, diğeri ise 2016 yılında darbeden sonra kapatıldı. 4 askeri lise kapatılırken içlerindeki çok sayıda öğrenci ya darbeci damgasıyla ceza aldı ya da adeta sokağa terk edildi. Kurgu darbenin iktidar tarafından planlandığının en önemli delili, askeri okul öğrencilerinin kapatmaya bahane oluşturmak amacıyla köprüye götürülmesiydi. Gencecik çocukları askeri araçla komutan emriyle götürüldü köprü işgalinde kullanıldı, darbe planını yapan, çocukları oraya götürme emrini veren komutanları dâhil tüm unsurlar görevlerinde devam ederken, çocuklar darbe yapmakla cezalandırıldı. Okulları darbeye karıştı bahanesiyle kapatıldı. Polis kolejleri 2015 yılında kapatılmıştı, darbe teşebbüsünden sonra lise düzeyinde güvenlik birimlerine öğrenci yetiştiren hiçbir okul kalmadı. Köklü geleneği olan ülke güvenlik birimlerine küçük yaşta disiplin alışkanlığı kazandıran okullar kapatılarak bu birimlerin eğitimi lise üstü düzeyden başlatılacak şekilde değiştirildi. Güvenlik birimleri disiplinden uzak, siyasi etkilere daha açık hale getirildi. AKP’NİN EĞİTİM KURUMU KAPATMA ZULMÜNDEN ÖZEL SEKTÖR DE NASİBİNİ ALDI İktidar partisi seküler devlet okullarını mevzuat oyunlarıyla bir bir kapatırken aynı yöntemi dershanelerde de uygulamak istedi. Halkın taleplerini hiç dikkate almadan içinde 1 milyon öğrenci bulunan 3.500 civarındaki dershaneyi kanunla kapatmaya kalktı. Ancak dershane sahipleri direnince kanun Anayasa mahkemesinden döndü, mevzuat oyunlarıyla dershaneleri ortadan kaldıramayınca şiddet ve hileye başvurdu. Kurum sahiplerinden bazılarını geçici vaatlerle kandırıp 1.400 kadar dershaneyi öğrenci ücretini devletin karşıladığı temel liseye dönüştürdü. Kalanları ya diğer özel öğretim kurumlarına dönüşmeye ya da kapanmaya zorladı. 2015’te sınavlara hazırlanacak öğrencilerin ellerindeki önemli bir alternatif kapatılınca okul dışındaki ek eğitimler kaçak faaliyet haline geldi. Özel okula dönüştüğü iddia edilen temel liseler tekrar dershaneciliğe başladı. Buralara ulaşamayanlar dershane hizmeti almak isteyince, evler, iş yerleri, diğer eğitim kurumları dershaneye dönüştü. Dershanelerin çok ucuza verdikleri hizmetler daha pahalı verilmeye başladı, bazı yerlerde korsan kurumlar türedi. 2016’da cemaat okulları 2014 yılında özel okullara öğrenci başına eğitim desteği verilmesiyle başlayan insan haklarına aykırı ayrımcılıklar 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsünden sonra aleni hale geldi. Temel liseye dönüşenler dâhil tespit ettikleri yaklaşık 1.064 cemaat okulu darbeden önce başlayan yıldırma faaliyetleriyle zarara uğratıldı. Ardından darbeye karışma bahanesi ileri sürülerek içinde 138 bin öğrenci bulunan bu kurumların tamamı kapatıldı. Özellikle değerler eğitimine önem veren ailelerin tercih ettiği oldukça başarılı bir okul grubu da kapatılanlar kervanın katıldı. Çocuklarının korumalı ortamlarda seküler eğitim görmesini isteyen birçok ailenin elinden oldukça başarılı bir alternatif alınmış oldu. 2017’de etüt merkezleri Dershanelerin kapatılması sırasında, bazı dershaneler etüt merkezine dönüşerek faaliyetlerini sürdürmeyi tercih ettiler. Bu dönüşümden sonra etüt merkezi sayısı mevcudun iki katına kadar çıkmıştı. Önce kalan dershaneleri etüt merkezi ve benzeri diğer kurum türlerine dönüşmeye zorladılar. Ardından içinde 117 bin öğrencisi olan 1.934 etüt merkezini 2017 yılında bir düzenlemeyle kapatarak bu kez özel kursa dönüşme mecburiyetinde bıraktılar. Kurs ya da diğer kurum türlerine dönüşmeyenleri kapattılar. 2019 sonunda temel liseler kapanacak Dershanelerin ortadan kaldırılmasında geçiş sürecinde faaliyet sürdürmek üzere açılan temel liselere verilen süre sona eriyor. Eğer iktidar insafa gelip temel liselerin devamına izin vermezse bu okullar gelecek yıl son kez öğrenci alacak. Temel liselerin de kapatılmasıyla öğrencilerin özellikle sınavlar hazırlık deneyiminden yararlandıkları bir seküler eğitim kurumu daha kapananlar arasında yerini alacak. 2015 yılından bu yana kanunun iptaline rağmen dershanelerin faaliyetine izin vermediler, temel liseye veya etüt merkezine dönüşüme zorladılar, 2017 de dershanelerin dönüşümüyle ortaya çıkan etüt merkezlerini kapattılar, önümüzdeki dönem temel liseleri de kapatıyorlar. Dershanelerin dönüşümünden oluşmuş hiçbir kurum kalmayacak, dershaneleri kapatmıyoruz dönüştürüyoruz şeklindeki hileleri tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacak. 100 BİNLERE HİZMET VERİRKEN KAPATILAN SEKÜLER EĞİTİM KURUMLARI MEB e bağlı okullar Kapatılma tarihi Kapanan okul sayısı Kapananın öğrenci sayısı -Anadolu liseleri (2018) 2.434 1.500.000 -Genel liseler (2013) 937 756.000 -Anadolu öğretmen liseleri (2010) 299 96.000 -Süper liseler (Yabancı dil ağırlıklı liseler) (2005) 868 230.000 Güvenlik birimlerine bağlı okullar Yıl Kapanan kurum sayısı Kapananın öğrenci sayısı -Askeri liseler (2016) 4 4.000 (İst-İzmir-Bursa-Heybeliada) -Polis kolejleri (2013-15) 2 1.200 (Bursa 2013-Ankara 2015) Toplam kapanan işlevi değişen devlet okulu ve öğren. say. 4.542 2.587.200 Özel Sektörde Kapatılanlar Yıl Kapanan kurum sayısı Kapananın öğrenci sayısı -Dershaneler (2015) 3.530 1.080.000 -Cemaat okulları (2016) 1.064 138.000 -Etüt merkezleri (2017) 1,953 117.000 -Temel liseler (2019’da kapanacak) 1.020 214.000 Toplam kapanan seküler eğitim kur. ve etkilenen öğr. say. 12.109 4.136.000 İktidar partisi 2005 yılından bu yana toplam 12.109 seküler eğitim kurumu kapatmış ve kapatmadan bu kurumlarda eğitim gören ve görecek 4,1 milyondan fazla öğrenci etkilenmiştir. Ancak yapılan düzenlemeler yıllara yayıldığı ve her düzenlemede farklı bahaneler uydurulup toplum kandırıldığı için ne toplum kesimlerinden ne de eğitimcilerden cılız itirazlar dışında kayda değer bir tepki görülmemiştir. Seküler eğitim kurumlarının kapatılmasında sadece dershaneler ve cemaat okulları beklenen düzeyde tepkilerini ortaya koymuştur. Ancak iktidar partisi hileli yöntemlerle bu kurumları kapatamayacağını anlayınca hileli yöntemleri bırakıp şiddete yönelmiş legal kurumları yasadışı ilan ederek ve devlet kadrolarını eğitimcilere karşı şiddet uygulamak üzere görevlendirmiş ve kurumlar demokrasiyi bırakıp devlet terörüne yönelen iktidarın yanlışlarını engelleyememiştir. AKP NİN SEKÜLER EĞİTİME KARŞI YENİ EĞİTİM PROJESİ HIZLA ARTAN DİN OKULLARI 2002 de iktidara gelen AKP ilk 9 yılda ne kadar zorlasa da din okullarını artıracak bir yol geliştirememiş, bu okullara öğrenci yönelimini sağlayamamıştır. İlk 9 yıllık iktidarı boyunca sadece 43 yeni din okulu açılmış ve öğrenci sayısı 235 binde kalmıştır. İktidar partisi bir yandan seküler eğitim veren birçok kurumu kapatırken bir yandan da onlara alternatif olarak düşündüğü din okullarının adedini özellikle 2010’dan sonra çok hızlı bir şekilde artırmış hileli düzenlemelerle okul sayısını 3.778’e öğrenci sayısını da 1.3 milyona çıkarmıştır.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Gözaltında işkenceden ölen Gökhan Açıkkollu'nun eşine 15 yıl ceza isteniyor 15 Temmuz kontrollü darbe girişimine iştirak ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan ve işkenceyle hayatını kaybeden Gökhan Açıkkollu'nun eşi Mümüne Açıkkollu'ya, 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nca, F…'ye yönelik soruşturma kapsamında, 15 Temmuz darbe girişimine iştirak ettiği iddiasıyla gözaltına alınan ve gördüğü işkenceyle hayatını kaybeden Gökhan Açıkkollu'nun eşi Mümüne Açıkkollu hakkında iddianame hazırlandığı ortaya çıktı. Gökhan Açıkkollu'nun eşi Mümüne Açıkkollu'nun da örgüte üye olduğuna dair yazışmaların yer aldığı iddianamede, sanık Mümüne Açıkkollu'nun ByLock ve Eagle kullanıcısı olduğu, örgüt talimatı doğrultusunda Bank Asya'da bulunan hesabında para artışı yaşandığı ve örgüte iltisakı nedeniyle kamu görevinden ihraç edildiği kaydedildi. Mümüne Açıkkollu'nun örgütteki görevinin ''öğretmen'' olduğu belirtilen iddianamede, ''Mümüne Açıkkollu atılı suçu işlediği, hakkında eşi Gökhan Açıkkollu'nun ölmesi ve bakıma muhtaç küçük yaşta çocuğunun olması nedeniyle ölçülü olacağı değerlendirilen adli kontrol tedbirinin uygulandığı anlaşılmıştır." denildi. İddianamede, sanık Mümüne Açıkkollu'nun ''silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Mersin'de sohbetten suikast çıkartıp 43 kişiyi tutukladılar 15 Temmuz sonrası Cemaat’e yönelik hukuksuz operasyonlar ve tutuklamalar devam ediyor. Mersin’de çoğu kadın ile lise ve üniversite öğrencisi 97 kişiye 20 Şubat’ta yapılan hukuksuz operasyonlar sonucunda 43 kişi tutuklandı. Operasyon gerekçesi ise KHK mağdurları ve tutuklu yakınlarına yardım için evde satılmak üzere hazırlanan yiyecekler olduğu ifade edildi. Tutuklama gerekçelerinde biri de Hülya Y. isimli bir bayanın telefonunda olduğu idda edilen ve Fethullah Gülen’in her zaman sohbetlerinde söylediği bir cümle gösterildi. İddiaya göre, Gülen’in video kaydındaki mesajda söylediği ve maneviyatın yükseltilmesi için kullanılan “sürekli bir ‘metafizik gerilim’ halinde bulunulması” sözlerinin, sözde her an eylem ve suikastlara hazır olunması talimatı olduğu öne sürüldü. GÜNLERCE İŞKENCE YAPILDI 20 Şubat’ta çoğu ev hanımı ve lise ile üniversite öğrencilerine yapılan hukuksuz operasyon sonrası gözaltına alınan 97 kişiye Mersin Emniyet’in de işkence yapıldığı gündeme gelmişti. Mersin KOM Şube Müdürlüğü polisleri tarafından gerçekleştirilen operasyonda, 5 liseli kız öğrenci, 20 üniversite öğrencisi olmak üzere aralarında çok sayıda kadın günlerce baskı altında tutuldu. İçlerinden 15 yaşındaki liseli kız öğrencinin, “Beni gerekirse hapse atın fakat burada tek başıma bırakmayın” diyerek sesini duyurmaya çalıştığı gelen bilgiler arasında. Gözaltına alınanların avukatları ile görüşmeleri engellenirken, gözaltında tutulan Hülya Yassıkaya’nın avukatına vekalet vermesi için Emniyet Müdürlüğü’ne gelen noter görevlisinin içeri girmesine izin verilmedi. Gözaltı sırasında bayanların başörtüleri alınmıştı. Ayrıca 24 saat erkek polisler tarafından gözetlenmişti. İddialar arasında gözaltındaki işkenceye tanık olan avukatın emniyet müdürlüğü çıkışında fenalık geçirerek bayıldığı da bulunuyor.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Karamollaoğlu: IMF'den borç alsak, almamaktan daha iyi noktada olurduk Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 23 milyar dolar borcunun ödenerek IMF ile çalışmaya son verilmesinin Türkiye'ye maliyetinin ödenen borcun çok üzerinde olduğunu çarpıcı rakamlarla açıkladı. Fatih Altaylı'nın Habertürk TV'deki "Teke Tek" programına konuk olan Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sık sık dile getirdiği "Biz geldik 23 milyar dolar borcunu ödeyip IMF'y igönderdik. Şimdi IMF'ye borç verecek durumdayız" söyleminin gerçeği yansıtmadığını, IMF ile çalışmamanın Türkiye'ye bedelinin IMF ile çalışmakasn çok daha yüksek olduğunu savundu. AKP'nin mega projeler adı altında yaptığı kimi yatırımları eleştiren ve "Millet aç, işsiz sayısı 4 milyonu buldu. Hükümet hala hayal peşinde diyen Karamollaoğlu "Hala İstanbul kanalından, aala Çanakkale Köprüsü'nden bahsediliyor. Yahu biz iflas etmiş bir ülke haline geliyoruz. Kimse bize para vermiyor" dedi. "AVRUPA'DA EKSİ FAİZ VAR, BİZ YÜZDE 13'LE BORÇLANIYORUZ" Karamollaoğlu, Fatih Altaylı'nın "Ama IMF borçlarını ödedik diyor Sayın Cumhurbaşkanı" demesi üzerine ise şöyle konuştu: "O da ayrı bir muamma. Geçenlerde hükümete yakın bir gazetede bir liste yayınladı. IMF'nin bizimle son irtibatı Kemal Derviş zamanında. IMF bize hem ciddi bir borç verdi (13 milyar dolar) hem de ayrıca şartlar koştu. Bugün biz IMF'den borç almıyoruz ama emin olun IMF'den borç alsak, almamaktan daha iyi noktada olurduk. Çünkü IMF'nin bize dikte ettireceği faiz, bugün aldığımız faizin çok altında kalırdı. Bugün Avrupa'da eksi faiz var. Biz gidiyoruz yüzde 13,2 - 13,3 ile borçalanıyoruz. Bu akıl almaz bir şey." "İFLAS EDEN YUNANİSTAN BİLE YÜZDE 1'LE BORÇLANIYOR" "Son 17 sene içinde Türkiye, takriben kısa, orta vadeli borçlarla 1 trilyon 600 küsur milyar lira para çevirmiş. Bu sürede 708 milyar lira faiz ödemişiz. Bu seneki faizlerle bu 780 milyar liraya çıkacak. 'IMF'ye borcumuz kalmadı' demenin bir mantığı kalmadı ki. Çünkü IMF'den daha yüksek faizlerle bize borç verenlere mahkum kaldık. Yunanistan iflas etmiş bir ülke. Ekonomisi bizden beter. Yüzde 1 ile borçlanıyor Yunanistan. Ama bize geitrilmiş dayatılmış, ancak 13 bankadan borç alabilirsiniz, bu 13 bankanın uygulayacağı faizi de onlar belirleyecek ve devlet de müdahale etmeyecek denilmiş." "GELECEĞİMİZ İPOTEK ALTINA ALINDI" "İşsizlik artmış, borçlar artmış... Bizim bu sene bütçeye koyduğumuz faiz 71.7 milyar lira. Hükümetin projeksiyonuna göre bu önümüzdeki sene 86 milyar lira olacak, ondan seneki sene de 95 milyar. Bunlar devletin kendi rakamları, benim tahmin ettiğim rakamlar değil.Biz bunun altından nasıl kalkacağız. Bizim yatırıma gidecek paramız yok. Bütçe açığı 47 milyar. Olacak iş mi? Sürekli biz açık veriyoruz. Bir havuz sistemi getirdiler. Havuz su varsa işe yarar, su yoksa havuzu ne edeceksiniz ki, kurur çatlar. Bugün siz havuza gelecek para kalmamış, havuz sistemi kuruyorsunuz. Siz ekonomiyi israf üzerine oturtursanız o zaman ülkenin problemlerini çözemezsiniz. Geleceğimiz ipotek altına girdi. Köprü, hastaneler, tüneller derken geleceğimizi ipotek altına soktuk. 15-20 sene taksit ödeyeceğiz. Allah'tan korkmak lazım. Biz bunun altından kalkamayız Türkiye olarak. 'Bütçemizden 5 kuruş para çıkmıyor' diyorlar. El Hak doğru. Ama geleceğimizi ipotek altına girdi."
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:a15d:5299:2b05:5c24
Zaman Tüneli Fotoğrafları
‘Man belgeleri gerçek’ haberi yapan gazeteciye Erdoğan’a hakaretten soruşturma Cumhuriyet muhabiri Alican Uludağ hakkında ‘Erdoğan’a hakaret’ suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu, kardeşi, eniştesi, dünürü ve eski özel kalem müdürünün ‘vergi cenneti’ Man Adası’ndaki şirkete 2011’de gönderdiği 15 milyon doları tek tek sıraladıktan sonra swift mesajlarını ve dekontlarını göstermişti. Ankara başsavcılığı da belgelerle ilgili soruşturma başlatmış, belgelerin gerçek olduğunu kaydetmiş, takipsizlik kararı vermişti. Uludağ da bu kararı gazetesinde haberleştirmişti. Cumhuriyet’in haberine göre, Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, Uludağ hakkında 19 Şubat’ta İstanbul başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Özel, ‘Dosya kapatıldı ama… Savcılık: Man belgeleri gerçek’ başlığını ve ‘Savcılık ‘vergi kaçırma varsa biz bakmıyoruz’ dedi’ arabaşlığını suçlama konusu yaptı. Avukat, haberle cumhurbaşkanının küçük düşürülmek istendiğini ve kişilik hakları ihlal edildiğini belirtilerek takipsizlik kararının yayınlandığı kaydetti, gazetenin ‘iddiaları yayımlamayı ve çarpıtılmış başlıkla sunmayı sürdürerek Erdoğan’ın şahsına ve itibarına kastedildiği’ öne sürüldü. ‘Man adaları gerçek’ başlığının ilk görüşte savcılığın şüphelileri suçlu bulduğu algısına sebep olduğu savunulan dilekçede, ‘Savcılık: Vergi kaçırma varsa biz bakmıyoruz’ şeklindeki başlıkla da bir vergi kaçırma eyleminin kesin olarak mevcut olduğunu ama savcılığın bu hususta yetkili olmadığını bildirdiğinin yansıtılmaya çalışıldığı savunuldu. Özel, şunları kaydetti: “Görüldüğü üzere Cumhuriyet gazetesi her zamanki gibi müvekkilim aleyhine yayın yapma stratejisi nedeniyle yeni müvekkilim Recep Tayyip Erdoğan’a atılan asılsız iddiaları fırsat bilerek çarpıtılmış başlıklarla haberleştirmiştir. Cumhuriyet gazetesi gibi her fırsatta müvekkilimi kamuoyu önünde karalamayı ve suçlamayı yayın politikası haline getirmiş Birgün ve Sözcü gazeteleri de bu iddiaların çarpıtılarak kamuoyuna sunulmasında öncülük etmekte, müvekkilimin şahsına ve itibarına yönelik saldırı eylemlerini birlikte gerçekleştirmektedirler.” Özel’in şikayeti sonrası savcılık aynı gün ‘Erdoğan’a hakaret’ iddiasıyla soruşturma başlatarak gazeteciyi ifadeye çağırdı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:dc1b:de93:3918:5b10
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kadınlar Günü’nde Cemaat operasyonu: 121 gözaltı 15 Temmuz sonrası başlatılan hukuksuz operasyonlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde de devam etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla 29 ilde çoğu kadın 121 kişinin evine sabah saatlerinde baskın düzenlendi. Gözlatı kararı verilenler arasında Fethullah Gülen’ni yeğeni de bulunuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca sözde F…’ye yönelik soruşturmada, 121 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. İstanbul’da Beylikdüzü, Esenyurt, Yakuplu, Çatalca, Silivri ile kadınlardan oluşan Küçükçekmece, Avcılar ve Başakşehir’deki yapılanmalarına yönelik olduğu iddia edilen gözaltı kararında aralarında Fethullah Gülen’in yeğeni Fatmanur Gülen ile Adil Öksüz’ün baldızı Belkıs Nur Tetik’in de bulunuyor. İstanbul merkezli 29 ilde düzenlenen hukuksuz baskınlarda şu ana kadar 33 kişi gözaltına alındı. Adil Öksüz’ün baldızı Tetik’e, Sakarya’da farklı bir soruşturmada elektronik kelepçeli adli kontrol şartı uygulandığından gözaltı işlemi yapılmadığı öğrenildi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:dc1b:de93:3918:5b10
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İşkencecileri soruşturmayan savcılık Gökhan Öğretmen’i Bylock’çu diye suçladı 15 Temmuz sonrasında gözaltına alınan ve işkence ile öldürülen öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun Milli Eğitim Bakanlığı tarafından göreve iade edilmesiyle ilgili tartışma yeni bir boyut kazandı. Dün iptal edilen partisinin grup toplantısını bugün yapan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’de hukuk kalmadığını, Gökhan Açıkkollu’nun işkence altında öldürülmesinin bunun göstergelerinden biri olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, “Gökhan Açıkkollu, bir öğretmen, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanıyor. Gözaltı sırasında hayatını kaybediyor. Hainler mezarlığına gömülecekse vereceğiz demişler. Diyanet fetva veriyor, hainlerin namazı kılınmaz diyor. Mezarlığa defnedemedik, bahçemize defnetmek zorunda kaldık diyorlar. Bu bir dram değil midir?” diye sordu. Kılıçdaroğlu’nun konuşması üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’ndan açıklama yapıldı. Açıkkollu’nun İşkence ve kötü muamele ile öldürülmesine dair etkin hiçbir soruşturma yürütmeyen savcılık, Gökhan Öğretmeni ‘F..ö soruşturmasında gözaltına alındı’, ‘Bylock kullanıcısı’ diyerek suçladı. Gözaltında işkence sonucu ölen Gökhan öğretmen, 1.5 yıl sonra ‘pardon’ denilerek görevine iade edilmişti. “TÜRKİYE ŞU ANDA BİR HUKUK DEVLETİ DEĞİLDİR” 7 Şubat 2018 itibarıyla hapishanelerde 235 bin 888 tutuklu bulunduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, Gökhan Öğretmenin dramını şöyle anlattı: “Eğer hukuk devletini yok ederseniz, baskıcı bir dikta yönetimini getirirsiniz. Türkiye şu anda bir hukuk devleti değildir. Neden değildir? 15 Temmuz darbe girişiminden sonra BM’ye bir yazı gösterildi. İkisi çok önemli. Tutulanlara insanca davranmayacağım diyor. Adil biçimde yargılamayacağım diyor. Darbe girişiminden sonra pek çok insan mağdur edildi. Bütün mağdurların sesi olmaya özen gösterdik. Gökhan Açıkkollu, bir öğretmen, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanıyor. Gözaltı sırasında hayatını kaybediyor. Gözlatına ilaçların verilmediği bize gelen bilgiler yönündeydi. Hasta ise insülini vereceksiniz, nitekim bu adam öldü. Şimdi bu vatandaşın işkence sonucu öldüğü ortaya çıktı. Eşi Mümine Açıkkollu ile arkadaşlarımız konuştular. Hainler mezarlığına gömülecekse vereceğiz demişler. Diyanet fetva veriyor, hainlerin namazı kılınmaz diyor. Mezarlığa defnedemedik, bahçemize defnetmek zorunda kaldık diyorlar. Bu bir dram değil midir? İşkence sonucu hayatını kaybediyor. Hainlerin tazminat davası açma hakkı var. Biz de o ailenin sonuna kadar yanında olacağız. Yargılanmadığı için suçlu mu değil mi belli değil. Bir tek Allah’ın kulu çıkıp bu ülkede “adalet vardır” diyemez?” “6 BİN 665 KİŞİNİN SINAV HARÇLARI HALA YATMADI” “7 Şubat 2018 itibarıyla hapishanelerde 235 bin 888 tutuklu var. Tutuklulardan 69 bin 301’i öğrenci. Kimisi açık öğretim ortaokul, kimisi açıköğretim lise ve fakültelerinde. Son derece güzel bir uygulama. Mahkum veya tutuklu ama kendisini eğiterek hayata tutunmaya çalıştı. Güzel bir iş yapılıyor. Bu tutukluların sınav ve kayıt ücretlerini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yürütüyor. Bu kuralı getirenlere de teşekkür ederiz. Ama açıköğretimde okuyan 6 bin 665 kişinin sınav harçları hala yatmadı. Ben Bakan’dan rica ediyorum, eski uygulamayı sürdürün.” “ADALET YOK ADALET'” “Uluslararası bir toplantıda konuşuyor Adalet Bakanı. Türkiye’de yargı bağımsız ve tarafsızdır HSK bunun sigortasıdır diyor. Erdoğan, Yargıtay’ın 150. yılı sempozyumunda bir konuşma yapıyor. “Eğer bir ülkede halk bunalmış ve ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hale gelmişse oradaki yargı sisteminde bir sorun var demektir” diyor. Günaydın Recep Bey, günaydın. Nihayet öğrenebildin. Yargı yok yargı. Adalet yok adalet.” KILIÇDAROĞLU GÜNDEM YAPINCA BAŞSAVCILIKTAN AÇIKLAMA GELDİ 1.5 yıldır ölümü ve işkence iddiaları üzerine soruşturma yürütülmeyen Gökhan Açıkkollu’nun CHP grup toplantısında gündeme gelmesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti. Savcılık, darbe girişiminin ardından gözaltına alınan Gökhan Açıkkollu’nun gözaltındayken ölmesiyle ilgili çelişkili ve tatmin edicilikten uzak bir açıklama yaptı. Açıklamada, emniyet mensubu Çağlar Aydın ve Murat Bağrık’ın 15 Temmuz sonrasında gözaltına alınmasından ve ifadelerinden sonra Gökhan Açıkkollu’nun 24 Temmuz 2016’da Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındığı savunuldu. ‘HASTANEYE KALDIRDIK AMA…’ AÇIKLAMASI Savcılık açıklamasında işkencecilere yönelik soruşturma araştırılmazken, Gökhan Öğretmen şu ifadelerle Bylock kullanıcısı olmakla suçlandı: Gözaltı sürecinde beyan ettiği şeker rahatsızlığı sebebiyle ilaçları temin edilmiş ve kullanması sağlanmıştır. Gerek şüpheli Gökhan Açıkkollu gerekse diğer şüpheliler hakkında tahkikat işlemleri devam etmekteyken 28 Temmuz 2016’da rahatsızlanması üzerine nezaretten çıkarılarak Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmıştır. Uygulanan tedavi sonrası soruşturma işlemleri devam etmekteyken 5 Ağustos 2016’da tekrar rahatsızlanmış, yapılan tüm tıbbi müdahalelere rağmen vefat etmiştir.” Savcılık, Gökhan Açıkkollu ‘işkence sebebi ile öldüğüne’ ilişkin iddiaları ise ‘örgütsel propaganda amaçlı olup gerçeği yansıtmamaktadır’ demekle yetindi. ******** KILIÇDAROĞLU: VATANDAŞ ‘FAİZCİ TAYYİP’ DEMEKTE HAKLI CHP’nin cenaze töreni nedeniyle ertelenen grup toplantısı bugün yapıldı. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında Erdoğan’ın ve AKP’nin ekonomi politikalarını da eleştirdi: “Her sefer söyledim. Vatandaşın kahvede söylediği söz faizci Tayyip. Faizci Tayyip. 149 milyar doları sanayiciye mi, çiftçiye mi, emekliye mi, memura mı verdiniz? Yurt dışındaki bir grup tefeciye veriyorsunz. Vatandaş tefeci Tayyip demekte haksız mı? Kime ödedin bu parayı? Bir grup tefeciye ödedin. O nedenle sana tefeci Tayyip diyorlar. Şikayetçi olmayacaksın arkadaşım. Çözüm bulacaksın çözüm. Faiz sorununu çözemezler, çünkü yakayı tefeciye kaptırmışlar. Faizi düşür, doları, parayı getirmem diyor. Yakayı tefeciye kaptırmış vaziyette.” “MESAM’A KAYYIM KONUSUNDA DA KANUNU TAKMIYOR” “Demokraside iktidarı yönetenler hukuka uygun davranmak zorundadırlar. MESAM diye bir örgüt var, bir tüzüğü var. Yasal dayanağı var ve kurulur. Sanatı ve sanatçıyı desteklemeyen hiçbir iktidar yoktur dünyada. Darbe dönemleri hariç sanat ve sanatçıya her ortamda önem verilmiştir. Yüceltmek her toplumun ortak amaçlarından birisidir. Sanatçı özgür olmalı, özgürce düşüncesini dile getirmeli. Sanatın 7 dalını da desteklememiz gerekir. Elbette sanatçının da hakları vardır. Mart ayında olağan kogresini yapacaktı. Kongresini yapmadan Kültür Bakanlığı MESAM’a kayyum atadı. Kurala uyarsanız atayabilirsiniz. Verilen görev ve yükümlülüklerin yerine getirilmediği ya da tarifelerin esaslera göre düzenlenmediği durumlarda ben önce bir uyarı yazısını yazarım diyor bakanlık. Ve 30 gün beklerim. Kural yerine gelmemişse 2. bir yazı ile tekrar uyarırım. Yine 30 gün beklerim, kural yerine gelmemişse kayyum atarım diyor. MESAM yönetim kurulu görevden alındı. Telefon ettim, size uyarı yazısı geldi mi? Hiçbir yazı gitmemiş. Yani, kanunu takmıyor. Kültür Bakanlığı yasaya uymazsa ne olacak? Bütün bunlar sanatı ve sanatçıyı korumak içindir fakat hiçbir uyarı yapılmadan MESAM yönetim kurulu bir yazı ile değiştiriliyor. Sordum, dava açacak mısınız diye tabii ki dediler. Bugün dava açacaklar. Kültür Bakanı’na sormak isterim. Sen sanatı ve sanatçıyı korumakla görevlisin. Yasanın dışına çıkmazsın. Kültür Bakanlığı açıkça suç işlemiştir. KRİTİK ŞEKER FABRİKALARI SORUSU: HANGİ ULUSLARARASI ŞİRKETLERLE ANLAŞMA YAPTIN! Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi toplumun hemen hemen her kesiminin karşı çıktığı bir uygulama. Konu gündeme gelir gelmez bir komisyon oluşturduk. Bütün şeker fabrikalarını gezeceksiniz dedik. Hepsi karşı hangi partiden olursa olsun. Şeker fabrikaları sıradan fabrikalar değildir. Özelleştirilmesine karşıyız. Özelleştirerek siz aslında bir anlamda cumhuriyetten intikam almaya çalışıyorsunuz. Şeker fabrikalarına sahip çıkmak demokrasiye cumhuriyete emeğe ve alın terine sahip çıkmak demektir. Gayet açık ve net başta Recep Bey Binali Bey olmak üzere soru soruyorum hangi uluslararası kuruluşlarla oturup bir anlaşma yaptınız ve bu metni neden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından gizliyorsunuz? Kiminle oturdunuz Türk şeker politikasının geleceğini belirlediniz? Binali Bey nişasta bazlı şekerlere kota getireceğiz diye zaten var kota. Yüzde 15. Almanya’da yüzde 1,69. Bazı ülkelerde de yasak. Kansere obeziteye yol açıyor.”
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:dc1b:de93:3918:5b10
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Gökhan Açıkkollu’nun işkence ile ölümü raporlarda açık şekilde yer almıştı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:dc1b:de93:3918:5b10
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İslam Ansiklopedisi’nde aforoz uygulaması mı? YORUM | Prof. Dr. SUAT YILDIRIM TDV İslam Ansiklopedisi 30 yıl kadar bir zamandan beri yayınladığı bazı bölümleri silmeye başlamış. Zaman içinde yeniden gözden geçirme sonucunda bazı maddelerde rötuşlar yapılması normaldir. Fakat 20-30 sene boyunca ufak rötuş ihtiyacı bile duymamışken bazı hocaların, sırf isimlerine bakarak, yazdıkları bölümlerin, adları ile beraber toptan çıkarılması asla normal karşılanamaz. Şahsen benim yazdığım yirmi kadar bölüm var. Bunlardan bir ikisinde rötuş ihtiyacı görülmüşse, o yapılmalı ve esas metin, yazarının adıyla kalmalı idi. Böyle değil de, yazdığım bütün bölümler ismimle beraber internet sitesinden toptan çıkarılıyorsa, incelemenin bilimsel olmayıp kişiye yönelik bir tavır olduğu açıkça anlaşılır. ÇALIŞMANIN İTİBARI DÜŞÜRÜLÜYOR İki bin kadar ilim adamının bilimsel emeğinin ürünü bu çalışma, Türkiye’nin son asırdaki nadir iftihar vesilelerinden biriydi. Böylesi geniş bir projenin, ilim kurulları, üst inceleme kurulu, yayın kurulu ve diğer bütün birimleri titiz ve ilmî bir çalışma gerçekleştirmeye gayret etmişlerdi. Türkiye’nin dinî ve sosyal bilimlerdeki birikimini elekten geçirerek on beş bin küsur madde belirleyip o konuları uzmanlarından rica ederek hazırlamışlardı. Bu uzmanların metinlerini birkaç kademede heyetlerden geçirip son şeklini verdikten sonra yayınlamışlardı. Anî bir uygulama ile bazı yazarların isimleriyle beraber, yayınlanmış bölümlerini silme girişiminin, ilmî, hukukî ve ahlakî bir izahı olamaz. Bu tavır, yazan akademisyenlere hakarettir. Sonra onların yazdıklarını inceleyip onaylayan bilim kurullarındaki hocalara hakarettir. Bundan ötürü ve bunların da ötesinde, Türkiye’de ve dünyada bu ilim âbidesinin itibarını düşürmedir. YÜZDEN FAZLA BÖLÜM SİLİNMİŞ OLABİLİR Yazdığım bölümleri belirterek meseleyi müşahhas olarak göstermeye çalışayım. “Besmele”yi yazdım. Bismillâhirrahmânirrahîm’in anlamlarını, kapsamını, sûrelerin başlarındaki konumlarını, namazda okumanın hükmünü, bu konularda müçtehidlerin görüşlerini vb. bildirdim. “Kur’ân” bölümünün ana konularından “Kur’ân’ın i’cazı ve üslûbu” konusunu yazarak onun mûcize olduğunu ve üslup özelliklerini anlatmaya çalıştım. Kur’ân kıraatlarıyla ilgili “Ahruf- i seb’a” konusunu yazdım. Kur’an ve tefsir ilimlerine dair ansiklopedik bir eser olan “el-Burhan” adlı eseri tanıttım. Geniş tefsirlerden; Kurtubî’nin “el-Câmi’ li-ahkâmi’l-Kur’ân”, Ebû Hayyân’ın “el-Bahru’l-muhît”, Süyûtî’nin “ed-Dürrü’l-mensûr” eserlerini tanıttım. Müfessir Bikâî’yi anlattım. Kur’ân hakkında Fransızca çalışmaları olan Albert Kazimirski’yi tanıtıp değerlendirdim. Kur’ân ilimlerinde uzman Muhammed Diraz’ı anlattım. Allah Tealâ’nın isimlerinden “el-Alîm”, “el-Afüvv”, “el-Azîm”, “el-Azîz”, “el-Bedî”, “el-Berr” bölümlerini yazdım. Herkesin anlayacağı üzere bunlar, dönemsel siyasetlerle, aktüalite ile ilgisi olmayan klâsik konulardır. Benden başka kimlerin silindiğini bilmiyorum. Ama bu tutumla çok sayıda akademisyenin yüzden fazla bölümünün silindiği tahmin edilebilir. GEÇMİŞE DOĞRU İŞLEM NE KADAR MÜMKÜN? Diyelim ki bazı ilim adamlarını, dönemsel politikanın isteği ile aforoz etmek istiyorsunuz. Acaba Ansiklopedi’den silmekle bu maksadı gerçekleştirebilir misiniz? Ben, kırk beş yıllık ilmî hizmetimden sonra emekli bir ilahiyat profesörüyüm. Şimdi ekserisi profesör olan altmıştan fazla akademisyenin doktora ve master tezlerinin yöneticiliğini yaptım. Onların diplomalarında imzam var. İmzam çıkarılırsa, jüri geçersiz olmaz mı? Evet, vak’ayı silme kafası ile gidilirse, o diplomalar geçersiz olur. Ama derseniz ki “Mazide olmuş bitmiş işlemleri geri almak mümkün değil, bunları böylece kabul gerekir”, doğrudur, ben de öyle düşünüyorum. Öyle ise bu Ansiklopedi’den bazı yazarları silme saçmalığından da vazgeçmeniz gerekir. TEZLERİNE EMEK SARF ETTİĞİM İSİMLER Her birinin tezine üç-beş sene emek verdiğim akademisyenlerin isimlerini sıralayayım: Abdülaziz Hatip, Veli Ulutürk, Sadık Kılıç, Lütfullah Cebeci, Necati Tetik, Ekrem Gülşen, Alican Dağdeviren, Mustafa Altundağ, M. Çelik, Halis Albayrak, İdris Şengül, Musa Kâzım Yılmaz, Murat Sülün, Abdülhamit Birışık, Suat Mertoğlu, Atik Aydın, Mahmut Ay, Faruk salman, Hüseyin Akyüzoğlu, İhsan Kahveci, Nurdoğan Türk, Mustafa Ünver, Mustafa Bilgin, Kamil Güldemir, Faruk Tuncer, Vehbi Karakaş, İshak Yazıcı, Davut Aydüz, A. H. Aslantürk, Mehmet Refiî Kileci, Yasemin Tunç, Asiye Şen, Ramazan Şahan , Niyazi Beki, Osman Abidin Pâksu, Muhammed Yılmaz, Selman Kuzu, Ramazan Biçer, Hamza Ermiş, Sabri Demirci, Abdullah Kaplan, H. Osman Şahin, Yusuf Akgün, Faruk Arslan, Murat Kaya, Yunus Ekin, Mehmet Adıgüzel, F. N. Çavuşoğlu, Osman Karyağdı, Necla Bodur, Mustafa Öztürk, Ramiz Mammadov, Muhammed Duran, Reşad İlyasov, Eyüp Yaka, Hamdullah Öztürk, Mustafa Erkekli, Reşit Haylamaz, Mamatsaliy Matkalykov. Bu isimlerle yetineyim. JÜRİLERİNE KATILDIĞIM PROFESÖR, DOÇENTLER Ayrıca birçok akademisyenin profesörlük, doçentlik, yardımcı doçentlik ve doktora jürilerinde yer aldım. Yüksek Öğretim Kurulu’nun ve Rektörlüklerin görevlendirmeleriyle, onların kitaplarını, makalelerini, bilimsel faaliyetlerini inceleyerek, bu unvanları hak ettiklerine dair raporlar hazırladım. Bu raporlarım, ilgili üniversitelerin ve hocaların arşivlerinde bulunmaktadır. Raporlarımı silmek isterseniz onların da unvanlarını geçersiz saymak gerekir. Haklarında rapor yazdığım yüz adetten fazla isimden bazılarını sıralayayım: Hocaların hocası isimlerden: Ali Özek, Hayrettin Karaman, İsmail Karaçam, Sadrettin Gümüş, Abdülbaki Turan, M. Kemal Atik, M. Zeki Duman, Celal Kırca. Emekli olma durumuna gelmişlerden: M. Halil Çiçek, Ömer Özsoy, Yakup Çiçek, Bedrettin Çetiner, Abdülhakim Yüce, Hidayet Aydar, Muhittin Akgül, Hasan Keskin, Süleyman Mollaibrahimoğlu, Sıtkı Gülle, Zülfikar Durmuş, Abdurrahman Çetin, İbrahim Çelik , Abdülbaki Elmalı, Faruk Beşer, Ali Eroğlu. Ayrıca Ömer Pâkiş, Kerim Buladı, Muhammed Aydın, Muhsin Demirci, Abdullah Özcan, Nihat Temel, C. Sadık Doğru, Veysel Güllüce ve daha bir çokları. AFOROZUN HAKSIZLIĞI İÇİN BELGE OLSUN DİYE İsimlerini verdiğim bu ilim adamları gayret etmişler, ben de onların çalışmalarını inceleyip haklarını vermişimdir. Ne minnet etmem, ne de pişmanlığım vardır. Ama vefalı davranıp, maruz kaldığım haksızlığı onaylamamalarını beklerim. Hem ilmin haysiyetini, hem kendi şereflerini kurtarmak için, haksızlığı uygun üslûpla dile getirmelerini, en azından kalben kınamalarını beklerim. Ben açık açık isimleri zikretmekle şahsiyât yapmıyorum. Gerek ilim, gerek hukuk ve gerekse vicdan bakımından aforozun haksızlığını ispatlamak için belgeler sunmak istiyorum. Ansiklopedi projesini yürüten İSAM’ın başkanı Sayın Prof. Dr. Raşit Küçük, elli yıllık arkadaşlığımızda kırılmadığım ve kişiliğine değer verdiğim bir zattır. Bu aforoz işlemine kalben razı olduğunu sanmıyorum. Keza başkan yardımcısı kıdemli öğrencilerimden Suat Mertoğlu için de aynı kanaatteyim. T. Diyanet Vakfı ikinci başkanı İlyas Serenli de eski mezunlarımdan olup bu haksızlığı başlatacağını düşünemem. Şöyle yorumlamak istiyorum: Bir müvesvisin fısıldadığı teklife karşı çıkma cesaretini göstermemişlerdir. Bu da ayrıca hazindir ve cinnetin hangi boyutlara vardığının göstergesidir. Şu var ki bu işlem tek kişinin keyfî uygulaması olmayıp kurul kararı gerektirdiğinden, kamu oyunun ve ilgili kişi olarak benim ve benim durumuma mâruz kalan hocaların bu kararı bilme hakkımız vardır. Allah her birimize dünya hayatında akl-ı selîm, ahiret buluşmasında da kalb-i selîm ihsan etsin.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d06d:77c5:9232:e70d
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Türkiye’de tüm kötülüklerin anası Batı olarak benimsenmiş Bugün Türkiye’de ötekileştirilen bir muğlâk “Batı” kavramı var ki çoğu zaman iktidarın düşüncelerini eleştirenler de “milli ve yerli” olmayan, Batı’nın kafalarının içini işgal ettiği yabancılaştırılmış, mankurt olarak algılanan kişiler şeklinde tasnif ediliyor. Böylece, pratikte Batı sadece ABD veya Avrupalıları kapsamıyor. Bu adı geçenlerin uyguladıkları insan hak ve özgürlüklerine dayalı, hukuk devleri ve anayasal demokrasi normlarını benimseyen Türkiyelileri de kolaylıkla kapsayabiliyor. Böylelikle bir anda kendinizi “yerli ve milli” olmayan kampta bulabiliyorsunuz. Kaldı ki, sadece İslamcılar değil, nasyonalistler de aynı antagonizmi başka ideolojik kaynaklarla meşrulaştırarak kullandıkları için, kolaylıkla bu çevrelerce de aynı kozmopolitan çevreler yerli ve milli olmayan unsurlar olmaya indirgenebiliyorlar. Bunun çok tehlikeli olduğunu vurgulamaya gerek var mı? İslamcıların nasyonalizmle bütünleştirildiği post 15 Temmuz Türkiye toplumunda, daha önce muasır medeniyet olarak benimsenen ne varsa artık kudurmuş bir şiddetle reddediliyor. NATO deyince aklına emperyalizm gelen, insan hakları deyince Fransızların Cezayirlilere veya Amerikalıların Kuzey Amerika yerlilerine yaptıkları katliamları argüman olarak gündeme getiren, daima kendi ülkesindeki ve toplumundaki halen süre gelen insan hakları ve hukuk ihlallerini dünyanın başka toplumlarının geçmişlerinde işledikleri korkunç suçlarla meşrulaştırmaya ve mazur göstermeye çalışan, zavallı bir zihniyet, tüm toplumu sardı. Bunun arka planında işte topluma aralıksız pompalanan bu antagonizm var. Bir kavgaya hazırlanıyor sanki Türkiye, rejim tarafından. Kendi siyasi beka ve geleceklerini tümüyle Türkiye’nin kaderinin önüne koyan bu zihniyetin antagonizminden ve onun yabancılaştırıcı, dışlayıcı, ötekileştirici, şeytanlaştırıcı, yok edici, ezici, pasifize edici etkisinden ülkenin ve insanlarının korunması mümkün mü? Hazırlanıldığını düşündüğüm kavga, Müslüman Türklere karşı işbirliği eden büyük, kocaman bir dünya algısı temeli üzerine inşa ediliyor. Bu memlekete karşı bitmeyen bir kumpas paranoyası var, geçmiş nesillerden miras kalan. Ağır bir kompleksin ve kendine güven eksikliğinin sonuçlarını yaşamaktayız. Bireysel olarak kendisine güvenmeyen, aşağılık kompleksinin tüm bünyesini ve psikolojisini esir aldığı bir büyük kitle, grup dinamiği içinde, sanal “başarılardan” pay almaya, sanal ganimetleri paylaşmaya, sanal bir ortamda deşarj olmaya çalışıyor. Hayatın bir tür film gibi algılandığı, ancak sadece izlenmeyen, aynı zamanda yaşanan bir gerçeklik oluşturuluyor. İnsanlar savaşa giden ve ölen yakınlarının fiziksel olarak yok olduklarını, artık geri dönmeyeceklerini düşünmüyor mesela. Ya da giderek daralan hukuksuzluk ve keyfiyet çemberinin birbiri peşi sıra daha geniş kitlelere, “hayır” diyen ve sorgulamaya başlayan tüm bireyleri gazabına dâhil ettiğini ve bir gün sıranın herkese gelebileceğini görmezden geliyor. Böylesi daha rahat ve kolay çünkü. Bu köhneliğin ve yerelliğin en bariz etkisi, toplumu mukayese edebilme olanaklarından yoksun bırakmaktır. Kendilerini başkalarıyla karşılaştıramayan insanlar, yaşadıkları sefaletin de farkında olmaz. Yönetenler için ne ideal bir durum değil mi? Kapalı toplumların antagonizm ile zehirlenmesi hep bundandır. Hitler’in Almanya felakete giderken insanlara Almanlar ve ötekiler şemasını dayatması ve “üstün ırkın” zavallı ezik Almanlarının kendilerini gerçekten de hak ve özgürlüklerin yerleştiği ülkelerdeki insanlardan üstün görmeleri, baskıcı ve faşizan politikaların ülkeyi tümüyle yangın yerine çevirmesinin ve rejimin konsolide olmasının yolunu açmıştı. Tüm faşist ve totaliter sistemlerde izlenen bir şemadır bu. Türkiye’de – ve tüm İslam coğrafyasında – olan bu. Hitler de komplo teorilerini halkına propaganda yoluyla kabul ettirmişti. Bugün tüm dünya İslam dünyasının acınası ve zavallı genel profilinden sorumlu, ama bir tek İslam dünyası sorumlu değil. Olabilecek bir şey midir bu? Türkiye’de meydana gelen tüm kötülüklerin anası Batı olarak benimsenmiş durumda. Bu antagonizm, uzlaşıyla çözümlenemez derinlikte “biz ve öteki” ayrımı üzerine inşa edilmiş durumda. Tarihsel referans kaynakları ile, anakronist bir propaganda makinesi ile çocuklara, gençlere, tüm toluma dayatılan bu algının gerçeğe tekabül edip etmediği önemli değil. Çünkü algı gerçektir. Sosyal gerçeklik, inşa edilen algılar üzerine oturur. Sübjektif olan gerçekliğin bakış açılarıyla şekillendiğini, zihin haritalarının eylemlerimizi ve tercihlerimizi belirlediğini söylüyorum. Bu nedenle İslamcılığın nasyonalizmle bütünleştiği, dini-milli kimliğin üzerine inşa edilen bir antagonizmin yepyeni bir büyük kavga toplumu yarattığı günümüz Türkiye’sinde, seri adımlarla topyekûn bir faciaya doğru ilerleniyor. Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d06d:77c5:9232:e70d
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Birleşmiş Milletler: Türkiye’de insan haklarının durumu kötüleşiyor Birleşmiş Milletler’in yıllık raporunda, Türkiye’deki insan hakları durumunun kötüleştiği belirtildi. Raporda, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin’de gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekâtı’nın sivilleri tehlikeye attığı belirtilirken; keyfi tutuklamalar, görevden el çektirmeler ve cezaevlerinde yaşandığı iddia edilen işkence vakalarına da dikkat çekildi. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad el-Hüseyin, BM’nin yıllık insan hakları raporunu Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında açıkladı. Raporda 50’dan fazla ülkede insan haklarının tehdit altında olduğuna ve şiddet kullanılarak ihlal edildiğine dikkat çekildi. Bu durumdan “tehlikeli özellikleri” olan politikacıların sorumlu olduğunu ifade eden BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri el-Hüseyin, bu politikacıları “siyasi emelleri uğruna fesat ve hoşgörüsüzlük tohumları eken, insanlıktan uzak, dar görüştü, otoriter ve pişkin politikacılar” şeklinde tanımladı. Avrupa Birliği’nin mülteci politikası ve Suriye’deki duruma da değinen BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, 400 bin kişinin hayatta kalma mücadelesi verdiği Doğu Guta‘nın abluka altına alınmasına haklı gerekçe gösterilemeyeceğini ve bu gidişata mutlaka “dur” denmesi gerektiğini dile getirdi. TÜRKİYE’DEKİ DURUM KÖTÜLEŞİYOR Türkiye’nin Afrin’de başlattığı operasyonun sivil halkı tehdit ettiği ifade edilen raporda, Türkiye’deki insan hakları durumuna da dikkat çekildi. Türkiye’de insan haklarının durumunun kötüleştiğini belirten Zeyd Raad el-Hüseyin keyfi tutuklamalar, keyfi görevden el çektirmeler ve cezaevlerinde işkence vakaları yaşandığına işaret etti. El-Hüseyin işlendiğinden şüphe duyulan münferit suçlardan aile fertlerini sorumlu tutma gibi uygulamalara başvurulduğuna dair haberler aldıklarını da ifade etti. BM’nin raporunda ayrıca Türkiye’deki OHAL koşulları altındaki insan haklarının durumu ile ilgili daha ayrıntılı bir rapor açıklanacağı da vurgulandı. AB’NİN GÖÇMEN POLİTİKASINA ELEŞTİRİ Libya, Yemen, Filipinler ve Myanmar’da da insan haklarının ihlal edildiğini ve Myanmar’daki etnik temizliğin devam ettiğine dair işaretlerin bulunduğunu belirten BM yetkilisi, Myanmar hükümetinin Müslüman azınlığın köylerini ve toplu mezarlarını buldozerlerle düzlemeye çalıştığını ve bunun insanlığa karşı işlenen suçları örtbas etme teşebbüsü olduğunu söyledi. Birçok Avrupa Birliği ülkesinin mülteci politikasını da eleştiren Zeyd Raad el-Hüseyin, göçmenlerin Akdeniz’i geçmesini önlemeye çalışılmasının sorgulanması gerektiğini ve mültecilerin, kendilerini işkence ve şiddetin beklediği Libya’ya gönderilmesinin doğru olmadığını söyledi. Avrupa Birliği’nin tutumunun kaygı verici olduğunu ifade eden BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, her üç AB ülkesinden ikisinde mülteciler konusunda radikal görüşleri benimsemiş siyasi partilerin temsil edildiğini belirtti. Zeyd Raad el-Hüseyin, “ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve nefret kışkırtıcılığının bazı ülkelerde siyasi manzaraya hâkim olduğunu” belirtirken İtalya’daki genel seçim kampanyasını buna örnek gösterdi. Zeyd Raad el-Hüseyin, Avusturya’yı kaçak göçmenleri suçlu gibi göstermeye çalışmakla ve entegrasyon ve vatandaşlığa almada göçmenlere son derece kısıtlayıcı davranmakla suçladı. Zeyd Raad el-Hüseyin, ABD’nin Meksika sınırında yakalanan kaçak göçmenleri çocuklarıyla birlikte tutuklamasını da eleştirdi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d06d:77c5:9232:e70d
Zaman Tüneli Fotoğrafları
29 ilde soykırım operasyonu: 121 kişi hakkında gözaltı kararı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatı ile başlatılan Himezmet Hareketi'ne yönelik kitlesel soykırım operasyonlarında 121 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Cadı avı operasyonunda Fetullah Gülen Hocaefendi'nin yeğeni Fatmanur Gülen, Adil Öksüz'ün baldızı Belkıs Nur Tetik'in de aralarında bulunduğu 121 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Toplam 33 kadın gözaltına alınırken, Adil Öksüz'ün baldızı Belkıs Nur Tetik ise Sakarya'da başka bir soruşturma kapsamında elektronik kelepçeli olarak adli kontrol altında bulunduğundan gözaltına alınmadı. Hürriyet'in haberine göre; Tetik, 2016 yılının ağustos ayında gözaltına alınıp bir ay sonra serbest bırakılmıştı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d06d:77c5:9232:e70d
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Moody’s Türkiye’nin kredi notunu düşürdü Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu Ba1’den Ba2’ye düşürürken ekonominin görünümü negatiften durağana çevirdi. Moody’s açıklamasında not düşüş için şu gerekçeleri sıraladı: Para politikasının etkinliğinin azalması, Türkiye’nin yaşadığı politik riskler, küresel faiz oranlarına bağlı artan riskler yükselen vari açık ve dış borç. Moody’s, Hazine Müsteşarlığı Varlık Kiralama AŞ’nin uzun vadeli teminatsız borç notunu da Ba2’den Ba1’e indirdi. Kredi kurumlarının notları uluslararası yatırımcıların sermayelerini yönlendirmesi açısından önem taşıyor.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d06d:77c5:9232:e70d
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Son 10 yılda 2337 kadın şiddet görerek hayatını kaybetti Son yılda 2337 kadın şiddet görerek hayatını kaybederken, en çok boşanmak istedikleri ve kendi hayatlarına dair karar almak istedikleri için öldürülüyorlar. Sorunun çözümü yönünde somut adımlar atılmadığı için cinayetler devam ediyor. 2018 Ocak ve Şubat ayında 75 kadın öldürüldü. En büyük sebep kendi hayatlarına dair karar almak istemeleriydi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun verilerine göre, 2017 yılında tam 409 kadın öldürüldü. Kadın cinayetleri resmi verileri 2008 yılından başlıyor. Önceki yıllara ilişkin sağlıklı veriler yok. Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu, "Kadın cinayetleri arttı ama bizim bundan haberdar olmamız da arttı. resmi olmayan rakamlarla konuşursa yüzde 1500'lük bir artıştan söz ediliyor ama Türkiye'de her 10 kadından 4'ü şiddetle karşı karşıya. Nüfusun yarısı kadınsa, 10'den 4'ü oranlaması yaptığımızda 14 milyon kadının şiddetle karşı karşıya olduğunu görüyoruz" dedi. YILLARA GÖRE KADIN CİNAYETLERİ SAYISI 2008 - 80 kadın 2009 - 109 kadın 2010 - 180 kadın 2011 - 121 kadın 2012 - 201 kadın 2013 - 237 kadın 2014 - 294 kadın 2015 - 303 kadın 2016 - 328 kadın 2017'de 409 kadın öldüldü. Son 10 yılda tam 2337 kadın şiddet görerek hayatını kaybetti. Yıllara oranla baktığımzda İstanbul, İzmir, Antalya gibi büyük şehirlerde kadın cinayetleri daha fazla. Bu illeri Bursa, Adana, Şanlıurfa gibi iller takip ediyor.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d06d:77c5:9232:e70d
Zaman Tüneli Fotoğrafları
PARALEEL yaygarası başlayalı Türkiyede herşey kötüye gidiyor...CİNAYETLERDE ARTTI ! 2013 yılında "PARALEL" palavrası başlayalı devletin ve milletin genleriyle oynandı, "PARALEL" yalaniyla bu toplumun güvenliğini sağlayan kadrolar tasfiye edildi, aynı zamanda bu topluma kin nefret siddet aşılandı. Bunun sonucu KADIN CİNAYETLERİ sayısınada yansımış: Son 10 yılda 2337 kadın şiddet görerek hayatını kaybetti Bu cinayetlerin büyük çoğunluğu 2013 tarihinden sonra olmuş. Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu, "Kadın cinayetleri arttı, yüzde 1500'lük bir artıştan söz ediliyor ama Türkiye'de her 10 kadından 4'ü şiddetle karşı karşıya. Nüfusun yarısı kadınsa, 10'den 4'ü oranlaması yaptığımızda 14 milyon kadının şiddetle karşı karşıya olduğunu görüyoruz" dedi. YILLARA GÖRE KADIN CİNAYETLERİ SAYISI 2008 - 80 kadın 2009 - 109 kadın 2010 - 180 kadın 2011 - 121 kadın 2012 - 201 kadın 2013 - 237 kadın 2014 - 294 kadın 2015 - 303 kadın 2016 - 328 kadın 2017'de 409 kadın öldüldü.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d06d:77c5:9232:e70d
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Milleti iyice kuplaştıracaklar... MEB'ten ülkücülere okullarda propaganda yapma izni çıktı MHP ile AKP arasında 'Cumhur ittifakı' sürecinin başlamasıyla birçok yerde ülkücülere kolaylıklar sağlanmaya başlandı. Milli Eğitim'e bağlı okullarda ülkü ocaklarının propaganda yapmasına izin verildi. Uyuşturucuya karşı mücadele adı altında Ülkü Ocakları’nın başlattığı kampanya ile okullara asılan afişlerde “Ocağa giden genç, madde bağımlısı olmaz. Hırsız olmaz, arsız olmaz. Vatan haini olmaz. Alpaslan, Fatih, Atatürk, Başbuğ olur. Adam Olur” ifadeleri yer aldı. AKP ile MHP’nin ‘Cumhur ittifakı’ okullarda da kendisini göstermeye başladı. MEB, ittifakla birlikte okullarda ülkücü propagandaya izin vermeye başladı. ‘ASİL KANI KİRLETME’ İttifak kapsamında harekete geçen Bandırma İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Ülkü Ocakları Bandırma İlçe Başkanlığı’nın okullara asılması için hazırladığı “Madde bağımlılığı ve uyuşturucuya hayır” afişine izin verdi. Ülkü Ocakları propagandasının yapıldığı afişte “Ocağa giden genç madde bağımlısı olmaz. Hırsız olmaz, arsız olmaz. Vatan haini olmaz, devlete düşman olmaz. Alparslan, Fatih, Atatürk, Başbuğ olur. Adam olur! Damarlarındaki asil kanı kirletme” ifadeleri kullanıldı. Afişin üzerinde de “Ülkü Ocakları Bandırma İlçe Başkanlığı yazısı ile Türk bayrağı, Ülkü Ocakları amblemi ve Ülkü Ocakları Bandırma İlçe Başkanlığı” sosyal medya adresleri paylaşıldı. EN ÜSTTEN TALİMAT: TÜM LİSELERE ASIN Bandırma İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, proje kapsamında sosyal sorumluluk görünümlü propaganda afişlerinin tüm liselere asılması talimatı verdi. İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Kılıçgil onayıyla tüm okul müdürlüklerine gönderilen yazıda, “İlçemiz Ülkü Ocakları Bandırma İlçe Başkanlığı tarafından başlatılan ‘Madde Bağımlılığı ve Uyuşturucuya Karşı Mücadele’ konulu proje kapsamında hazırlatılan afişlerin ilçemiz resmi/özel ortaöğretim okullarımızın duyuru ve ilan panolarına asılması müdürlüğümüzce uygun görülmektedir” denildi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d06d:77c5:9232:e70d
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Yunan gazeteci, işkenceleri ve muhalif medyayı belgeselle ortaya koydu Yunan Gazeteci Thomas Sideris, Türkiye'de işkenceleri, hukuksuzlukları ve kapatılan muhalif medyanında yer aldığı "İlmik-The Noose" isimli belgeselle ortaya koydu. http://www.dailymotion.com/embed/video/x6fw73x?autoPlay=1 AKP'li Cumharbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset sahnesinde yer aldığı dönemin insan hakları ihlallerini, basın ve düşünce özgürlüğüne vurulan darbeyi, işkence olaylarını konu alan Thomas Sideris’ın hazırladığı ‘İlmik’ isimli belgesel, 20. Selanik Film Festivali’nde ilk kez görücüye çıktı. Türkiye'de tartışmalı 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında işkenceler, adam kaçırmalar ve hedef göstermelerde artışlar yaşandı. Türkiye'de yaşanan işkencelerle saldırılara Yunan Gazeteci İlmik (The Noose) isimli belgeseliyle ışık tutuyor. 104 dakikalık belgesele, Türkiye’den Yunanistan’a siyasi sığınmacı olarak gelen gazeteci, akademisyen, öğretmen gibi farklı meslek dallarından ve farklı görüşlerden Türk ve Kürtlerin yanı sıra Yunanlılar da ilgi gösterdi. ‘İlmik-The Noose’ isimli belgesel Selanik Film Festivali’nde ‘İnsan Hakları’ kategorisinde gösterime giren üç uzun metrajlı yapımdan biri. Gazeteci Thomas Sideris TÜRKİYE’DEKİ İŞKENCE MERİÇ’İN ÖTESİNİ SARSTI Henüz gösterime girmeden Yunanistan 34. Botsi Vakfı ‘Onur Ödülü’nü kazanan belgeselde, Türkiye’nin susturulan isimleriyle henüz cezaevine girmeden yapılmış özel röportajlar öne çıkıyor. Sideris’in kadrajına girenler arasında çok sayıda gazeteci, akademisyen, iş insanları da bulunuyor. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası işkence gören mağdurların cezaevinde yaşadıklarını anlattığı bölüm, Türkiye’de yaşananların boyutunu Meriç’in ötesine taşıyor. Nitekim soru-cevap bölümünde Sideris’e sorular yönelten Yunan izleyicinin, özellikle bu işkence tanıklıklarından etkilendiği görüldü. BOYNUNA İLMİK GEÇİRİLENLERİN HİKÂYESİ ‘İlmik’ belgeseli Türkiye’de sosyal linçe uğramış, öldürülmüş, ötekileştirilmiş, işkence görmüş ve görmekte olan kesimlerin tamamına mikrofon uzatıyor. Sideris, Kürtler, Gülen Cemaati mensupları, solcular ve eşcinsellerin yaşadıklarına ışık tutuyor. Hrant Dink suikastinden, Gezi Parkı direnişine, İpek Medyanın polis zoruyla işgal edilip gazete ve televizyonlara el konulmasına kadar yakın siyasi tarihte tanık olduğumuz önemli olaylar kendine yer buluyor belgeselde. NAZLI ILICAK’TAN BÜŞRA ERDAL’A TUTUKLU GAZETECİLERİN SON MÜLAKATLARI 18 aydır hapiste tutulan, Altan kardeşlerle beraber kısa süre önce ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan Nazlı Ilıcak’ın, cezaevine girmeden önceki son röportajını da izliyoruz İlmik’te. Yazdığı makalelerden, televizyonda yaptığı konuşmalardan ötürü demir parmaklıklar ardında tutulan bir gazetecinin söyledikleri, Türkiye medyasında olmasa da Selanik’te büyük bir ilgi uyandırıyor. Şu an hâlâ cezaevinde bulunan Büşra Hanım Erdal da İlmik’te Türkiye’nin demokrasiye dönmesi için verdiği mücadeleyi anlatıyor. SÜRGÜNDE YAYIN TOPLANTISI Sideris, yapımında belgeselciliğinin yanında gazeteci kimliğini de hissettiriyor. Sürgündeki gazetecileri bulmuş, adeta Meriç’in ötesinde bir yayın toplantısı yapmış onlarla. Kapatılan Nokta Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Cevheri Güven’in cezaevi günlerine dair anektodlar da ekrana yansıyor. Arzu Yıldız adliye koridorlarında yaşananlarla birlikte Türkiye’nin son dönemine ışık tutuyor. TUTUKLU MUHALEFET LİDERİ DEMİRTAŞ DA İLMİK’TE Sideris, çekimleri Türkiye, Yunanistan, Almanya ve Belçika’nın da aralarında olduğu 6 ülkede gerçekleştirmiş. Türkiye’nin tutuklu ‘Cumhurbaşkanı adayı’ ve eski HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş da Sideris’e mülakat verenler arasında. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu Başkanı Antony Bellanger, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Nesibe Baransu, Ekrem Dumanlı, Tarık Toros, Basın Konseyi Genel Sekreteri Zeynel Lüle, Sevgi Akarçeşme, Erkan Akkuş, Tuba Güven, Barış İnce, Neşe Özgen belgesele katkı veren diğer isimlerden. SELANİK’TEN SONRA BRÜKSEL PROGRAMI VAR Yunan Cumhurbaşkanı Pavlopulos’un elinden ödül alan Sideris’in belgeseli, Selanik Film Festivali’nin ardından Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun ev sahipliğinde Brüksel’de düzenlenecek özel bir galayla yoluna devam edecek. Ardından belgeselin Avrupa genelinde birçok festival programında seyirci ile buluşması bekleniyor. ‘BELGESELE İLMİK İSMİNİ VERDİM, ÇÜNKÜ…’ Sideris, belgesel için düzenlenen galada belgesele niçin ‘İlmik’ ismi verdiğini de açıkladı: “İlmik ismini verdim, çünkü Erdoğan karşısında duran herkesin boynuna bir ip geçirmeye çalışıyor.” Türkiye’yi yakından takip eden, aynı zamanda da ‘komşu bir gazeteci’ olarak bu mağduriyetlere şahit olmaktan ötürü acı çektiğini de sözlerine ekliyor.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:935:ee8b:d2a:2ffa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Ertuğrul Günay'dan Erdoğan'a rant mesajı: Ben görevden ayrıldım ve İstanbul'da yapılar yükseldi AKP hükümetinde bir dönem Kültür ve Turizm Bakanlığı yapan Ertuğrul Günay, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a İstanbul'daki rantlara ilişkin göndermede bulundu. AKP hükümetinin 2007'den 2013'e Kültür ve Turizm Bakanlığı görevini yürüten Ertuğrul Günay, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a rant mesajı gönderdi. Günay, "Ben görevden ayrıldım ve İstanbul'da yapılar yükseldi" dedi. Lobilerin, iktidar ve belediyeler üstündeki etkisine dikkat çeken eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Siyaset zaman zaman lobilerin önünde eğilip bükülebiliyor” ifadelerini kullandı. Türkiye'nin başta Antalya olmak üzere birçok doğa harikası bölgesinde, hızlı yapılaşma sürüyor. Bazen yapılaşma yerel yönetim ve halka rağmen yapılıyor. Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Seyr-i Sabah programında Antalya'dan başlayan örneklerle betonlaşmaya doğru atılan adımların nasıl oluştuğunu, müteahhitlerin lobi faaliyetlerinin karar vericiler üstündeki etkisini anlattı: "Türkiye son derece yoğun siyasi tartışmalar yaşıyor. Bu tartışmaların içinde Antalya ve çevre gibi sorunlar hep dikkatlerden kaçıyor. Antalya sadece Türkiye değil dünya turizmi için çok önemli destinasyonlardan biri. Biz geçmiş yıllarda yabancı turist sayısını 10 milyonların üstüne çıkarmıştık. Son birkaç yılda sıkıntı yaşanıyor. Turistlerin azaldığı dönemi Antalya şehrin rehabilitasyon zamanı olarak kullanılabilirdi, fırsat kaçırıldı. Belki yerel belediyeler bunu istedi ama mümkün olamadı. ‘KARADENİZ'DE HÜKÜMETİN DEĞİL, MÜTEAHHİTLERİN DEDİĞİ OLUYOR" AKP iktidarının başından beri doğa konusunda sorunlar yaşandı dersek haksızlık yapmış oluruz. İktidarın ilk yıllarında bu tür tablolar son derece azdı. Ama son 5 yılda sanki bir düğmeye basıldı. Türkiye'nin dört bir yanında buna benzeyen gayretler ortaya çıktı. Benim bakan olduğum dönemde 2007-2013 arasında Antalya'da baraj yapılması için görüş ayrılıklarım oldu. Ardından şehirdeki yapılaşmalar konusunda ayrılıklar yaşadık. En son yine benim zamanımda Gezi Parkı için anlaşmazlıklar yaşadım. Görüş ayrılığı yaşanan şeyler parmakla gösterilecek kadardı. Karadeniz'de turizm yapmak istiyorsak HES'lere (hidroelektrik santral) fren yapmamız gerekiyor gibi geliyor bana. Hem akarsuyu borulara alıp hem doğayı yok edip turizm yapamayız demiştim o zaman. O zamanlar Karadeniz'den geçen yeşil yol, gerçekten yeşil yol olarak düşünülmüştü kara bir asfalt olarak değil. Karadeniz'de hükümetin kararları değil de müteahhitlerin istekleri oluyor gibi geliyor bana. "BÜTÜN NİYETLERİ AŞAN BAŞKA BİR İRADE SÖZ KONUSU" Müteahhitler zaman zaman çok güçlü olabiliyor. Lobiler kuruluyor. Vahşi kapitalizmin durumu bu. Dışarıdan güçlü gibi gözüküyor olabilir iktidar. Ama içinde olunca hükümetin iradelerini aşan, bakanların gücünü aşan iradelerin olduğunu görebiliyorsunuz. Dünyayı şirketler yönetiyor hükümetler görüntüsü altında. Kapitalizm her dönemde son derece vahşidir. Bir bakan olarak bana yüzüme karşı baskı yapılmadı. Ama ben İstanbul'daki yüksek yapılaşmaya karşı çıktığımda, yapılaşmanın şehrin siluetini bozduğunu söylediğimde, ki bakanlığımın dördüncü yılıydı, aleyhimde müthiş bir kampanya olduğu söylendi bana. Bunun sebebi rant merkezlerine karşı çıkmamdı. Sonuç ortada: Ben görevden ayrıldım ve İstanbul'da yapılar yükseldi. Sayın (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan son senelerde her şeye hükmediyor gözüküyor. Güçlü bir siyaset adamı. İstanbul belediye başkanlığı da yaptı. Çıktı ve ‘İstanbul'a ihanet ettik, ben de bunun sorumlusuyum' dedi. Demek ki bütün bu niyetleri aşan başka bir irade söz konusu. Çarpıcı örnek budur. "LOBİLER TÜRKİYE'DE FAZLA ETKİLİ OLMAYA BAŞLADI" Elbette devletteki bir takım birimlerde görüş birliği oluşuyor. Lobiler şurada şunu yapalım diyerek siyasi iradeyi yönlendiriyorlar. Lobiler dünyanın her yerinde var: Yunanistan'da da var Amerika'da da var. Ama burada biraz fazla etkili olmaya başladı. Benim söylediğim Türkiye'de siyasi irade zaman zaman bunların önünde eğilip bükülüyor. Benim söylediğim siyasi irade çok daha katılımcı, danışmacı ve saydam olmalıdır ki bu yanlışlardan sakınılsın. Yoksa Erdoğan, İstanbul'a ihanet ettim demek zorunda kalır mıydı? Bir yere proje yapacağınız zaman çevredeki tüm halkı toplayıp anlatacaksınız. Ben zamanında bunu yaptım. Muhtar gelir, yerel insanlar ve sivil toplum örgütleri gelir. Katılım toplantısı yapılır. İtirazlar alınır, dinlenir, değerlendirilir, askıya çıkarılır. Biz demokrasi konusunda oldukça geriden geliyoruz. Dünyada demokrasinin katılım ve saydamlık gibi vazgeçilmez ayakları var."
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:935:ee8b:d2a:2ffa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Zorla çöktükleri medya kuruluşlarının mallarını satışa çıkardılar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), kapatılan beş medya kuruluşuna ait varlıkları yaklaşık 1 milyon liraya satışa çıkardı. Fonun internet sitesinde yer alan bilgiye göre Jin Haber Ajansı, Azadiya Welat Gazetesi, Patnos FM, Bugün TV Ankara bürosu ve Cihan Haber Ajansı’nın varlıkları satılacak. Bu kurumların bazıları KHK’yla, bazıları da kayyım tarafından kapatılmıştı. Teçhizat ve demirbaşlar, teklif alma yöntemiyle satışa sunulacak. Varlıkların toplam muhammen bedeli ise 954 bin 445 lira. Teklifler yarın mesai bitimine kadar alınacak, satış da tekliflerin değerlendirilmesi sonrası yapılacak. Birden fazla teklif verilen varlıklar için teklif sahipleri arasında 13 Mart’ta açık artırma yapılacak. Bazı basın yayın kuruluşlarından TMSF’ye devredilen altı araç da 1 milyon 138 bin 500 lira toplam muhammen bedelle satışa çıkarıldı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:935:ee8b:d2a:2ffa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Holdinge el konuldu; Gerekçe KHK ile kapatılan derneklerle ilişki devam etti Antalya'da faaliyet gösteren Kırmızıtaş Holding'e faturalarda 'hizmet bedeli' yazdığı ve şaibeli 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler'le (KHK) kapatılan dernekler bağlantıda olduğu gerekçesiyle şirkete el konuldu. Antalya'da faaliyet gösteren Kırmızıtaş Holding'e F.. iddiasıyla bu sabah el konuldu. Sabah Gazetesi'nde Nazif Karaman imzalı haberde herhangi bir belge gösterilmeden el koyma ve gözaltıların meşrulaştırılmaya çalışıldığı görüldü. Holding'in 3 sahibi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. 3 İŞADAMI GÖZALTINDA Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ekipleri Holding'in sahipleri Recai Kırmızıtaş, İsmail Kırmızıtaş ve Hamza Kırmızıtaş gözaltına alındı. Şüpheli işadamlarının emniyetteki sorgularının devam ettiği öğrenildi. DARBEDEN SONRA KAPATILAN DERNEKLERLE BAĞLANTILI OLDUĞU İDDİA EDİLİYOR Kırmızıtaş Holding'in, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Hizmet Hareketi'ne bağlı dernek ve okullar kapatıldı. Ancak gerekçe olarak kapatılan dernek ve federasyonlarla bağlantılı oldukları gerekçe gösterildi. "KAYYIM ATANAN ŞİRKETLERLE BAĞLANTILI OLDUKLARI" Sabah Gazetesi'nde holdinge el konulmasını çarpıtma bilgilerle meşrulaştırmaya yönelik haberde de bu detaylar yer aldı. Haberde verilen bilgiler de detaylı çelişkiler yer alıyor. Cumhuriyet Başsavcılıklarınca haklarında işlem yapılan şahıslar ve kayyum atanan şirketler ile parasal yönden ilişkili olduğu tespit edildi. MAL VARLIKLARINA EL KONULDU Soruşturma kapsamında adı geçen şirketlere CMK 133. Maddesi uyarınca Tasarruk Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atandığı ve şirket yetkilileri Recai Kırmızıtaş, İsmail Kırmızıtaş ve Hamza Kırmızıtaş isimli şahısların tüm mal varlıklarına 671 sayılı KHK kapsamında tedbir konulduğu öğrenildi. Bu doğrultuda Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından verilen talimat doğrultusunda 3 iş adamının adreslerinde ve 4 şirketin 3 faaliyet gösterdiği adreste yakalanması için Antalya Emniyet Müdürlüğü KOM ekiplerince operasyon başlatıldı. 2 iş adamı yakalanırken diğer iş adamının yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü öğrenildi. FATURALARDA HİZMET BEDELİ 'HİMMET' OLARAK SUNULUYOR El konulan ve kayyum atanan dev mobilya şirketi Opçin Mobilya'ya kestiği faturaların açıklama bölümüne 'himmet' yazıldığı iddia edildi. Faturalarda yer alan 'hizmet bedeli'nin bilinçli bir şekilde 'himmet' olarak sunulduğu görülüyor.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:935:ee8b:d2a:2ffa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP`NİN KRİPTO DARBECİLERİ AKP'den Markar Esayan ve HDP'den Garo Paylan... iki Ermeni milletvekili var. Bakın AKP`nin Ermeni milletvekili 9. Haziran 2011 tarihinde ne demiş: "Hesaplarımı dört sene sonraki saçimler için yapıyorum, yeteri kadar AK PArtili görünürsem vekil olabilirim diye. Aslında kripto darbeciyim" Bu twit hale duruyor-->https://twitter.com/markaresayan/status/78781039362846720?lang=de HDP`li ermeni AKP`li ermeni hakkında bakın ne diyor: "Dört yıl öncesine kadar birlikte Tayyip Erdoğan'a karşı bildiri imzalardık. Erdoğan karşıtı pek çok bildiride ortak imzamız var, bunlar kayıtlarda duruyor." http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/markar-esayan-in-metiner-den-farki-yok-29426549 Buda bu Ermeni milletvekilinin 08.01.2018 tarihli yeni bir yazısı: AK Parti'nin Ermeni asıllı milletvekili Markar Esayan "Demir Kilise" açılışını yazdı http://www.superhaber.tv/ak-partinin-ermeni-asilli-milletvekili-markar-esayan-demir-kilise-acilisini-yazdi-102027-haber
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İnşaat sektörü bitme noktasına geldi “Bıçak kemiğe dayandı” diyen İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Genel Başkanı Tahir Tellioğlu, kullanılan malzemelerdeki fiyat artışlarının inşaat sektörünü bitirme noktasına getirdiğini söyledi. Business HT’ye konuşan İMKON Genel Başkanı Tellioğlu, inşaat sektöründe darboğazın devam ettiğini söyleyerek fiyat artışlarına dikkat çekti. Tellioğlu şunları söyledi: “2017 yılı başından bu yana yavaş yavaş artmaya başlayan, başta demir fiyatları olmak üzere; inşaat sektöründe kullanılan birçok önemli malzemeye son bir yılda yüzde 70 civarında zam gelmesi, satışlar açısından da durağan olan inşaat sektörünü adeta bitirme noktasına getirmiştir. Artık bıçak kemiğe dayandı.” Tellioğlu, demir fiyatlarında devam eden artışı işaret ederek “Kilogram fiyatı 3 liraya doğru yaklaşan demir çelik ürünlerindeki fahiş fiyat artışları, artık sektörün canına tak etmiştir. 2017’nin şubat ayında kilogramı 1.6 lira seviyelerindeki ince demir fiyatı bu hafta 2.8 lirayı aştı. İnşaat demiri ithalatında verginin 1 Ocak itibarıyla sıfırlanması fiyat artışını durdurmaya yetmedi” dedi. Bu konunun, Rekabet Kurumu tarafından ayrıca incelenmesini ve sektörde herhangi bir kartelleşme olup olmadığının gözden geçirilmesini talep eden Tellioğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Konfederasyonumuza bağlı alt derneklerimize üye olan veya olmayan binlerce müteahhidimizin sokağa dökülmemesi ve her geçen gün daha da artan ‘iş bırakma ve grev çağrısı’ baskısının üzerimizden kaldırılması açısından da bir an önce demir çelik fiyat artışları durdurulmalı ve fiyatlar olması gereken yere çekilmelidir. Ekim’de yayımlanan yeni Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği’nin her büyükşehir belediyesinin kendi bölgelerinde uygulamaya konulacak şekilde hazırlanmış hallerinin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanmaması ve büyükşehirlerdeki imar belirsizliği durağan olan inşaat sektörünü ve kentsel dönüşümü de baltalamaktadır.”
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
26 Gazeteci için karar: Haber ve tweet’lere toplam 160 yıl hapis, tahliye yok! Hizmet Hareketi’nin medya yapılması iddiasıyla büyük çoğunluğu gazeteci 26 kişinin yargılandığı davada karar çıktı. Dün ve bugün süren son duruşmalar sonunda mahkeme kararları açıkladı. 26 gazeteciden 25’ine ceza verildi. Gazeteciler haber ve tweet’lerinden dolayı toplamda 160 yıl hapis cezası aldı. Mahkeme cezaevinde bulunan gazetecileri tahliye etmedi. Tek beraat eden gazeteci ise Muhterem Tanık oldu. Daha önce tahliye eden Ali Akkuş ise tekrar tutuklandı. Davada Atilla Taş için önce 5 yıl ceza verildi. Sonra indirime gidilerek 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Atilla Taş için tutuklanma talebi reddedildi. Taş’a suçlama ise ‘bilerek ve isteyerek yardım’ olarak gösterildi. Murat Aksoy “üye olmamakla birlikte örgüte yardım” suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Aksoy tutuklanmadı. 12 gazeteciye örgüt üyeliğinden 7 yıl 6 ay hapis cezası Gazeteciler Ahmet Memiş, Ali Akkuş, Ünal Tanık, Seyid Kılıç, Muhammed Sait Kuloğlu, Mustafa Erkan Acar, Oğuz Usluer, Ufuk Şanlı, Mutlu Çölgeçen, Yetkin Yıldız, Cuma Ulus ve Davut Aydın hakkında “örgüt üyeliğinden” 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme 11 gazeteci için ise “örgüt üyeliği” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi 6 yıl 3 ay hapis cezası alan gazeteciler ise Abdullah Kılıç, Cihan Acar, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu Halil İbrahim Balta, Bayram Kaya, Habip Güler, Hanım Büşra Erdal, Yakup Çetin, Hüseyin Aydın, Gökçe Fırat Çulhaoğlu. Ali Akkuş tutuklandı, tahliye kararı çıkmadı Mahkeme daha önce tahliye edilen gazeteci Ali Akkuş’un tutuklanmasına karar verdi. Tutuklu sanıklardan tahliyesine karar verilen olmadı. Davada hakkında beraat kararı verilen tek sanık Muhterem Tanık oldu *** İşte gazetecilerin son sözleri; Abdullah Kılıç: Adnan Menderes “bir milletin sığınabileceği en adil liman hakimlerin pak vicdanıdır” demişti. Ahmet Memiş: Ailem gerçekten mağdur. Beraatimi talep ediyorum. Ali Akkuş: F… örgüt kriterlerinin hiçbiri bende mevcut değildir. Aklanmak istiyorum. Atilla Taş: Şöhret maddiyattan çok bela ve kötü şans getirdi. Ben suçsuzum, beraatimi istiyorum. Bayram Kaya: Sadece muhabirlik yaptım, algı varsa algının sorumlusu ben değilim. Dönemin yöneticilerine tanınan haktan ben de yararlanmak istiyorum. Muhammed Sait Kuloğlu: Ben bugün eşim için belki hediye olurum, o da evlilik yüzüğümü geri takar. Bünyamin Köseli: Vereceğiniz karara razıyım. Cemal Azmi Kalyoncu: Terör örgütü üyesi değilim, suçsuzum. Tahliyemi talep ediyorum. Cihan Acar: Kendi hatalarım ve hayallerimle yaşadım. Tek istediğim özgürlük. Cuma Ulus: Sadece gazeteciyim. Yargılanmaktan hiçbir zaman kaçmadım. Beraatimi istiyorum. Gökçe Fırat Çulhaoğlu: Hayatta korunması gereken en önemli şey masumiyettir. Bugün benim doğum günüm. Bir bebek masumiyetiyle çıkmak istiyorum. Habip Güler: Masumiyetimi her yönden ispatladım. 20 aydır yavrularıma hasretim. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum. Halil İbrahim Balta: Hapiste değilim, ölsem de evde öleceğim. Beraatimi talep ediyorum. Hanım Büşra Erdal: Ben hep gazetecilik yaptım. Düşüncelerimi hukuki çerçevede ifade ettim. Bir bedel ödedim. Umarım aileme ve sevdiklerime kavuşurum. Hüseyin Aydın: Şimdi vereceğiniz karar hapishanede kalan insanlar için ölüm demek. Eşim çok acı çekiyor. Bu çukurdan beni kurtarın. Ünal Tanık’ın eşi Muhterem Tanık: Kendim ve eşim adına beraat istiyorum. Murat Aksoy: Ben gazeteciyim. Muhalif ve eleştirel olabilirim. Suçsuzum. Beraatimi ve üzerimizdeki lekenin çıkarılmasını istiyorum. Mustafa Erkan Acar: Beraatimi istiyorum. Çalıştığım tüm kurumlarda işimi yasalara uygun bir şekilde yapmaya çalıştım. Mutlu Çölgeçen: 23 yıllık gazeteciyim. Önce hep iş dedim, bundan dolayı eşimden özür dilemek istiyorum. Artık yoğurdu bırakın üflemeyi, dondurarak yiyoruz. Oğuz Usluer: 20 yıllık gazeteciyim. Darbeci olmadığım gibi darbe karşıtı belgeseller yayınladım. Tüm gazetecilerin serbest kalmasını talep ediyorum. Seyid Kılıç: Hayatta kusurlarım oldu. Ailemin çok vaktini çaldım. Ama terör örgütü üyeliği suçlamasını kabul edemem. Ülkem için adaletin tecellisini talep ediyorum. Ufuk Şanlı: 37 yaşımda işsiz, 38 yaşımda terörist oldum. Zor bir süreç ama bir gün olsun adaletten kaçmadım. Kendimle ilgili tüm gerçeklerle yüzleşmekten vazgeçmedim. Ünal Tanık: Bütün hayatım bütün şeffaflığıyla önünüzde. Ben gazetecilik yaptım Yakup Çetin: Son 20 ayda beni en çok üzen şeyleden biri bana bir sayı muamelesi yapılması oldu. Benim bir insan olduğumu görmenizi istiyorum. Yetkin Yıldız: Eşime evlenme teklif ederken ona bir söz vermiştim: Onu yalnız bırakmayacaktım. 20 aydır onu yalnız bıraktım. Ben sadece gazetecilik yaptım. *** Gazeteciler için suç olarak haberleri ve sosyal medya paylaşımları gösterilmişti. Duruşmanın 22 Şubat’ta gerçekleşen oturumunda tutuklu gazetecilerden Abdullah Kılıç, Ahmet Memiş, Bayram Kaya ve Muhammed Sait Kuloğlu ile tutuksuz yargılanan Atilla Taş, Ali Akkuş ve Bünyamin Köseli’nin savunmaları dinlenmişti. Tutuksuz yargılanan Davut Aydın ise sağlık sorunları nedeniyle savunmasını avukatı aracılığıyla yaptı. 23 Şubat’ta da tutuklu yargılanan gazeteciler Cemal Azmi Kalyoncu, Gökçe Fırat Çulhaoğlu ve Habib Güler ile tutuksuz yargılanan Cihan Acar ve Halil İbrahim Balta’nın savunmaları alındı. Tutuklu Cuma Ulus, avukatlarının dosyasındaki delillere ilişkin usûle dair bir itirazı nedeniyle savunma yapmadı. Dün ise Hanım Büşra Erdal, Hüseyin Aydın, Muhterem Tanık, Murat Aksoy, Mustafa Erkan Acar, Mutlu Çölgeçen, Oğuz Usluer, Seyid Kılıç savunma yapmıştı. Bugün ise Ufuk Şanlı, Ünal Tanık, Yakup Çetin ve Yetkin Yıldız savunmalarını tamamladı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Mahkeme kararını az önce verdi: Atilla Taş'a hapis 15 Temmuz darbe girişimi sonrası F…’nün medya ayağına yönelik aralarında şarkıcı Attila Taş’ın da olduğu 29 sanığın yargılandığı davada karar açıklandı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi açıkladığı kararda Attila Taş’ın, suç vasfının değişmesiyle örgüte üye olmamakla birlikte yardım etmek suçundan 5 yol hapis cezası verildi. Cezada indirime giden mahkeme 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına hükmetti.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
CEMAATLERE OPERASYON SİNYALİ.... AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, cemaatleri hedef gösterdi. Erdoğan, "Şimdi birçok hocaefendi beni tefe koyup çalacak" ifadelerini kullandı. AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Beştepe'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen programda yaptığı konuşmada adeta cemaatleri hedef tahtasına oturttu. Erdoğan, "Şimdi birçok hocaefendi beni tefe koyup çalacak" ifadeleriyle dikkat çekti. Sabah saatlerinde Nurettin Yıldız'a jet hızıyla soruşturma başlatması da farklı yorumlara neden olmuştu. Beştepe'de düzenlenen Dünya Kadınlar Günü programında konuşan AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan kısımlar şu şekilde: "KANALİZASYON HALİNE DÖNÜŞMÜŞ MEDYA" Kadın iyi bir öğretmense babanın, okulun, toplumun eksiğini o giderir. Her bir kanalı ayrı bir sorun, ayrı bir kanalizasyon haline dönüşmüş olan medyanın şerrinden koruyacak olan ilk ve güçlü kalkan yine kadın, yine anneler. Siz varsanız yavrular kurtulur. Yoksa Allah muhafaza. Annenin bıraktığı boşluğu dolduracak pek az alternatif vardır. Hatta yoktur. Bunun için öksüz, yani annesiz büyüyen çocukların durumu, yetim büyüyen çocuklardan çok daha vahimdir. Anne şartlar ne olursa olsun evlatlarına göz kulak olur, sahip çıkar, çekip çevirir. Çok anneler tanıdık, anne başka. Annesiz yaşamak kolay değil. İnanın baba ölür gider, bir gün iki gün ağlarsın. Ama anne gittiği zaman bir gün iki gün yetmiyor, o çok daha farklı. Birileri ısrarla bizim validelerimizi yanlış anlatmaya çalışıyor. Kadını annelik vasfından ayırmak demek öğretmenliğini yok saymak demektir. Kadınlarımızın hakları, hukukları, sorunları konusunda şahsım kadar duyarlı, somut politikalar üretmiş, icraat ortaya koymuş bir başka cumhurbaşkanı var mıdır bilmiyorum. Bu işi çok önemsedim. En az 3 çocuk diyorum rahatsız oluyorlar. Niye rahatsız oluyorlar biliyor musunuz? Bu millete düşman oldukları için rahatsız oluyorlar. Bir milleti millet yapan ailedir. İşte göreve geldik 15 – 16 yıl oldu. Ülkemiz nereden nereye geldi her şey ortada. Rakamlar, gerçekler ortada. Bütün gelen yurtdışından liderler, ülkemizi gördüğü zaman tek şey var ‘tanıyamadık’ diyorlar. Türkiye şu anda böyle gidiyor. Eğitimde, sağlıkta gelinen yer ortada. Hele hele şehir hastaneleri devreye girdiği andan itibaren Türkiye’de şehir hastaneleriyle birlikte artık millet Cleveland’a gitmeyecek Türkiye’ye gelecek. "DİN ADAMI OLARAK ORTAYA ÇIKIP" Son günlerde bakıyorsunuz. Din adamı olarak ortaya çıkıp da ne yazık ki kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup, dinimizde yeri olmayan bazı kendine göre içtihatta bulunan kişiler çıkıyor ortaya. Anlamak mümkün değil. Yani bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada zamanda yaşıyorlar. Çünkü İslamın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslamın hükümlerinin güncellenmesi vardır. "SİZ İSLAMI 14-15 ASIR ÖNCESİ HÜKÜMLERİYLE KALKIP DA BUGÜN UYGULAYAMAZSINIZ" Siz islamı 14 – 15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok. Onun için de bugün İslam’ın uygulanması yer zaman koşullar her şeyiyle o da değişiyor. İslam’ın güzelliği burada zaten. "ŞİMDİ BİR ÇOK HOCAEFENDİ BENİ TEFE KOYUP ÇALACAK" Şimdi bir çok hocaefendi beni tefe koyup çalacak. Rabbim bizi tefe koymasın. İstisnaları genelleştirmek, tarihin belirli bir döneminde toplumların özel şartlarına uygulamaları geleneksel davranışları taşımaya çalışmak meseleyi sulandırmaya yarar. Halbuki biz sorun görüyoruz ve çözmeye çalışıyoruz. Eksikler olabilir, yanlış da yapılmış olabilir. Bunların iyi niyetle ortaya konması halinde derhal düzeltilmesi mümkündür. "POPÜLER OLMAK İÇİN SÖYLENEN SÖZLERİ BİZ ASLA KABUL EDEMEYİZ" Fakat sırf, var ya ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ bu mantıkla popüler olmak için söylenen sözleri biz asla kabul edemeyiz. Hele hele bu tartışmayı dinimizin kavramlarıyla yürütmek sadece kadınlara değil, inanın inancımıza da dinimize de haksızlıktır. Tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi dini hususların tartışılmasında da seviyeler vardır. Kuran’a sünnete kıyasa vakıf olmayan insanlara istisnai bir takım uygulamaları anlatmaya kalktığımızda züccaciye dükkanına giren fil misali bir sürü başka şeyi kırıp dökmek kaçınılmaz hale geliyor. Ya bırak bu işleri. Aslolan nedir? Bizim mukaddes kitabımız kurandır. Kuran’a ters değilse mesele bitmiştir.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Görünen o ki, sira zulme odun tasiyan sahtekarlara geldi. Bu süreçte dik duranlarin degeri anlasilacak biiznillah. Erdoğan'ı eleştiren Nurettin Yıldız'a jet hızıyla soruşturma başlatıldı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da tepkisini çeken AKP'li Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız hakkında soruşturma başlattı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, "6 yaşında çocukla evlenilebilir", "kadınlar eşlerinden dayak yedikleri için şükretmeli" sözleriyle tepkilere sebep olan Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız hakkında soruşturma başlattı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Yıldız hakkında resen soruşturma başlattı. Başsavcılıktan yapılan açıklamada, Yıldız hakkında, kadınların dövülmesine yönelik açıklamaları nedeniyle, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçundan resen soruşturma başlatıldığı belirtildi. ''Halkı kin ve düşmanlığa tahrik'' suçundan yürütülecek soruşturma kapsamında Yıldız'ın ifadesinin alınacağı bildirildi
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
MESAM'a atanan kayyımlardan biri daha görevi reddetti Kocatepe, "Şiddetle redettiğimi kamuoyuna duyururum" dedi. Kültür Bakanlığı tarafından yapılan incelemeler sonucu, başkanlığını Arif Sağ'ın yürüttüğü mevcut yönetim işten el çektirildi. Yerlerine Yavuz Bingöl, Recep Ergül, Polat Yağcı, İpek Açar, Turhan Taşan, Fuat Güner ve Coşkun Sabah'ı üye olarak atandı. Görevden alınan yönetim, yazılı bir açıklamaya yaparak karar tepki gösterdi. Açıklamada " Tedbiren işten el çektirilerek yerine geçici bir yönetim kurulu atanması mevzuata aykırıdır" denildi. Kararın, MESAM’ı maddi ve manevi açıdan telafisi mümkün olmayan zarara uğratacağı belirtildi. Listede yedek üye olarak yer alan Kocatepe'de durumu tesadüfen öğrendiğini söyleyerek, "Kültür Bakanlığı'nın MESAM'a atadığı kayyum listesinde yedek olarak yazıldığımı bugün tesadüfen öğrendim. Böyle bir görev için bakanlıktan kimse fikrimi sormamıştır. Şiddetle redettiğimi kamuoyuna duyururum" dedi. https://twitter.com/ali_kocatepe/status/971701022560280576?ref_src=twsrc%5Etfw&ref_url=http%3A%2F%2Faktifhaber.com%2Fgundem%2Fmesama-atanan-kayyimlardan-biri-daha-gorevi-reddetti-h113470.html
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN DIYANET'E 'ILAHIYATÇI' TALIMATI Sosyal Doku Vakfı Başkanı ve ilahiyatçı Nurettin Yıldız’ın 'Yatak, yorgan, battaniye cinsel dürtüleri rahatsız eden yapıda olmamalı, asansörde halvet' gibi sözleriyle başlayan tartışma, AK Parti’nin son MYK toplantısında da gündeme gelirken, Kadir Mısıroğlu'nun İstiklal Marşı'yla ilgili akıl almaz sözlerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan tepki geldi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Erdoğan'ın talimatını Diyanet yetkililerine iletti. KADİR Mısıroğlu bir konuşmasında Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'na "Korkma" ifadesiyle başlamasını eleştirerek "Bir Allah'ın ferdi bu marş neden korkma diye başlar, ne var ortalıkta korkacak? Durup dururken bir adama korkma, korkma, korkma bu devlet yıkılmaz... Bunu diyen herkes bu yıkılmadan korkuyor demektir" demişti. Mısıroğlu'nun bu sözlerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan tepki geldi. Erdoğan isim vermeden Mısıroğlu'nu eleştirdi, "Peygamber Efendimizin Hicret sırasında kaldığı mağarada biliyorsunuz Hz. Ebubekir'i teskin etmek için ve yüce kitabımızda da zikredilen 'Korkma Allah bizimle beraberdir' ayeti var ya, işte bu lafzın 'Korkma' kısmının İstiklal Marşımızın başına yerleştirilmiş olmasının sebebi de budur. Yani birileri burada farklı yerlere çekip, beşer planındaki korkmak korkmamak gibi olmasın" dedi. 'DAHA AKTİF VE CESUR OLUN' Cumhurbaşkanı Erdoğan sözde ilahiyatçılarla ilgili olarak ise Diyanet’in daha aktif olması talimatını verdi. Bu talimatın ardından Diyanet’ten sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Erbaş, ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Ekrem Keleş ile görüştü. Bozdağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatlarını ileterek Diyanet İşleri Başkanlığı’nın daha aktif ve cesur olmasını istedi. Verilen bilgiye göre, Diyanet İşleri Başkanlığı, sözde ilahiyatçılar tarafından yapılan açıklamalar konusunda daha aktif olacak, Konuyla ilgili olarak eylem planı hazırlayacak. Halkı doğru bilgilendirecek mekanizmalar harekete geçirilecek. Hurriyet
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Günlerce 'Erdoğan talimat verdi şifre kırıldı'manşetleri atmıştınız, ne oldu onlar? ADEM YAVUZ ARSLAN
Zaman Tüneli Fotoğrafları
BUGÜN 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ: 17 BİN KADIN 700 ÇOCUK CEZAEVİNDE VE ZİNDANLARDA Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. AKP ve Erdoğan'ın baskıcı ve diktatör rejmi nedeniyle, 17 binden fazla kadın ve 700'e yakın çocuk, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutuluyor. OHAL sürecinde sorgusuz sualsiz gözaltına alınıp tutuklanan, yeni doğmuş bebekleriyle hapse konulan, çocukları ortada bırakılan, kamudaki görevinden atılan on binlerce kadının mağduriyetinin sürdüğü bir ortamda, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, çok fazla bir anlam taşımıyor. AİLE DRAMLARI YAŞANIYOR OHAL kurbanı kadınların mağduriyeti sadece kendileriyle sınırlı kalmıyor; tutuklu yeni annelerin beraberlerindeki bebekleri ile dışarıdaki çocukları başta olmak üzere diğer aile fertleri de onlara reva görülen muamelelerden olumsuz etkileniyor; vicdanları sızlatan aile dramları yaşanıyor. 121 KADINA GÖZALTI KARARI Öte yandan Dünya Kadınlar gününde cadı avı kadınlara uzandı... Toplam 121 kişi hakkında gözaltı kararı olduğu öğrenildi.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, sabah saatlerinde İstanbul Avrupa yakasında oturan 121 kadın hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. 08.03.2018 günü 01:00'da İstanbul merkezli 29 ilde başlayan operasyonla gözaltı işlemleri başladı.. Bir çok kişi bu kampamda gözaltına alındı
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Tutuklu polislerin, savcıların, hakimlerin sesini duyuracak kimseleri yok Onların sesi olurmusunuz? Cezaevlerinde iki seneye yakın tek kişilik hücrede tutulan birçok yargı mensubu,emniyet mensubu vs malesef akıl sağlığını kaybetme noktasına gelmiştir Yıllarını devlete ve millete hizmet etmeye adamış insanların duvarlar ile konusmaya mahkum bırakılması "SUÇTUR" 17/25 aralıktan sonra tutuklanan polislerin tek suçu reza zarrab denen rüşvetçinin bakanlara yüklü miktarda rüşvet verdiğini ortaya çıkarmaktır Reza zarrab bakanlara rüşvet verdiğini itiraf ettiğine göre polisler tahliye olmalı hem çok acil tahliye olmalılar
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kadınlar Gününde Bugün...
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Çocuk istismari ile mücadelede neden gerideyiz sorusunun cevabı burada
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Bu yiğit kadınlar Bu kadar dilsiz şeytanın ve korkağın olduğu bu ülkede, içli köfte yaparak mağdurlara yardım etmiş insanlar. Bunlara terörist diyenler, bu kadınların tırnaklarına kurban olsunlar
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Bu arada kendileri, Dünyada en çok kadın tutuklatan lider oluyor. Cahiller yiyor nasıl olsa!
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP, CHP’nin kayıp 106 bin silahla ilgili verdiği araştırma önergesini reddetti CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, İçişleri Bakanlığı’nın 106 bin 704 silahın kayıp olduğuna ilişkin raporu hakkında verdiği araştırma önergesi AKP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Verdiği önerge üzerine Meclis kürsüsünde konuşan Mehmet Tüm, 2014’te 14 bin olan kayıp silah sayının 2017 sonunda 106 bine çıkmasının ürkütücü olduğunu ve ülke güvenliği açısından büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Mehmet Tüm, önergesinde şu soruları sordu: -İçişleri Bakanı bu silahlarla ilgili gerçekleri kamuoyuna neden açıklamıyor? -106 bin silahın 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra kaybolması sizce bir tesadüf müdür? -15 Temmuz darbe girişimi sırasında ne kadar silah dağıtıldı? -Bu silahlarla daha sonra ne kadar cinayet işlendi? -Emniyetin ve ordunun silah envanterinde ne kadar silah eksilmiştir? -Bu silahları bazı paramiliter güçler için mi görmezden geliyorsunuz? -7 Haziran-1 Kasım arası birçok terör olayına tanık olduk. Böyle bir terör süreci mi bizleri beklemektedir? Dülger’in konuşmasının ardından araştırma önergesi, AKP’lilerin oylarıyla reddedildi.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Önce gasp, sonra satış... TMSF, CHA ve Bugün Tv dahil 5 medya kuruluşunun varlıklarını satışa çıkardı TMSF'nin internet sitesinde yer alan satış ilanına göre, Jin Haber Ajansı, Azadiyat Welat Gazetesi, Patnos FM, Bugün TV Ankara Şubesi ve Cihan Haber Ajansı'nın makine, teçhizat ve demirbaşları teklif alma yöntemiyle satışa sunuldu. 5 medya kuruluşunun varlıkları toplam 954 bin 422 lira muhammen bedelle satışa çıkarıldı. Söz konusu varlıklar, 9 Mart mesai bitimine kadar alınacak tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda satılacak. Birden fazla teklif verilen varlıklar için teklif sahipleri arasında 13 Mart'ta açık artırma yapılacak. Bu arada, bazı basın yayın kuruluşlarından TMSF'ye devredilen 6 araç da 1 milyon 138 bin 500 lira toplam muhammen bedelle satışa çıkarıldı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP döneminde kadına şiddet: İlk kez, bir yılda 400 kadın öldürüldü Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Başkanı Gülsüm Kav, kadın cinayetlerinin bu yıl 'rekor bir seviyeye' ulaştığını belirtti. İlk kez, bir yılda öldürülen kadın sayısı, 400'ü aştı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İstanbul 1. Ordu Eski Komutanı Ümit Dündar'ın 15 Temmuz ile ilgili Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesine verdiği ifade tartışmaları da beraberinde getirdi. Tüm dikkatlerin Afrin Operasyonu'na verildiği bir ortamda, 15 Temmuz ile ilgili gelişmeler ya gündemde yer bulamıyor ya da iktidarın istediği kadar yer veriliyor. Orgeneral Ümit Dündar'ın verdiği ifade, ÖKK Eski Komutanı Zekariya Aksakallı'nın ifade şekli ile tanıklar mahkemelerden ve savunma avukatlarından neden kaçırılıyor sorusunu sormayı gerektirmektedir. Savunma, Orgeneral Dündar’ın yeniden çağrılmasını talep ettiyse de mahkeme heyeti bu talebi reddetmiştir. Evet biz de kamuoyunun sorduğu soruyu yineliyoruz: Tanıklar kamuoyundan ve savunma avukatlarından neden kaçırılıyor? Gerçeklerin ortaya çıkması neden istenmiyor? Yoksa, iktidarın ve Erdoğan'ın kamuoyuna dikte ettirdiği resmi 15 Temmuz senaryosu yerine, asıl gerçeklerin açığa çıkmasından ve 15 Temmuz'un cilasının dökülmesinden mi korkuluyor? Bu konuyu Hürriyet Gazetesi Yazarı Sedat Ergin yazısında köşesine taşıdı. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/orgeneral-umit-dundarin-tanikligi-40757076
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
15 Temmuz hakkında mahkemelere yansıyan kan donduran ifadeler ortaya çıktıkça, olay daha karmaşık ve çetrefilli bir hal alıyor. Yaşananların kamuoyuna anlatılandan çok farklı olduğu anlaşılıyor. Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda Tuğgeneral Semih Terzi için Astsubay Ömer Halisdemir'e “Vur emri'' veren Korgeneral Zekai Aksakallı'nın 3 subay için daha aynı talimatta bulunduğu ortaya çıktı. http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/aksakalli-3-vur-emri-daha-verdi-2258615/ Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler'in koruması Astsubay Ali Taş, ‘'Zekai Paşa benden General Mehmet Partigöç'ü de vurmamı istedi'' dedi. Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire eski Başkanı olan Tuğgeneral Mehmet Partigöç, 15 Temmuz gecesi yaşananlarla ilgili en çok konuşulan isimlerden birisi. Genelkurmay Çatı Davası'nda tanıklık yapan Astsubay Ali Taş, darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi, Genelkurmay Başkanlığı'nda Orgeneral Yaşar Güler'in çıkışını beklediklerini, silah seslerini duyunca koruma ekibi olarak komuta katına çıktıklarını, burada kendilerini karşılayan askerlerin tatbikat olduğunu söylediğini, bu sırada korumalardan Fatih Ekici'nin ‘'Kötü şeyler oluyor, 2. Başkanı götürdüler, yukarısı çok kalabalık'' dediğini aktardı. Aynı anda Korgeneral Zekai Aksakallı'nın Emir Astsubayı Makbul Uluğ'u telefonla arayarak gelişmeleri aktardığını söyleyen Taş şöyle devam etti: ‘'Zekai Paşa telefonu aldı, gelişmeleri anlattım. Darbecilerin kimler olduğunu sordu ve karargahı darbecilerden kurtarmamızı istedi. Mehmet Partigöç, Üsteğmen Vahit Güllü ile Binbaşı Abdurrahim Aksoy'u da vurmamızı istedi. Daha sonra bir kez daha görüştüğümüzde aynı şekilde Partigöç'ü vurmamızı emretti.'' Korgeneral Zekai Aksakallı'nın daha olayın ne olduğu bile anlaşılmadan, tanık beyanlarına dayanarak üst düzey bazı komutanları "öldürme talimatı" vermesi dehşet verici bir durumdur. Öldürme yetkisi kanunlarımızda çok ayrıntılı düzenlenmiş ve şartlara bağlanmış durumdadır. Kaldı ki olayın aydınlatılması için sanıkların sağ olarak yakalanması hayati öneme sahiptir. Dolayısıyla Korgeneral Zekai Aksakallı öldürme emrini neye göre verdiğini kamuoyuna açıklamak zorundadır. Tabi mahkemeye gelirse ve savunma avukatları önünde ifade verirse biz de öğrenmiş oluruz. Bugün Semih Terzi yasasaydı belki de 15 Temmuz üzerindeki pek çok "sis perdesi" aydınlanacak ve tanıklar sanık, sanıklar da tanık olacaktı.... Kim bilir? Tuğgeneral Mehmet Partigöç, 15 Temmuz'un en çok konuşulan isimlerinin başında geliyor... Birilerinin onu da susturarak var olan "sis perdesinin" daha da kalınlaşması için çaba gösterdiği anlaşılmaktadır. https://twitter.com/15temmuzgercegi/status/969505886224830464
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
"İslamı, menfaatçilerden ve cahillerden koruyun. Koruyamazsanız, insanları o islamiyetten koruyun...!" [-MEVLÂNA-]
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Türkiye'de AKP'nin dizginlerini ele geçiren DERİN ÇETE'nin,TSK'yı Suriye'ye sürmesinin bir sebebi de bu topraklarda sonsuza kadar sürecek 1 KÜRT-TÜRK düşmanlığı peydahlamaktır.Bunun için hem çok asker şehit edilmesini,hem de sivil Kürt ölümlerini arzuluyorlar.HEDEF;İÇ SAVAŞTIR!
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
15 Temmuz Darbe Tuzağı ile ilgili;devletin elinde olan görüntülü kayıtların 3500 civarında olduğunu ve bu görüntülerin sadece 120 adetinin mahkemelerde kullanıldığını diğerlerinin ise GİZLİ diye MİT ve Emniyet birimlerince mahkemelere gönderilmediğini BİLİYOR MUYDUNUZ? Bir darbe girişimi SORUŞTURULUYORSA,sadece darbe gününe ait görüntülere bakılmaz! Darbeden önceki tüm KOMUTA KADEMESİNİN;görüşme,konuşma,seyahat trafiği,toplantı ve yazışmaları birlikte değerlendirilir.PEKİ NEDEN 15 TEMMUZUN ÖNCEKİ GÜNLERDEKİ GÖRÜNTÜLERİNE DETAYLICA BAKILMIYOR? ‏ Bu sorunun cevabı basittir;EĞER DARBE GİRİŞİMİ 1 TUZAK İSE,bu eski görüntüler incelenerek bu TUZAĞIN EMİR KOMUTA BİRİMİ ve SİYASİ İLİŞKİLERİ deşifre olabilir! Misal;tam da DARBE gecesi DÜĞÜN nasıl planlandı,ortaya çıkabilir! Tabi bunu istemedikleri için,görüntüleri gizliyorlar. ‏ Eğer âdil 1 soruşturma olsaydı;Perinçekin emekli generallerinin,Rus Dugin'in ve hâlihazırda üst düzeyde bulunan Perinçek cuntasına bağlı askerlerin ve bazı siyasilerin YAPTIKLARI ÖZEL TOPLANTI GÖRÜNTÜLERİ DE kamuoyuna gösterilirdi.Zira MİT'in bunları tâkip etmediği düşünülemez. Düşünün;Darbe gecesine ait 3500 görüntü var,ve darbeden önceki tâkibat ile ilgili belki en az 10.000 görüntü-ses vardır! Madem darbe faillerinden eminsiniz,açın resmi 1 web sitesi,yükleyin bu görüntüleri,BİZ DE FAİLDEN EMİN OLALIM! Neden görüntüleri saklıyorsunuz? Fethullah Gülen;''darbe ile ilgili Uluslararası 1 komisyon kurulsun,eğer benim darbe ile bir ilgim olduğu ispatlanırsa;İDAMA RAZIYIM'' demişti! Bırak uluslarası komisyonu,ülkedeki yandaş komisyonu bile lağvettiniz.NEDEN...? Eğer herşeyden eminseniz,ŞEFFAF olursunuz! DÜŞÜN;bir cinayet işlenmiş ve sen diyorsun ki;KATİL şu kişidir.Ondan sonra cinayet anına ait olan görüntülerin %90'ını saklıyorsun? Olur mu öyle şey? Katil kesin bu kişiyse,göster tüm görüntüleri,NEYİ NİÇİN GİZLİYORSUN? Bu yaklaşım; senin de cinayet ile ilgin olduğunu gösterir! Bu 7 maddede yazdığım basit argümanların bile konuşulmasını YASAKLIYORSAN kusura bakma ama bu durum senin fena bir çamura battığının delilidir.Askeri Öğrenciye bile müebbet hapis verip,izlenmesini yasakladığın binlerce görüntüyü isteten avukatı dahi tutuklatıyorsun! 500 gün geçti! BU DARBENİN EMİR KOMUTA TEPESİNDE KİMLER VAR diyoruz? Tek bir delil sunamıyorsun? Başsız,darbe mi olurmuş? Yoksa; darbenin emir komuta zinciri ortaya çıkarsa;ESAS TUZAKÇI FAİLLERİN DEŞİFRE olmasından mı korkuyorsun? Yok değilse;AÇ KAMUYA TÜM GÖRÜNTÜLERİ GÖRELİM! Darbeyi önceden RTE'ye bildirdim diyen Perinçek'i mahkemeye davet edip tek 1 soru sormuyorsan;ben senin ÂDİL olduğuna nasıl güveneyim! Çağır bu Perinçek'i ve yanındaki emekli generalleri mahkemeye ve yüzleştir sanıklarla;SÖZ VERİYORUM,SUSACAĞIM! Devlet neden KAMERA KAYITLARINDA korkuyor biliyor musunuz? Elimizde yakın tarihte devletin kamera kayıtlarından çok korktuğunu gösteren önemli 1 olay var? BİNGO! tebrikler! Kabataş'ta;yüzlerce deri ceketli,çıplak adamın başörtülü kadına ve bebeğine saldırdığı,cinsel olarak taciz ettiği,hatta buraya yazamadığım çok daha kötü şeyler yapıldığı iddia edilmişti! 50'ye yakın GÖRÜNTÜ incelenince YALAN-TUZAK-İFTİRA olduğu ortaya çıkmıştı! Kabataş olayın'da herşey mükemmel kurgulanmıştı.Yalancı şahitler,sahtekar gazeteciler,olayı parlatan şarlatan medya,mağdure olduğunu iddia edip timsah gözyaşları döken 1 kadın.Fakat KAMERA KAYITLARI herşeyi mahfetti.İşte o yüzden 15 Temmuz KAYITLARI'nın %90'ı gizleniyor! Turan Felek
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Hapse girdiği için çoluk çocuğu aç,perişan,sokakta kalanlara bulabildikleri 3-5 kuruş yardımı ulaştırmaya çalışan öğrencilerin,anaların SUİKASTÇİ diye tutulandığı,ve muhalefeti-sağı-solu-ıvırı-zıvırıyla herkesin bu dehşet YALANA inanıyor gibi yaptığı;CADILIK çağı çocuklarısınız! Turan Felek
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4177:e06e:cd26:7db4
Zaman Tüneli Fotoğrafları
HATIRLATMA Deniz Yücel, Erdoğan’ın hangi ayağına basmıştı? BAMTELİNE BASAN İŞLERDE ONUN VE GAZETESİNİN İMZASI VAR VALİYİ KIZDIRAN IŞİD SORULARI VE İLK GÖZALTI Deniz Yücel, yaklaşık 1.5 yıl önce 16 Haziran 2015’te Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük’ün talimatıyla gözaltına alınan 4 gazeteciden biriydi. Tel Abyad’da ve Akçakale’de IŞİD militanlarının bulunduğu; bölge halkının tedirgin olduğu sorusu yöneltilmişti valiye. Orada bulunan 4 gazeteci apar topar valinin talimatıyla gözaltına alınmıştı. Yücel, Twitter’dan Die Welt hesabını da mention’layarak paylaştığı mesajlarda, “Dört gazeteciyle birlikte gözaltına alındım… Basın toplantısında Urfa Valisi’ne hoşuna gitmeyen bir soru sordum” demişti. Daha sonra serbest bırakılmıştı. TÜRKİYE’DE SİVİLLER ÖLDÜRÜLÜYOR, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ YOK Deniz Yücel, 8 Şubat 2016’da Ankara’da Alman Başbakan Angela Merkel ve dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’na basın ve ifade özgürlüğünde Türkiye’nin 195. sıraya gerilediğini, Güneydoğu’daki operasyonlarda sivillerin de öldüğünü hatırlatan soruları soran isimdi. Sorular sadece Davutoğlu’nu değil, Merkel’in Gezi olaylarından sonraki tavır değişikliğini ve yanlış politikalarını da eleştiriyordu. Davutoğlu, soru değil üçüncü bir basın açıklaması oldu dese de, Alman ve Türk hükümetinin yanlışlarını tek tek sıralamıştı Yücel. MİT SUİKASTLERİNİN VE 6 BİN MİT MUHBİRİNİN DEŞİFRESİ Die Welt’in gündem belirleyen haberleri 15 Temmuz’dan sonra da sürdü. Örneğin Ağustos 2016’da yayınlanan Avrupa’daki MİT muhbirleri haberleri. 30 Ağustos’da Yunan Proto Thema gazetesi eski CIA ajanlarına dayanarak MİT’in, kaçak askerleri F..Ö’cü diye dünyanın dört bir yanında yakalamak için suikast emri verildiği haberini yayınlamıştı. Asıl dikkat çeken iki haber bir hafta önce Almanya’dan gelmişti. Die Welt’in haberiyle, MİT’in Almanya’daki istihbarat görevlileri ve sayıları 6 bini bulan “muhbirleri” ile, Türkiye kökenli Almanları izlediğini ve baskı altında tuttuğu iddiaları ilk kez gün yüzüne çıkmıştı. Gazeteye konuşan Alman Yeşiller Partisi’nin güvenlik ve istihbarat konularında uzman milletvekili Hans-Christian Ströbele, konuyu Alman Federal Meclisi Parlamento Kontrol Komitesi’ne taşıyacağını belirtmiş ve yaz tatili dönüşünde bu sözünü yerine getirmişti. Yine Der Spiegel’de yayınlanan MİT’in Fransa’daki 3 PKK’lı kadının infazından sorumlu olduğu haberi gündem belirledi. (Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde PKK üyesi Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in öldürülmesinde Türk istihbarat örgütünün rol aldığı ortaya çıktı.) ‘DER PUTSCHİST, DARBECİ!’ deniz spot 115 Temmuz darbesinden sonra somut hiçbir delil bulunmamasına karşın, yüz binlerce kişinin gözaltına alınıp, on binlerce kişinin tutuklandığı dönem başlamıştı. 6 Kasım 2016’da Die Welt gündem belirleyen bir habere daha imza attı. Gazetenin Pazar günü yayınlanan Welt am Sontag ekinin kapağı, Erdoğan fotoğrafı ile birlikte ‘Der Putschist’ yani Darbeci başlığıyla yayınlanmıştı. Analizde Erdoğan’ın darbeyi Allah’ın bir lütfu deyip muhalifleri susturma aracı olarak kullanmaya başladığı irdeleniyordu. Alman Bakan ve politikacıların Türkiye’de özellikle ifade ve basın özgürlüğünün ortadan kalktığı eleştirileri yine aynı gazetede yer bulacaktı. Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün gazetecilere vize verilmesi baskılarına ilk cevap Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Michael Roth’tan gelmişti. Die Welt’e konuşan Roth, gazeteci ve baskı altındaki muhaliflere insani vize ve iltica konusunda yardımcı olunacağı demecini verdi. ‘CASUS İMAMLAR’ DOSYASI ALMANYA VE AVRUPA’YA MAL OLDU Asıl gündem yapan gazetecilik olayları ise Aralık 2016’da yapılan ‘casus imamlar’ haberleri oldu. Cumhuriyet gazetesinden Mahmut Ilıcalı imzasıyla TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’ndaki raporlarda Diyanet eliyle 38 ülkede 50’ye yakın raporla Türk vatandaşları hakkında istihbarat yapan din görevlileri olduğu haberi yayınlandı. İddiaları yakın takibe alan Die Welt ve Deniz Yücel ise konuyu önce Almanya sonra bütün Avrupa ve dünyaya mal etti. Seri haber ve analizler Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı imamların Hizmet Hareketi’ne yakın isimleri fişlediği, casusluk faaliyetinde bulundukları, MİT’e bilgi aktardıkları iddiaları gündem oldu. Almanya’nın yan ısıra Hollanda, Belçika ve Norveç başta olmak üzere AB ülkeleri doğrudan konuyu takibe aldı. Die Welt’in belgeleriyle konuyu gündem yapmasıyla Hollanda’da tartışma büyüdü. 17 Aralık’ta De Telegraf gazetesi Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliği Din İşleri Ataşesi Yusuf Acar’ın TBMM komisyonuna gönderdiği raporu gündem yaptı. Muhalefetin bastırmasıyla Acar hakkında kısa sürede sınır dışı kararı alındı. DİTİB ve DİYANET’E SUÇ ÜSTÜ Ocak 2017’de gerek Diyanet ve DİTİB’in gerekse Türk Dışişleri Bakanlığı’nın ‘hataydı’ deyip kapatmaya çalıştığı konu derinleşti. 12 Şubatta Almanya iç istihbarat servisinin DİTİB’e bağlı 13 imamın Almanya’da casusluk yaptığını delilleriyle tespit ettiği haberleri, Alman basınının birinci gündem maddesi oldu. Anayasayı Koruma Teşkilatı Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Başkanı Burkhard Freier, 33 şahıs ve 11 eğitim kuruluşunun imamlar tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı’na ihbar edildiğini söyledi. Düsseldorf’ta Eyalet Meclisi İç Komisyonu’na bilgi veren Burkhard Freier, casusluk yapan en az 13 imamın olduğunu duyurdu. Rheinland-Pfalz eyaletindeki üç cami cemaatinden de imamların bilgi topladığı ortaya çıktı. Köln, Düsseldorf ve Münih Konsolosluklarındaki din hizmetleri ataşeleri Diyanet İşleri’ne rapor göndermişti. Bu bilgilere göre, casusluk faaliyetleri ateşeler ve imamlar eliyle yönlendiriliyordu. DENİZ YÜCEL’E OPERASYON VE ERDOĞAN’IN YUMUŞAK KARNI 14 Şubat tarihinde, casus imamlar haberlerinin AB ve Almanya gündemini belirlediği, tabiri caiz ise Türkiye’nin suçüstü yakalandığı olayların tam göbeğinde, Die Welt yazarı Deniz Yücel gözaltına alındı. 15 Şubat’ta Almanya’da casus imamların evlerine baskın yapılacaktı. 27 Şubat’ta ise Deniz Yücel tutuklandı. Bugün Türk siyasilerin Almanya’daki seçim konuşmaları yapılsın yapılmasına indirgenen sürecin içinde, gazetecilik adına yaşanan önemli kilometre taşları böyleydi. Tıpkı Can Dündar ve Erdem Gül’ün MİT Tırları haberlerinde olduğu gibi uzun süre sessizliğini koruyan Erdoğan’ın, Deniz Yücel ile ilgili çıkışları da çok keskin cümlelerle oldu. Dündar’a ‘bedelini ödeyecek’ diyen Erdoğan, Yücel’e ‘terörist’ ‘casus’ deme noktasına gelivermişti. Yapılan ‘FreeDeniz’ kampanyalarına rağmen Avrupalı bir gazeteci Türkiye’de tutuklandı. Sonra iş miting tartışmasına döndü. Aslında bu ısrarlı haber takipleri ve tartışmalar neticesinde uluslararası suç olabilecek iddialar konusunda Türkiye Avrupa’da suçüstü yakalandı. Sonuç olarak Türkiye’nin unuttuğu, ancak dünyada adına gazetecilik denilen bir meslek var. Deniz Yücel ve Die Welt gazetecilik yapmıştı. Bedelini Erdoğan ve hakimlerinin hedefi haline gelerek ödemek zorunda kaldı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Erdoğan’ın parmakları YORUM | ERKAM TUFAN AYTAV Erdoğan parmakları ile bebekliğinden sonra ilk ne zaman oynamaya başladı derseniz, ben 2011 sonrası derim. Erdoğan, Milli Görüş gömleğini çıkardığını söyleyip merkez sağda çadırını kurunca ANAP, DYP tabanını ve özellikle liberalleri ve Cemaati yanına çekmişti. Yönünü Avrupa Birliği’ne dönmüş, demokratikleşme çabası olan bir Türkiye fotoğrafı vermişti. Eski mahallesi olan Milli Görüş tabanının oyları olsa iyi olurdu ama yeni mahallesi onu iktidarda tutmaya yetiyordu. Ne var ki yeni mahallesinde kendisini güvende hissetmiyordu. Bu partnerler ile yola devam edebilmesi onun için riskti. Sürekli demokrasi ve hukuk devleti içerisinde kalması gerekiyordu. Bu da ona göre bir şey değildi. 2010 Anayasa referandumu sonrasında gücü kendinde görmeye başlamış, işte tam zamanı demiş, yeni mahallesi ile yollarını ayırmaya karar vermişti. İşte o dönem Erdoğan’ın parmakları ile oynamaya başladığı dönemdir. Bu oynamalar esnasında 2013 yılında 4 parmağını keşfetti. Yan yana getirdiğinde bu 4 parmak fena durmuyordu. Bu 4 parmağın adı Rabia’ydı. Böylelikle Milli Görüş tabanını etrafında toplama fırsatı doğacaktı. Âlem-i İslam’ın lideri lafı kulağa hoş geliyordu. Neden olamasındı? 2010 yılındaki Mavi Marmara olayı ile bu tabana göz kırpmıştı zaten. Her ne kadar 4 parmaktan kastın aynı tarihte yolsuzlukları ayan beyan ortaya çıkmış 4 bakan olduğu yorumları yapılsa da bu iş tutmuştu. Bu dönemde bir de Ergenekon takımı ile yani ulusalcılarla iş tutmaya başladı. 17/25 sonrası denize düşen yılana sarılır misali. Milli görüş ve ulusalcılar ile yaptığı koalisyon onu Haziran 2015’e kadar götürebildi ancak. AKP kurulduğundan bu yana ilk kez tek başına iktidara gelecek oyu alamamıştı. Erdoğan kan kaybediyordu. Abdülhamit’ten, başörtüsüne kadar bu tabanın hassas olduğu sömürülecek ne kadar konu varsa sömürdüğü halde yetmemişti işte. Siyasal İslamcı taban ve ulusalcılar artık kendine yetmiyordu. Ne yaptı ise olmuyordu. Yeni bir koltuk değneğine daha ihtiyaç vardı. Yeniden ellerine tuhaf tuhaf bakmaya, parmakları ile oylamaya başladı. Dik kulaklı bozkurt işareti ona hayat öpücüğü olabilirdi. Oldu da. Bu tarihten itibaren Türk milliyetçisi söylemlerini arttırdı, kendisine demediğini bırakmayan Devlet Bahçeli’yi susturdu. Amip gibi içine aldı ve sindirdi. Numan Kurtulmuş’un Has Parti’si gibi, Süleyman Soylu’nun Demokrat Parti’si gibi. Artık yeni Başbuğ kendisiydi. Duşakabinoğulları ile pozlar vermeye başladı. Şehzade Bilal bile kalpak giyip ok talimlerine merak sardı. Şimdi bir eliyle Rabia işareti yaparken diğer eliyle de bozkurt işareti yapıyor. Koalisyonun üçüncü ortağı olan Ulusalcı işareti nasıl ve neresiyle yapıyor onu bilmiyorum. Peki, bunlar neyin göstergesi? Musa Eroğlu’nun TRT’de yasaklanan şarkısının adı bunu iyi ifade ediyor. “Yolun sonu gözüküyor” TRT bu şarkının sözlerinden Saray sakini rahatsız olur, bunu kendisine mesaj anlar diye herhalde yasaklamış. Kendi özgül ağırlığı olmayan… Kah geçmiş mahallesine koşan… Kah komşu mahallelerden ödünç oylar dilenen… Sürekli koltuk değneklerine, koalisyonlara ihtiyaç duyan bir siyasetçi artık o. Milli görüş tabanı + milliyetçi taban + İşçi Partisi tabanı ve kadroları ile ancak iktidarda durabiliyor. En son şehit cenazelerinden medet umdu. Biliyordu ki bu ülkede şehit cenazesi geldikçe milliyetçi oylar artar. O da bu oyları toplar. Şehit tabutunun üzerine dirseğini koyar nutuklar atar. Ama bilmesi gereken başka bir şey daha var. Şehit cenazeleri toplum tansiyonunu aşan bir limite ulaşırsa bütün hesapları alt üst olabilir. İş o noktaya doğru gidiyor. Bir de on binlerce insanın tutuklanma, tecrit edilme, mallarına el konma, KHK ile işlerinden atılma meselesi var ki aile ve akrabaları ile bunların çarpan etkisini düşünün. Doğu ve Güneydoğu’yu kaybetmiş, İstanbul ve Marmara’da mevzi kaybetmiş Erdoğan’ın artık İç Anadolu ve Karadeniz’de sıkıştığını düşünüyorum. Şu sıralar yine parmakları ile oynuyor olabilir. Denizin bittiğini ama karanın da görünmediğini o da çok iyi biliyor. Tek çaresi var ülkeyi savaşa sokmak. O da onu yapacak.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Yalancı baharın iktidarı HABER-ANALİZ | SEMİH ARDIÇ Hiçbir ifade Türkiye’nin ahvalini ‘yalancı bahar’ ibaresi kadar iyi tasvir edemezdi. Ben piyasa ekseninden tahlil edeceğim yalancı baharı. Esasında yalancı baharın iktidarı, Türkiye’de bugün her sahaya tatbik edilebilir. 7 Mart’ta sanki başka bir memleketin kredi notu çöp seviyesinden bir basamak daha aşağı indirildi. Dünyanın en büyük yatırım bankalarından Goldman Sachs, Türk Lirası için değil de başka para birimleri için ‘her an düşüşe geçebilir’ ikazında bulundu. KIYAMET KOPSA BORSA REKOR KIRACAK! Borsa İstanbul (BIST) kıyamet kopsa rekor kıracak. Kredi notunun aşağıların da aşağısına inmesi vız geliyor. Ekonomi programlarında, ekonomi sayfalarında muhteşem bir tablo çiziliyor. ‘Biz ki yedi düvele haddini bildirmişiz’ beyanı iktisatçıların bile virdi zebanı oldu. Ben bu tabloyu algı ile hakikat arasındaki fark ile izah ediyorum. 1945’te Almanya’nın başşehri Berlin düştü düşecek, o esnada Hitler’in propaganda makinesi televizyon zafer marşları eşliğinde kahramanlık görüntülerini yayınlıyordu. Halk işlerin iyiye gitmediğini hissetse de emin olamıyordu. Şehrin yakınlarına kadar gelen Amerikan askerlerinin varlığı, günlerdir devam eden hava bombardımanı savaşı Almanların kaybettiğini gösterse de halk için televizyonda, gazetelerde anlatılanlara inanmak daha kolaydı. Üstelik bu tercih müsekkin gibiydi. 25 GAZETECİ DELİLSİZ HAPSE MAHKUM EDİLDİ Türkiye’de 8 Mart 2018 Perşembe günü 25 gazeteci 2 seneden 7 sene 6 aya kadar değişen müddette hapis cezasına mahkum edildi. 25 gazetecinin tek suçu haber yazmak, sosyal medyadan fikriyatını paylaşmaktı. Dosyalarında ‘şiddet’, ‘terör’ ya da ‘darbe’ suçu namına tek delil olmayan meslektaşlarımıza verilen ceza ile yalancı baharı yaşayan piyasa arasında kuvvetli bir irtibat var. Gazetecilerin cezalandırıldığı televizyon ekranlarının iktidar sözcüleri tarafından işgal edildiği bir memlekette sadece temel hak ve hürriyetler gasp edilmiyor. İnsanlar aynı zamanda sıhhatli malumat almak hakkından da mahrum bırakılıyor. MOODY’S NOT İNDİRİNCE ‘DIŞ MİHRAK’ Moody’s not indirdiyse ‘dış mihrak’, düne kadar yerden yere vurulan Almanya silah ve para veriyorsa ‘dost ve müttefik’ olarak takdim ediliyor. Bunun için emre amade mebzul kiralık kalem var. Hakikatin ortaya çıkması uğruna delilsiz 19 aydır mahpus olan 25 meslektaşımız, tıpkı gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı, Yakup Şimşek, Tuğrul Özşengül, Ayşenur Parıldak, Hidayet Karaca ve diğerleri gibi talimatla cezalandırıldı. Zira Saray, mebzul kiralık kalemlerin yalanlarının ortaya çıkarılmasından, gazeteci kılıklı kifayetsiz muhterislerin maskelerinin düşürülmesinden endişe ediyor. YALANCI BAHAR HAVASI ESTİRMEK BÖYLE DAHA KOLAY Mesleğin hakkını verenler hapsedildikçe her sahada yalancı bahar havası estirmek daha kolay hale geliyor tabiî. 15 Temmuz 2016’da cereyan eden o meşum teşebbüsü bahane edip 200’den fazla gazeteci, yazar ve münevveri zindana atarken zorbalığın iktidarına giden yolda en büyük adımı attılar. Malumatı olmayan insanların hâdiseleri doğru tahlil etmesi mümkün mü? Karanlığın iktidarında ışığa yer yok. Bir memlekette gazeteciler akla ziyan ithamlarla, düzmece mahkeme kararları ile senelerce hapiste tutuluyorsa o memlekette algı ile hakikat yer değiştirmiştir. O beldede halk da bütün musibet ve felaketlere kendi rızası ile müstahak hale gelmiştir. TÜRKİYE’NİN KREDİ NOTU DÜŞTÜ, ÇÜNKÜ… Dünyanın en önemli kredi derecelendirme kuruluşlarından Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu ‘Ba1’den ‘Ba2’ye düşürdü. Yatırımcıların akıl hocası 18 Mart 2017’de notunu indirdiği bir memleket için yeni ikazlarda bulunuyorsa uzun uzun düşünmek lazım gelmez mi? Neymiş efendim! Maliye Bakanı Naci Ağbal’a göre Moody’s’in kararının hiç itibarı yokmuş! Onun için mi Hazine faizi bir anda fırladı. Kale almaya değmeyecekse Dolar ve Euro cephesinde niçin endişeli bekleyiş hâkim? Moody’s notu indirimi kararında, ‘kurumların direncindeki süregelen kayıp’ ve ‘dış şok riskinin yüksek borç ve siyasi riskler sebebiyle artması’ derken acaba Merkez Bankası’ndan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na, yerel mahkemelerden Anayasa Mahkemesi’ne kadar hukuk devleti ayakta tutan bütün müesseselerin iktidarın inhisarı altına girmiş olmasını kastetmiş olabilir mi? MUHASEBE YAPABİLSEYDİK Artık resmî istatistikler bile maniple edildiği için yüzde 11,1 büyümeye bizden başka kimsenin inanmadığını nazik bir dille ifade ettiği için Moody’s’e kızacağımıza kendi muhasebemizi yapmalıydık. O kuruluş 2012’de Türkiye’ye ‘yatırım yapılabilir’ notu verirken ne kadar tutarlı ise son not indiriminde de o kadar tutarlıdır. İşler daha girift hale gelmeden ikaz ettikleri için Moody’s gibi kuruluşlar teşekkürü bile hak ediyor. Amma velakin hak ve adaletten bînasip iktidarın nezaket gösterme gibi bir derdi de olmuyor. DÜNYADA FAİZLER YÜKSELİYOR Dünyada korumacılık ve yüksek faiz dönemine adım atılırken Türkiye’nin döviz açığını kendi yağıyla kavrularak karşılayamayacağını en iyi Ankara’daki ekonomi bürokratları biliyor. Hazine’nin iki aylık nakit açığı 13,1 milyar TL. Geçen seneyi 47,4 milyar TL cari açıkla kapattık. Bir o kadar da bütçe açığı verdik. Bizim için sadece Moody’s endişelenmiyor. Fitch, Standard&Poor’s, Goldman Sachs gibi herkesin gözünün içine baktığı kuruluşlar hemen hemen aynı tespitlerde bulunuyor: “Türkiye dış şoklara karşı çok kırılgan vaziyette.” DÖVİZ REZERVİ ERİYOR 220 milyar dolar döviz borcuna mukabil döviz rezervleri her sene bir evvelki seneye nazaran geriliyor. 2017’de cari açığın finansmanı için 8 milyar dolar rezervden harcadık. Kalan açığı da yüksek faizle ikna ettiğimiz sıcak para ile kapattık. Bunun bir bedeli var elbette. Diğer tarafta faizler tırmanıyor. Merkez Bankası (TCMB) faiz tabelasında ‘yüzde 8’ diye yazsa da hakikatte ‘yüzde 12,75’ diye okunuyor. Saray’da ‘faizleri indirin’ talimatı verdikleri üç kamu bankasının genel müdürü bile yüzde 16 ile mevduat topluyor. Kredinin senelik maliyeti yüzde 20’yi aştı. Hükûmet sözcüleri, “Faiz lobisine karşıyız.” dedikçe bütçeden faize ayrılan tutar 60 milyar TL’yi geçti. SARAY’IN HAZİNE’YE MALİYETİ: FAİZ YÜZDE 7’DEN YÜZDE 13,32’YE ÇIKTI Goldman Sachs analistlerinin Türk Lirası’nda (TL) değer kaybının hızlanabileceğini duyurduğu 8 Mart’ta Türkiye’de 25 gazeteci daha hapse mahkum edildi. İktidar şimdiye kadar menfi haberleri halının altına süpürmekte ne kadar mahir olduğunu ispat etti. Peşi sıra gelen risk ikazlarını da bir müddet piyasanın dikkatinden kaçırmayı deneyeceklerdir. O arada faiz ve döviz kuru yine yükselir. Enflasyon ve işsizlik zaten malum. İki sene evvel yüzde 7 ile uzun vadeli borç bulabilen Hazine hal-i hazırda iki senelik borcu yüzde 13,32 ile temin edebiliyor. Aradaki fark Moody’s ve diğer akıl hocalarının ikazlarına kulak tıkayan iktidarın eseridir. TCMB YİNE FAİZ ARTIRACAK Üç vakte kalmaz sıcak parayı tutmak için TCMB yine faiz artıracak. Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan, ‘Nazi artığı ve bizim düşmanımız’ dediği Almanya’nın kapısında el açacak. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da o zilletin elçiliğini yapmak üzere yola revan olacak. Algı ile dünü kurtarabilirsiniz. Mamafih halkla ilişkiler yalanlarının bugüne, hele hele yarına hiç hükmü geçmiyor. Hakikatin böyle kötü bir huyu var işte. Hülasa gazetecilerine sahip çıkamamış halk her halükârda aldatılmaya mahkumdur. Türkiye’de vatandaş aldatıldığını haftalığa bağlanan akaryakıt zamlarından, giderek küçülen cüzdanından anlayacak anlamasına da o vakit Berlin çoktan düşmüş olacak. Kahraman gazeteciler mesleğe ve insanlığa verdikleri sözü ne pahasına olursa olsun tutacak ve ömürlerinden birkaç seneyi bu uğurda feda etmiş olacak. Midesinin esiri olmayan gazeteciler için yalancı baharın iktidarında dışarıda olmaktansa hakikatin zindanında gün doldurmak evladır.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Manevî anatomiler YORUM | EMİNE EROĞLU Uzun süre saklayamaz kendini insan. Maske taksa sesinden tanınır. Sussa tavır ve davranışlarından bilinir. Meleklerle secde etse, Hazreti Âdem’le sınanınca deşifre olur. Yıldız böceği gibi, kendi küçücük ışığını güneşe nispet ederek “Ben de güneş gibiyim” dese, saltanatı sabaha kadar sürer. Güneşin doğuşuyla her yeri kaplayan parlak ışık altında kaybolur. Çürümüşse kokusundan, pörsümüşse renginden, düşmüşse yarasından beresinden teşhis edilir. Manevî anatomisinden, ruh DNA’sından, hal şifresinden çözülür. İlm-i simalar, ilm-i kıyafetler, ilm-i ferasetler onun için yazılır. Güneşse, balçıkla sıvanmaz. Zatını ispat etme telaşına düşmeden nurunun akislerinden sezilir. Üç yüz yıl mağarada uyusa, pazara indiğinde akçesinden anlaşılır kim olduğu. Zaman değişse, mekan değişse, Mısır’a nazır olsa, gün gelir, “Sen Yusuf musun?” diye soran bulunur. Gömleği Mısır’dan yola çıksa, kokusu Kenan ilinden duyulur. Yıllarca Tevrat tahsil ettikten sonra Efendimiz aleyhisselatü vesselâmın huzuruna girer. Hiçbir şey sorma gereği duymadan, “Billahi bu simada yalan yok!” der de basiretiyle ilmin kemaline erişir. SÖZÜN DEMİ DE KEMİ DE SAHİBİNİ ELE VERİR Yollar, izler ve işaretlerle doludur. Daha kıssanın başında, ağabeylerin hallerinden bellidir, Hazreti Yusuf’u kurdun yemediği. Yırtılmamış gömleğe sürülen “yalan bir kan;” kardeşlerinin jest ve mimiklerindeki yalanın uzantısı, aynı zamanda da açıklayıcısıdır. Elinden bir şey gelmese de durumun farkında olduğunu gizlemez Hazreti Yakup: “Hayır!” der, “Nefisleriniz sizi aldatmış, bu işe sevk etmiş. Artık bana düşen, ümitvar olarak güzelce sabretmektir. Ne diyeyim, sizin bu anlattıklarınız karşısında, Allah’tan başka yardım edebilecek hiç kimse olamaz!” (Yusuf, 18). Bir Hazreti Yusuf’un bir de Züleyha’nın simasına bakan, masumu ve iftiracıyı birbirinden ayırt edebilir. Züleyha’nın, kaçan Hazreti Yusuf’u kovalıyor olmasına rağmen, kapıda kocasıyla karşılaşınca aceleyle kurduğu, “Senin ailene kötü maksatla yaklaşanın cezası, zindana atılmaktan veya gayet acı bir azaptan başka ne olabilir?” cümlenin satır aralarını okuyan, suçunu iftirayla örtme çabasını görebilir. Mısırlı kadınların, “Hâşâ! Allah için bu, bir insan olamaz! Bu sadece yüce bir melek! Başka bir şey olamaz!” (Yusuf, 37). dediğini duyan; meyve yerine kendi parmaklarını doğradıklarını gören, Hazreti Yusuf’un tasavvurlar ötesi güzelliğine hükmedebilir. Kim rüyasını Hazreti Yusuf’a tabir ettirse yanılmadan ve yanıltmadan o rüyanın rehberliğinde yol alabilir. Kim Yusuf’unu Kenan ilinde kaybetse Hazreti Yakub’un gözyaşlarının izinde yitiğini bulabilir. YÜZLERDEKİ SECDE AYDINLIĞI “Onların alameti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır.” (Fetih 29) diyen âyetteki “iz”i İbni Abbas, “İslam çehresi, karakteri, tavrı, vakar ve tevazuudur.” diye tefsir ederken Taberi ilave eder: “Bunlar İslam’ın mümine bahşettiği huşu, takva, nuraniyet, mütebessim bir sima gibi alametlerdir.” Öyleyse, gerçeğin ne olduğunu anlamak isteyen, aydınlık yüzlerden ayırmasın bakışlarını. Kelepçelenmiş götürülen masumların simalarını seyretsin. Ağır işkence altında ölen Gökhan öğretmenin yalınlığına, zulümden kaçarken aileleri ile birlikte boğulan Hüseyin Maden’in tebessümüne, Ayşe Abdürrezzak’ın duruluğuna dikkat kesilsin. Burs vermek için içli köfte yapan ablaların, okul inşaatında çalışan ağabeylerin yüz çizgilerindeki sükunete, ruhlarındaki dinginliğe baksın. İyiliğin bir cürüm olmadığına inanan, ve hangi şartta olursa olsun ondan vazgeçmeyenlerin vakarını, kardeşlerini utandıracak hiçbir şey yapmayanların huşu ve takvasını seyretsin. Hüzün ve gözyaşının izini sürsün. Allah’la irtibatın derinliğine dalsın. Ve görsün, alametleri, işaretleri, nişanları… Zahirin batına, gölgenin asla nasıl bürhan olduğunu anlasın. Sonra dönüp suratları samimiyetsizlikle damgalanmışlara baksın. Gülmesi sırıtma, ağlaması riya, sözü yalan ve iftira olanların kararmış yüzlerine. İnsaniyetten çoktan çıktıkları için, Kur’an-ı Kerim’de onların hali köpeğin durumuna benzetilir: “Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da yine dilini salar solur!” (Araf 176) Medya aracılığı ile zihinlere egemen olmaya çalıştıkları, övünme yarışına girdikleri ya da kürsülerden muhalif sesleri bastırmak için seslerini yükselttikleri için, “Seslerin en çirkini, avazı çıktığınca bağıran eşeklerin sesidir” (Lokman, 19) âyetinin hükmüne dahil olurlar. İKİ RESİM ARASINDAKİ SAYISIZ FARK Ancak nefsini Allah’a satanların erişebildiği o “olma” halidir ki, görünmek için sahneye çıkan münafıkların katışıklarını, bulaşıklarını açığa çıkarır. Kibirli, kurnaz, şehitlikten bile iktidar şehveti devşirenlerin ruhlarındaki kiri dışa vurur. Vatan sevgisini bile tacize dönüştürenlerin uğursuz yüzlerinden Allah’a sığındırır. “Billahi bu simada doğruluk yok!” dedirtir. İki resim arasındaki sayısız farkı aşikar kılar. Subliminal değil, apaçık bir mesaj verir… Bu yüzden itikadî iffetlerinden taviz vermeyenlere “Yusuf yüzlüler” deniliyor oluşu boşuna değildir. Boşuna değildir onlara “itikadî iffetsizler” tarafından bunca ağır bedeller ödetiliyor oluşu. Onların karakterleri, manevi yapıları ve cibilliyetleri alınlarındaki secde izinden bellidir. Zulme boyun eğmeyen o Yusuf yüzlülere çamur da atsalar, çuval da giydirseler dupduru hallerini gizleyemez, alınlarındaki parlak ışığın vicdanlara yansıyan aksini perdeleyemezler.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kafesiniz onları hapsedemez! Onlar bağımsız, onlar sadece gazeteci! HABER-YORUM | ERMAN YALAZ ‘Darbeyi lanetliyoruz’ (Özgür Düşünce)… ‘Darbe terörü’ (Meydan)… ‘Her türlü darbeye hayır’ (Yeni Hayat)… ‘Halk demokrasiye sahip çıktı’ (Yarına Bakış)… ‘Dünyadan darbeye tepki yağıyor’ (RotaHaber)… Dün bir savcı ve üç hakimin yok yere 6-7 yıl hapis cezası verdiği, twit mesajlarına ve haberlere 160 yıl istenen davada yargılanan gazetecilerin çalıştığı kurumların 15 Temmuz sonrası atttığı başlıklardan bir kaçı bunlar. Adalet duygusu, hukuk bilgisi olan bir hakim ya da savcı sadece yargılanan gazetecilerin son işlerine baksa utanırdı. Türkiye’den binlerce kilometre ötede belki de bazı meslektaşlarımın ağır sitemlerini de hissettiğim bir odada gazetecileri, arkadaşlarımı ‘terör ögütü üyesi’ ilan eden İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını okuyorum. Savunmalar ve son sözler o kadar net o kadar berrak. ‘Ben sadece gazetecilik yaptım’, ‘Ben gazeteciyim’, ‘Ben muhabirim’… VİCDANLARI KÖR MAHKEME HEYETİNİN DUYMADIKLARI Kulakları sağır olmuş, vicdanları körleşmiş mahkeme heyetinin duymadığı ben suçsuzum cümleleri bunlar. Savcı 20 aydır ortaya tek delil koymuş değil. Delil diye iddianameye girenler gazetecilerin tweetleri, haber küpürleri, köşe yazıları ya da bir kurumda çalışmış olmaları; 20 yıl önce mezun oldukları okulları… Akla ziyan bir darbe yargılaması. Kimler yargılanıyor? Ünal Tanık. Kendi kaleminden anlatımla, ‘Kışın en şiddetli olduğu günlerde Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesine bağlı bir köy olan Harmanlı’da doğmuş’, bir Anadolu evladı. Adıyaman’dan Erzincan’a oradan İstanbul’a İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne uzanan bir öğrencilik hikayesi. Akademisyen olayım derken, önüne çıkan engellerden sonra kendini Tercüman gazetesinde bulan bir genç. Sonrası hep gazetecilik. İnternet haberciliği dendiğinde daha düne kadar ismi akla ilk gelen kişi Ünal Tanık. Ne demokrasiye bakışı, ne ülkesinin gerçeklerine karşı gösterdiği saygı, ne gazetecilik refleksi açısından sınavını kaybetmiş. TGRT, Kanal 7, Haber7 internet sitesinde çalışmış… Yıllarını bu mesleğe vermiş. Bildiğiniz gazeteci, hem de en iyilerinden. ‘Hukuk devletinin öngörülebilir olması gerekir’, ‘Bugün suç olmayan yarın suç sayılırsa, devlet vatandaşlarına tuzak kuruyor gibi algılanmaz mı?’ diye soruyor. Bu haklı sözleri, tespitleri duvara çarpmışçasına hakimlerin, savcıların kulağına değmiyor maalesef. Yakup Çetin. ‘Ben devletin gözetimi ve denetimi altında bir kurumda çalıştığımı sanıyordum. İddianamede Zaman’a kayyum atandığı gün attığım 6 tweet var’ diyor. Meslektaşlarının İstanbul’daki en hassas yargı mensuplarından biri dediği bir isim Çetin. O da Anadolu’nun bir yakasında İstanbul’a savrulup gelmiş. 5 yıllık Zaman muhabirliği nedeniyle yargılanıyor! Bir de işini kaybettiği gece attığı 6 twit yüzünden. Ufuk Şanlı, ekonomi muhabirlerinin gıpta ile izlediği başarılı bir genç gazeteci. Mesleğinin ilk yıllarında araştırmacılığını ortaya koymuş. IMF’yi kitaplaştırmış. Türk bankacılık sektörünün belki de nadir uzman gazetecilerinden biri. ‘Algı operasyonu yaptığım iddia edilen Aksiyon dergisi tarafından tazminatsız işten çıkarılarak mağdur edildim. O dönem ekonomi bakanı olan Ali Babacan’ın elinden yılın ekonomi gazetecisi ödülünü aldım’ diyor. Şaka gibi değil mi? Çalıştığı ve örgüt propagandası yaptığı iddia edilen Aksiyon Dergisi’nde çalışanları sıralıyor; Ahmet Davutoğlu, Fehmi Koru, Ayşe Böhürler… Hakimler duymuyor, savcılar sağır. Hani örgütse, hani suçsa bu kurumlarda çalışmak, bu kişiler ne yapmış oluyor? Biri başbakan, biri cumhurbaşkanı danışmanı, biri parti kurucusu…. Dünkü sesler kulağımda. Büşra Erdal. Türkiye’nin en iyi, en saygın yargı muhabirlerinden biri. ‘Sadece mesleğim değil, hayatım, düşünce ve ifade özgürlüğüm yargılanıyor!’ diyor. Hukuk bilgisiyle, gazeteciliğiyle karşısındaki hakim heyeti 40 kez cebinden çıkarabilecek bir birikime sahip. Türkiye’nin en önemli yargılaması yapılırken, demokrasinin önünü açtığına inandığımız Ergenekon, Balyoz yargılamalarında satır satır hakikat peşinde koşan bir gazeteci, araştırmacı, kitap yazarı. Onun da tweetleri suç unsuru sayılıyor. Zaman’da çalışması, bu davaları izlemesi suç gösteriliyor. 15 Temmuz’u neresinde Büşra Erdal? Yok bunun cevabı. Diğer gazeteci arkadaşlarım için de cevap aynı. Onlar, darbenin, darbecinin yanından geçmemiş kişiler, sadece gazeteciler. ‘ALLAH CANIMI ALSIN’ DİYE DUA ETTİM Mahkeme salonunda en çok Hüseyin Aydın’ın gözleri geliyor önüme. ‘Eşim ve kızım…’ diyor üzerindeki zulmün ağırlığını anlatıyor: “Duygu sömürüsü hiç yapmadım. Ama kaç kez “Allah canımı alsın” diye dua ettim. Her nefes alışınızda acı çekiyorsunuz. Eşinizin hatıraları çivi gibi batıyor. Eşim ve kızımla görüşten beni çekip götüren gardiyana içimden direnmek geliyor!!” Cihan Haber Ajansı’nda çalışmış. “Kapısında “örgüt üyesi olmayan giremez” gibi bir tabela yoktu. Habercilik dışında bir şey yapmadım. Devlet işten ayrılana kadar maaşımdan vergi aldı. İddianameye 11 tweetim konmuş. Savcılığın algı operasyonu yaptığımı somut olarak delillendirmesi gerekmez miydi?” diye soruyor. Haksız mı? Acısını, ızdırabını duyabiliyor musunuz? Onun canını yakan çivi gibi saplanıp kalan bu düşüncelerle yatıp kalkıyoruz biz gazeteci arkadaşları olarak. Sonra Hüseyin’in bir basın toplantısından sarı basın kartı ile geriye çevrildiği, Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın korumalarının iteleyip kakalamaya çalıştıkları sahneler geçiyor gözümün önünden. Mutlu Çölgeçen, “23 yıllık gazeteciyim, yaptığım her haberin savunmasını yapabilirim” diyor. Sorsanız son 20 yılda Meclis’ten geçmiş milletvekillerinden, AKP’li bakanlardan, bürokratlardan, parlamento muhabirlerinden tanımayan, gıpta etmeyen, sözünü dinlemekten keyif almayan tek kişi yok. Millet gazetesi çalışanı olduğu için yargılanıyor. Tek sebep bu. Gerisi hikaye. Yenişafak’ta, Akşam’da, Sabah’ta attığı manşetleri, bırakın muhabirleri belki de editörlerinin bile gıpta ile anlatacağı bir Ankara gazetecisi. Abdullah Kılıç. Habertürk Tv’de koordinatörlük yapmış. Adnan Menderes’in 27 Mayıs yargılamalarının ses ve görüntü kayıtlarını ortaya çıkartmış. Cuntacıların yüzüne kötülüklerini 50 yıl sonra vurmuş bir başka başarılı, saygın gazeteci. SADECE GAZETECİLER… Satırlar yetmiyor. Hepsi öyle. Sadece gazeteciler. Murat Aksoy, Atilla Taş, Bayram Kaya, Cihan Acar, Bünyamin Köseli, Cemal Kalyoncu, Halil İbrahim Balta, Oğuz Usluer, Seyid Kılıç, Erkan Acar, Ali Akkuş, Sait Kuloğlu, Ahmet Memiş, Yetkin Yıldız, Habip Güler… Ben de bir gazeteciyim. Gurbetteyim. Hizmet Hareketiyle anılan basın kuruluşlarında on yıllarımı geçirdim. Şimdi zorunlu bir göçle Avrupa’dayım; özgürlüğün ve demokrasinin oksijen gibi herkese eşit dağıldığı bir ülkede. Onları hapishane duvarlarıyla durdurmaya çalışan Türkiye’deki adaleti, mahkemeleri anlatmaya çalışıyorum etrafıma. İnanamıyor kimse. Ben bir kafesteyim. Aklım almıyor bu kararları. Avrupa’daki yerli yabancı kimle konuşsam onların da almıyor aklı, gönlü, vicdanı…. Erdoğan diyorlar, kötü adam diyorlar. Türkiye diyorlar… Üzüldüklerini, kırıldıklarını dile getirip teselli ediyorlar gurbetteki gazeteciler olarak bizleri. Kalsaydım Türkiye’de o sandalyelerden birinde hüküm giyen gazetecilerden biriydim. Sahi hüküm giyen sadece bu 26 gazeteci mi? Susan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, sendikalar ve korkup haberlerini internete gazetelere alamayan meslektaşlarımız, gazetecilik asıl mahkum edilen.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Troller kararını verdi: Gazetecilere hapis! HABER-YORUM | MEHMET YILDIZ #GazetecilikSuçDeğildir Yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden ve skandallara sahne olan davada beklenen gün geldi ve İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi gazetecilerle ilgili kararını verdi. Evvela hiç eğip bükmeden şunu demek gerekir: Bu gazeteciler, haberleri ve tweet’leri üzerinden uydurulan delillerle (!) hapse atıldı, özgürlüklerinden alıkonuldu ve şimdi de ‘suçlu’ bulundu. Bu karara göre: – Rotahaber’in sahibi Ünal Tanık’ın eşi Muhterem Tanık beraat ederken, Atilla Taş’a ‘isteyerek’ terör örgütüne yardım suçundan 3 yıl 1 ay, Murat Aksoy’a ‘örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım’ suçundan 2 yıl 1 ay, – Terör örgütüne üye olmak suçundan, Abdullah Kılıç, Bayram Kaya, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu, Cihan Acar, Habip Güler, İbrahim Balta, Hanım Büşra Erdal, Hüseyin Aydın, Yakup Çetin ve Gökçe Fırat Çulhaoğlu’nun 6 yıl 3 ay, Ahmet Memiş, Ali Akkuş, Muhammet Sait Kuloğlu, Mustafa Erkan Acar, Mutlu Çölgeçen, Oğuz Usluer, Seyit Kılıç, Ufuk Şanlı, Ünal Tanık, Yetkin Yıldız, Cuma Ulus ve Davut Aydın’ın 7 yıl 6 ay hapsine karar verildi. – Mahkeme ayrıca Sait Sefa, Bülent Ceyhan ve Emre Soncan dosyalarının ayrılmasına, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına ve tutuksuz yargılanan Gazeteci Ali Akkuş’un tekrar tutuklanmasına hükmetti. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, Yeni Türkiye’nin yargı sistemini göstermesi açısından önemli. Şimdi gelin 1 yıl öncesine gidelim. Yaklaşık 1 yıl önce, 31 Mart 2017 tarihinde 30 gazetecinin “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla yargılandığı davada ilginç bir gelişme oldu. Duruşma savcısı 13 gazeteci için tahliye istedi. Mahkeme ara kararında 21 gazetecinin tahliyesine hükmetti. Bu kararın medyada yer almasının ardından iktidar tetikçileri harekete geçti ve sırasıyla şu gelişmeler yaşandı: 1- Cem Küçük isimli iktidar tetikçisi, Twitter adresinden şunları paylaştı: “Eğer bu hainler yeniden tutuklanmazsa birileri çok ağır bedel ödeyecek. Bilerek söylüyorum bunu. Yıkılacak ortalık.” (6:39 PM – 31 Mar 2017) “Bekir Bozdağ (Adalet Bakanı) bu akşam HSYK’yı acil toplamalı ve bazı hâkimler ile ilgili işlem yapılmalı. Milletin talebi budur.” (6:50 PM – 31 Mar 2017). “Adı belli FETÖ’cüleri tahliye eden her savcı ve hâkim meslekten ihraç edilecek. DEVLET’in kesin kararı budur. Herkes bunu bilsin.” (7:08 PM – 31 Mar 2017) “Bu mahkemelerin ve devletin sahibi millettir. Millete rağmen hiçbir tahliye yapılamaz. Kimse milletin ve devletin sabrını zorlamasın.” (10:09 PM – 31 Mart 2017). “Adalet Bakanlığımız, HSYK harekete geçti. Hainler salınmayacak Allah’ın izniyle. (31/03/2017, 21:40)”. 2- Ersoy Dede isimli bir diğer iktidar tetikçisi ise Twitter’dan “Bu yetmez @cemkucuk55 .. tahliye kararlarının altında imzası olan hakimler tek tek toplanacak.” (31/03/2017, 21:46) dedi. 3- Fatih Tezcan isimli meczup iyice coştu ve çıtayı sağ yukarıya taşıdı: “Tayyip Erdoğan Gebertilecek” deyip canlı yayında idam ipiyle şov yapan piçi serbest bırakan mahkeme heyetinin tamamı FETÖ’DEN TUTUKLANSIN” (31/03/2017, 20:35). 4- Ömer Turan isimli bir başka meczup, 31 Mart 2017 tarihi saat 23.50 civarında yazdığı tweet mesajında, “HSYK bu gece acil toplanmalı, fetöcüleri serbest bırakan savcı ve hâkimleri hemen ihraç etmeli. Bu isimler sonra da fetöden tutuklanmalı.” 5- Bu meczuplara, İsmail Saymaz gibi Büşra Erdal’ı hedef göstererek tahliyelere ‘imalı’ yorumlar getiren ‘muhalif’ gazetecileri de eklemek lazım. Bunlar meczup; koskoca devlet bunların ağzına bakıp idare edilmez demeyin. Erdoğan’ın “devleti troller idare etmiyor” demesine aldanmayın. Elbette devleti troller idare ediyor. Bu meczupların kopardığı yaygara sonunda bakın neler oldu: Aynı gece 00:17’de, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve hâkimleri atayan daire olan HSK 1. Daire üyesi Kenan İpek, twitter hesabından “FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne karşı Türk yargısının ve HSK’nın yürüttüğü mücadele ilk günkü azim ve kararlılıkla sürdürülecektir.” açıklamasını yaptı. Tüm bu olanlardan sonra, tahliye edilen 21 gazeteciden 20’si yeniden tutuklandı. Sadece gazeteci Ali Akkuş, etkin pişmanlıktan yararlanarak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. (Bugünkü karar duruşmasında Ali Akkuş 11,5 ay sonra tekrar tutuklanarak cezaevine gönderildi). Tabii ki iş bununla bitmedi. Tetikçi meczupların talimatları gereği, sıra tahliye kararını veren mahkeme heyetinin dağıtılmasına geldi. Bir kaç gün içinde tahliye kararı veren İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti ile duruşma savcısı HSK tarafından görevden uzaklaştırdı. HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, açığa alma kararını “tahliye kararının toplumda infial uyandırdığı ve kamuoyu vicdanını yaraladığı” şeklinde açıkladı. İyi de arkadaş, sen kimsin? O kararı veren mahkeme heyeti ve savcısı kadar dosya içeriğine vakıf mısın? 4 tane meczup tweet attı diye infial mi olurmuş? Bunları kimse demedi, diyemedi. İşte dünkü kararları veren 25. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin verdiği kararı bu bilgiler ışığında değerlendirmek lazım. Yargıtay Başkanı’nın ‘bağımsız’ diye nitelediği yargının bu gazetecilere Saray’ın iradesi ve trollerin yaygarası dışına çıkarak tahliye verme şansı var mı? Üstelik yasalar gereği bu gazetecilerin bir bölümü Yargıtay kararı onaylayana kadar tahliye edilmeliydiler. Ancak hâkimler bunu uygulayacak kadar bile kendi iradelerine bırakılmış değiller. Siyaset gibi yargı da troll seviyesine indirildi ve hukuk da trollerin keyfine göre işler hâle geldi. Daha birkaç gün önce ortaya çıktı ki, HSK tarafından hakimlere dağıtılmak üzere hazırlanan kitapçıkta hakimlere, tahliye kararlarını vermeden önce HSK ile istişare etmeleri emredilmişti. Bu şartlar altında hakimler, “Ey gazeteciler, bakın ne kadar insaflıyız. Biz 26. Ağır Ceza Mahkemesi gibi hiç olmazsa müebbet vermedik ama viran olası hanede evlad u iyal var; HSK’nın şerrinden sakınmak için de kimseyi de tahliye etmedik” demişler midir?
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Aile boyu zulüm: Aynı aileden 3 tutuklu, baba, eşi ve kızları… Hizmet Hareketi’ne yönelik süren cadıavının her gün yeni mağdurları ortaya çıkıyor. Karaman’da bir aileden üç kişi, anne, baba ve kızı tutuklu. Üstelik üçü de sağlık sorunu yaşıyor. Ahmet K. 54 yaşında.20 aydır tutuklu ve şeker hastası. Buna rağmen insülin iğnesini düzenli alamıyor. İşyerleri zorla kapatılmış, 400 bin lira borcu var diyerek evine ve iş yerine haciz konulmuş. VERTİGO HASTASI EŞİ DE CEZAEVİNDE Eşi Aysel K. 53 yaşında o da 8 aydır tutuklu. Aysel hanım vertigo hastası. Günde iki kez bayılıyor. Cezaevinde geçirdiği kaza nedeniyle eline 15 dikiş atılmış, iki parmağının hissini kaybetmiş. Aysel Hanımın annesi de bakıma muhtaç bir kanser hastası. Ahmet K. Ve Aysel K. Çiftinin üniversite öğrencisi kızları Beyza K. da 7 aydır tutuklu. 21 yaşındaki Beyza K. İle ilgili ortada bir iddianame dahi yok. Ne ile suçlandığını bilmiyor. Mahkemeye çıkmadı. O da cezaevinde düşme sonucu omuriliği çatlamış bakıma muhtaç bir tutuklu. Arkadaşları Twitter’de ve diğer sosyal medya kanallarında Karaman’daki yetkililere sesini duyurmaya çalışıyor.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Yeni Türkiyedeki kirli rejimi temsil edenler ve bu kirli rejimin taşeronlugunu yapanlar, zulm edenler, iftira atanlar, kesinlikle TÜRK DEĞİL, bu böyle biline ! Bunlar zaman içinde içimize sizan Türk ve Müslüman görünümlü MÜNAFIKLAR, asıl hedef Türkler, hedef bu milletin bünyesini tahrib etmek! "Hakiki Türkler zulmetmez" " Ben bakıyorum; kim bana zulmediyor, dikkat ediyordum, onlar katiyen Türk değillerdir. Çünkü, hakiki Türklerde zulmetmek damarı yoktur. Bana zulmedenler, Türklük perdesi altına girmiş başka millettendir" Bedizzaman Tanıyanların Dilinden, Mustafa SUNGUR'un Hatıraları, (Son Şahitler, IV/15)
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Konya’da Cemaat operasyonu: 84 gözaltı Konya’daki Cemaat operasyonu kapsamında 84 kişi hakkındıa gözaltı kararı verildi. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında, sözde’F…’ adına eylem ve faaliyette bulunduğu iddia edilen 84 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ekiplerince, Konya merkezli 43 ilde sabah saatlerinde baskınlar yapıldı. Gözaltı işlemleri devam ediyor.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Özel bir hastanede çalışan temizlik görevlisi 700 defa muayene 'edilmiş' Sayıştay denetim raporlarında, özel hastanelerin SGK'yı zarara uğrattığı yönünde tespitler yer aldı Sayıştay raporuna göre, özel hastaneler doktor ücretleri ve aynı hasta için birden fazla tedavi göstererek SGK’dan haksız ödeme alıyor. Bir diğer iddiaya göre ise özel hastaneler özel sağlık sigorta şirketlerini de “fazladan tetkik ve muayene”, “2 yere faturalama” benzeri yöntemlerle yılda 2 milyar TL zarara uğratıyor. İstanbul’da özel bir hastanede çalışan temizlik görevlisinin, kurumda çalıştığı süre boyunca 700 defa muayeneye bağlı işlem yaptırdığı gösterilmiş. HaberTürk'te yer alan habere göre, Sayıştay Başkanlığı’nın 2016 yılına ait 2017’de açıkladığı denetim raporlarında, özel hastanelerin SGK’yı zarara uğrattığı yönünde tespitler yer aldı. Özel hastane kaynaklı suiistimallerde, uzman doktorların maaşlarının asgari ücret üzerinden gösterilmesi ile hastaların aynı tarihlerde birden fazla hastanede yatarak tedavi edilmiş gibi bildirilmesi bulunuyor. Sayıştay'ın tespitleri Rapora göre, 1066 uzman doktor ve pratisyen hekimin günlük ücretleri 54.9 TL, 4 bin 189 hekimin 55-100 TL, 6 bin 254 hekimin 101- 200 TL, 4 bin 903 hekimin 201-300 TL, 7 bin 659 hekimin de 300 TL olarak gösterildiği tespit edildi. SGK ile sözleşmesi bulunan özel hastaneler için para cezası verildi ve durumun Maliye ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarına bildirilmesi gerektiği raporlandı. Rapora yansıyan bir başka suiistimal şekli, SGK’dan dolaylı olarak haksız yere fazla geri ödeme alan özel hastanelerin, hastaları aynı gün ve tarihte başka hastanelerde tedavi edilmiş gibi göstermesi oldu. Raporda, “SGK’ya bu şekilde fatura edilen işlemlerden en az biri hatalıdır” denildi. Raporda, sistemi kontrol etkinliğinin sağlanmasının yanı sıra SGK’ya söz konusu aykırılıkların otomatik denetimini sağlamaya yönelik sistemleri kurma önerildi. Özel hastanelerin, sigorta şirketlerinin ve hastaların yol açtığı suiistimallerin özel sağlık hizmetlerinde sıkça başvurulan yöntemler olduğuna dikkat çekilirken, sigorta şirketlerinin yılda 2 milyar TL zarara uğradığı, SGK’nın da yüklü miktarda ödeme yaptığı belirtildi. Özel hastaneler - Uzmanların tespitlerine göre, özel hastaneler sigortalılardan fazla tetkik istiyor. - Sağlık sigortası olan kişinin muayene ve tetkik masrafları farklı tarihlerde hem SGK’ya hem de sigorta şirketine fatura edilerek, SGK zarara uğratılıyor. - SGK’dan hasta başına günlük muayene ücreti alabilmek için SGK’nın koyduğu günlük muayene sayısı kriteri sahte hastalarla tamamlanıyor. - Özel hastaneye giden hem SGK’lı hem özel sigortalı hasta için SGK’dan provizyon açıldığı gizleniyor. Hastalar - Özel sağlık sigortası olan hastalar da suiistimalin bir parçası. Sigorta yaptırmadan önce geçirilen rahatsızlıklar sigorta şirketine ödetiliyor. Her yıl ayakta teminatlı poliçelerin yüzde 90’ının fiyatı, bir sonraki yıl doktorların gereksiz talepleri yüzünden artıyor. Ödenen hasar tazminatlarının yüzde 12’si suiistimal sonucu hasar taleplerinden oluşuyor. Tahmini yıllık faturası 2 milyar TL. Hastanelerin suiistimalleri sonucu her yıl ayakta teminatlı poliçelerden yüzde 90’ı artış gösteriyor. Hekimlerin fuzuli istediği tetkikler, işlemler ya da hasta suiistimali, sonraki yıl poliçede yüzde 15-20 fiyat artışına neden oluyor. Birçok kişi, sözleşme yaptırırken mevcut hastalıklarını saklıyor. "Bir kişiye 700 işlem" Hasta taburcu olduktan sonra yatışı varmış gibi de gösteriliyor. Hem SGK’dan hem sigorta şirketinden para alınıyor. SGK’nın doktorların günlük muayene sayısı için koyduğu kriter var, her branş için de hasta başına kuruma ödeme yapar. Bu sayının altında kalan özel hastaneler hile yapabiliyor. Vasıfsız hastane personelinin kimlik bilgileri ile muayene, tetkik, tahlil gösteriliyor. İstanbul’da özel bir hastanede çalışan temizlik görevlisinin, kurumda çalıştığı süre boyunca 700 defa muayeneye bağlı işlem yaptırdığı gösterilmiş.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Edirne'de 2017'de 186 kız çocuğunun hamile olduğu tespit edildi İstanbul'da yaşanan cinsel istismar sonucu hamile olayının bir benzerinin Edirne'de de yaşandığı ortaya çıktı. Kız çocuklarına cinsel istismarlar, kadın cinayetleri ve tacizler Türkiye’de son yılların gündemden düşmeyen konularının başında geliyor. Ocak 2018’de 115 çocuğun hamile kaldığı haberi soruşturma konusu olurken, Türkiye’de her an değişen gündem karmaşasında unutuldu. İstanbul Küçükçekmece Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde meydana gelen skandalda, 18 yaş altında 115 hamile çocuğun hastaneye getirilmesine rağmen, durumun yetkililere bildirilmediğini ortaya çıkaran Sosyal Hizmet Uzmanı İclal Nergiz hakkında sürgün kararı verilmişti. Ancak skandalı bildirmeyen doktor ise terfi ettirilmişti. Benzer bir haber bu kez Edirne’den geldi… Edirne İl Genel Meclisi Kadın Haklarını ve Kız Çocuklarını Koruma Komisyonu tarafından yapılan araştırmaya göre, 2017’de Edirne’de 186 çocuğun hamile kaldığı tespit edildi. Habertürk’ten Mesut Han‘ın haberine göre, hamile çocukların Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne bildirildiği belirtiliyor. Komisyon Başkanı Mehmet Uzun, çocuklarla ilgili raporların çocuk mahkemesine iletildiğini, 31 çocuk için mahkemece sağlık tedbir kararı, 2 çocuk için danışmanlık tedbir kararı verildiğini söylüyor. Skandala ilişkin bölgede ağırlıklı olarak yaşayan Romanların ‘erken evliliği’ doğal karşılamasının da etkili olduğu öne sürülüyor. Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Turan Şallı ise rapor sonuçlarının Edirne için vahim olduğunu vurguluyor.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Onlarca ilde Hizmet'e kitlesel kırım operasyonu! Konya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Hizmet Hareketi'ne yönelik kitlesel soykırım operasyonları kapsamında 84 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Ankara merkezli 20 ilde düzenlenen kitlesel kırım operasyonunda ise 92 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı KHK ile kapatılan cemaat okullarında görev yapan 92 öğretmen hakkında Ankara merkezli 20 ilde gözaltı kararı verdi. Konya merkezli 43 ilde operasyon Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü Hizmet Hareketi'ne yönelik kitlesel soykırım operasyonları kapsamında, daha önce gözaltına alınan şüphelilerin ifadeleri ile yapılan çalışmalar sonucu 84 kişi hakkında gözaltı ve yakalama kararı çıkartıldı. Kararın ardından bugün sabah saatlerinde Konya merkezli 43 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İşkenceyle öldürülen Açıkkollu için örgüt, diyerek meşrulaştırmaya çalışmak da işkence suçu Türkiye'de adaletin yerini işkenceye bıraktığının ilk delili Tarih Öğretmeni Gökhan Açıkkollu'nun gözaltında olduğu 13 gün boyunca yaşadığı işkencelere bağlı olarak kalp kriziyle ölmesiydi. Türkiye'de şaibeli 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında Hizmet Hareketi günah keçisi ilan edilerek Olağanüstü Hal (OHAL) çatısı altında her türlü işkence ve adaletsiz uygulamalar devreye konuldu. Darbe girişimi sonrası iktidar, OHAL ilan ederken on binlerce insan da hapislere girdi ve bazılarının işkenceye maruz kaldığı uluslararası bağımsız örgütlerin raporlarına da yansıdı. Son günlerde 15 Temmuz’un hemen ardından gözaltına alınan Ümraniye Atatürk Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nin tarih öğretmeni Gökhan Açıkkollu’nun 13 günlük gözaltı sürecinde yaşadığı işkenceler sonucunda kalp krizi geçirip hayatını kaybetmesinin ardından 1,5 yıl sonra göreve iade edilmesine ilişkin tartışmalar sürüyor. Açıkkollu, 1,5 yıl sonra göreve iade yazısıyla tekrar gündeme geldi. Ancak bu sefer medya işkenceyi de ortaya koyarak yapılan haksızlığı konuşmaya başladı. Bu tartışmalardan sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcığılı ve Milli Eğitim alelacele suçlarını örtmek için yeni bir kampanya başlattılar. Gözaltı sürecinde işkenceden hayatını kaybettiğine dair haberlere başsavcılığın Adli Tıp raporuyla yanıt vermesine çarşamba günü (7 Şubat 2018) Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan tepki gelmişti. “İşkence yoksa 14 günlük gözaltı kamera kayıtları neden verilmedi?” diye sormuştu başsavcılığa Gergerlioğlu. Bir başka tepki de Adli Tıp uzmanı Prof. Şebnem Korur Fincancı’dan geldi. Evrensel gazetesinde yer alan habere göre sosyal medya hesabından konuya ilişkin paylaşım yapan Fincancı, “Siz önce etkili bir soruşturma yürüttüğünüzü kanıtlayın, 24 saatte bir yapılan gözaltı muayenelerinde tanımlanan yaralanmaların nasıl olduğunu açıklayın” ifadesini kullanıyor ve ekliyor: “Ayrıca devletin görevlilerinin işlediği iddia edilen bir suçun aydınlatılması için otopsi Adalet Bakanlığı bağlı kurumunda yapılınca suçu örtbas etme refleksi olmadığına neden güvenelim? Üstelik bu yönde kuvvetli şüphe var!” İşkencenin “mutlak yasak olduğunu” hatırlatan Fincancı, “Örgüt, diyerek meşrulaştırmaya çalışmanız da işkence suçu kapsamındadır” diyor.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Hani bylock yüklüydü? Hani talimat alıp suikasti yapmıştı? Daha şifreleri bile kırılamamış telefonun üstüne ne çok yalan haber yapmıştı havuz medyası. Şimdi nasıl temizleyeceksiniz o yalanlarınızı? Şu iki haberi yan yana koyun ve havuz medyasının nasıl yalan haberler yaptığını görün. Hep söylüyorum yine tekrar edeyim. Medyada, televizyonda, gazetede gördüğünüz her habere inanmayın çünkü bir çoğu paralı müzik kutusu gibi olmuş. Kim para atarsa onun şarkısını çalıyorlar.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Sare Davutoğlu'yla tokalaşmayan Albayrak kadınlarla tokalaşmayı biliyormuş AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, daha önce eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun eşinin elini havada bırakmıştı. Berat Albayrak, bakanlık bünyesinde çalışan kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Ancak kutlamada kadınların elini tek tek sıkması daha önce yaşanan Sare Davutoğlu tokalaşmasındaki görüntüyü hatırlattı. Gazete Habertürk'ün haberine göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, bakanlıkta düzenlenen etkinlikte, “Kadın eli değmeyen iş incelikten, zarafetten ve merhametten nasibini almamış demektir. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Bu günün cinsiyet adaletsizliğine son verecek bir başlangıç olmasını temenni ederim” diye konuştu.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ec4f:eff3:3c8a:360e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kirli rejimin bekası için önlem paketleri... "F..Ö davaları bitirilecek Bir başka sorun da F..Ö davaları. AKP, F..Ö davaları nedeniyle ciddi bir baskı altına girdi. Saray kaynaklarına göre, bunu ortadan kaldırabilmek için önümüzdeki günlerde davalarda takipsizlik, beraat, tutuksuz yargılama gibi yöntemler devreye sokulabilir. Bu davalardan dolayı yaşanan sosyal tepkilerin bir şekilde aza indirilmesi planlanıyor. " Kaynak Yeniçağ: Ahmet TAKAN http://www.yenicaggazetesi.com.tr/koalisyonun-bekasi-icin-onlem-paketleri-46560yy.htm
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Erdoğan'ın sözlerine ilk tepki: Muhterem Cumhurbaşkanım! Haddinizi aşmayınız AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "Şimdi bir çok hocaefendi beni tefe koyup çalacak" sözlerinden sora ilk tepki geldi. Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerine ilk tepkiyi ortaya koydu. Dünya Kadınlar Günü etkinliği kapsamında Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda açıklamalarda bulunmuştu. AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kadınlar dayak yiyorlarsa şükretsinler" diyen Sosyal Doku Vakfı Başkanı ve İlahiyatçı Nurettin Yıldız'a konuşmasında bir kez daha tepki göstererek “Son günlerde bakıyorsunuz, birileri ortaya çıkıp da ne yazık ki kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup dinimizde kesinlikle yeri olmayan bazı kendince içtihatta bulunan kişiler çıkıyor ortaya” demişti. “ŞİMDİ BİR ÇOK HOCAEFENİ BENİ TEFE KOYUP ÇALACAK” Erdoğan’ın konuşmasında “İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bileyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz İslam’ı 14 -15 asır önceki hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız. Onun için de bugün İslam’ın uygulanması yer, zaman ölçüsüyle değişiyor. Şimdi bir çok hocaefendi beni tefe koyup çalacak o ayrı mesele. Rabbim bizi tefe koymasın” ifadeleri dikkat çekmişti. “NE DİNÎ MÜCEDDİDSİNİZ VE NE DE FIKIHÇISINIZ” Erdoğan’ın “Şimdi bir çok hocaefendi beni tefe koyup çalacak o ayrı mesele” sözlerinin ardından ilk tepki geldi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda üç gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuğu olan Nur cemaatinden Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Erdoğan’ın “İslam’ın güncellenmesi” sözlerine karşı çıktı. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, sosyal medya hesabından yayımladığı "Muhterem Cumhurbaşkanım! Haddinizi aşarak şer’î meselelerde fikir beyan etmeyiniz! Zira ne müctehid ve ne de fıkıhçısınız!" başlıklı yazılı açıklamada “Muhterem Cumhurbaşkanım! Sizi Allah için seviyor ve 21. Asrın siyasî müceddidi olarak ilan ediyorum; ancak siz ne dinî müceddidsiniz ve ne de fıkıhçısınız. Ehil olmadığınız konularda ve hele de şer’î konularda görüş beyân etmeniz tamamen şahsınızı felâkete sürükleyebilir. Ben sözlerinizin maksadını aştığını hüsnüzanla yorumluyorum. Sizi Allah için seven bu kardeşinizden birkaç noktayı dinleyiniz” ifadelerini kullandı. “ALGICI MEDYAYA GÜVENMEYİNİZ” “Birinci Nokta: Nureddin Yıldız ve Faruk Beşer Hocalar ehl-i sünneti bu bid’at asrında müdafaa eden hocalardır. Ancak âyet ve hadisleri ve hatta şer’î hükümleri açıklarken bazı ifade yanlışlıkları bulunabilir. Biliniz ki, hedefleri bu iki hocayı yıpratmak değil, belki dini yıpratmak olan algıcı medyaya güvenmeyiniz” diyen Ahmet Akgündüz, şöyle devam etti: “İkincisi, Diyânette ve Din İŞleri Yükse Kurulunda İslam hukukunda gerçek uzman bulunduğu konusunda endişelerim vardır. Yahut algı operasyonundan korkarak söz söylemekten çekinmektedirler. Zira Diyanet İşleri Başkanımız ve Din İşleri Yüksek Kurulu, yine medyanın ortaya attığı evlenme yaşı konusunda imtihanı geçemediler. Meseleyi milletimize anlatamadılar. Anlatmak isteyenlere de fırsat vermediler.”
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
CPJ'den 22 gazetecinin mahkum edilmesine kınama Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), 22 gazetecinin hapse mahkum edilmesini kınadı. New York merkezli komitenin sözcüsü Nina Ognyanova, "22 gazeteci hakkında devlet aleyhinde eylemlerde bulunma suçlamasıyla verilen hüküm, Türk yargı sistemi için utanç verici. Türk hükümetini temyiz sürecinde suçlamalardan vazgeçmeye çağırıyoruz. Türk hükümeti, gazeteciliği terörle bir tutmaya son vermeli ve sadece işlerini yaptıkları için hapis yatan onlarca basın çalışanını serbest bırakmalı" ifadelerini kullandı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde aralarında Murat Aksoy ve Atilla Taş'ın da bulunduğu 18'i tutuklu 28 medya çalışanının yargılandığı davada karar dün açıklanmıştı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Türkiye'in 6 yılda nüfusu yüzde 10 arttı; Cezaevi nüfusu yüzde 100 arttı Türkiye'de Adalet Bakanlığı'nın verilerine 100 bin kişilik cezaevi kapasitesinin iki katından fazla aşıldığı ortaya çıktı. Son 6 yılda Türkiye'de kaydedilen nüfusun yüzde 10 arttığını cezaevi nüfusunun ise yüzde 100 arttığı kaydedildi. Türkiye'nin nüfusunun arttığı gibi cezaevlerinde de ciddi bir nüfus artışı yaşanıyor. HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, son 6 yılda Türkiye nüfusunun yüzde 10, cezaevi sayısının ise yüzde 100 arttığına dikkat çekti. Cezaevlerinde 402’si ağır olmak üzere Bin 154 hasta mahpusun olduğunu söyleyen Kürkçü, 700 çocuğun da yine anneleriyle birlikte cezaevinde olduğunu kaydetti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Meclis Genel Kurulu’nda cezaevlerinde artan hak ihlallerine ilişkin konuştu. Kürkçü, Türkiye’deki cezaevleri sayısının 6 yılda yüzde 100 arttığına dikkat çekti. ‘20 BİN TUTUKLU VE HÜKÜMLÜNÜN YATACAĞI YER YOK’ Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre, cezaevlerinde 2017 yılı sonu itibarıyla 228 bin 993 tutuklu ve hükümlü olduğu bilgisini paylaşan Kürkçü, “Cezaevinin yatak kapasitesi 208 bin 830. Yani 20 bin tutuklu ve hükümlünün yatacağı yeri yok. Belli ki başkasının yatağında yatıyor. Aslında yatakları olanlar da -hepiniz biliyorsunuz- üçer kişi için yapılmış odalarda, hücrelerde, koğuşlarda 8, 10, 12 kişi kalıyorlar. Cezaevleri komisyonunda çalışan bütün arkadaşlarımız bunları gözleriyle gördüler. Dolayısıyla bu şartlar altında hiçbir şey yapmasanız, insan onuruna yakışır bir biçimde o insanları hapsetmediğinize göre zaten olağanüstü bir durum var.” ‘CEZAEVİ MEVCUDU ALTI YILDA YÜZDE YÜZ ARTMIŞ’ Türkiye’deki cezaevi sayısının 2011 ile 2017 arasında yüzde 100 oranında arttığını belirten Kürkçü, “2011’de 128 bin 604 tutuklu ve hükümlü var, 2017 yılsonu itibarıyla ise 228 bin 993. Türkiye nüfusu bu iki yıl arasında yüzde 10 kadar artmış, cezaevi mevcudu yüzde 100 kadar artmışsa zaten saçma sapan bir durumla karşı karşıyayız demektir. Türkiye bugün cezaevinde insan barındıran ülkeler arasında hiç iyi bir durumda değil. Aslında Türkiye’nin cezaevi katsayısı 285 yani her 100 bin yurttaşa karşılık 285 yurttaş cezaevinde. Bir ölçü olması için, Finlandiya’da bu 57, Türkiye’den daha beter durumda. Rusya var ama şaşıracağınızı düşünüyorum, medeniyet götürmek için ordular seferber ettiğimiz Suriye’de ve Irak’ta durum çok daha iyi. Suriye’de bu katsayı 60, Irak’ta 123. Sonuç olarak ‘cezaevinde kalamaz raporu verilen, yüzde 92 engelli raporu olan engellilerin de olduğu 402’si ağır olmak üzere Bin 154 hasta mahpus var. Bunların derhâl tedavi için salıverilmeleri gerekirken cezaevinde tutuluyorlar. 700 çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde” dedi. ‘ALLAH’INIZ VARSA BUNLARA RIZA GÖSTERMEZDİNİZ’ Türkiye’de giderek artan militarist söylem ve davranışların ön plana çıktığına işarete eden Kürkçü, şunları söyledi: “Türkiye’de şimdi, durumun, tansiyonun giderek yükselmesi, kutuplaşmanın artması, militarist söylemin ve militarist davranışların öne geçmesi dolayısıyla cezaevlerinde bir askerî nizam merakı başlamış durumda. Ayakta sayma, hazırolda durma, tekmil verme gibi uygulamalar ve özellikle cezaevine ilk girişte çıplak arama uygulaması son derece onur kırıcı bir biçimde uygulanıyor. Bu çerçevede Mehmet Arslan (DBP Eş Genel Başkanı) arkadaşımıza yapılmış bulunan muameleyle ilgili olarak Rize Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklama aslında yaraya tuz basmak gibidir. Savcılık bu iddiaları reddetmekle birlikte orantılı güç kullanıldığını ileri sürmektedir. Orantılı gücün ne olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bir insan çıplak aramayı, haysiyet kırıcı aramayı kabul etmiyorsa onu yakalayıp donunu indirmektir bu yapılan. Eğer dayak atılmadıysa bu insan haysiyetini kırıcı değil midir? Ki niçin yalan söylesin, dayak atılmışsa dayak atılmıştır. Siz böyle cezaevlerine yani böyle bir uygarlığa layık ve talip misiniz? Yurttaşlarımız layık mıdır? Bütün bunlara hakikaten layık olmamız için ne sebep var? “’Onların şusu busu var, sizin Allah’ınız varmış.’ Allah’ınız varsa bunlara rıza göstermezsiniz.”
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok” ifadeleriyle Türkiye'deki hukuki sistemi özetledi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin tüzük kurultayında konuştu. Konuşmasında “Yargının iktidar tarafından ipotek altına alındığını” belirten Kılıçdaroğlu “Hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok” dedi. ‘BUGÜN İSTANBUL’DA ÇOK ÖNEMLİ BİR DAVA VAR’ Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle: “Bugün İstanbul’da çok önemli bir dava var. Cumhuriyet gazetesi davası. Haksız olarak Ahmet Şık, 434 gündür, Akın Atalay 495 gündür, Murat Sabuncu 495 gündür tutuklu. Tamamen yapay bir davayla, suni bir iddianameyle bu arkadaşlar bir yıldan fazladır hapisteler. Umarız bugünkü duruşmada bu arkadaşlar serbest bırakılır ve görevlerinin başlarına dönerler. Değerli arkadaşlarım, zaman zaman belli olaylara ciddi tepkiler gösteriyoruz. Ama bir süre sonra bakıyoruz ki o tepki gösterdiğimiz olay sıradanlaşmış bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Yani hükümet medya gücüyle öyle bir algı oluşturuyor ki sanki bir yıldan fazladır suçsuz yere hapiste yatan gazeteciler normal bir yargılama sonucu yatıyorlar. Enis Berberoğlu, haksız yere uzun süredir hapiste, milletvekilleri hapiste. Ve millet bir süre sonra bunu kanıksamamaya başlıyor. Bize düşen görev nasıl bu olaylar gündeme geldiğinde dik duruşumuzla karşı çıkıyorsak, karşı çıkmayı sürekli hale getirmemiz gerekiyor. Bizim dışımızda yasa dışı uygulamalara karşı çıkan hemen hemen hiç yok. Susturulan bir toplum var. İktidarın bütün gücüyle CHP’ye yüklenmesinde “Acaba CHP nasıl konuşamaz noktaya gelir ve biz toplumu arzu ettiğimiz gibi yönlendiririz” anlayışı var. Bu tuzağa hiçbir vatanseverin, hiçbir CHP’linin düşmemesi lazım.” ‘GAZETECİLERİN, YAZARLARIN HAPİSTE OLDUĞU BİR TÜRKİYE’DEYİZ’ “Gazetecilerin, yazarların, akademisyenlerin, milletvekillerinin, öğrencilerin, avukatların hapiste olduğu bir Türkiye’deyiz. Barış istedi diye 100’den fazla akademisyenin üniversiteden kovulduğu bir ülkedeyiz. Bunu unutmayacağız. Hapishanelerde nefes alacak yer yok. Üniversiteleri susturulan bir Türkiye’de yaşıyoruz. Anayasa değişecek, en çok konuşması gereken üniversiteler suskun. Parlamentonun yetkilerinin gasp edildiği bir Türkiye’de yaşıyoruz. Suçluyu hakimin değil, siyasi otoritenin belirlediği bir Türkiye’de yaşıyoruz. Yargı da işgal altında, tıpkı demokrasinin işgal altında olduğu gibi. 21. yüzyıldayız. Demokrasimiz işgal altında. İnsanlar nefes alamıyor. İnsanlar düşüncelerini özgürce ifade edemiyorlar. Bütün illerinde, ilçelerinde, köylerinde yani her karış toprağında OHAL’in uygulandığı bir ülkeyiz. 21 Temmuz 2016’da resmen BM’ye başvurarak biz adil yargılama yapmayacağız diye dünyaya duyurdu.” SENİN YERİN CHP’NİN KAPISININ DIŞARISI” Yargı bağımısızlığını savunmak bizim ortak davamızdır. Medya özgürlüğünü savunmak ortak davamızdır. ‘Milletvekilliğim garanti mi?’ diyenlerin dava insanı olmaya hakkı yoktur. Dava insanlarının makamı yoktur. ‘Ben ne olacağım?’ diyorlar. Sen hiç bir şey olamazsın senin bu partide yerin de yoktur kardeşim. Bireysel çıkar peşinde koşanların bu partide yeri yoktur. Senin yerin CHP’nin kapısının dışarısıdır. “DELEGE AVCILIĞIYLA SİYASET YAPANLARIN BU ÜLKEYE FAYDASI YOKTUR” 8 yıldan bu yana dar grupçu anlayışlarla mücadele ederek buraya geldim. Tüzüğe en az yüzde 85 ön seçim şartını ben koydurdum. Yepyeni bir siyaset anlayışını bu partiye yerleştirmeye çalıştım. Ön seçim şartını unutmuş partiye ön seçim şartını ben koydurdum. Şimdi diyorlar ki ‘Kılıçdaroğlu ön seçim şartını kaldıracak.’ Niye kaldıralım? Delege avcılığıyla siyaset yapanların bu ülkeye faydası yoktur.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Erdoğan'ın Beştepe'sini yapan müteahhit 1 yılda servetini ikiye katladı Türkiye'de en zenginler listesinde yer alan zenginlerin 4'te 1'i inşaat sektöründen geliyor. AKP'li Erdoğan'ın sarayını yapan Rönesans Holding'in sahibinin 1 yılda 2 milyar dolara yakın bir servet elde ettiği ortaya çıktı. AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Beştepe Sarayı'nı yapan Rönesans Holding'in bir yılda 2 milyar dolara yakın bir serveti elde ettiği görüldü. Türkiye’de son 15 yılda kolay kazancın adresi olan inşaat sektörü birçok müteahhit için muazzam bir servet birikimi yarattı. Özellikle kamu ihalelerini alanlar ve politikaya yakın olup imar değişikliklerini kendi lehlerinde yaptıran isimler tabiri caizse köşeyi döndü. Her yıl Türkiye’nin en zengin 100 ismini yayınlayan Forbes listesine göre son 10 yılda milyarder Türkler listesinde 40’tan fazla isim değişirken listeye yeni girenlerin çoğunluğu inşaatçılardan çıktı. Dünya Gazetesi'nden Leyla İlhan, Forbes listesine bakarak inşaatçıların servetlerini yazmış. Geçen olduğu gibi bu sene de en zengin 100 Türk’ün dörtte birinin müteahhitlik sektöründen çıktığını belirtiyor. İlhan, geçen yıl ilk 100’de 26 inşaatçı yer alırken bu yıl sayının 24’e indiğini, ancak mevcut listedeki isimlerin servetinin yüzde 18 artışla 21.9 milyar dolardan, 25.8 milyar dolara çıktığını söylüyor. Bu rakam en zengin 100 Türk’ün toplam 102.9 milyar dolarlık servetinin yüzde 25’inin oluşturuyor. İlhan, inşaat sektörü yüzde 5.1 büyürken, en zengin 24 inşaatçının servetinin yüzde 18 arttığını vurguluyor. İlhan’ın verdiği bilgiye göre geçen yılki listeden 3 ismin bu yıl olmadığı görülüyor. Bu üç isim geçen yıl 400 milyon dolarlık servetleriyle 100’üncü sırayı paylaşan Enka İnşaat’tan Sevda Gülçelik, Gama Holding’ten Erol Üçer ve Enka İnşaat’tan Ayşe Verda Gülçelik.Gidenlerin yerine ise sektörden Ziya Yılmaz girmiş. Dap Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Yılmaz’ın serveti 500 milyon dolar olarak hesaplanıyor ve listeye 100’üncü sıradan giriş yapıyor. Forbes’un listesinde en zengin müteahhit ise Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı da yapan Erman Ilıcak ilk sırada yer alıyor. Şehir hastaneleri ve yurtdışında aldığı büyük projelerle adından söz ettiren Rönesans Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erman Ilıcak, 2017’de 2.3 milyar dolar olan servetini neredeyse ikiye katlayarak 4 milyar dolara çıkarmış. Servetini arttıran bir diğer isim ise Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir. Özdemir, servetini 1.6 milyar dolardan 1.7 milyar dolara taşıyarak listede 14’üncülükteki yerini korumuş. Aynı şekilde Limak Holding’in kurucu ortağı olan Sezai Bacaksız’da benzer rakamla Nihat Özdemir’e eşlik ediyor. Çalık Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Çalık da hem servetini hem de sırasını yükseltenlerden. 2017’de 1.4 milyar dolar ile 20’nci iken, bu yıl 1.6 milyar dolarlık servetiyle 18’inci sıraya yerleşiyor. Leyla İlhan, Türkiye’nin en fazla tanınan müteahhitlerinden olan Ali Ağaoğlu’nun da servetini 100 milyon dolar artırarak 1 milyar dolardan 1.1 milyar dolara çıkardı. Ancak Ağaoğu 27’incilikten 34’üncülüğe düştü. Agaoğlu, Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın ile aynı sırayı paylaştı. Ali Ağaoğlu’nun abisi Hüseyin Ağaoğlu da servetini, 550 milyon dolardan 600 milyon dolara çıkarmasına rağmen, 74’üncü sıradan 82’nci sıraya geldi. İlhan diğer isimlerle ilgili şunları söylüyor: ‘Listede bir başka dikkat çeken aile ise Cengiz Holding ailesi oldu. Aileden Şeref Cengiz, Mehmet Cengiz, Ekrem Cengiz ve Ahmet Cengiz gibi 4 isim listede yer aldı. Her biri 650 milyon dolarlık servetiyle 72’nci sırayı paylaştı. Dördünün servetinin toplamı ise 2.600 milyar dolar. Listede kalabalık olan bir diğer aile ise Nurol ailesi oldu. Nurol Holding ailesinden Nurettin Çarmıklı, Mehmet Oğuz Çarmıklı ve Erol Çarmıklı 750 milyon dolarlık servetleriyle 59’uncu sırada yer aldılar. Aile üyelerinin toplam serveti ise 2 milyar 250 milyon dolar oldu.’
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
"Saadet, CHP ile ittifak yaparsa AKP, 'Fatih Erbakan' kartını öne sürecek" Muhafazakâr dünyaya yakınlığıyla bilinen gazeteci Nevzat Çiçek, Saadet Partisi’nin, İyi Parti ve CHP bloğunda ittifaka katılması durumunda AKP'nin, "Fatih Erbakan" kartını öne süreceğini iddia etti. Çiçek, iddiasını Hande Fırat'ın moderatörlüğünü üstlendiği Gece Görüşü programında dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında 2019 seçimleri için 'seçim ittifakı' yapılmıştı. Erdoğan ittifaka Saadet Partisi'ni davet etmiş, Saadet Partisi'nden olumlu yanıt alamamıştı. 2019'daki seçime yönelik olarak AKP ve MHP dışında kalan partilerin çok yönlü ittifak yapacağı iddiaları konuşulmaya devam ediliyor. Fatih Erbakan: Abdest tazeleyeceğiz Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da bir dönem içinde yer aldığı Milli Görüş'ün kurucusu Necmettin Erbakan'ın oğlu ve Erbakan Vakfı Genel Başkanı Fatih Erbakan, 2019'da yapılacak seçimler öncesi parti kuracağını söylemiş, "Abdestimiz bozuldu diye farz namazı terk edecek değiliz. Biz de Erbakan Hoca'mız gibi abdestimizi tazeleyeceğiz, kaldığımız yerden devam edeceğiz" demişti. Babası Necmettin Erbakan'ın siyasi mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçmeyen, aldanmayan ve aldatmayan bir lider olduğunu ifade eden Erbakan, şu ifadeleri kullanmıştı: "Kurmuş olduğu Milli Görüş partilerinden bir tanesi kapatıldığı zaman Erbakan Hoca'mıza 'Hocam şimdi ne yapacağız?' derler. Erbakan Hoca'mız meşhur tarihi cevabında, 'Yapacağımız şey çok açıktır. Nasıl ki abdestimiz bozulduğunda yeniden abdest alıyorsak şimdi de aynısını yapacağız. Yeni partimizi kurarak abdestimizi tazeleyeceğiz.' demiştir. Aynı şekilde biz de abdestimiz bozuldu diye farz namazı terk edecek değiliz. Biz de Erbakan Hoca'mız gibi abdestimizi tazeleyeceğiz, kaldığımız yerden devam edeceğiz." CNN Türk'teki programda konuşan gazeteci Çiçek, Saadet Partisi'nin İyi Parti ve CHP'den oluşan ittifakta yer alması durumunda AKP'nin Erbakan kozunu öne süreceğini söyledi. T24
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP'li eski ilçe başkanı ağabeyi ve 4 yeğenini tabancayla öldürdü AKP Horasan eski İlçe Başkanı İlhami Yılmaz ve abisi arasında mal paylaşımından dolayı çıkan tartışma silahlı kavgaya dönüştü. Eski başkan Yılmaz, abisi ve 4 yeğenini silahla vurarak öldürdü, abisinin 3 torununu ise yarladı. http://aktifhaber.com/gundem/akpli-eski-ilce-baskani-agabeyi-ve-4-yegenini-tabancayla-oldurdu-h113537.html
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kim ne derse desin, bu adam HAKLI ! Sayın Ercan Harmancı yı destekliyorum. Okullarımız İslami değildir. Zinaya da açıktır ! Vucut hatlarinin belli olmasindan rahatsiz olmayanin imanindan şüphe edilir ! Allah neden "zina yapmayın" değil de "zinaya yaklaşmayın" diyor? Harama bakmama üzerinde niye bu kadar duruluyor? Müstehcen görüntülere bakmaya din ne diyor? CEVAP: https://sorularlaislamiyet.com/allah-neden-zina-yapmayin-degil-de-zinaya-yaklasmayin-diyor-harama-bakmama-uzerinde-niye-bu-kadar
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Sivas E Tipi yönetiminden tutuklulara işkence, kötü muamele ve psikolojik baskı Sivas E Tipi Cezaevi'nde tutuklulara keyfi uygulamalarla işkenceye varacak uygulamaların olduğuna ilişkin iddialar sosyal medya üzerinden gündeme geldi. Cezaevinde tutuklulara yönelik kötü uygulamalar ilişkin gelen bilgiler arasında; "2 günde bir musluklardan 1.30 saat su veriliyor, sadece 3 kova var suyu koydukları kova fazla olursa geri alıyor döküyorlar. Koğuşta kantinden para karşılığında alınan suya da el koyuyorlar" şeklinde bilgiler geliyor. TUTUKLULAR YERDE YATIYOR VE BATTANİYE SERİLMESİNE İZİN VERİLMİYOR Cezaevlerinde kapasitenin en az 2 katından fazla tutuklunun bulunduğuna ilişkin Adalet Bakanlığı'nın açıkladı. Cezaevlerinden gelen bilgiler de tutukluların yerlerde yattığına ilişkin bilgiler gelmeye devam ediyor. Sivas E Tipi Cezaevi'nin yönetimi ve gardiyanlar, yerde yatan tutukluların yere battaniye sermesine bile izin vermiyor. ŞİKAYET DİLEKÇESİ YAZAN TUTUKLULARA PSİKOLOJİK ŞİDDET UYGULUYOR Cezaevi Müdürü'nün koğuşlarda dolaşarak psikolojik baskı uyguladığı ve koğuşlarda herhangi bir tutuklunun mesleğini sorduğu cevap vermediğinde ise makam odasına götürüp işkenceler uyguladığı iddia ediliyor. Koğuşlarda gezerken tutuklulara sürekli kötü sözlerle muamelede bulunduğuna ilişkin bilgiler yer alıyor. Makumlara ait itiraz ve şikayet dilekçelerini ilgili yerlere ulaştırmadığı ve geri verdiği kaydediliyor. Şikayet dilekçesi veren tutuklulara ise koğuşta psikolojik baskı uyguladığı belirtiliyor.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Erdoğan tepki gösterince MEB Müdürü Nurettin Yıldız’a desteğini sildi, hesabını kapattı Açıklamaları ile tepki çeken Nurettin Yıldız’a destek veren Küçükçekmece İlçe Milli Eğitim Müdürü Cemal Yılmaz, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarında sonra paylaşımlarını sildi. Yılmaz, Twitter hesabından “Şeytan bu kez profosörlerini devreye soktu. Ömrünü islama hizmete adamış Nurettin Yıldız Hocamızı itibarsızlaştırmak için çırpınıp durmaktalar. Altın paslanmaz. Altına çamur atmakla kıymeti düşmez. Hak gelecek ve batıl yok olacak. Bize düşen Allah için çok ama çok çalışmaktır” ifadelerini kullanmıştı. Erdoğan ise, yaptığı konuşmalarda Yıldız’a tepki göstermişti. Diyanet’ten sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a, kendisine ilahiyatçı diyenlerin yayınladıkları fetvalar hakkında çalışma yapması talimatını vermişti. Son olarak da Erdoğan’ın konuşmalarının ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Nurettin Yıldız hakkında soruşturma başlattığını açıklamıştı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Milli ve Yerli Blok'un lideri PERİNÇEK, yani ERGENEKON, yani İRAN, yani RUSYA, yani ESAD, yani FAŞİZİM...
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Çok laf ahmağa anlatılır! ..
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İbrahim Kalın’dan İslam'ın güncellenmesi'ne dair açıklama Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’dan açıklama geldi. Kalın, mesajında 'ictihadi hükümler ve yorumlar değişir ve yenilenmeye ihtiyaç duyar' ifadelerini hatırlattı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri İbrahim Kalın, twitter hesabındaki mesajında, “Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz. Bu Mecelle kuralına göre zamanın değişmesiyle ictihadi hükümler ve yorumlar değişir ve yenilenmeye ihtiyaç duyar. Kur’an ve Sünnet’in ortaya koyduğu hükümler ise sabittir. Kastedilen budur. Cumamız mübarek olsun" dedi. http://www.risalehaber.com/ibrahim-kalindan-islamin-guncellenmesine-dair-aciklama-322409h.htm --------------------------------------------------------------------- Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan İslamın güncellenmesi sözlerine yeni açıklama Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde Siyaset Akademisi'nin açılışında konuştu.Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dinimiz İslam ve kitabımız Kur'an-ı Kerim, Rabbimizin emri gereği kıyamete kadar caridir." dedi."Değişimi inkar etmek, kafasını kuma gömen deve kuşu misali kendi kendini kandırmak demektir." diyen Erdoğan, "Elbette asla değişmeyen ve değişmeyecek olan kurallar da ilkeler de vardır. Mesela İslam'ın son din olduğu asla değişmeyecek bir hakikattir. Bununla kimse oynayamaz." ifadesini kullandı."Allah'ın, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bize açıkça ifade ettiği hükümler yani naslar asla değişmemiştir, değişmeyecek." diyen Erdoğan, şunları söyledi:"Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim vasıtasıyla bize bildirdiği kati emirler ve Peygamber Efendimizin sünneti seniyyesi ortadayken birilerinin çıkıp hayatın gerçekleriyle ilgisi, alakası ve bağı olmayan sözler edip, kafaları karıştırması yanlıştır. Kimse bizim dinimize fatura kesme hakkına sahip değildir."Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Müslümanlar, eskiden olduğu gibi şimdi de kendilerini sürekli olarak geliştirmek durumundadır. Müçtehitlerimizin de tarihin seyri içinde yaptıkları bu değil midir? İnsanlığın bugün ulaştığı noktada sahip olduğu imkanları; teknolojiyi, iletişimi, şehirleşmenin getirdiği insan ilişkilerini nasıl yok sayabiliriz? Bu tutum mecelle kaidesine de aykırıdır." dedi. http://www.risalehaber.com/cumhurbaskani-erdogandan-islamin-guncellenmesi-sozlerine-yeni-aciklama-322469h.htm --------------------------------------------------------------------- Ahmet Akgündüz "MUHTEREM CUMHURBAŞKANIM! HADDİNİZİ AŞARAK ŞER’Î MESELELERDE FİKİR BEYAN ETMEYİNİZ! ZİRA NE MÜCTEHİD VE NE DE FIKIHÇISINIZ!" İSLÂMIN HÜKÜMLERİ ZAMANA GÖRE DEĞİŞİR Mİ? Cevap: http://www.nurdanhaber.com/tr-tr/haberler/51673/sayin-cumhurbaskanim-ser-i-meselelerde-fikir-beyan-etmeyiniz/ http://www.risalehaber.com/islamin-hukumleri-zamana-gore-degisir-mi-322400h.htm
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:9d1f:c224:a9fc:8b81
Zaman Tüneli Fotoğrafları
SOYAĞACI MESELESİ NEREDEN ÇIKTI? AMACI NE? NÜFUS KAYITLARINDA VATANDAŞLAR DİNLERİNE, IRKLARINA GÖRE FİŞLENİYORLAR MI? Bana göre bu uygulama milleti sen şusun sen busun diye kutuplaştırıp ayrıştırmanın altyapısı, kavmiyetçilik tohumu ekilmek isteniyor, tek millet binbir parçaya bölünmek isteniyor, milleti fişlemek icin hazırlanmış şeytani bir uygulama !
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4d6a:78c8:d43a:4b23
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Yeni Türkiyeden Manzaralar
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4d6a:78c8:d43a:4b23
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Bağış kutusundan 4-5 TL çaldığı iddiasıyla iki çocuğa hapis cezası Eskişehir’de iki yıl önce camiye giren iki çocuktan birine, camideki -içinde 4-5 TL. olan- bağış kutusunu soymak suçlamasıyla 1 yıl hapis cezası verildi. Eskişehir 2. Çocuk Mahkemesi’nde görülen davadaki anlatımlarına göre, 17 yaşındaki İ.K. ve 16 yaşındaki R.S.G adlı iki çocuk 2016 Eylül’ünde Eskişehir’e çalışmak için gitti. İki çocuk, kendilerini çağıran kişiye ulaşamayınca kalacak yerleri olmadığı için Tepebaşı ilçesindeki Fatih Camisi’ne girdi. Dava dosyasına göre, çocuklar camiye girerken pencere üzerinde çizik oluşturacak biçimde zorladı. BirGün’den Uğur Koç’un haberine göre, sabah çocuklar çıktıktan sonra görevli kişi camiye girildiğini ve içindeki bağış kutusunun kilidinin kırıldığını fark ederek polise haber verdi. Çocuklar yakalanarak haklarında ‘ibadethanede bulunan mala zarar vermek’ ve ‘hırsızlık’ suçlamasıyla kamu davası açıldı. 4-5 TL’LİK BAĞIŞ KUTUSU İÇİN… Fatih Camisi Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı olan Cemal Y. de davaya ‘mağdur’ sıfatıyla katıldı. Cemal Y., olay günü camiye girdiğinde günlük olarak içinden ortalama 4-5 TL kadar bozuk paranın çıktığı, bazen ise hiç çıkmadığı sadaka kutusunun devrilmiş ve kilidinin kırılmış olduğunu gördüğünü, ancak bunu kimin yaptığını bilmediklerini söyledi. Dernek olarak veya şahsen bir şikayetlerinin olmadığını belirten Cemal Y., çocukların etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmalarına razı olduğunu bildirdi. DELİL YOK HAPİS CEZASI VAR Eskişehir 2. Çocuk Mahkemesi, iki çocuk hakkındaki davayı 1 Şubat’ta karara bağladı. Gerekçeli kararda, çocukların camiye girdiğine dair kamera kayıtları, parmak izi gibi delillerin olduğuna işaret edilirken hırsızlık suçlamasına neden olan sadaka kutusunun çocuklar tarafından kırılarak içindeki paranın alındığına dair hiçbir kanıt ileri sürülemedi. Mahkeme, buna karşın iki çocuğa da hırsızlık suçlamasıyla ceza verdi. SUÇA MEYİLLİ KİŞİLİKMİŞ Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulamasını kullanmazken bunun çocuklar hakkındaki şu ‘kanaat’le yapıldığını belirtti: “Suça sürüklenen çocukların silinme şartı gerçekleşmemiş mahkûmiyetleri bulunması, adli sicil kayıtlarından anlaşılan suça meyilli kişiliklerine nazaran ileride bir daha suç işlemeyecekleri kanaatine ulaşılamaması…” Mahkeme ayrıca İ.K. hakkında verilen cezanın para cezasına çevrilmemesinin sebebini de şu ‘kanaat’iyle açıkladı: “İ. K.’nin aynı nev’i suçlar nedeniyle kesinleşmiş hapis cezası mahkumiyeti bulunması ve adli sicil kaydına nazaran bu tür suçlara meyilli kişiliğine nazaran ileride bir daha suç işlemediği kanaatine ulaşılamadığından…” BİR ÇOCUĞA HAPİS DİĞERİNE PARA CEZASI Kararında, iddia edilen suç tarihinde 15 yaşından büyük olan İ.K.’ye ‘hırsızlık suçundan 8 ay 10 gün, kamu malına zarar vermek suçundan da 3 ay 10 gün hapis cezası veren Eskişehir 2. Çocuk Mahkemesi, R. S. G.’nin ise suç tarihinde 15 yaşından küçük olduğunu kaydederek hakkındaki iki suçtan hapis cezası verdi ve bunları para cezasına çevirerek toplamda 5 bin 200 TL ile cezalandırdı. Dosya temyiz için istinaf mahkemesine gönderildi. Eğer karar onanırsa İ. K. 1 yıl hapis yatacak.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:4d6a:78c8:d43a:4b23
Zaman Tüneli Fotoğrafları
GÖRDÜĞÜM EN DOĞRU YORUM... Turan Görüryılmaz‏
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Zaman Tüneli Fotoğrafları
YERLİ UÇAK YAPACAKLARDI... THY’nin Boeing ve Airbus’a verdiği uçak siparişleri kesinleşti Türk Hava Yolları, Eylül 2017 döneminde Boeing ve Ocak 2018 döneminde Airbus firmaları ile uçak satın alma konusunda imzalanan niyet anlaşmaları çerçevesinde siparişlerin kesinleştiğini duyurdu. Buna göre THY, 50 adedi kesin ve 10 adedi opsiyon olmak üzere toplamda 60 adet geniş gövde uçak satın alınmasına karar verdi. Türk Hava Yolları Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yaptığı özel durum açıklamasında, uçak üreticileri Boeing ve Airbus’a verilen uçak siparişlerinin kesinleştiğini duyurdu. Açıklamada, “Ortaklığımız Yönetim Kurulunca, geniş gövde uçak ihtiyacının temini kapsamında 2019 yılında 6 adet, 2020 yılında 14 adet, 2021 yılında 10 adet, 2022 yılında 12 adet, 2023 yılında 11 adet ve 2024 yılında 7 adet olmak üzere, 50 adedi kesin ve 10 adedi opsiyon olmak üzere toplamda 60 adet geniş gövde uçak satın alınmasına karar verilmiştir. Buna göre, Boeing firmasından 25 adet kesin, 5 adet opsiyon toplam 30 adet B787-9 tipi yolcu uçağı ve Airbus firmasından 25 adet kesin, 5 adet opsiyon toplam 30 adet A 350-900 tipi yolcu uçağı satın alınacaktır” denildi. Airbus’ın en yeni geniş gövdeli uçağı olan A350-900’ler için imzalar, Ocak ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un huzurlarında düzenlenen törenle, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı M. İlker Aycı ile Airbus CEO’su Tom Enders tarafından Paris’teki Elysee Sarayı’nda atılmıştı. 787-9 Dreamliner satın alma görüşmelerine ilişkin mutabakat zaptı ise, Boeing ve Türk Hava Yolları arasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Birleşmiş Milletler‘in (BM) 72. Genel Kurul görüşmelerine katılmak üzere gerçekleştirdiği Amerika Birleşik Devletleri gezisi esnasında Eylül 2017’de imzalanmıştı. “BUGÜN NİYET İMZALARINI RESMİYETE DÖKMÜŞ BULUNUYORUZ” Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı M. İlker Aycı, kesinleşen uçak siparişlerine ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz Eylül ayında Sayın Cumhurbaşkanımızın çok değerli destek ve katılımlarıyla New York’ta, dünyanın en modern teknolojiye sahip uçaklarından biri olan 787-9 Dreamliner’ı filomuza katmak için Boeing ile bir ön mutabakat zaptı imzalamıştık. Yine aynı şekilde bu yılın Ocak ayında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron’un değerli iştirakleriyle, A350-900’ü filomuza katmak adına Airbus ile karşılıklı iyi niyetimizi beyan etmiştik. Bugün, bu niyet imzalarını resmiyete dökmüş bulunuyoruz” ifadelerine yer verdi. THY’nin hedefleri doğrultusunda yeni uçakların önemli rol oynayacağına dikkat çeken Aycı, “İnşası tamamlandığında transfer merkezimiz olarak hizmet verecek olan Yeni Havalimanındaki geniş gövde ihtiyacımızı karşılamaya yönelik oldukça önemli bir girişim olarak addettiğimiz Boeing siparişi, Cumhuriyetimizin 100. yılında filomuzu daha da güçlendirecek ve yolcularımızın memnuniyet düzeyini çok daha üst seviyelere taşıyacak olan büyük bir adım. Aynı şekilde Airbus firması ile kesinleştirdiğimiz siparişimiz, sadece Türk Hava Yolları’na değil, ülkemiz havacılık sektörüne de büyük kazanç sağlayacaktır. Attığımız bu adımların, ülkemizin bayrak taşıyıcı havayolu şirketi, Türk Hava Yolları’nın istikrarlı yükselişine büyük bir ivme katmakla kalmayıp, aynı zamanda Türk Sivil Havacılığı için de oldukça önemli bir katma değer olacağına dair tam inancımızla, haklı bir mutluluk yaşıyoruz” dedi. THY 2017 SENESİNİN SON ÜÇ AYINDA 184 MİLYON TL ZARAR ETTİ THY, 2017 yılının tamamında 639 milyon lira net kâr elde ederken; dördüncü çeyrek özelinde 184 milyon lira zarar açıkladı. Pegasus ise 2016 yılındaki 136.2 milyon lira zararın ardından 2017'de 501.1 milyon lira net kâr elde etti. Dördüncü çeyrek özelinde de 8.9 milyon lira net kâr açıklayan şirket, 2016 dördüncü çeyrekte 179.5 milyon lira zarar açıklamıştı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
“Bu mafya saltanatı hak ettiği yere gidecek, işte biz o zaman sevineceğiz” Ahmet Şık tahliye edildikten sonra mücadeleye devam edeceğini belirterek “Ben size mafya saltanatının biteceğini garanti ediyorum” dedi. Cumhuriyet Davası’nın 6. duruşmasında gazetemiz muhabiri Ahmet Şık ve Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Sabuncu’nun tahliye edilmesine karar verildi. Tahliye kararı sonrası Ahmet Şık yaptığı ilk açıklamada davada tek tutuklu kalan Akın Atalay tahliye edilmedikçe sevinmeyeceğini söyledi. Şık’ın konuşmasının devamı şöyle: Bugün sevineceğimiz bir gün değil. Ben 6 yıl önce de bir Mart ayında bu cezaevinden çıkmıştım. O günden bu güne değişen tek şey faşizmin ortaklarının bir eksilmiş olması. Ama bu ülkede sevineceğimiz gün gelecek çünkü ben size mafya saltanatının biteceğini garanti ediyorum. “Herkes şunu unutmasın, biz dışarıdaysak dayanışma sayesinde dışarıdayız” Murat Sabuncu ise yaptığı ilk açıklamada, “Düşünce ve fikir özgürlüğü yüzünden cezaevinde sadece biz yoktuk. Hala gazeteciler, avukatlar, milletvekilleri, hak savunucuları cezaevinde. Biz dışarı çıktık diye Türkiye’nin problemleri düzelmedi. Bizim gazete olarak gazeteciler olarak görevimiz bu hak mücadelesinde daha evvel yaptığımız gibi korkusuzca bu işi yapmaya devam etmek. Herkes şunu unutmasın, biz dışarıdaysak dayanışma sayesinde dışarıdayız” ifadelerini kullandı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
'Yerli uçak' Alman malı çıktı Başbakan Davutoğlu’nun tanıtımını yaptığı ‘Yerli uçak’ Alman malı çıktı. ‘Yerli uçak’ın modeli ve lisansı 13 yıl önce kapanan Almanya’daki Dornier’den satın alındı. Uçağın teknolojisi Amerika’dan gelecek, adını Türkiye verecek. //http://www.gazete2023.com/gundem/yerli-ucak-alman-mali-cikti-h37120.html ------------------------------------------------------------------ Yerli uçak projesi TRJET sessiz sedasız sona erdi Türkiye’nin yerli uçak projesi TRJET ilk açıklandığında büyük bir heyecana neden olmuş, ülkenin yerli şirketlerinin de katkısıyla artık kendi bölgesel uçağını üretebileceğine olan inanç pekişmişti. TRJET, tüm lisans hakları satın alınmış Alman Dornier 328’in modernize edilmiş şekli olacak, uçağın TRJET 328 ve TRJET 628 olmak üzere hem pervaneli hem de jet modelleri imal edilecekti. Yerli uçağın ilk modeli olan TRJ328'in ilk uçuşunu 2019 yılında yapması bekleniyordu ancak büyük bir tanıtım ve medya kampanyası ile duyurulan proje sessiz sedasız sona erdi. Projenin neden sona erdiği, ne tür çalışmalar yapıldığı, gelinen son nokta hakkında birçok soru da cevapsız kaldı. SSM’den bu konuda kamuoyuna detaylı bir açıklama yapılmadı sadece TRJET’in yerine daha millî projelere ağırlık verileceği gibi muğlak bir ifade kullanıldı. Yerli uçak projesi dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından tanıtılmıştı. Arabianaerospace sitesinin Savunma Sanayi Müsteşarlığı’ndan bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Türkiye’nin ilk bölgesel jet uçağını üretmek amacıyla yapılan çalışmalara üretim yeri ve yerlilik oranı sebebiyle son verildi. SSM’ninn bu yöndeki çalışmaları başka modeller ve farklı yatırımlar üzerinden devam ettireceği belirtildi, aylarca bir çözüm bulunamayan projede görevli personelin de işine son verildi. Proje sona erdi ancak yerli uçağın tanıtıldığı www.trjet.com web sitesi hala yayında. Yerli uçak projesinde Nevada merkezli Eren ve Fatih Özmen (kapakta, küçük fotoğraf) çiftinin sahibi olduğu Sierra Nevada Corporation (SNC) şirketinin yer alması projeye olan inancı artırmıştı. Zira 3 binden fazla çalışanı olan SNC, uzay sistemleri, ticari yörünge taşımacılığı, mikro uydu konularında uzmanlaşmış bir şirketti. SNC aynı zamanda astronotları yerküre alçak yörüngesine uçuracak ticari personel taşıma yeteneğini geliştirecek, NASA tarafından seçilen üç firmadan biriydi. Projenin ana ortağı SNC şirketinden henüz konuyla ilgili bir açıklama yapılmadı. SNC, Alman Dornier 328 uçağının fikri mülkiyet hakları ve varlıklarını satın almış, Bölgesel Uçak Projesi bu uçak baz alınarak hayata geçirilmişti. Sıfırdan bir uçağı tasarlamak, üretmek ve satışa sunmak çok zaman alacağı ve milyarlarca dolara malolacağı için hazır, kendisini ispatlamış ve çok sayıda üretilmiş Dornier uçağı seçilmişti. Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'nın da katılımıyla bir Mutabakat Zaptı imzalanmış, proje kapsamında Dornier 328'in modernize edilmiş bir versiyonu olan TRJ328 ve daha büyük versiyonu TRJ628 üretilecekti. PW306B motora sahip olacağı açıklanan TRJET 328, VIP, yaralı ve hasta tahliyesi, kurumsal shuttle servisi olarak da hizmet verecekti. Proje kapsamında üretilecek olan tasarımı ve üretimi Türkiye’de gerçekleştirilecek bu modelin, Türkiye'nin tarihinde yerli kaynak kullanılarak imal edilmiş olan ilk bölgesel jet uçağı olacaktı. Proje kapsamındaki her iki uçak TRJet'in Ankara'daki yeni ticari tesisinde üretilecek ve sertifikalandırılacaktı. Proje, ana ihale kurumu olan Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın (SSM) öncülüğünde yürütülecekti. Türkiye'de üretilecek olan uçağın alt sistemlerinin üretiminde SNC ve SSM ile koordineli olarak Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI), Aselsan, TEI, Havelsan, Alp Havacılık, Kale Havacılık, Türk Kabin İçi Sistemleri A.Ş. (TCI) gibi pek çok yerli havacılık şirketinin de yer alması bekleniyordu. Bu şirketlerin, Almanya ve ABD ile teknoloji ve teknik bilgi paylaşımı yoluyla mevcut kabiliyetleri artırması hedeflenmişti. TANITIMI BÖYLE YAPILMIŞTI; http://www.kokpit.aero/yerli-ucak-projesi-sona-erdi
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Meclis Başkanı İsmail Kahraman'dan 3 milyon liralık koruma aracı alımı! TBMM Başkanı İsmail Kahraman, israfta sınır tanımıyor. Toyota Land Cruiser Prado marka cipler için “Filo indirimi'' uygulandı. Normal satış fiyatı 690 bin lira olan ciplerin tanesi 590 bin liraya mal oldu. Yeni dönemde Kahraman'ın koruma ekibinde öncü ve artçı olarak Passat'lar yerine cipler yer alacak. Tescil plakaları takılan cipler Meclis'e teslim edildi. Kahraman için daha önce de 231 bin Euro'ya Audi A8 Long marka makam aracı satın alınmıştı. ERDOĞAN GİBİ KORUNACAK Meclis Başkanı bundan böyle Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım gibi korunacak. TBMM bütçesinden iki yıl önce İsmail Kahraman için 231 bin Euro'ya Audi A8 Long marka lüks makam aracı satın alınmıştı. CHP'li vekil Barış Yarkadaş bu araç konusunda TBMM'ye önerge vermiş ve şöyle demişti: “TBMM başkanlarına koruma amaçlı verilen araçlar çerçevesinde şahsınıza Audi A8 Long zırhlı araç alınmış mıdır? Aracın fiyatının 1,5 milyon liranın üzerinde olduğu doğru mudur? Bu aracı oğlunuzun makam aracı olarak kullandığı doğru mudur?”
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Olağanüstü Hal'de kaos daha da derinleşiyor; 26 KHK tamamen yasallaştı Olağanüstü Hal (OHAL) ile çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname'lerin (KHK) 26'sı tamamen yasallaşarak kanun maddesi haline geldi. Bununla birlikte mağduriyetler de tamamen kaosa dönüştü. OHAL döneminde çıkarılan 31 kanun hükmünde kararnameden 26’sı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasının ardından gece yarısı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Cumhuriyet'ten Sinan Tartanoğlu'nun haberine göre, 1.5 yıldır kanun hükmünde kararnamelerle oluşturulan OHAL hukuku bir yandan yasalaştı, bir yandan da kaos derinleşti. KHK’lerle 107 bin 174 kişi ihraç edildi, 3 bin 604 kişi iade edildi. Dün Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren KHK’lerin arasında ihraç/iade ve kapatma/açma kararnameleri yer aldı. Böylece kişiye özel idari tedbir kararları da yasalaşmış oldu. OHAL mağduriyetlerinin giderilmesi için yürütme organının eliyle, kararname gücünden yararlanarak oluşturulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kuruluş KHK’si de yasalaştı. Komisyonun, KHK’lerle tesis edilen idari tedbir işlemlerinin incelenmesi olarak tanımlanan görevleri de yasal güce kavuşmuş oldu. Komisyonun artık yasalaşan KHK’lerle ihraç edilen bir kamu görevlisinin durumunu incelemesi ve iadesine karar vermesi durumunda yaşanacak karışıklık ise soru işaretleri meydana getirdi. Böylece yürütmenin oluşturduğu bir idari denetim mekanizmasına, yasalaşan bir ihraç kararını iptal etmesi için Anayasa Mahkemesi gibi hukuksal denetim gücü verilmiş oldu. Komisyonun ihraç edilen bir kamu görevlisini görevine iade etmesi için, artık KHK’yi değil, yasayı denetlemesi gerekiyor. İade kararı verilmesi durumunda yasanın tekrar yayımlanması ya da iade edilen kişi için yasalaşan KHK’ye ilişkin yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor. AYM’nin KHK’lerden doğan işlemlerle ilgili başvuruları reddetmesinin ve OHAL Komisyonu’nu işaret etmesinin de gerekçesi KHK’lerin yasalaşması ile ortadan kalkmış oldu. Böylece artık yasalaşan KHK’ler için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabilecek.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Saraydakileri de çok iyi tanıyoruz, zindandakileri de… ÖNÜNÜZE ALIP SİZ DE TEK TEK FOTOĞRAFLARINA BAKIN… Şimdi bir saraylarda el üstünde tutulan mesleğimizin yüz karalarına, bir 7 gün 24 saat yalan ve iftiralarla sayfaları boyayan, ekranlarını dolduran insanlık müsveddelerine (çok az istisnayı tenzih ederim) bakıyorum, bir de ne hayatlarında, ne yazdıklarında yalan ve iftiranın zerre yer bulamadığı hapishanelerdeki, sürgünlerdeki insanlık numunesi meslektaşlarıma… İKTİDAR KELPLERİNİN KARARLARININ AHLAKİ VE HUKUKİ HİÇBİR HÜKMÜ YOK Malumunuz, Doğu Perinçek’in ifadesiyle iktidara köpekliği karakter haline getiren Türk yargısının İstanbul’daki bir uzantısı her biri birbirinden kıymetli 25 meslektaşımıza 7 yıl 6 aydan, 1 yıl 1 aya uzanan değişik hapis cezaları verdi. Böylece çok azı dışında tamamı 18 aydır cezaevinde olduğu için bugüne kadar “tutuklu” dediğimiz bu meslektaşlarımız artık “hükümlü” statüsüne geçti. Haysiyetini yitirmiş mahkemelerin verdiği kararın ne ahlaken, ne vicdanen, ne de hakiki hukuk nezdinde bir hükmü, bir kıymet-i harbiyesi yok. Ama neticede Ahmet Memiş, Ali Akkuş, Muhammed Sait Kuloğlu, Mustafa Erkan Acar, Oğuz Usluer, Ufuk Şanlı, Yetkin Yıldız, Cuma Ulus, Mutlu Çölgeçen, Ünal Tanık, Seyid Kılıç, Davut Aydın, Abdullah Kılıç, Cihan Acar, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu, Halil İbrahim Balta, Bayram Kaya, Habip Güler, Hanım Büşra Erdal, Yakup Çetin, Hüseyin Aydın, Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Murat Aksoy ve Atilla Taş Erdoğan rejiminin çadır tiyatrolarında fiilen “hükümlü” hale getirildi. Bugün itibariyle maalesef 55 gazeteci bu konumda. İki yıla yakın bir süredir cezaevlerinde tutsak bulunan en az 190 gazeteci ve medya çalışanı da benzer bir kaderi yaşamak için sırasını bekliyor. Haklarında yakalama kararı olan en az 139 gazeteci ise yakalanmaları durumunda aynı kaderi paylaşacak. Şu fecaati düşünebiliyor musunuz? Şayet Erdoğan rejiminin eline imkan geçmiş olsaydı bugün sadece tutuklu ve hükümlü 245 gazeteciden değil, en az 385 gazeteci ve medya çalışanından söz edecektik. Bu 385 gazeteci ve medya çalışanından pek çoğunu şahsen tanıyorum. Şahsen tanımadıklarımı ise, yazdıklarından ya da ekranlardan biliyorum. Yalanın, uydurmanın, çarpıtmanın, iftiranın semtlerine uğramadığı bu meslektaşlarıma zindanları reva görenlerin tercih ettikleri gazeteci tipini de çok iyi biliyorum. İster istemez bu durum beni bir mukayese yapmaya itiyor. Yukarıdaki listede yer alanlardan Mustafa Erkan Acar, Ali Akkuş, Halil İbrahim Balta, Büşra Erdal gibi bazılarıyla yakın çalışma imkanım oldu. Diğerlerinin de bir çoğuyla ya yolum kesişti, ya da yaptıkları işlere aşinalığım oldu. Bunlardan hiçbirinin “Ya n’olacak? Yalansa yalan, uydurmaysa uydurma, çarpıtmaysa çarpıtma… Yazdıkları neticede ses getiriyor, gündem oluyor ya, sen ona bak!” şeklindeki bir ahlaksızlıklarına şahit olmadım. Tam tersine her haberlerinde, her yayınlarında kılı kırk yarma titizliğini, her bilgiyi mutlaka birkaç kaynaktan teyit etmeden haberleştirmeme çabasını gördüm. MESLEĞİN YÜZ KARALARI, İKTİDARIN MASKARALARI İÇİN ALTIN BİR ÇAĞ Ama, sadece gazetecilik mesleğinin değil, insanlığın da utancı, yüzkarası olan bu korkunç kelimeleri bu kulaklar duydu. İşin garip tarafı (Lafın gelişi öyle diyorum, yoksa bu anlatacaklarım bu dönemin ruhuna oldukça uygun ve hatta küçük bir özeti gibi.) ise, yukarıda isimleri zikredilen tertemiz meslektaşlarım, hayatlarının en verimli çağında zindanlarda ömür çürütürken, hem bu sözleri söyleyen “gazeteci,” hem de bu sözlerin söylenmesine yol açan “gazeteci”nin bugün Erdoğan’ın sarayına kapağı atıp başdanışman konumuna oturmaları oldu. Gazete, TV gibi her gün sayfalar dolusu bilgi/haber üretmek zorunda olan mecralarda kusursuzluk, hatasızlık elbette ki mümkün değil. Hep minimize etmek kaygısı gütmek kaydıyla yanlışlar, hatalar elbette yapılabilir. Ama, bile bile yalan yazmak, söylemek ve bundan fayda beklemek sadece gazeteciliğe değil, insan olma haline de büyük bir ihanettir. Konuyu müsaadenizle biraz açacağım. 2000’li yılların ilk yarısında yayın koordinatörü olarak çalıştığım İngilizce yayın yapan günlük bir gazetede meslekte birkaç yılını henüz geçirmiş bir de diplomasi muhabirimiz vardı. Üniversite bitirememiş bu muhabir ne zaman bir habere imza atsa, o haber yayınlandığı gün mutlaka haberin kaynağı ya da muhatabı tarafından telefonla aranırdım. Haberin doğru olmadığını ya da büyük çarpıtmalar içerdiğine dair şikayetlerine, haklı öfkelerine maruz kalırdım. Bir değil, iki değil… O imzayla çıkan haberlerin pek çoğunda aynı durumu tekrar be tekrar yaşamıştım. Her defasında gazetenin bir sonraki sayısına bir düzeltme notu koymuş, muhatabı olan muhabire ise, her defasında daha özenli, daha dikkatli yazması uyarısında bulunmuştum. Ama, maalesef bu konuda ne bir çaba, ne de bir gelişme gözlemleyememiştim. Sorunu kendi kapasite ve imkanlarımla çözemeyince, genelde yapmayı hiç tercih etmediğim bir şeyi yapmış ve o dönem gazetenin hem yayın yönetmeni hem de yarı-patronu olan güya yılların gazetecisi adama gidip durumu olduğu gibi izah etmiştim. Karşılığında ise, yukarıdaki o korkunç sözleri duymuştum. HER DEVİRDE İŞİNİ YÜRÜTEN HACIYATMAZLAR VE MEDYA TÜCCARLARI Meslek adına çok şeyler öğrendiğim, maddi açıdan rahat ettiğim, küçük bir ekiple çok iyi işler yapmaya imkan da bulduğum o gazeteden ayrılma arayışına girmeme yol açan çok önemli bir skandaldı bu benim için. Yine o sözün sahibi olan zat, yıllar sonra sahibi olduğu gazeteleri kaybedince, devrin cumhurbaşkanını defaatle araya koyarak Today’s Zaman’da yazmak istediğinde, bazı başka hasletlerinin yanısıra hiç unutmadığım o sözleri de aklıma gelmiş ve taleplerini reddetmiştik. Bu korkunç yaklaşım, sadece, her devrin şartlarına anında uyum gösterip hacıyatmaz gibi hep ayakta kalmayı başarabilen o medya tüccarına ait bir karaktersizlik örneği olsa üzerinde durmaya belki değmezdi. Ama, Türkiye’nin en etkili gazetelerinden birinde yayın yönetmenliği yapmış bir gazetecinin bile, katıldığı bir panelde, manşet attıkları yalan haberler yüzünden kararan hayatlara dair kendisine yöneltilen bir soruya verdiği, “O tür manşetleri sansasyon, gündem olsun diye atıyoruz. Atarken şakalaşıp, gülüştüğümüz bu tür manşetleri bir gün sonra da unutuyoruz. Siz niye o manşetleri bu kadar ciddiye alıyorsunuz ki?” diyebilmesi, bu hastalığın o adamla sınırlı olmadığını gösterir bir örnektir. Şimdilerde her gün onlarca gazetenin manşetlerinde, ana haber bültenlerinde ya da gün boyu televizyonlarda tekrarlanan bu hastalık Allah’a binlerce şükürler olsun ki, bize ve bizim medya kurumlarımıza hep uzak oldu. Yanlışlar yapmadık mı? Mutlaka yapmışızdır… Hiç mi hata etmedik? Elbette etmişsizdir… Ama bile bile ve kasten yalan ve iftira yazarak ondan bir fayda görme şerefsizliğine, haysiyetsizliğine asla tenezzül etmedik. Şahsen ben etmediğim gibi birlikte çalışma şerefine nail olduğum, bugün tamamı ya hapiste ya sürgünde ya da işsiz olan meslektaşlarımda da böyle ahlak dışı bir yaklaşıma hiç şahit olmadım. ÇETİN DOĞAN’IN DAMADI DANI RODRIK HAKLIYDI… Mesela, Today’s Zaman gazetesini yaparken şöyle bir hadise başımıza gelmişti. Bir gün sabah kalktığımda, Harvard Profesörü Dani Rodrik’in 28 Şubat’ın önemli generallerinden olan, daha sonra da darbecilik hastalığını bırakmayan kayınpederi Çetin Doğan’ı savunmak için kurduğu bir blogda, yayınladığımız bir habere dair zehir zemberek bir metin gördüm. Önce metni, sonra da bizim yayınladığımız haberi dikkatlice okudum. Rodrik, o haberde yazılanı genelleyerek sistematik bir kara propagandanın parçası olduğunu iddia etmekte ne kadar haksızsa söz konusu habere dair yazdıklarında o kadar haklıydı. Maalesef, derleme olduğu için imzasız yayınlanan o uzunca haberin bir paragrafında gerçeklerle uyuşmayan ifadeler vardı. Ergenekon, Balyoz soruşturmalarının en civcivli olduğu bir döneme gelen o gün gazeteye varır varmaz yaptığım ilk iş, gerçeklerle bağdaşmayan o ifadelerin habere nasıl girdiğini araştırmak olmuştu. Gerçeği öğrenmem saniyeleri bile bulmamıştı. Çünkü, o haberi yazan gazeteci arkadaşım, hemen müdahale etmiş ve “Haberi ben yazdım, ama Rodrik haklı. O kısımda geçen bilgileri biraz karıştırmışım,” deyivermişti. O dakikadan itibaren yapmamız gereken şey belliydi: Haberi sitede hemen düzeltmek ve ertesi gün de bir düzeltme ve özür notu yayınlamak. Ama bunlarla birlikte yapmamız gereken bir şey daha vardı: Bir hata üzerinden mal bulmuş mağribi gibi Today’s Zaman’a saldırmakla kalmayıp, hep bu tür “yalan haberler” yaptığımız iftirasını atan Rodrik’e ulaşıp, durumu izah etmek… Sağolsun o gazeteci arkadaşım, “Bülent Bey, hata benim. Telafi etmek de bana düşer,” demiş ve sabah toplantısından çıkar çıkmaz haberdeki hatanın nasıl yapıldığını uzun uzadıya izah ettiği bir mail yazıp hem Rodrik’e hem de bana göndermişti. YALAN RAİÇ, HİYANET MÜLTEZEM, HER YERDE HAK MEÇHUL… Değil bile bile yalana, çarpıtmaya tevessül edip sonra da hiç utanıp arlanmadan pişkin pişkin “Ya n’olacak, yalansa yalan, uydurmaysa uydurma, çarpıtmaysa çarpıtma… Yazdıkları neticede ses getiriyor, gündem oluyor ya, sen ona bak!” demek, kazara yapılan bir hatanın bile peşini bırakmayan gazetecilik anlayışı, gazetecilik ahlakı maalesef Türkiye’de kaybetti. Mehmet Akif’in “Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul / Yalan raiç, hiyanet mültezem, her yerde hak meçhul / Ne tüyler ürperir ya rab, ne korkunç inkılab olmuş / Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş” diye betimlediği o korkunç şartların yeniden hakim olduğu Türkiye’nin layığı elbette ki bu gazetecilik anlayışı ve ahlakı olamazdı. Mevcut şartlarıyla ülkenin ve milletin layığı yapmadıkları söyleşileri yayınlayan, ağaçla söyleşi yapan, yalan üzerine yalan haberler uyduran, iftira üzerine iftira içeren manşetler atan siyasal İslamcı dinbazların mürailiği, ve ahlak ve haysiyet yoksunu havuz medyasındaki şaklabanların şerefsizlikleriymiş. Bu sert ifadelerime bakıp sakın hemen kızmayın. Bir şey söylüyorsak, hakaret olsun diye değil, tespit olarak söylüyoruz. Söylediklerimiz bu konularda tecrübelerimiz, bildiklerimiz olmasındandır. Şöyle ki; Erdoğan rejimi, demokrasi, hak, hukuk ve adaletten sapıp da despotluğa doğru yol aldığı oranda eleştirilerimizin dozu da artmıştı. Bunun üzerine, kuruluşundan o güne kadar bize haftada bir yazan, bugün ise inceymiş edalarıyla Erdoğan’ın resmi papağanlığını yapan bir zat-ı na-muhterem üşenmemiş beni aramış ve eleştirel yayınlarımızdan Beyefendi’sinin duyduğu derin rahatsızlıkları iletmişti. Ona tek soru sormuştum: “Şunca yıllık yayınlarımızda ‘Şunu da yalan yazdınız’ diyebileceğiniz bir örnek verebilir misiniz?” Cevabı “Hayır,” olmuştu ve eklemişti “Ama her şeyi de yazmak zorunda mısınız?..” Bu ahlaksız tavrı bugün halen siyasal İslamcı dinbaz mevkutelerde köşe dolduran kadınlı, erkekli bazı diğer vicdan münafıklarından da duymuştum: “Ama her şeyi yazmak zorunda mısınız?..” “Her şey” dedikleri ne mi? Ne olacak hırsızlık, yolsuzluk, talan, yalan, zulüm, baskı, hukuksuzluk, keyfilik, haksızlık, zorbalık vesaire… Bülent Keneş
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
SAPIK FİKİRLERİ İLE TOPLUMA ZEHİR SAÇAN SÖZDE İLAHİYATÇIDAN, ERDOĞAN'A ŞOK CEVAP : "İSLAM DEĞİL, İSLAMLA MUHATAP ZİHİNLER YENİLENMELİ" Toplumu ayrıştıran ifadeleri ile tepkileri üzerinde toplayan söde ilahiyatçı İhsan Şenocak'tan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a cevap: "Çare İslam'a muhatap zihinlerin yenilenme sindedir" Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı konuşmasında, kadınlar hakkında sapık düşünceler ortaya atan sözde hoca Nureddin Yıldız'a yönelik eleştiride bulunurken sarf ettiği "İslam'ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. Siz İslam'ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız" sözlerine, yine sapık düşünceleri ile tepkileri üzerine çeken sözde hoca İhsan Şenocak, Erdoğan'ın "İslam'ın güncellenmesi gerektiği" yönündeki ifadelerine şok göndermeler ile cevap verdi. Yaptığı ayrıştırıcı konuşmalar neticesinde hakkında soruşturma başlatılan sözde ilahiyatçı Nureddin Yıldız'ı eleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Din adamı olarak ortaya çıkıp da kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup dinimizde kesinlikle yeri olmayan bazı içtihatta bulunan kişiler ortaya çıkıyor. Anlamak mümkün değil. Bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada yaşıyorlar. Çünkü İslam'ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. Siz İslam'ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız. Beni birçok hocaefendi tefe koyacak o ayrı mesele. Rabbim bizi tefe koymasın." demişti SAPIK DÜŞÜNCELİ SÖZDE HOCA İHSAN ŞENOCAK'TAN, SAPIK RUHLU SÖZDE HOCA NURETTİN YILDIZ'a GİZLİ DESTEK: "ÇARE İSLAM'A MUHATAP ZİHİNLERİN YENİLENMESİDİR" Daha önce Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hakkında soruşturma açılan ve açığa alınan İhsan Şenocak, Erdoğan'ın, "İslam'ın güncellenmesi" açıklamasına twitter hesabından cevap verdi. İhsan Şenocak, mesaj göndermesi ile İslam ile muhatap olduğunu düşünen kişilerin zihinlerin yenilenmesi gerektiğine işaret ederek, üstü örtülü şekilde Erdoğan'a; "İslam ile ilgileniyorsanız, sizler zihinlerinizi yenilemelisiniz" mesaj verdiği şeklinde yorumlandı İŞTE O GİZLİ MESAJLI O TWİTİ "Problem İslamda olmadığına, bilakis İslamın yaşanmamasından kaynaklandığına göre çare İslamın değil, İslama muhatap zihinlerin yenilenmesidir. Mevzuyu şu ifadelerle klişelendiren Üstad Necip Fazıl’a selam olsun; İslam bir güneştir. Güneş yenilenmez.Güneşe bakan gözler yenilenir." haber2000
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İŞTE KADIR MISIROĞLU'NUN ERDOĞAN'IN SÖZLERINE TEPKISI Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Bizim ‘Put’umuz yok” diyerek hedef alan Kadir Mısıroğlu, sosyal medyadan dikkat çeken mesajlar paylaştı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Kadınlar dayak yiyorlarsa şükretsinler" diyen Sosyal Doku Vakfı Başkanı ve İlahiyatçı Nurettin Yıldız'a karşı çıkarak “İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bileyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi vardır” demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinin ardından Kurtuluş Savaşı için “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen, İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a ağır sözler eden, Atatürk düşmanı Kadir Mısıroğlu’ndan dikkat çeken mesajlar geldi. Kadir Mısıroğlu, kısa süre önce hastanede tedavi görmüş ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da kendisini ziyaret etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Bizim ‘Put’umuz yok” diyerek hedef alan Kadir Mısıroğlu, sosyal medyada şu mesajları paylaştı: “Sözlerin ve fiillerin Allah düşmanlarını sevindiriyor, Allah dostlarını üzüyorsa kendini kontrol et. Eğer Allah düşmanlarını rahatsız ediyor, Allah dostlarını sevindiriyor ise; istikâmetin sağlamdır, devam et. Bizim ‘Put’umuz yok. Biz doğruya doğru, eğriye eğri deriz. Elhamdülillah. Aklınızdan asla çıkarmayın. Kimi ‘Put’ yaparsanız cenab-ı Hakk, alem-i esbabda sebepler halk ederek o ‘Put’u kırar. Muhabbette freni olmayanın varacağı yer ‘Put’çuluktur. Sevdiklerinizi itidalli sevin. Aksi halde felâketlerine sebep olursunuz.” Kadir Mısıroğlu’nun sosyal medyadaki mesajlarının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin genel merkezinde Siyaset Akademisi'nin açılışındaki konuşmasında “Birileri sosyal medyada konuşmaya başladı. Siz bu fakiri korkutamayacaksınız. Hak neyse ben onu söylemeye devam edeceğim” ifadelerini kullanması dikkat çekti. Odatv.com
Zaman Tüneli Fotoğrafları
NUREDDIN YILDIZ'DAN ERDOĞAN'A CEVAP Kadına yönelik şiddetle ilgili sözleri nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sert eleştirdiği ve hakkında soruşturma açılan ilahiyatçı Nureddin Yıldız'ın kurucusu olduğu vakıftan açıklama geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘sözde ilahiyatçılara’ karşı önlem alınması çağrısında bulunmuş, konuyla ilgili olarak Hükümet Sözcüsü ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ı görevlendirdiği kaydetmişti. Bozdağ’a konudan duyduğu rahatsızlığı anlatan ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da konuyla bizzat ilgilenmesini isteyen Cumhurbaşkanı, “İlahiyatçılar daha cesur olsun, gerçek, sarih din anlayışını bu kişiler anlatsın. Sözde diyanetçilerin İslam dininin yanlış anlaşılmasına sebep olmasının önemli alınsın” demişti. Nureddin Yıldız’ın kurucusu olduğu Sosyal Doku Vakfı’ndan bu sözlere yanıt geldi.Vakıf Yıldız'ın sözlerinin cımbızlandığını ve algı operasyonu yapıldığını iddia etti. Yıldız'ın kadınlarla ilgili daha önce yaptığı sohbetlerden alıntı yapılarak düzenlenen açıklamanın bir bölümünde erkeğin kadından üstünlüğünün olmadığı ifade ediliyor. Ancak başka bir bölümde erkeğe, 'kadından bir puan üstünsün ama kralı değilsin' denilmesi dikkat çekiyor. İşte vakfın sosyal medya hesabından yapılan açıklama: Yaklaşık bir yıldan beri, Vakfımız Onursal Başkanı Nureddin Yıldız Hoca’nın sohbetlerinden bazı bölümler cımbızlanıp alınarak ve montajlanıp servis edilerek algı operasyonları yapılmaktadır. "ALGI OPERASYONU YAPILIYOR" Son olarak, 2007 yılında yapılmış olan “Kadın Cariye Değildir” başlıklı sohbetten kısacık bir bölüm alınmış ve hiç ilgisi olmadığı halde Diyanet Tv’nin logosu da eklenerek servis edilmiştir. Bu iftira ve çarpıtmaya cevabımız, yine söz konusu sohbetin kendisidir. Nureddin Yıldız Hoca, bir bölümü alınıp çarpıtılan Kadın Cariye Değildir sohbetinde şöyle demektedir: "ERKEĞİN KADINDAN HİÇBİR ÜSTÜNLÜĞÜ YOK" “Müslümanlar olarak biz, güzel bir evlilik yapmakla, sorunsuz, sıkıntısız yaşayacağımızı zannederek yanılıyoruz. Erkekler olarak kadınları cariyemiz görüyoruz. Kadınlar da erkekleri, güzelliklerinin bedelini çeken hamallar olarak görüyorlar. İkisi de yanlış. Ne kadınlar erkeklerin cariyesi, ne de erkekler kadınların hamalı, ikisi de doğru değil. Erkekler de kadınlar da Allah’ın kuludur. Erkek de kadın da cennete ve cehenneme gideceği bir yol yürüyor. Erkek de kadın da Rabbinin huzurunda hesap vereceği bir hayat yaşıyor. Erkeğin kadından hiç bir üstünlüğü yok. (Nureddin Yıldız Hoca sohbetinde aynı cümleyi tekrar ediyor) Erkeğin kadından hiç bir üstünlüğü yok. Erkeğin kadından sadece sorumluluk fazlalığı var.” “Biz şuna iman ederiz; Rabbimizin önünde kuluz. Erkeğiyle, kadınıyla aynı namazı kılıyoruz, aynı orucu tutuyoruz, aynı haccı yapıyoruz, aynı cihadı yapıyoruz. Sorumluluklarımızın farklı olması, birimizin diğerine üstün olduğunu asla göstermez. Kimse kimsenin kulu değildir!” "KADINA BİR PUAN ÜSTÜNSÜN AMA KRALI DEĞİLSİN" “Hanımını Allah’ın adını kefil göstererek sen aldın. Allah’ın adıyla, Peygamber’in sünneti ile bu kadın sana emanet edildi. Allah’ı kefil gösterip zevkine göre işkence yapamazsın. Kadının sorumlususun, kadına bir puan üstünsün, ama kadının kralı değilsin, kadının hizmetçisi de değilsin. Herkes hayatını yaşıyor, herkes cennete girmek için uğraşacak.” “Kadın Cariye Değildir” başlıklı bir saatlik sohbet bu şekilde devam ederken, Nureddin Yıldız Hoca kadına uygulanan şiddet konusuna da değiniyor. Hemen her gün “namus” cinayetlerinin işlendiği, kadınların sokak artasında “namus” gerekçesi ile infaz edildiği bir zaman diliminde toplumu uyarıyor ve böyle bir durumda İslam’ın hükmünü açıklıyor. “Fuhşa bulaşmış ahlaksız bir kadın” karşısında kocasının nasıl davranabileceğine açıklık getiriyor. "İFFETSİZLİK YAPARSA CAN YAKMADAN DÖVEBİLİR" Bu tür iffetsizlikle ilgili durumlarda, erkeğin isterse boşanacağını ama kadın boşanmak istemiyorsa erkeğin de bu durumda çiğnenen onurunu telafi etme yoluna gitmesi durumunda ayet ve hadislerin belirlediği sınırlar çerçevesinde kadını sembolik (can yakmadan) olarak nasıl “dövebileceğini” anlatmaktadır. İşte 2007 yılında yapılan “Kadın Cariye Değildir” başlıklı sohbetin içinden cımbızla alınıp montajlanarak ve hiç ilgisi olmadığı halde Diyanet Tv’nin logosu da eklenerek, günlerce “İslam’da kadın dövme teknikleri” vb çirkin başlıklarla yayınlanan o videoda anlatılan mesele; iffetsizlik durumlarında erkeğin ancak ve ancak sembolik bir tepki gösterebileceğine müsaade eden, cinayet işlemesini yasaklayan, işkence etmesini yasaklayan, kadının canının yanmasını, en ufak bir yaralanma ve hatta çizik bile oluşmasını haram kabul eden, İslam Fıkıhçılarının ortaya koyduğu hükümlerdir. Bu hükümler; şiddet sarmalında kıvranan, canı sıkılanın can aldığı, gücü yetenin gücü yettiğini öldürdüğü, özellikle kadınların evham ve şüphelerle katledildiği, yuvaların dağılıp çocukların yetim ve öksüz kaldığı bir topluma vaaz edilmiş hükümlerdir. Bu “öldürürüm, vururum, kırarım, namusumu temizlerim” diyen erkeğe, “hayır öldüremezsin, vuramazsın, kıramazsın, hatta çizik bile oluşturamazsın, canını bile yakamazsın” demektir. "HERKESİ ADALETLE HAREKET ETMEYE DAVET EDİYORUZ" Ve bu hükümler, şu veya bu hocanın sözleri değil, Allah’ın ayeti ve rahmet peygamberi Resûlullah Sallallahü aleyhi ve sellem’in hadisi şerifleridir. Bu vesile ile; bu çirkin kampanyada bilerek veya bilmeyerek yer alan vicdan sahibi herkesi bir daha düşünmeye, adaletle hareket etmeye davet ediyor ve iftiralarla ilgili yasal haklarımızın takipçisi olduğumuzu hatırlatıyoruz. Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.” Mynet
Zaman Tüneli Fotoğrafları
'F… DAVALARI BITIRILECEK' Yeniçağ yazarı Ahmet Takan çok köşe yazısında çok önemli bir iddia ortaya attı ve F... davalarının bitirileceğini yazdı. Takan'ın yazısının ilgili bölümü şöyle: Bir başka sorun da F... davaları. AKP, F... davaları nedeniyle ciddi bir baskı altına girdi. Saray kaynaklarına göre, bunu ortadan kaldırabilmek için önümüzdeki günlerde davalarda takipsizlik, beraat, tutuksuz yargılama gibi yöntemler devreye sokulabilir. Bu davalardan dolayı yaşanan sosyal tepkilerin bir şekilde aza indirilmesi planlanıyor. Peki erken seçim ne zaman olur?.. Saraydaki ağırlıklı hava; 29 Ekim'de İstanbul'da açılacak yeni havalimanında yapılacak büyük gövde gösterisinin ardından 4 Kasım 2018 tarihi... Ancak, 15 Temmuz 2018 de hâlâ ciddi bir seçenek... Her şey algı operasyonlarının vereceği anket sonuçlarına bağlı!.. Kaynak Yeniçağ: Koalisyonun bekası için önlem paketleri... - Ahmet TAKAN
Zaman Tüneli Fotoğrafları
2014 SEÇIMLERINDE "BOZKURT" IŞARETI YAPAN KILIÇDAROĞLU'NA "NEREDE NE YAPTIĞI BELLI DEĞIL" DIYEN ERDOĞAN'DAN MERSIN'DE "BOZKURT" IŞARETI
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Dolarize olduk "Piyasada rüzgârın yönü değişmeye görsün. Birileri kabul etmek istemese de rüzgâr kaç senedir TL’nin aleyhine esiyor." HABER YORUM | SEMİH ARDIÇ Türkiye’de bankalarla, faizsiz işlem yapan katılım bankalarında toplam 1 milyar 846 milyar TL mevduat bulunuyor. Mevduatta yabancı paraların payı 846 milyar lira. Güncel kur üzerinden dolara çevrildiğinde döviz tevdiat hesaplarının (DTH) 208 milyar dolar rakamına tekabül ettiği görülecektir. Tasarrufunu döviz nevinden bankada ya da katılım bankasında tutanlar 2017 senesinin Şubat ayından bu sene Şubat sonuna kadar 27 milyar dolar daha biriktirmiş. Geçen sene 181 milyar dolar olan DTH toplamı hal-i hazırda 208 milyar dolara yükseldi. 2018 senesinin ilk iki ayında döviz hesapları 7,3 milyar dolar arttı. 2017 sonuna göre vatandaşın döviz tevdiat hesapları 2,5 milyar dolar artarken, şirketler 2,2 milyar dolar topladı. BİR HAFTADA 4.2 MİLYAR DOLAR ARTTI Vatandaşın 9 Şubat ile 16 Şubat arasında toplam yabancı para mevduatının 4,2 milyar dolar arttığı görülürken bahse konu artış 22 Aralık 2017 haftasından bu yana yaşanan en hızlı haftalık yükseliş olarak dikkat çekti. Mevduatta dövizin payı son 5 senede yüzde 33’ten yüzde 47’ye yükseldi. Yani TL’ye itimadı azalan yatırımcı, parasını muhafaza etmek için yabancı paraları tercih etmiş. TL sığınılacak liman olmaktan çıkmış. Döviz tasarrufların payı toplam içinde 5 yılda yüzde 33’ten 46’ya yükseldi. 2002’DE TL’NİN PAYI YÜZDE 43 SEVİYESİNDEYDİ 2002’de toplam mevduat içerisinde TL’nin payı yüzde 43, DTH’ın payı ise yüzde 57 seviyesindeydi. Anayasa değişikliği referandumunun yapıldığı 2010’da TL mevduatın payı zirveye çıkmıştı. O dönemde bankalardaki her 100 liralık mevduatın 70 lirası TL olarak tutuluyordu. Son 4 sene içinde döviz lehine hızlı bir değişim müşahede ediliyor. Mart 2018 itibarıyla yüzde 47 döviz, yüzde 53 TL gibi görünse de yastık altındaki tasarrufların tamamına yakınını Dolar ya da Euro. Dolayısıyla Türkiye’de tasarrufların yarısından fazlasının artık dövize döndüğü rahatlıkla ifade edilebilir. DOLARİZASYON EKONOMİYİ DIŞ ŞOKLARA AÇIK HALE GETİRİR Türkiye’deki bu temayüle iktisatta ‘dolarizasyon’ diyoruz. Bir başka ifadeyle hane halkının, şirketlerin, hatta kamunu bizzat kendisinin, yerel para birimine itimatının sarsılmasından mütevellit şekillenen bir yatırımcı davranışıdır. Bu davranışta iktisadî verilerin seyri ve kitlelerin halet-i ruhiyesi belirleyicidir. Dolarize olmuş bir ekonomide enflasyon yükselmiş, siyasî riskler katlanmış demektir. Ekonomi hariçten gelecek şoklara karşı zayıf düşmüştür. Makale için hazırladığım tabloda görüleceği üzere demokrasi, hukuk ve hürriyetlerin alabildiğine genişletildiği senelerde bankalardaki dövizler bozdurulmuş, TL’ye geçilmişti. Hukuk devletinin, yargı bağımsızlığın ortadan kalktığı son 4 senede ise reform dönemlerinin tam aksi bir grafik çizildi. TÜRKİYE’NİN RİSKLERİ ARTTI Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Dolar alan yanar.” sözlerinin üzerinden iki sene geçtiği halde ne döviz hesapları azaldı ne de dolar ucuzladı. 2018 senesinde Suriye eksenli siyasî ve coğrafî risklerle ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artış kararları TL’den kaçışı daha da hızlandıracak. Moody’s not indirimi bütün bunların tuzu biberi oldu. Piyasada dolar/TL kuru ortalama iki haftalık seviyenin altına geldiğinde yatırımcı, ‘destek noktasını’ döviz almak için fırsat olarak görüyor. Böylece ‘düştükçe al’ taktiği ile hareket edenler, oturdukları yerden büyük kazançlar elde ediyor. Esasında doğru olan davranışı sergiliyorlar. Paralarını eriyip gitmesine seyirci kalamayacaklarına göre piyasaya ayak uyduruyorlar. ENFLASYON, NAM-I DİĞER GİZLİ VERGİ ’Alıştıra alıştıra devalüasyon’ sinsidir. Zira halk cebindeki paranın eridiğini fark edemez. Döviz kuru arttıkça enflasyon katlanır, hane halkının alım kuvveti azalır. ‘Gizli vergi’ denilen enflasyon paradan para kazanma temayülüne sebep olur. Yatırımlar durur, işsizlik tırmanışa geçer. Bu girdaptan çıkmak için de çaresiz biçimde faizler artırılır. Dövizden kazananlar ikinci defa da faizden büyük vurgun yapar. Devleti idare edenlere başta Merkez Bankası olmak üzere ekonomi bürokrasisine fiyat istikrarını temin etme vazifesi düşüyor ki Türkiye’de o vazifenin ihmal edildiğini bankalardaki döviz hesapları ispat ediyor. Döviz kurları biraz düşse bile kimse elindeki doları satmıyor, bilakis satın alıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun verileri dolarizasyonun devam ettiğini teyit ediyor. Vatandaş ‘görünen köy kılavuz istemez’ düsturu ile geminin karaya oturacağının farkında. Onun içindir ki fırsatını buldukça dolar, euro, frank alıyor. Neticede dolarize oluyoruz… Piyasada rüzgârın yönü değişmeye görsün. Birileri kabul etmek istemese de rüzgâr kaç senedir TL’nin aleyhine esiyor.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
MESUT ÖZIL'DEN UMRE ZIYARETINI ELEŞTIREN PARTI BAŞKANINA TOKAT GIBI CEVAP Mesut Özil, umre ziyaretini eleştiren parti başkanına "Ona göre İslam, Almanya'nın bir parçası değilmiş. Cevap vermiyorum. Bir şey söylemek, onu olduğundan daha önemli gösterir" dedi. Arsenal'in yıldız futbolcusu Mesut Özil hayatını anlatan kitabında inançlarına nasıl bağlı olduğuna değindi. Özil, "Her zaman sağ ayağımla sahaya ayak basarım. Solak olmama rağmen, sağ elimle yemek yerim. Bunların dini gerekçesi var. Sağ temiz eldir, sol elle pislikler temizlenir. Mesela sol elimle diş fırçalarım. Sahaya ilk olarak sol ayağımı bassam oynayamam." "RIZKI ALLAH VERİR" "Santradan kısa bir süre önce Türkçe, 'Allah'ım bugünkü maçımız için bizlere güç ver ve özellikle beni, takım arkadaşlarımı sakatlıktan koru. Allah'ım sen bu rızkı hem veren hem de alansın. Bizleri doğru yoldan şaşırtma' derim. Ondan önce ısınırken Arapça İhlas ve Fatiha'yı okurum. Bu duaları küçükken annem ve babamdan öğrendim. Uykudan uyandıktan ve yemek yedikten sonra okurum. Bu bizim yaşamımızın bir parçasıdır." UMRE ZİYARETİNİ ELEŞTİREN SAĞCI PARTİ BAŞKANINA CEVAP Mekke'yi ziyaret ettiği için kendisini eleştiren aşırı sağcı parti AFD'nin Başkanı Gauland'a da kitabında cevap veren Mesut Özil, "Ona göre İslam, Almanya'nın bir parçası değilmiş. Böyle ifadeleri kınamaktan başka bir şey yapamam. Bir şey söylemek, onu olduğundan daha önemli gösterir" ifadesini kullandı. Özil ilk oruç tuttuğunda yaşadığı heyecanı ve faydalarını şöyle anlatıyor: "İlk orucumu hatırlıyorum. Annem, krallara layık bir sofra hazırlamıştı. Oruç sadece yemek yememek değil, örneğin küfür etmemek ve ahlaka muhalif hareketlerde de bulunmamaktır." milligazete
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Nedim yalaya yalaya tahliye oldu, Ahmet direne direne... Ahmet bir kahraman, Nedim bir çöp... @serkanacar002
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Adalete kim tecavüz etti? ABD mi, Rusya mı? YORUM | SEFER CAN “Zaman zaman mahkemelerimizin, yüksek yargı kurumlarımızın, Anayasa Mahkemesinin kararlarını eleştirdiğimiz olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Ama hiçbir zaman bu kararları yok saymadık. Gereğini yerine getirme konusunda tereddüde düşmedik. Adaletin tıkandığı, bu kuruma olan güvenin kaybolduğu bir yerde diğer erklerin sağlıklı çalışabilmesi mümkün değildir. Mazlumun ahının arşı titrettiğine iman eden insanlar olarak adaleti kaybettiğimizde her şeyimizi kaybedeceğimizi bilmek zorundayız.” Sokakta bir anket yapıp bu sözlerin kime ait olduğunu sorsak, Tayyip Erdoğan cevabı alacağımızı hiç sanmıyorum. “İstanbul’un silüetini bozduk, şehre ihanet ettik” cümlesini kuranın Erdoğan olması kadar şaşırtıcı değil mi? Benzer bir şaşkınlığı Erdoğan’ın kilere kaldırdığı siyasetçilerden olan Cemil Çiçek de yaşamış olmalı ki, “’İstanbul’un silüetini bozduk’ diyor. E kim bozdu? Amerika mı, Rusya mı bozdu?” diye sordu. Aynı soruyu adalet için de sorabiliriz: “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımıyorum da saygı da duymuyorum” açıklamasını Trump yapmış olamaz. Olsa olsa Putin kurabilir bu cümleyi… Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu düşürürken Anayasa Mahkemesi kararlarına bile uyulmadığını hatırlatmadı mı? Hukuk güvenliğinin olmadığı bir ülkede yatırım yapmak risklidir demedi mi? Yüz binlerce insanın acı acı tecrübe ettiği, Mısır’daki sağır sultanın bile haberdar olduğu adaletsizliklerden en son şikayet edecek kişi AKP Genel Başkanı (Cumhurbaşkanı) Erdoğan olabilir. Bazen kendini tekzip eden öyle çarpıcı açıklamalar yapıyor ki karşımızda birden fazla kişi olduğunu düşünebiliriz. Bir gün savcıların da kafası karışacak ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’a cumhurbaşkanına hakaretten dava açacaklar! Yargıçları toplayıp ‘acımayın, acınacak hale gelirsiniz’ diyen hangi Erdoğan’dı? Can Dündar’ı ‘Bunu yanına bırakmam’ şeklinde tehdit edip yargıçlara görev veren… Büyükada’da toplantı yapan insan hakları aktivistlerini; gazeteci Deniz Yücel’i aylarca tutuklu yargılatan sonra pazarlıkla salıverdiren… “HSYK bazı yargıçlar için geç kalıyor” deyip sonra apar topar yapılan toplantının ardından özürleri kabul eden… Sahi karşımızda kaç tane Erdoğan var? Nedir bu kadar çelişkinin sebebi? Prompteri ele geçirildi ya da konuşma yazarları arasında kriptolar var türü şakaları bir kenara bırakıyoruz. Çoğul kişilik dedikleri bu mu bilemiyorum. Konunun uzmanlarının konuşması lazım. Siyasi analizle sonuca gitmek istediğimizde şunları söyleyebiliriz. DAHA ÖNCE TUTMUŞ YÖNTEMLER 1- Erdoğan daha önce defalarca başvurduğu ‘aldatıldım’ oyununa zemin hazırlıyor. Mavi Marmara olayında yıllarca verdiği desteği unutup “Giderken dönemin başbakanına mı sordunuz?” demişti. ‘Savcısıyım’ diyecek kadar ileri gittiği Ergenekon Davalarında aynı taktiğe başvurmuştu. Çözüm sürecini en yakın adamları Efkan Ala ve Yalçın Akdoğan’a emanet etmesine rağmen masayı devirirken, “Dolmabahçe mutabakatından haberim yoktu” deyip kenara çekilmişti. Bizzat izin verdiği İmralı ziyaretlerinin fotoğrafları Selahattin Demirtaş’ın yargılanmasında delil dosyasına konuldu. 2- Son zamanlarda sıkça yeni bir metot deniyorlar. İyi polis kötü polis oynuyorlar. Bürokratlar ölümü gösteriyor, Erdoğan hastalığa razı ederek prim topluyor. Motorlu Taşıtlar Vergisindeki fahiş artışı vatandaşa böyle sundular. Arabalara cam filmden özel halk otobüslerinin eylemine kadar ‘kurtar bizi reis’ senaryoları sahneleniyor. 215 bin kişiyle başlayan ByLock listesine önceleri toz kondurmuyordu. Sonra sayı 90 binlere kadar düştü. Son süreçte 11 bin 480 kişi ayıklandı. İster ‘aldatıldım’ aldatmacası isterse iyi polis rolü… Hepsi ufukta belirtileri görülen seçimleri garantileme manevrası. BÜYÜYÜ BOZAN AÇIKLAMA Erdoğan adalet manifestosu irat ederken Hakimler Savcılar Kurulu Başkanvekili Yılmaz, bütün büyüyü bozdu. Yılmaz, 1.300 hakimden 173’ünün atanmaması üzerine başlayan tartışmada yine şecaat arz ederken suç üstü yakalandı. Son yıllardır hukuktaki suçun ve cezanın şahsiliği ilkesinin rafa kalktığını biliyoruz. Eşinden, babasından dolayı tutuklanan yüzlerce insan, aynı şekilde iptal edilmiş 240 bin pasaport var. Şimdi hukuku güncellediklerini ve bir aşama daha ileri gittiklerini görüyoruz. İkinci üçüncü derece yakınlar da cezalandırılmaya başlanmış. Yılmaz aynen şöyle diyor: “Bazı arkadaşlarımız hakkında bizi tatmin edecek bilgi olmadığını gördük. Bu 173 kişi içinde bir kişi ile ilgili doğrudan terör örgütü bağlantısı yok. Ancak FETÖ ya da başka terör örgütleri ile iltisak noktasında bazı deliller var. Yani ikinci kuşak, üçüncü kuşak akraba iddiaları var. Şimdi bu inceleniyor. Belki 173 kişi de mesleğe kabul edilecek.” Erdoğan’ın adalet edebiyatının makyajını döken sadece bir örnek bu. İçli köfte yaptığı için tutuklanan ev kadınlarını söylemiyorum bile. Biz de Cemil Çiçek gibi soralım o halde: Siz baştayken adalete kim tecavüz ediyor, ABD mi Rusya mı? Ergenekoncu yargı demeyin kimse inanmaz. Ergenekon, ‘Milli orduya kumpas’ değil miydi? http://www.tr724.com/adalete-kim-tecavuz-etti-abd-mi-rusya-mi/
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Putin’in Batı’yla asimetrik savaşı ve Türkiye YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR Putin KGB’den yetişme istihbarat formasyonu ve geçmişi olan bir devlet adamı. Soğuk savaş dönemi KGB’sinde görev yaptı ve o dönemin mücadele yöntemleriyle zihin dünyası şekillendi. Bu nedenle gerek iç politikada gerekse dış politikada soğuk savaş dönemi mantığıyla hareket ediyor. KGB’nin yöntemlerini kullanıyor. Bir devlet adamından çok bir “istihbarat ajanı” gibi davranıyor. En güvenli ülkelerin metropollerinde hasımlarını öldürtüyor, kontrolü dışında olan ve güçlenen şirketlere ağır cezalar kesiyor, mallarını kamulaştırıyor. İstemediği hiç bir siyasi sosyal-muhalifin Rusya’da barınma ihtimali yok! Ya tutuklanıyor, hapse atılıyor veya bir şekilde öldürülüyor, şaibeli bir kazaya maruz kalıyor. Yurt dışına çıkan muhaliflerinin de peşini bırakmıyor. İstanbul’da onlarca Çeçen lideri öldürttü, Londra’da bir otelde bir siyasi muhalifi öldürtmüştü, geçen hafta eski KGB üyesi bir ajanı ve kızını zehirletti. İngiltere medyası şu anda bu vakayı ve Putin’le ilgisini tartışıyor. Rusya Putin’le birlikte soğuk savaş yöntemlerine geri döndü. Petrol ve gazdan elde ettiği paraları Rus halkının refahı, rahatı için kullanmak yerine siyasi gücünü artırmak ve Rusya’yı yeniden etkili bir askeri güç yapmak için kullanıyor. Bunu başardı da. Bugün Rusya Sovyet döneminde olduğu gibi NATO’nun, ABD’nin ve AB’nin yani batılı güçlerin en çok çekindiği, askeri açıdan en fazla karşılaştığı ve rekabet ettiği ülke. 1990’ların başında kabuğuna çekilen, Kızıl Orduyu tasfiye eden Rusya Putin’le yeniden askeri ve istihbari güç elde etme yarışına girdi. Gürcistan’ı işgal etti, Ukrayna’ya askeri unsurlarıyla girdi ve dünyanın gözü önünde Kırım’ı Rusya’ya iltihak etti. Batılıların açtığı yolu o da kullandı ve “IŞİD’le mücadele” bahanesiyle Ortadoğu’ya girdi. Suriye açıklarında deniz üssü edindi, uçak gemisi bulunduruyor ve fiilen Suriye’de savaşıyor. Türkiye Afrin’e Rusya’nın izni ile operasyon düzenleyebildi. Çünkü o bölgenin hava kontrolü Rusya’nın elinde. Rusya İran’la ve Esed’le işbirliği geliştirerek Ortadoğu’nun de facto en önemli aktörü oldu. Bugün gerek bölgesel güçler gerekse batılı güçler Rusya’yı dikkate almadan siyasi-askeri planlama yapamıyor. Zira alanda ordusuyla, hava unsurlarıyla karşılarında Rusya’yı buluyorlar. Putin’li Rusya son dönemlerde aldığı inisiyatiflerle tüm dünyaya yeniden iki kutuplu soğuk savaş dönemine dönüldüğü izlenimini veriyor. Çin’in hızla silahlanması ve ekonomik etki alanını sessiz ve derinden genişletmesi, yakın komşularını ve büyük güçleri tedirgin etmesi ayrı bir bahsin konusu. Ancak Putin sadece askeri gücünü ortaya koymuyor, ‘hard power’la alana inmiyor; aynı zamanda asimetrik savaş yöntemlerini de kullanarak dünyaya, özellikle de demokratik batılı ülkelere şekil vermeye çalışıyor. Rusya öteden bu tarafa bilişim (IT) alanındaki yetişmiş personeliyle ve münhasıran farklı saldırılar düzenleyen hacker’larıyla meşhur. Putin iktidarının organizesiyle, belki istihbaratın özel çabasıyla Rusya’da internet üzerinden operasyonlar yapan troller ordusunun, dijital saldırılar yapan hacker timlerinin olduğu herkesçe biliniyor. Demokratik batılı ülkeler bir süredir Rusya güdümlü hacker’ların ve trollerin batıdaki seçimleri nasıl maniple ettiğini, kamuoylarını nasıl yönlendirdiğini tartışıyor. Öyle ki son 4-5 yılda Avrupa’da ve ABD’de yapılan seçimlerin pek çoğunda Putin ve trollerinin şaibesi var. Trump’ın Putin’in siyasi/ekonomik desteğiyle ve trollerin yoğun manipülasyonuyla seçimleri kazandığına dair devam eden soruşturmalar var ve Trump’ın başı bu noktada belada. Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Flynn, bu konuda bir soruşturma geçiriyor. Geçen hafta The Economist dergisi Putin Rusya’sının dijital manipülasyonları, müdahaleleri üzerine bir sayıda iki makale yayınladı. İtalya seçimlerinden Macaristan seçimlerine, İspanya’da Katalanların bağımsızlık çalışmalarına, İngiltere’nin AB’den ayrılması için yaptığı Brexit oylamasına kadar pek çok ülkede Putin’in trollerinin etkisi konuşuluyor ve yaptığı manipülasyonlardan bahsediliyor. Rusya’da ki “trol fabrikaları” ve burada çalışanlarla yapılan mülakatlar batı medyasında yer alıyor. Putin ve Rusya neler yapıyor? Fazla takipçisi olan pek çok fake sosyal medya hesabı oluşturup bu hesaplar üzerinden seçmenleri maniple ediyor. Trump’a karşı Hillary Clinton’un kaybetmesi için siyahilerin ve Müslümanların naylon hesaplarla yönlendirildiği konusunda ciddi iddialar bulunmaktadır. Florida gibi kritik ve seçimin kaderini değiştirecek eyaletlerde daha özel çalışmalar yapılmıştır. Seçimlerde USA’daki aktivistleri, kalabalık üyesi bulunan grupları seçimi etkilemeye yönelik -pozitif ve negatif- yönlendirilmiştir. Fake hesaplarda gerçek kişilerin fotoğraflarını kullandıkları tespit edilmiştir. Facebook, trollerin orta-alt toplum kesimlerine ulaşmada kullandığı en etkili sosyal medya mecrasıdır. Deutsche Welle seçimler öncesi Rusya’nın manipülasyon çalışmalarıyla 126 milyon ABD’liye ulaştığını iddia etmektedir. Batıda seçimler ve sayımlar dijital yöntemlerle yapılmaktadır. Putin ekibinde çalışan hacker’ların oylama ve sayım süreçlerine müdahale ettiği yönünde çok ciddi iddialar bulunmaktadır. Ancak ABD gibi büyük ülkeler itibarlarını ve kendi toplumlarına karşı güvenilirliklerini sorgulatacağı için bunları açıktan kabul etmeme veya etkisini küçültme tavrı göstermektedirler. Putin’in trol ordusunun ve dijital etki çalışmalarının en temel amaçlarından birisi de batıda ırkçılığı körüklemek, göçmenleri ve azınlıkları ekstremize etmek ve batı demokrasilerini bölünmüş, çalışamaz, yürütülemez hale getirmektir. Sol ve komünist partilerle geliştirdiği angajmanlar yanında batıdaki aşırı sağ partilerin yüksek oy almasına yönelik manipülasyonlar yapmakta, insanların demokrasiye, hukuka, çoğulculuğa olan güvenlerini yaralamaya, azaltmaya çalışmaktadır. Bu manipülasyonları Rusya’da istihdam ettiği on binlerle ifade edilen trol ordusuyla ve internet üzerinden yapmaktadır. Ayrıca Batıda kurulu ekonomik gücü olan Rusya etkisindeki şirketleri/kişileri hedef gruplara, partilere ekonomik destek sağlama, bağış yapma amacıyla kullanmaktadır. Demokrasinin, açık toplumun imkanlarını demokrasiyi ve hukuku tahrip etmek için, hem de batı dünyasının içine elini sokarak istismar etmektedir. Rusya kurduğu bu yapılarla AB karşıtı partileri, grupları öne çıkarmakta, KGB yöntemlerini kullanarak dezenformasyon yapmakta, bölünme eğilimi taşıyan hareketleri güçlendirmektedir. Bunları hem internet ve sosyal medya üzerinden hem de konvansiyonel medya ile yapmaktadır. Russia Today ve Sputnik üzerinden yaptığı yayınlardan dolayı Macron ve Merkel Putin’i doğrudan uyarmıştır. Ayrıca önemli mailleri ele geçirip ifşa ederek batı dünyasında infialler oluşturmak, Rusya stratejileri ile uyuşmayan liderler, siyasi aktörler yıpratılmakta, itibarsızlaştırılmaktadır. ABD seçimlerinden önce sosyal medya üzerinden ırkçı ve radikal İslamcı eğilimden kitleleri iki ayrı hesap üzerinden mobilize ederek aynı anda aynı yerde toplamış ve ortaya çıkabilecek büyük bir çatışma güçlükle engellenebilmiştir. Rusya’nın propaganda çalışmalarından, hacker’larından korunabilmek için son dönemde pek çok Batı ülkesi tedbir almakta, yatırımlar yapmaktadır. Peki Rusya, Putin bunu neden yapıyor? Rusya Alexandre Dugin’in akıl hocalığını yaptığı Yeni Avrasyacılık stratejisini izliyor. Bu stratejinin temel hedefi Avrupa’yı kendi içinde parçalamak, ülkeleri NATO korumasından çıkarmak, bölgedeki ABD etkisini kırmak ve Moskova merkezli Yeni Avrasya etki alanı oluşturmaktır. Bu amaca ulaşmak için demokrasilerin zayıflatılması, ülkelerin demokrasiye, hukuka, liderlerine güvenin azalması, NATO ve AB yapılarının zayıflatılması ve mümkün olduğunca atomize, zayıf bir Avrupa oluşturulması gerekmektedir. Putin’in batıya karşı asimetrik savaşının arkasında bu strateji yatmaktadır. Ayrıca Ortadoğu toplumları gibi Ruslar için de bireysel refah, kalkınma, hukukun üstünlüğü, özgürlükler gibi değerlerden öte “güçlü devlet”, “karizmatik lider“ önemsenmektedir. Bu stratejilerle Putin kendini Rus halkı karşısında güçlü tutuyor, sorgulanmasını engelliyor. Putin’in sık sık meydan okuyucu eylemlerde bulunması, pozlar vermesi Rus toplumunda var olan “güçlü devlet, güçlü lider” algısını tatmine yöneliktir. Ruslarda soğuk savaş döneminin “Dünyayı titreten güçlü Rusya özlemi” vardır. AKP’nin Osmanlı propagandası/istismarı ile halkı uyuttuğu gibi Putin de Rusların büyük Rusya hayallerini kullanmaktadır. Aradaki fark şudur ki, Erdoğan’ınki tamamen hayali, şişirme, kendini kurtarmaya yönelik iken, Putin’in ki dünyayı rahatsız edecek kadar gerçekçidir. Türkiye Putin’in bu çalışmalarının neresinde? Malumunuz Erdoğan ve Davutoğlu uçak düşürme vakasından sonra Rusya’ya efelendiler ama sonra hem özür dilediler hem de Rusya’ya boyun eğdiler. Rusya’nın tarihi emellerinden birisi de sıcak denizlere inmektir. Hem sıcak denizlere inebilmek hem de AB-NATO etkisini kırabilmek için Türkiye’nin Rusya yanında konumlanması, Rusya namına batıya karşı kullanılabilmesi Rusya için büyük önem arz etmektedir. Makyevel’le yarışacak kadar pragmatizm üstadı olan Erdoğan’ın bu sıkışmışlık anında Putin’le anlaşma yolunu tercih etmiştir. Biz bu işbirliğinin en önemli meyvesini senaryo darbe ile verdiğini düşünmekteyiz. “Putin Dugin ve 15 Temmuz” başlıklı yazımız okunursa 15 Temmuz üzerindeki Dugin-Erdoğan-Ulusalcı işbirliğine dair izler görülecektir. Bu işbirliğinin -Türkiye açısından bağımlılığın- Afrin operasyonu ile güçlenerek devam ettiği görülmektedir. “Afrin’de Kim Kime Karşı Savaşıyor?” başlıklı yazımız da Rusya’nın Türkiyeyi Yeni Avrasyacılık stratejisi çerçevesinde NATO’ya ve Batılı güçlere karşı nasıl bir sopa olarak kullandığını görmeye yardımcı olacaktır. Öte yandan Erdoğan rejimin kamu kaynaklarıyla finance edilen troll ordusunu kurarken Rusya’dan aldığı know-how desteği, Türkiye’deki seçimlerde bu trollerin, hackerlerin etkisi merak sebebidir. Erdoğan rejiminin seçimlerde ve kamuoyunu yönlendirmede, medyayı sindirmede, internet üzerinden manipülasyonlar yapmada, Türk toplumuna uygulanan psikolojik harekat yöntemlerinde Putin ve Rusya’dan nasıl destek aldığı, hangi seçimlerde/vakalarda bunların nasıl kullandığı ciddi araştırma konularıdır. Keşke Türkiye’deki muhalefet Erdoğan’ın söylemlerini tekrar etmek ve tezlerini meşrulaştırmak yerine böylesi konularla da ilgilense!
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:d185:99f1:a683:5caa
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Derin devlet ve Erdoğan neden Atlantik karşıtı ve Rus yanlısı? ANALİZ | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN Türkiye ile ABD arasındaki sorunlar büyüyor. Tıpkı AB ile büyüyen sorunlar gibi. Oysa ABD de AB ve özellikle Almanya, Fransa, Hollanda gibi Batı Avrupalı üyeleri de, Türkiye’nin 60 yıldan fazla süredir çok yakın ortakları. Güvenlik, ekonomi ve siyasi alanlarda gerçekleşen yakınlaşma ve işbirliği, bu örgütler ve ülkelerle Türkiye arasında bir güvenlik topluluğu oluşturmuş, Atlantik ortaklığı ve Türkiye’nin Avrupa bütünleşme sürecine katılımı Türkiye’nin karar alıcılarınca daima öncelenmişti. Türkiye’nin Atlantik ortaklığı ve AB bütünleşmesine ilgisinin birçok nedeni sayılabilir. Bunlardan belki de en güçlü olanlarından biri, kimliksel düzeyde Türkiye’nin kendisini “muasır medeniyet” seviyesine ulaşmayı hedefleyen bir ülke olmasıdır. BATILILAŞMANIN MAKUL GEREKÇELERİ Türkiye’de yönetici elitler Batılı devletlerin ekonomik, bilimsel, teknolojik, hukuksal, yönetimsel, sanatsal vs. birçok toplumsal alanda muasır medeniyet seviyesini temsil ettiklerini düşünüyorlardı. 1920’lerin dünyasındaki bu algının rasyonel nedenleri olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Askeri rekabet bakımından Batı’yla mücadele edemeyen Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme ve yıkılışının nedenleri arasında, Devlet-i Aliye’nin bilimsel, teknolojik, sosyolojik ve hatta teolojik alanlarda kendisini yenileyememesi olduğu gerçeği, 20. yüzyılda Osmanlı entelijensiyası tarafından ağırlıklı olarak benimsenmişti. Dahası, 1920’lerin ve 30’ların reformları, 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başı Osmanlı reformlarının devamıydı. Yani bu bakımdan Osmanlı ile Cumhuriyet arasında bir kopukluk yoktur. Bu bakımlardan konuya yaklaşıldığında, Türkiye’de Batıcılık düşüncesinin – yani Batı’nın bilimini, siyasal kurumlarını, askeri organizasyon yapısını, eğitim kurumlarını Türkiye toplumuna uygulamak fikrinin – ister istemez bir kimliksel dönüşüme yol açtığı yadsınamaz. Çünkü Batı’nın sadece fennini, okulunu, askeriyesini alamıyorsunuz. Bunların altyapısını da edinmek durumundasınız. Okullarda işlenecek derslerden, öğrenilecek düşünce biçimine, toplumsal organizasyon yapısının ekonomi-politik dinamiklerinden, politik coğrafyayı ilgilendiren pratiklere dek, birçok uygulamalı saha, salt teknik bir ithalatla elde edilemiyordu. Bunun için, reformlar basitten karmaşığa, yüzeyselden derinlemesine olanlara doğru, açık bir ana yönde birbirini kovaladı. Derken Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Tüm kurumlarıyla zaten hâlihazırda büyük oranda Batılılaşmış olan bir Osmanlı eliti kurdu bu cumhuriyeti. Bu insanlar uzaydan gelmediler. Osmanlı eğitim sisteminde, Saray’ın siyasi kararı üzerine inşa edilen uzun ve kapsamlı bir reform sürecinin ürünleri olarak aktif görevlerde bulunurlarken, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan ve fiilen yıkılan bir memleketi yeniden kurmaya çalışmaktaydılar. Bu nedenle, içinde yetiştikleri sistemin kendilerine öğrettiği gerçekliğin yönünde hareket ettiler. Edindikleri kimlik, bunu gerektirmekteydi. Dünyayı ve toplumlarını algılarken, bu gerçekliklerden hareket etmeleri kaçınılmazdı. NATO’YA NEDEN GİRMİŞTİK? 1920’lerde kurulan ve 1930’larda konsolide olan Cumhuriyet, 1930’ların sonunda Avrupa içi bir mücadele olarak başlayan ama kısa sürede dünyayı yakan İkinci Dünya Savaşı’nın patlamasıyla beraber, giderek daha bağımlı güvenlik politikalarına yönelmek durumunda kaldı. Başlarda müstakil bir dış politika ile güvenliğini sağlayabileceğini düşünen Ankara, 1930’ların sonundaki İtalyan ve Alman yayılmacılığı nedeniyle, statükocu güçler olan Birleşik Krallık ve Fransa’nın yanında oldu. Diğer yandan Türk-Sovyet dostluk antlaşmaları üzerinden kendisini güçlenmekte olan Sovyetler’e karşı da garanti altına almaya gayret etti. Sovyetler 1940’larda artık bu dostluğu devam ettirmekten yana görünmüyorlardı. Almanya’nın baskısı da artmaktaydı. İngilizler Türkiye’nin Almanya’ya krom ihraç etmesine ses çıkartmadılar, çünkü Türkiye’nin Almanya tarafından yutulmasına gerekçe oluşturmak istemiyorlardı. Türkiye’nin Batı ile girift ittifak ilişkilerinin öncü kanalları, bu dönem yaşanan diplomatik ilişkilerde olgunlaştı. Savaş bittiğinde Avrupa’daki tek galip Sovyetler Birliği olmuştu. Tüm doğu Avrupa’yı işgal eden Kızıl Ordu, gittiği her yerde çoğulcu demokrasi potansiyelini yok ederek kendine kukla devlet yönetimleri kurdu. Böylece tüm doğu Avrupa kendi tarihsel gerçeklerinden kopartılarak, yapay birer Sovyet uydu devletine dönüştürüldü. Sovyetler Birliği, savaşın hemen ardından gerek diplomatik notalarla, gerekse de Potsdam Konferansı’nda Türk Boğazları ve Marmara bölgesi ile Kars, Ardahan gibi bazı doğu illerini Türkiye’den istedi. Türkiye kendisini bu Sovyet yayılmacılığına karşı öz imkânlarıyla korumaktan aciz durumdaydı. Bu nedenle başta ABD olmak üzere, Batılı devletlerden yardım istedi. Böylelikle Yunanistan’la beraber Truman Doktrini ve Marshall Yardımı kapsamına alındı. Sovyetler’e karşı ABD gücüyle güç dengesi sağladı. İşgali engelledi. Kore Savaşı sonrasında NATO’ya giren Türkiye’nin toprak bütünlüğü NATO caydırıcılığı ile sağlandı. 1991’e kadar gayet somut olarak var olan bu Sovyet tehlikesi, NATO güvenlik topluluğunun sağladığı caydırıcılık ve güç dengesi ile bertaraf edildi. Bu dönemde TSK, tümüyle NATO yapısına girdi ve güvenlik kimliğine büründü. NATO güvenlik topluluğunun normlarını ve değerlerini uyguladı. Böylelikle sadece askeri sahada değil, ekonomide, siyasette, sosyal sahalarda, eğitimde vs. gittikçe ivme kazanan bir entegrasyon meydana geldi. Çok partili hayat, Cumhuriyet’in demokratikleşmesi ve çoğulculaşma, NATO ve buna paralel giden Avrupa bütünleşme hareketiyle, Türkiye’ye adapte edildi. Türkiye toplumu – arızalara karşın – Batı kulübünün değerlerini savunan bir ülke oldu. Yukarıda vurguladığım gibi, zaten Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyet dönemlerinde başlayan modernleşme dinamikleriyle de örtüşen bir süreçti bu yaşanan. TÜRKİYE’DEKİ SOLA ETKİLERİ Başta demokratikleşme ve insan hakları standartlarının yükseltilmesi olmak üzere, bu güvenlik topluluğunun normatif değerleri, gidilecek istikameti belirledi. Kısacası Atlantikçi güvenlik topluluğu sadece Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve var oluşunu garanti etmekle kalmadı, Soğuk Savaş boyunca Kemalizm’in tepeden inmeci (Jakoben) kültürünün de törpülenmesinde önemli bir katkı sağladı. Bu ilişkiler dinamiğinde NATO Türkiye’de yükselme potansiyeli olan Marksist Leninist siyasi hareketlere karşı bir pozisyon aldı. Zaten Türkiye’deki siyasi elitler de bu türden siyasal ve sosyal hareketlere karşıydılar. Sovyetleşmeyi beraberinde getirecek ve Türkiye’nin SSCB tarafından yutulmasına zemin hazırlayabilecek ideolojileri bertaraf etmenin, Kemalist ve milliyetçi Türkiye devletinin ana yaklaşımı olmasını tercih etmekteydiler. Yani bazılarının iddia ettiği üzere, Atlantikçiler emperyalizm için değil, ortak menfaatler ve arada mevcut olan güvenlik kültürünün gereği olarak Türkiye’de kontrgerilla tutumu içinde oldular. Türkiye’de yapılacak bir sol devrimin tek sonucu Türkiye’de rejim değişikliği olmayacaktı. Aynı zamanda bu Türkiye’nin Sovyet güdümüne girmesi ve bağımsızlığın sonu anlamına gelecekti. BATI KARŞITLIĞI EŞİĞİ NEDEN AŞILDI? Şimdi Perinçek grubu ve derin devlet, bu Marksist-Leninist jargonu Kemalizm diye yutturma peşindeler. Ve bu tutumu “yurtseverlik” olarak ısıtıp, nasyonalist bir politika olarak İslamcılara yamamayı başardılar. Çünkü İslamcı lügatte de benzer terminolojiler var. Batı’yla daimi sorunu olan İslamcılık, değerlerle işi olmayan, sadece pür güç politikalarıyla dünyayı okuyan Rusya’ya bu nedenle yönelmekte sorun görmüyorlar. Boğazına kadar yolsuzluğa bulaşmış olan ve bu nedenle hukuk devletinden öcü gibi korkan rejim, Rusya’ya yamanarak hukuk dışı bir Putinist rejimin tesisini, “anti emperyalist” bir dil kullanarak halka kabul ettirmeye çalışıyor. İşte Atlantikçi güvenlik topluluğunun karşısına Rusya “alternatifini” koymaları ve Suriye’de sahada fiilen Rusya ile ortak hareket etmelerinin nedeni bu. Böylece Atlantikçi güvenlik topluluğunun normatif değerleri – mesela insan hakları, mesela hukuk devleti, mesela açık toplum ve şeffaf devlet – tümüyle Türkiye’den silinirken, bu topluluktan ister istemez boşalan güvenlik denkleminde Rusya öne çıkıyor. Bu yolla, hem Türkiye’deki yolsuzluk sarmalı devam ediyor, hem de fiili faşizan rejim yerleşiyor. Bu rejimin iki ortağı olan İslamcılar ve Ergenekoncu derin devlet, aralarındaki tüm ideolojik farklılıklara karşın, Atlantikçi güvenlik topluluğundan Türkiye’yi kopartmak konusunda fikir birliği içinde görünüyorlar. Fiili rejimleri 2019’da anayasal niteliğe bürünecek. Bu gerçekleşene dek, ortaklığın devamı ortak çıkarları. Yol kazasına uğramak istemiyorlar. Suriye’de sahada ABD’yi bir numaralı düşman ilan eden, 15 Temmuz’un arkasında da ABD ve Batılı güçleri – kanıt olmaksızın – sürekli olarak suçlayan, ABD’nin Suriye Kürtleri üzerinden Türkiye’ye karşı bir vekalet savaşı verdiği fikrini devletin ana dış tehdit konseptinin orta yerine yerleştiren rejim, fiilen Türkiye’yi Atlantik güvenlik topluluğundan çıkartmış bulunuyor. Türkiye ile sahada istihbarat paylaşmayan, Türkiye’ye güvenmeyen, Türkiye’yi Rusya’ya yaklaşmamak hususunda uyaran ve giderek Türkiye’yi yitirdiklerini kavrayan Atlantik güvenlik topluluğu, başta ABD olmak üzere gidişatı su an için izlemekle yetiniyor. Türkiye’nin iç dinamikleri üzerinden bir tür revizyona gideceği umudunu taşıdıkları kanısındayım. Bu nedenle yumuşak bir dil tercih ediyorlar. Ancak sorun şu ki, şu an Türkiye’de Erdoğan, derin yapı, MHP, CHP gibi önemli aktörlerin tümü, anti Atlantikçi diskursu benimsemiş durumda. Dolayısıyla iç dinamiklerin bir tür revizyona kanalize olmaları kolay görünmüyor. Biten hukuk devleti ve anayasal düzenin kendisini savunma mekanizmaları da (mesela Anayasa Mahkemesi gibi) ortadan kalktığına göre, Türkiye’nin bu kimliksel transformasyonu geriye döndürmesi zor. İslamcılık ve nasyonalizmin Atlantikçi karşıtlığı (aslında Batı düşmanlığı) hususunda geri dönülme eşiği aşıldı gibi görünüyor. Bu da Türkiye’de normalleşmenin dış dinamiklerinin etkisini giderek sınırlandırıyor. Yani mesele sadece iç dinamikler değil, aynı zamanda dış dinamikler.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Anlatmaya gerek var, görmüyorsunuz YORUM | AHMET DÖNMEZ Evet sayın seyirciler, Ulusal Kanal’da darbeciyi çekiyoruz. Mükemmel manzara mükemmel! Görüyorsunuz. Anlatmaya gerek yok. Konuşmuyorum. Kendisi konuşuyor çünkü. Görüyorsunuz. Anlatmaya hiç gerek yok. Vay sübliminal-mübliminal… Konuşmam! Kesin! Ve ilerliyoruz tam yanına doğru… Çatır çatır!.. Mükemmel!.. Çatır çatır konuşuyor. “Vatan Partisi’nin direnişini zaafa uğratmaya çalışırsanız ve hedef olarak Vatan Partisi’ni alırsanız işte o zaman darbe olur.” diyor. Görüyorsunuz. Anlatmayacağım bu sefer. Neden anlatayım? Görüyorsunuz çünkü… *** Hayır! Siz bakmayın öyle dediğime. Anlatmaya gerek var; görmüyorsunuz çünkü! Tabi ki anlatacağım. Söyleyeceğim çok şey var. Genzimi yakan acılarla doluyum. Haksızlıklar, hukuk cinayetleri, eriyip giden insanlar, perişan olan aileler, babasını unutmaya başlayan çocuklar var. Bunların bazıları benim oğlumun oyun arkadaşıydı. Ortak kahkahaları halen kulaklarımda. Babaları can dostlarım… *** Doğu Perinçek’in bu konuşmayı yaptığı gün, 25 gazeteci arkadaşım hapis cezalarına çarptırıldı. Çoğu 6 yıl 3 ay ila 7 yıl 6 ay arasında hüküm giydi. Darbe girişiminden hemen sonra isimleri AKP’li trol hesaplarca ‘tutuklanacaklar listesi’nde dolaşmaya başlamıştı. “İşte darbeci gazeteciler” deniyordu onlar için. Nitekim 25 Temmuz’da evlerine baskın oldu ve alınıp götürüldüler. O gün bugündür de güneş yüzü göremediler. *** Anlatmaya çok gerek var; görmüyorsunuz çünkü! Daha önce ben de çeşitli vesilelerle yazdım başka meslektaşlarım da irdeledi. Bu arkadaşlarla ilgili iddianame bomboş. Bildiğin bomboş. Savcının delil diye koyduğu tweet’leri, retweet’leri alt alta koy, ortaya mini bir demokrasi kitapçığı bile çıkabilir. Ama sayın mahkeme heyeti nasıl bir ruh hali ile yaşıyorlarsa oradan ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ çıkardılar. Hangi silahlı terör örgütü: 15 Temmuz darbe girişimine kalkışan silahlı terör örgütü… Bu arkadaşların iddianamesi diyor bunu. *** İşte bu yüzden tekrar tekrar anlatmaya gerek var. Görmüyorsunuz çünkü. Neden anlatmayayım? Bakalım bu arkadaşların darbe karşısındaki tutumu neymiş? İddianamede neler yazılı? Mesela Abdullah Kılıç… Habertürk’te yönetici olduğu dönemde sürekli darbe mağdurları ile ilgili röportajlar yapılmasını istiyormuş. Ergenekoncuların darbe yapmaya çalışan insanlar olduğunu, darbenin çok kötü olduğunu, yapılan soruşturmaların da bu yönüyle desteklenmesi gerektiğini ifade ediyormuş. İddianamede aynen böyle yazıyor. Görüyorsunuz. Ama Abdullah Kılıç önceki gün 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. *** Bununla sınırlı değil. Aynı iddianamede Abdullah Kılıç’la ilgili başka hangi deliller varmış, bakalım: “04.07.2013 tarihinde ‘Beklenen gelişme! Mısır’daki askeri darbeden sonra bazı yazarlar, yine-yeniden Erdoğan’a bak senin de sonun böyle olur demeye başladı’ diye tweet atmıştır.” “15.03.2016 tarihinde BBC Türkçe@bbcturkce isimli hesaptan ‘Cemil Bayık Times’a konuştu: Erdoğan’ı ve AKP’yi devirmek istiyoruz’ şeklindeki tweeti paylaşıp üzerine ‘Demokrasiyi terör örgütüne boğdurmayız’ şeklinde kendi yorumunu eklemiştir.” “18.07.2016 tarihinde ‘Hainler halkı vurun diyor işte kan donduran yazışmalar’ şeklinde tweet atmıştır.” Bu cümleler iddianameden birebir alıntı. Şaka gibi değil mi? Görüyorsunuz işte. Neden anlatmayayım? Gazeteci bu paylaşımları yapmış, savcı bunları ‘delil’ diye iddianameye koymuş, hakim de bu iddianame üzerinden hapis cezası vermiş Kılıç’a. Mükemmel manzara mükemmel (!) *** Millet Gazetesi’nden Cuma Ulus’un “suçları” arasında da darbe var. Bir örnek: “16 Temmuz 2016 günü Değer Özergün @degerozergun adresinden ‘Tüm Bu darbe senaryosu için düşüncem çok net: Yapanın da, yaptıranın da, iftira atanın da Allah belasını versin ve iki cihanda da rezil eylesin!’ şeklinde twetter paylaşısını retweet ettiği tespit edilmiştir.” Görüyorsunuz işte: Millet’in Genel Yayın Yönetmeni Değer Özergün darbeyi lanetlemiş, ‘yapanın da yaptıranın da Allah belasını versin’ demiş, Cuma Ulus da bunu retweet yapmış. Savcı da bunu tespit etmiş. Görüyorsunuz, ne kül yutmaz savcılarımız var. Hakim de 7 yıl 6 ay ceza verdi. *** Zaman’ın eski parlamento muhabiri Habib Güler’le ilgili deliller de tweet’lerden ibaret. İddianameden bir iki tanesini paylaşayım; “27 Mayıs 2016 günü ’27 Mayıs darbesinin 56. yıl dönümünde, tüm darbecileri ve adaleti katledenleri, tüm zalimleri ve milletin hakkını yiyenleri lanetliyoruz..’ şeklinde: 16 Temmuz 2016 günü ‘Darbe girişimini aydınlatmak ve hainlerden hesap sormak Meclis’in namus borcudur. Bir komisyon kurulmalı ve tüm gerçekleri ortaya çıkarmalı’ şeklinde; 16 Temmuz 2016 günü ‘Namlusunu millete çevirip milletin meclisini yıkan hainler, hep lanetle anılacak. Bu millet, iradesine kast edenlere gereken cevabı verecek’ şeklinde paylaşımlar yapmıştır.” Suçu bu sevgili Habib’in. Görüyorsunuz. 6 yıl 3 aya hüküm giydi. Neden konuşmayayım? *** Aksiyon, Zaman, Sabah, TRT, Vatan, Milliyet ve en son Millet gazetesinde çalışmış olan sevgili Ufuk Şanlı, ‘darbeye nasıl karışmış’ bakalım. İddianamedeki delillerden bazıları şunlar: “15/07/2016 tarihinde paylaşılan “Mart 2016’da @acikistihbarat sitesinde yayanlanan şu makaleye dikkat – RTE’nin darbeyle başkan olma umudu – acikistihbarat.com/sayfalar/haber...” şeklinde tweeti retweet yapmıştır.” “ 16/07/2016 tarihinde paylaşılan ‘darbe girişimi hakkında @sahmetsahmet (Ahmet Şık) yazdığı notu okumanızı isterim ilginç bilgiler içeriyor’ şeklindeki tweeti retweet yapmıştır.” “16.07.2016 günü Levent Gültekin @acikcenk adresinden atılan ‘Darbe bastırıldı, darbeciler tutuklandığına göre hâlâ sela ile halk niye sokağa çağrılıyor? Nedir derdiniz Allah aşkına?’ şeklinde tweeti retweet yapmıştır.” “19.07.2016 tarihinde İsmail Kuçukkaya @KucukkayaIsmail adresinden atılmış ‘Anlayamadığım 1-Genelkurmay o gün 16’da uyarıldıysa nasıl oluyor da komutanların hepsi rehin alınabiliyor? Hem de kriz toplantısından sonra?; Anlayamadığım 2- Saat 16’da darbe haberi alındıysa Cumhurbaşkanı akşama kadar neden otelde bekletildi? Neden güvenli yere götürülmedi? Darbe girişiminden Genelkurmay 16’da haberdar edilmiş. Merak ettiğim şu: Cumhurbaşkam’na ne zaman ve kim haber verdi? Otelde neden kalındı?; Anlayamadığım 4- Darbe Girişimi 16’da öğrenildiyse bazı komutanlar yine de 19’da düğüne mi katıldı? Kuvvet Komutana dahil?’ şeklindeki tweetleri retweet yaptığı anlaşılmıştır.” Bu tweet’leri atanlar, yazıları yazanlar çok şükür ki dışarıda. Görevlerindeler. Normal olarak. Fakat onların tweet’lerini retweet yapan Ufuk Şanlı, 19 ay tutukluluğun ardından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Görüyorsunuz işte! *** Türk Solu Genel Yayın Yönetmeni Gökçe Fırat’la ilgili delillerden bazılarını da şöyle sıralıyor savcı: “15 Temmuz 2016 günü “Akşam 22.00’de darbe yapılmaz. Darbe, köprüleri tutarak yapılmaz” “Darbe yapıldı diyerek darbeye direndik kahramanlığı yaratacaklar ” “Tam bir senaryo” “Askeri halkla karşı karşıya getirecek tüm girişimlerden uzak durun” “Tayyip, halkı sokağa çağırıyor. Hedefi insanları askere ezdirmek!” “Vatandaş: Sokağa çıkma! İçsavaşa yol verme!” “Asker oyuna gelme! Halkla karşı karşıya gelme! Sakın halka ateş açma! İstedikleri zaten bu.” “Askeri kışladan çıkaranların Halkı sokağa dökenlerin Derbecilik oyunu oynayanların Demokrasi oyunu oynayanların Allah belasını versin! ” (…) 16 Temmuz 2016 günü “Tek bir hükümet üyesi tutuklanmadan, yandaş medya susturulmadan darbe olmaz, olsa olsa tiyatro olur! Dün olan da tiyatroydu.” “Sözde darbe girişimi, Başkanlık yolunda atılmış yeni bir adımdır. TSK, doğrudan Saray’ı bağlanacak. Özel Ordu kurulacak.” “Bîzler darbeci AKP iktidarına karşı sivil mücadelenin, demokrasi mücadelesinin başındayız. Bu mevziyi AKP’ye bırakmayacağız.” “İlk defa bir Anayasa Mahkemesi Üyesi gözaltında. Anayasa ihlal edildi diyen AKP’nin hedefi AYM !Sadece Ordu’ya değil Yargı’ya da darbe!” “Darbe tiyatrosunun amacı belli oldu. 2500 hakim görevden alındı. Danıştay, Yargıtay, AYM üyeleri gözaltında. AKP’nin Yargı darbesi bul” şeklinde paylaşımlar yaptığı tespit edilmiştir. Konuşmaya gerek var mı? Konuşmam! Kesin! Herhalde Fırat’a darbecilikten değil, darbecileri deşifre etmekten verdiler bu cezayı. *** Gelelim eski Sabah Ankara Haber Müdürü, en son Millet gazetesi Yazı İşleri Müdürü olan Mutlu Çölgeçen’e… İddianamede onunla ilgili delillerden bazıları da şunlar: “02 Temmuz 2016 tarihinde ‘Ben acik diyeyim. Kaos artarsa, muhalefet uzerine duseni yapmaz ve iktidar da sagduyulu olmazsa DARBE olur. :((‘ şeklinde tweet atmıştır.” “18 Haziran 2016 tarihinde ‘Çözüm sokakta değil…ve kaos hic beklenmeyen baska olaylara neden olabilir’ ; ‘Birileri Temmuz ayina odaklanmis durumda. Allah korusun Ramazan bayrami bile bu millet icin aciya dönebilir’ şeklinde tweetler atmıştır.” Görüyorsunuz işte, bir gazeteci olarak açık açık darbeye karşı uyarmış Mutlu. “Çözüm sokakta değil” demiş. “Allah korusun, Ramazan Bayramı bile acıya dönebilir” ikazını yapmış. Ama ona da 7 yıl 6 ay geldi. Görüyorsunuz. *** Bakalım Hanım Büşra Erdal’la ilgili neler varmış. Savcı, “17 Temmuz 2016 tarihinde T24 sitesinden alıntılayarak ve örgüt liderini de röportaj yapar şekilde fotoğrafını koyarak ‘Gülen: Uluslararası bir komisyon darbeyi araştırsın sonucunu şimdiden kabul ediyoruz’ şeklinde paylaşımda bulunmuştur.” diyor. 6 yıl 3 ay hüküm giydi. Zaman’ın eski ekonomi muhabiri Halil İbrahim Balta da 15 Temmuz gecesi “Malesef AKP halk ile askeri karşı karşıya getiriyor.” şeklinde tweet atmış. Delillerden biri bu. 7 yıl 6 ay yedi. Millet köşe yazarı Murat Aksoy için savcı şöyle diyor: “15 Temmuz darbe girişimi gecesi ‘Darbe girişimine karşı demokrasi ve siyaset diyoruz ama Camilerden cihat çağrıları nedir?’ şeklindeki paylaşımda bulunduğu anlaşılmış, bu paylaşım o gün twitter uygulamasını kullanan kişiler tarafından eleştirilmiş ve şüpheli FETÖ’cü olmakla itham edilmiştir.” Hakkınızdaki suçlama işte bu. Görüyorsunuz. Twitter uygulamasını kullanan kişiler tarafından itham edilmişseniz, işiniz bitik. Bundan daha büyük hukuki karine mi olur? *** Bir de ‘sübliminal darbe mesajı verdiler’ diye gözaltına alınıp ‘anayasayı ihlal’ suçundan ağırlaştırılmış müebbete çarptırılan Ahmet Altan’lar, Nazlı Ilıcak’lar var… Hayatları demokrasi mücadelesi ile geçmiş, askeri vesayete direnmiş, bunun için bedeller ödemiş yılların gazetecileri ‘darbeci’ diye ömür boyu hapse mahkum edildi. Doğu Perinçek ise açıktan darbe tehdidi yapıyor. 15 Temmuz’un arkasında da aslında kimlerin olduğunu ele veriyor. İşte görüyorsunuz. Daha önce de Ahval’e verdiği röportajda, “Önümüzdeki derinleşen ekonomik kriz sürecinde ordunun kucağına darbeyi bırakmak isteyenler olabilir. 2018’de. Görüyoruz yani” diyerek aba altında sopa göstermişti. Muhabirlerin tweet’lerinde iz sürüp darbeyi hemencecik tespitediediveren savcılar ne yapıyor? Onlar sadece seyrediyor. Mükemmel manzara mükemmel!
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Silivri cezaevinde hak ihlalleri hız kesmeden devam ediyor Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine her gün yeni bir tanesi daha ekleniyor. Silivri Cezaevi'nde 4 No'lu koğuşta kalan tutuklulara 30 saati aşkın bir süre su verilmediği ortaya çıktı. İlan edilen OHAL'in ardından cezaevlerinden gelen hak ihlallerine her gün bir yenisi daha ekleniyor. Silivri Cezaevinde 4 No'lu koğuşta kalanların verdiği bilgiye göre 30 saati geçen su kesintileri yaşanıyor. Bu kadar uzun süre susuz kalan tutuklular en insani ihtiyaçlarını karşılarken bile çok zorlanıyor. Cezaevi yönetiminin bu uygulaması tutuklular üzerinde olumsuz etki bırakıyor. Hem fiziksel şartların olumsuzluğu hem psikolojik şiddetin etkisiyle tutuklular sindirilmeye çalışılıyor. Günlük ihtiyaca yetecek kadar dahi olsa su verilmediği için tuvaletler ve banyolar kullanılmayacak durumda. Tutukluların insanî muamele görmesi için eziyet halini alan hukuksuz ve keyfi uygulamalar sona erdirilmeli, gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kapatılan Bugün gazetesi yazarı ve Bugün TV'de program yapımcısı olan, aynı zamanda Samanyolu Y.G.B.Hidayet Karaca'nın da avukatlığını yapan eski savcı Gültekin Avcı 25 Ağustos 2016 yılında yazdığı iki makaleden ikinci kez gözaltına alınarak tutuklandı. UNUTULMASIN
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Çalan siz, oynayan siz ama yine oyuna gelen siz. Kendi kendinizden şikayet ediyorsunuz, kendinizden mağduriyet çıkarıyorsunuz.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Artık Tuzağa düşürüldükleri kesin olan Harbiye'li öğrencilerin MÜEBBET HAPİS aldığı ve herkesin mutasyona uğramış pişmiş kelle gibi seyrettiği bir ülkede;AHMET ŞIK hapisten çıkmışsa ben buna ancak;KONTROLLÜ RAHATLATMA VE GAZ ALMA OPERASYONU der geçerim! Turan Felek
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Gergerlioğlu: Hakkımda bir 'suç' bulmuşlar, onu da doğru bulamamışlar Mahkeme, Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun paylaştığı haberi kendisinin yazdığı bir makale saydı, ceza verdi. İnsan hakları savunucusu, Artı Gerçek yazarlarından Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun Kocaeli 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 'Örgüt propagandası' suçlamasıyla 2 buçuk yıl hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin gerekçeli karar açıklandı. Kararda, Gergerlioğlu'nun paylaştığı bir haber, kendisinin yazdığı makale olarak kabul edildi ve bu da 'örgüt propagandası' sayıldı. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde sosyal medya hesabından paylaştığı bir mesajda, 'Çocuklarımızın tabutu yan yana duracağına, dirileri yan yana dursun, eşitçe, kardeşce ve omuz omuza' yazdığı için yargılanan Hak ve Adalet Platformu Sözcüsü Gergerlioğlu'na ceza başka bir iddia ile verildi. Mahkeme gerekçeli kararında Gergerlioğlu'nun T24 haber sitesinde 20 Ağustos 2016'da yayınlanan ve PKK'nin bir açıklamasına yer verilen 'Devlet adım atarsa barış 1 ayda gelir' başlıklı haberi sosyal medya hesabından paylaşmasını 'örgüt propagandası' saydı. Ancak mahkeme bu habere, Gergerlioğlu'nun yazdığı bir makale muamelesi yaptı. Üstelik, söz konusu habere ilişkin, haberi yayınlayan siteye herhangi bir dava ya da soruşturma açılmış değil. Kararı trajikomik ve skandal olarak niteleyen Gergerlioğlu, "Ceza vermek için bir tane suç bulmuşlar onu da doğru bulamamışlar. 2 buçuk yıl hapis cezası veriyorsunuz ama o yazıyı benim yazmadığımı dahi bilmiyorsunuz. Bu kadar sorumsuzca cezalar veriliyor" dedi. MAHKEME PAYLAŞTIĞI HABERİ 'YAZDIĞI MAKALE' KABUL ETTİ Mahkemenin gerekçeli kararında Gergerlioğlu'nun suçlandığı habere ilişkin şu ifadeler yer alıyor: "20 Ağustos 2016 tarihinde www.t24.com.tr isimli internet sitesinde yazmış olduğu yazıyı paylaştığı, bu paylaşım incelendiğinde 3 adet teröristin elinde AK-47 uzun namlulu tüfekleriyle fotoğrafı ve bu fotoğrafın yanında 'PKK: Devlet adım atarsa barış 1 ayda gelir' sözünün yazılı olduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen paylaşımın içeriği ve yanındaki görsel dikkate alındığında sanığın PKK/KCK terör örgütünün propagandası mahiyetinde fotoğrafa yer vererek, silahlı terör örgütü PKK'nin şiddet, cebir içeren yöntemlerini övücü ve teşvik edici şekilde propagandasını yaptığı açıktır." 'SUÇLAMALARIN HEPSİ KOMEDİ' Kararı Artı Gerçek’e değerlendiren Gergerlioğlu, "Benim 9 Ekim 2016’da ‘Çocuklarımızın tabutu yan yana duracağına, dirileri yan yana dursun, eşitçe, kardeşce ve omuz omuza’ paylaşımını yapmama ilişkin dava açıldı. Bu paylaşım sonrası benim makalelerimi, paylaşımlarımı incelemeye almışlar ve suç çıkarmaya çalışmışlar. 6 tane böyle hukuki olarak inanamayacağınız şeyler var suç diye niteledikleri. Mesela 'Kolombiya'da barış gerçekleşti Türkiye'de niye olmasın?' yazmam 'PKK övgüsü' olarak değerlendirilmiş, İMC TV'de programlara sık sık çıkmam suç olarak yorumlanmış. Programda ne konuştuğum değil suçlama konusu, sık sık gitmiş olmam. Darbe girişimi sonrası Öcalan'ın kardeşi vasıtasıyla yolladığı bir mesaj vardı; 'Eğer devlet bir adım atarsa barış sağlanabilir' demişti. Ben bunun üzerine 'Öcalan'ın mesajıyla barış gelir mi?' diye bir makale yazmıştım. Yazıda içinden geçilen dönemde bu mesajın başarılı olamayacağını, bu koşullarda barışın mümkün olamayacağını yazmıştım. Bu bile terör örgütü propagandası sayılmış. Hepsi komedi" dedi. SAVCI SUÇLAMALARIN 5'İNDEN VAZGEÇTİ Bunlar dışında bir de T24'ün yer verdiği haberi 'barış için bir imkan' diyerek paylaştığını söyleyen Gergerlioğlu, "Mahkeme 6 tane böyle suç diye niteledikleri paylaşımlardan yargılamıştı beni. Ben de savunmamı yapmıştım. Suçlamalar o kadar gülünçtü ki duruşma savcısı 5’inden vazgeçti zaten. Bunlardan vazgeçince bu haberi gösterdiler. Ben de bu haberin benim olmadığını, bunu sadece paylaştığımı söyledim. Haberde kullanılan fotoğrafta silahlı insanların yer almasını suçlama konusu yaptılar. Böyle bir haberde ne kullanılsın, tatil beldesi fotoğrafı mı? Savcı bir tek buradan ceza istedi. Ben de bunu benim makalem olmadığını anlattım. Üstelik bu habere ilişkin bir yargılama da yok. T24'e sordum yok dediler. 2 hafta sonra gerekçeli karar açıklandı. O kadar basmakalıp, özensiz hazırlanmış ki T24'ün girdiği haber, benim makalem olarak yer alıyor. Bu gerçekten büyük bir skandal" dedi. 'İNSANLARIN HAYATLARIYLA İLGİLİ KARARLAR BU KADAR ÖZENSİZCE ALINIYOR' İstinaf mahkemesine başvuracaklarını söyleyen Gergerlioğlu, "Ülkede azıcık hukuk varsa bunun bozulması lazım. 2 buçuk yıl hapis cezası veriyorsunuz ama o yazıyı benim yazmadığımı dahi bilmiyorsunuz. Bu kadar sorumsuzca cezalar veriliyor. Bu hukuk tarihine geçecek bir skandal. Üzücü bir durum. Böyle basit hatalar nasıl yapılıyor. Türkiye’de maalesef bu işler bu kadar basit. İnsanların hayatıyla ilgili bu kararları böyle alabiliyorlar. Bir paylaşımım nedeniyle açılıyor dava, ceza vermek için başka şeyler ekleyip bir çorba yaparak suç çıkarmaya çalışıyorlar. Sonuçta bir tane bulmuşlar ama onu da doğru bulamamışlar. Fıkralık işler gerçekten, Levent Kırca parodilerine konu olacak bir mesele. Ben başka izah bulamıyorum. Dünya hukuk tarihine kara harflerle yazılacak kararlar bunlar" şeklinde konuştu.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
'Cumhur İttifakı'na katılın diyorlar; ben deli miyim?' Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, AKP ve MHP'nin ittifakı hakkında konuştu. Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, AKP ile MHP'nin 'Cumhur İttifakı'na değinerek, ''Hükümetin aleyhinde konuşanlar, yarın hapse atılıyor, işinden oluyor. Böyle bir ülke olmaz. Şimdiden gelin Cumhur İttifakı'na katılın diyorlar. Ya ben deli miyim ki böyle bir mesuliyetin altına gireyim. Bizim hangi beklentilerimiz varmış da, kaç bakanlık, kaç milletvekili? Bu millet, 20 tane değil, 120 tane değil, 250 tane milletvekilliğine bile satılamaz. Bunu herkes bilsin" dedi. SP Lideri Temel Karamollaoğlu, Karaman'da partisinin il başkanlığı kongresine katıldı. Salon önünde meşale ve konfetilerle karşılanan Karamollaoğlu, ülke sorunlarının hükümetin gündeminde olmadığını ileri sürdü. Karamollaoğlu, şöyle konuştu: ''Ülkemiz oldukça karışık bir dönemden geçiyor. Kiminle ülke meselelerini görüşmeye kalksak, her birinin çok ama çok ciddi problemlerle karşı karşıya olduğuna şahit oluyoruz. Öbür taraftan da dönüp bu ülkeyi yönetenlere, bu ülkeyi 15 yıldır idare edenlere, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, hükümete bakıyoruz. Hikmet-i ilahi, bu problemlerin neredeyse hiçbirisi gündemlerinde yok. Türkiye’de bir tane gündem var onlara göre. Meclis'ten seçimlerle ilgili yasalar çıktı. Uyum yasalarını bekliyorduk biz ama sadece seçimlerle ilgili bir paket getirildi. İttifak kurabilme şartları oluşturuldu. Daha seçim gündemde bile değilken yer yerinden oynuyor, Cumhur Birliği, Cumhur İttifakı gibi. Şu anda bir hükümet var, Meclis var, şu anda ülkenin problemleri dertleri var.'' 'HAREKÂT SİYASİ MESELE HALİNE GETİRİLEMEZ' Şimdiden seçim ittifakının konuşulmasına tepki gösteren Karamollaoğlu, ''Niye bu memleketin dertlerini gündeme getirip tartışmıyorsunuz da, ne zaman olacağı belli olmayan seçim ittifakları için şimdiden ülkeyi ayağa kaldırmaya çalışıyorsunuz? Biz dün de, bugün de ülkenin meselelerini önümüze kor, o meseleleri nasıl çözeceğimizi konuşurduk. Bugün, dört bir tarafımız ateşle çevrili, ordumuz Afrin’de bir harekât yapıyor. Her gün canlı yayınları seyrediyoruz televizyonlarda ama bunu iç politik malzemesi haline getirmek Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülüktür. Bu milli bir davadır. Her ülke kendi sınırlarında kendisini tehdit eden bir hadise meydana geldiği zaman elbette müdahale hakkını taşır ama bu siyasi bir mesele haline getirilemez getirilmemelidir'' dedi. SEÇİM İTTİFAKI Seçim ittifakına katılıp mesuliyetin altına girmek istemediklerini de ifade eden Karamollaoğlu, ''Ülkemizde büyük bir baskı var. Herkesin üzerinde bir endişe var. Niye? Acaba benim yakınlarıma bir zarar gelir mi, diye. Adalet mekanizması var. Birileri sahip çıkar size. Yo kimse sahip çıkamıyor. Hükümetin aleyhinde konuşanlar, yarın hapse atılıyor, işinden oluyor. Böyle bir ülke olmaz. Şimdiden gelin 'Cumhur İttifakı'na katılın diyorlar. Ya ben deli miyim ki, böyle bir mesuliyetin altına gireyim. Bizim hangi beklentilerimiz varmış da kaç bakanlık, kaç milletvekili? Bu millet, 20 tane değil, 120 tane değil, 250 tane milletvekilliğine bile satılamaz. Bunu herkes bilsin" diye konuştu.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Yeni Türkiye...
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Süreci anlamak için
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Yahudi lobileri AKP’yi, Recep Tayyip Erdoğan’ı bu süreçte destekleme kararı aldılar. (Ocak 2014 tarihli bir yazı..: Ergenekon’un karakutusu sayılan Tuncay Güney anlatmış) “New York’taki Yahudi dostlarım merkezi hükümeti, AKP’yi, Recep Tayyip Erdoğan’ı bu süreçte destekleme kararı aldılar. Aslında biliyorsun, sevmezler. Bağımsız olan ve satın alınamayan Cemaatten ise çok korkuyorlar. AKP’yi bitirmek çocuk oyuncağı, ANAP gibi kağıttan kaplan, bir üflesek yıkılır ama cemaatın kemiği sağlam, yıkılması zor diyorlar. Hedef cemaatı zayıflatmak, daha sonra Erdoğan’ı safdışı bırakmak kolay iş, o kadar fazla açığı var ki. Cemaat’de aydın, çok sağlam bir kesim var. Oysa AKP’dekiler toplama kampı gibi, çıkarları bitti mi bir düdükte saf değiştirirler.” Tepkim anında oldu: “Cemaatı bitirmek planı haince, Türk milleti Erdoğan’ı af etmeyecektir, ayrıca AKP ve Erdoğan kendi kendine Voyvoda kazığı geçiriyor, kendi ayağına kurşun sıkıyor, AKP gemisi hızla su alıyor. Bu kadar aptallığı yapmak için nasıl bir danışmanlık alıyorlar?” Tuncay uzun bir kahkaha attı ve tesbitini iletti: “Erdoğan’ın etrafındaki dalkavuklar ve yalakalar öyle demiyorlar ama. Cemaatten kurtulunca güçleneceklerini sanıyorlar. Pek çok tarikat ve cemaat Erdoğan’ın korkusundan ve menfaatlerinden dolayı cemaata savaş açtı, cemaate küfür ettikce değerleri artıyor. Erdoğan güya herkesten biat almış, cemaat ise direniyormuş. Direncini kırmak, siyasetin emrine sokmak için her türlü şantaj ve tehdit devrede. Paralel örgüt iddiası bundan, silahsız örgütde oluyormuş demek! Bak şimdi de Ergenekoncuları, Balyozcuları Silivri’den salıyorlar ve cemaatın üzerine saldırtacaklar. İntikam alacaklar.” https://www.facebook.com/derinsiyaset2013/posts/717274114951546 https://caytiryakileri.wordpress.com/2014/01/06/yahudi-lobisi-cemaati-bitirmek-zor-erdogan-kolay-is/
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kırıkkale Cazaevi’nde yine işkence: ‘Adettendir’ deyip saldırıyorlar Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nde dün yapılan açık görüş sonrası siyasi tutsaklar, gardiyanların saldırısına uğradı. İşkenceye maruz kalan siyasi tutsaklara, hapishane yönetimi tarafından bir de soruşturma açıldı. http://aktifhaber.com/iskence/kirikkale-cazaevinde-yine-iskence-adettendir-deyip-saldiriyorlar-h113590.html
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:a999:c2d2:1847:8b18
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün 30 Temmuz 2014 yılında tutuklandı O günden sonra ne arayanı var nede soranı Vefasızlık bu kadar kötü birşeymi Yıllarını ülkesi için feda etmiş birini bir millet nasıl unutabilir Atayün'ün eşi B.A. ve oğlu B.S.A,da tutuklu
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ad8c:4da0:d65e:9e7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP vesayeti yıktı diyenlere gelsin
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:ad8c:4da0:d65e:9e7f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Ece Sevim Öztürk, 15 Temmuz gecesi Marmaris’te yaşananları yazdı: Erdoğan’ın haberi olmasa bile birilerinin var! Gazeteci Ece Sevim Öztürk, 15 Temmuz hain darbe girişimine ilişkin karanlık noktalamaları sorgulamaya devam ediyor. Aydınlatılmayı bekleyen alanlardan biri de, AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o gece bulunduğu Marmaris’te yaşananlara ilişkin. Cumhurbaşkanı’nı almaya gönderilen timin Erdoğan otelden ayrıldıktan sonra bölgeye ulaştırılması ve tim konutanı askerin duruşmada tuzağa düşürüldüklerini söylemesi medyaya yansımıştı. Gazeteci Ece Sevim Öztürk ise, TBMM Darbe Araştıma Komisyonu raporu başta olmak üzere diğer resmi veriler üzerinden, Erdoğan’ın bölgedeki hareketlerinde yaşanan tutarsızlıkları ortaya koydu.”15 Temmuz davalarında çoğunlukla erler, harbiyeliler, kursiyerler filan yargılanıyor. Planlayıcılarının kim olduğu hala belli değil. Gerçek failleri ortaya çıksın diye uzun süredir araştırma yapıyorum.” diyen Ece Sevim Öztürk, ‘Cumhurbaşkanı’nın haberi olmasa bile birilerinin var’ tespitinde bulundu. Gazeteci Öztürk, notuyla Twitter hesabından paylaştığı bilgiler şöyle: 1) Erdoğan’ın 15 Temmuz’da, Marmaris’i terk etme saati: TBMM Komisyon Raporuna göre: 00.11, CHP’nin şerhine göre: 00.30, Vali’ye göre: 01.20, Kamera kayıtlarına göre: 00.45 (Kamera kayıtlarının bilirkişi raporunda ‘CB bu helikopterde olduğu değerlendirmesi yapılamaz’ deniliyor.) 2) 01.30 : Cumhurbaşkanı’nın içinde olduğu iddia edilen helikopter Dalaman’a iniyor. <Mase kayıtlarında helikopter hareketliliğine dair kayıt yok> -Dalaman Havalimanı kule telsiz ve telefon kayıtlarında Cumhurbaşkanı’nın helikopteri ile yapılan bir görüşme yok. 3) TBMM Komisyonu raporuna göre; uçak Dalaman’da iken havalimanı emniyetinden sorumlu Emniyet Müdürü O. Karadeniz, Cumhurbaşkanı’nın korumalarına “Kulede asker var. Kuleyi askerden arındırayım mı?” diye soruyor. Cumhurbaşkanı’nın suikastten kıl payı kurtulmasına rağmen askeri “tehdit” olarak görmüyorlar. 4) TBMM Komisyonu tutanaklarında AA muhabiri Sabri Kesen’in ifadesinden, Cumhurbaşkanı’nın yerel muhabirlere açıklama yaptığı ancak yayımlanmadığını biliyoruz. Ancak Otelden ayrılışı, helikoptere binişi, Dalaman’da uçağa binişine dair hiç görüntü yok. -Havalimanı görüntülerine yayın yasağı var. 5) Marmaris dava dosyasında “Sn. Cumhurbaşkanı’nın Dalaman’daki görüntüleri”ne ilişkin asker savunmaları, ifadelerde o uçak görüntülerinin kesinlikle Cumhurbaşkanı’nın veya ailesine ait olmadığının altını çiziyor. Kendilerine ısrarla görüntünün verilmemesini eleştiriyorlar duruşmalarda. 6) Asker savunmalarında, Dalaman’dan havalanan görüntülerdeki uçağın Gulf tarzı ATA uçağı olduğu halde, Atatürk Havalimanına inen uçağın Boing tarzı ATA uçağı olduğu belirtiliyor. Hatta 15 Temmuz klibinde boingten inişinin birkaç saniyelik görüntüsü vardı. 7) Dava d. (8. Klasör) ve kule kayıtlarında Sn. Cumhurbaşkanı’nın Dalaman’dan kalktığı iddia edilen uçağının uçuş kodunun TK845 olduğunu anlıyoruz. Flight Radar uçuş programına göre 01.20’de iniş yaptığını görüyoruz. Hatta @veliagbaba “Resmi açıklamadan 2 saat önce indi, havada bekledi” demişti. 8) Hatta Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, basın demecinde saat 23.00’da Cumhurbaşkanı’nı aradığını ancak Cumhurbaşkanı havada olduğu için görüşemediğini söylemişti. 9) -Sn. Cumhurbaşkanı tatile giderken uçağının arıza yaptığı iddiasıyla Aydın – Çıldır havalimanına indirilmesi, -Oradan kendi helikopteri değil de otel sahibi Serkan Yazıcı’nın helikopteri ile otele geçmesi, -Yakın dönem içerisinde ilk defa yaverini yanına almaması, 10) -Sn. Cumhurbaşkanı tatillerde de Cuma namazına gider ancak bu kez halkın arasına hiç karışmaması, -15 Temmuz’da Denizli, İzmir, Aydın ve Dalaman’da dört ayrı uçağın hazır bekletilmesi (hazırlanma süresini de düşünürsek) Cumhurbaşkanı’nın kendi haberi olmasa bile birilerinin olduğunu gösteriyor.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Ergenekon/Balyoz davaları ve Cemaat yargılamaları arasındaki fark... Devletin güvenliğinden sorumlu kadrolar KAPI gibi delillere dayanarak yürrüttüğü operasyonlarda tutuklanan 3-5 asker için yıllarca KUMPAAAS yaygarası koparanlar 15 temmuzdan sonra hiçbir delil olmadığı halde tutuklanan binlerce askere kılı kıpırdamıyor, hatta "fetöcü" iftirası atarak terörist diyebiliyorsa haini bunların içinde arayacaksın ! ETÖ ve FETÖ arasındaki en büyük fark fetö`nün hayali bir palavra olması, varlığına ve suç işlediğine dair hiçbir delilin olmaması, yargı tamamen rejimin kontrolünde olduğu halde mahkeme kararının dahi olmamasıdır. ETÖ ise tam tersi, suç işlediklerine dair KAPI gibi deliller var, bağımsız yargı tarafından verilen mahkeme kararı var, yargitay onayı var... Ve daha başka farklarda var... OKUYUN: https://twitter.com/SurgunBinbasi/status/908978460424593408 Ergenekon ve Balyoz’un sözde mağdurları son günlerde tekrar gündeme gelmeye başladılar. Kamuoyunda hepsi sanki masumken tutuklanmışlar ve yargı önünde aklanmışlar gibi bir hava oluşturulmaya çalışılıyor ama gerçek öyle değil. Oluşturulan genel havanın aksine bu şahısların hiçbirinin davaları henüz sonuçlanmış değil. (Ergenekon davası yeniden başladı https://www.birgun.net/haber-detay/ergenekon-davasi-yeniden-basladi-165917.html) Ayrıca, bu şahıslar 15 Temmuz’dan sonra yapılanların onda birine maruz kalmadı hiçbir dönemde. Tutuklu oldukları zaman dilimi de dahil.. Hapishanede krallar gibi yaşıyorlardı, odalarında Digitürk dahi vardı hepsinin. Yedikleri önünde yemedikleri arkalarında idi. Maaşlarının üçte ikisini alıyorlardı, yurtdışında görevliyken tutuklananlar yurtdışı maaşı almaya devam ettiler. (Tutuklu askere 2/3 maaş http://www.hurriyet.com.tr/tutuklu-askere-2-3-maas-18302411) TSK çapında kampanyalar düzenledi ve avukat vs masrafları adı altında “gönüllü” para yardımı toplandı personelden Avukatlık masrafları için hukuki yardım sandığına ek olarak birliklerin kantin gelirleri de kullanıldı bu kapsamda.. TSK’da düzenli olarak ziyaretçi listeleri oluşturuldu ve personel @hvkktsk nın ulaştırma uçakları ile götürülüp getirildi ziyaretlere. Haklarında binlerce delil olmasına rağmen hiçbiri ihraç edilmedi ordudan. Emekliye sevk edildiklerinde ise emekli maaşlarını almaya devam ettiler eksiksiz olarak. Ayrıca hiçbir hakları gasp edilmedi, orduevi vs gibi tüm imkanlardan yararlanmaya devam ettiler emekli olduktan sonra. Hatta tutuklu iken emekli olanların aileleri kanuni olarak böyle bir hakları olmamasına rağmen lojmanlarda kalmaya devam Hiçbirinin eşlerine ve çocuklarına dokunulmadı; çalışan eşlerin hiçbiri kamudan ihraç edilip yokluğa mahkum edilmedi. Tüm bu kıyaklara ilave olarak tahliye olduktan sonra bir de üstüne milyarlarca liralık tazminat aldılar. http://www.ntv.com.tr/turkiye/balyoz-davasinda-rekor-tazminat,83kwGnLeKkarYKnrQegJfQ Osman Başıbüyük, Bedrettin Dalan ve Mustafa Bakıcı gibi hüküm giymiş sanıklar hiç hapis yatmadan yurtdışında tamamladılar süreci. Bir kısmı tahliye olduktan sonra devletin yan kuruluşlarında ballı maaşla işe başladılar, Nogaylaroğlu gibi. (Balyoz'dan çıkan paşalar kritik görevde http://odatv.com/balyozdan-cikan-pasalar-kritik-gorevde-1803171200.html) Hakan Akkoç gibiler ise aldıkları milyarlarca lira tazminatın yanında yüksek maaşlı NATO kadrolarına yerleştirldi http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/nato-komutani-671-bin-lira-tazminat-kazandi-1001203/ Ahmet zeki ucok gibi “şovmen”liğe soyunanlar oldu veya mustafa onsel, Türker Ertürk gibi haybiyeden köşe yazarı yapılanlar.. Mehmet Ali Çelebi gibi hiçbir vasfı olmayanlar bile en kötüsünden odatv tarafından sahiplenildi, ortada bırakılmadılar http://odatv.com/kim-bu-mehmet-ali-celebi-1408131200.html 15 Temmuz’dan sonra yaşananlar ise Ergenekon ve Balyoz sürecinden çok farklı oldu. Henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmamasına rağmen, hatta birçoğu, hakkında henüz iddianame bile yokken sorgusuz sualsiz ihraç edildi Tüm hakları ellerinden alındı, emekli olmuş olanların bile emeklilikleri iptal edilip maaşlarına el konuldu. Tutukluluk ve gözaltı süresince insanlık dışı muameleler yapıldı, yapılmaya devam ediyor. Birçoğu tek kişilik hücrelerde tutuluyor hala. Ergenekon ve Balyoz sürecinde olmayan mektup, kitap ve ziyaretçi yasağı en katı şekilde uygulanıyor, ziyaretçilere güçlük çıkartılıyor. Hiçbir zaman kelepçelenmeyen Ergenekon ve Balyoz'dakilerin aksine duruşmaya dahi kelepçeyle getiriliyor insanlar Eşyalarını toplamalarına dahi fırsat verilmeden aileler apar topar lojmanlardan dışarı atıldı bu süreçte. Çoğunun eşi işsiz olduğu ve etrafında sahip çıkan olmadığı için çoluk çocuk ortada kalakaldı öylece. Tüm bu gerçeklere rağmen Ergenekon ve Balyoz vs. sanıkları utanmadan hala mağdur edebiyatı yapıyorlar. Hepsinin dilinde aynı nakarat “mağdurum da mağdurum” Hadi ordan.. --------------------------------------------------------------- Ayrıca bakınız: 1. Ergenekon Yargılamalarında (EY) yargılanan örgüt için medyada “İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü” şeklinde bir ifade kullanılabileceği yönünde karar alındığı için yargılama boyunca medya haberlerini verirken bu tanımlamayı kullandı. AKP Yargılamalarında (AKPY), bırakın bu yönde bir karar alınması, FETÖ tabirini ısrarla kullanarak ve yargılamaları sırasında açıkça ihsası rey içeren açıklamalarıyla yargıladığı insanları peşinen mahkum etmektedir. Medya mahkemelerin yerini alarak kararlar vermekte, insanların ipini çekmektedir. 2. Ergenekon ve Balyoz yargılamalarında tüm sanıklara istisnasız “Siz” ve “Bey/Hanım” ekleriyle hitap ediliyordu. AKPY de ise, sanıklara “Sen” ve yalnız ön isimleriyle hitap edilmesi konusunda mahkemeler adeta yarışıyor. Yargılamalarda hukuk dili kullanılmıyor. 3. Ergenekon ve Balyoz yargılamalarında haftanın hemen her günü duruşma yapılıyor ve bu duruşmalar gece geç saatlere kadar devam ediyor, başlarda her gün daha sonra ise haftada/iki haftada bir gün talepler ve tutukluluğa karşı talepler alınıyordu. Mahkemeler bu şekilde yıllarca duruşma yapmıştı. AKP yargılamalarında ise iki üç gün duruşma yapıldıktan sonra duruşmalar 3-4 ay sonrasına bırakılıyor. Ardından bir iki duruşma yapıldıktan sonra alelacele kararlar veriliyor. 4. Ergenekon ve Balyoz'da sanıklara sınırsız savunma hakkı veriliyor ve savunmaları kesilmiyordu. Suçlamayla ilgisi olmayan bir çok şeyi mahkeme sabırla dinliyordu. Bu yüzden Perinçek gibiler 2 ayı aşkın süre savunma yapabiliyordu. (dava tutanaklarından teyit edilebilir) AKP mahkemelerinde ise sanıkların savunmalarına müdahale ediliyor, kısa kesmeleri isteniyor. İddianamelerin okunmasına dahi çıkarılan KHK ile ihtiyaç duyulmuyor. 5. Ergenekon ve Balyoz'da sanıklar bir çok avukatla temsil ediliyor, İstanbul Barosu ve Barolar Birliği’ nden yargılamaları izlemek için temsilciler katılıyor, zaman zaman söz alıp değerlendirme yapmalarına izin veriliyordu. AKP yargılamalarında ise sanıkların bırakın bir çok avukatla temsil edilebilmesini, sanıklara avukatlık yapan ve yapacak yüzlerce avukatının tutuklanmasından dolayı, kanun gereği zorunlu müdafii eşliğinde alınması gereken savunmalar bile avukat olmaksızın yapılıyor ve bu açık hukuksuzluğa göz yumuluyor. 6. Ergenekon ve Balyoz'da duruşmaları kaçırmayan, gözlemci olarak duruşmaları izleyen ve bu konumunu unutarak duruşma salonundaki diğer avukatları mahkeme aleyhine örgütleyen baro başkanı Ümit KOCASAKAL vardı. AKP yargılamalarında ise, sanıkların avukat taleplerine karşı yasal olarak atama zorunluluğu olmasına rağmen, “F… sanıklarına avukat atayacak kadar enayimiyim, elbetteki kimseyi atamadık. atamayacağız” diyen ve normal zamanlarda bu sözlerinden dolayı bırakın baro başkanı olarak kalması, avukatlıktan hemen ihrac edilmesi gereken bir Ümit KOCASAKAL vardı. 7. Ergenekon ve Balyoz'da sanıkların bir çok talebi konusunda ara kararlar verilip, birçok kuruma yazılar yazılarak, sanıkların taleplerine cevap veriliyordu. Mesela, Ergenekon mahkemesi bu konuya gerekçeli kararında değinmiş ve 7200 ara karar verildiğini açıklanmıştı. AKP yargılamalarında ise sanıkların bir çok talebi peşinen reddediliyor ve bir karar vermek için adeta yarış ediliyor. 8. Ergenekon ve Balyoz'da sesli olarak kaydedilen savunmalar çok kısa bir süre sonra sanıuklara ve vekillerine veriliyordu. AKP mahkemelerinde ise duruşma zabıtlarının sanıklara ulaşması ayları alıyor. 9. Ergenekon ve Balyoz'da kimsenin ne giydiğine karışılmıyor, takım elbise ile duruşma salonuna gelinmesi konusunda kısıtlayıcı hiçbir müdahalede bulunmuyordu. Bir çok sanık da duruşmalara takım elbiseli katılabiliyordu. AKP yargılamalarında ise sanıkların takım elbise giymelerine yasak koyma gibi akıl ve vicdan dışı uygulamalara sessiz kalınmakta ve sanıkların tek tip elbise giymesi yönünde düzenlemeler savunuluyor. 10. Ergenekon ve Balyoz'da sanıklar duruşmalara kelepçesiz, servisle ve arka kapıdan getiriliyor ve basın mensuplarının herhangi bir görüntü almalarına izin verilmiyordu. AKP yargılamalarında bunun yerine sanıklar kelepçeli olarak ve basının önünde teşhir edilip, taşkın kalabalıkların sözlü ve fiili saldırılarına maruz bırakılıyor. 11.Ergenekon ve Balyoz'da sanıklar duruşma devam ederken duruşma salonu dışında kendilerine tahsis edilen ve çay kahve ikramının mümkün olduğu söylenen kısımlara geçebilmekteydi. AKP yargılamalarında bu tür bir uygulamanın hayali bile mümkün değil. 12. Ergenekon ve Balyoz'da duruşmalara ara verildiğinde sanıkların yakınlarıyla görüşmelerine ve hatta fiziksel temas kurmalarına izin verilmekte, bazı sanıkların doğum günü için getirilen pastaların ikramına bile ses çıkarılmayıp, seyircilerin sanıklarla diyaloğuna müdahale edilmiyordu. AKP yargılamalarında ise sanıkların bu tür insani yaklaşımları görmesi mümkün görünmüyor. 13. Ergenekon ve Balyoz'da hiçbir hakim savcı meslekten atılma gibi bir uygulamaya, tehdite veya baskıya maruz kalmamıştı. AKP yargılamalarında ise yapılan yargılamalar meslekten ihraç edilen ve tutuklanan binlerce hakim-savcının olduğu ortamda icra edilmekte. Kazara iktidarın hoşuna gitmeyen karar verme gafletinde bulunan hakim ve savcılar ise hemen cezalandırılıp ya açığa alınmakta veya onlarda mesleklerinden ihraç edilmekteler. 14. Ergenekon ve Balyoz'da tutuklanan ve sadece 3 ay tutuklu kalan, hiçbir şekilde kelepçe takılmayan, duruşmalara uçakla getirilip götürülen bir İlhan Cihaner ve bu tutukluluk aleyhine manifesto yazan, hakim savcıların sitesi adalet.org da esip gürleyen, hukukun genel ilkelerinden, mesleki etikten dem vuran bir çok hakim savcı avukat vardı. AKM yargılamalarında ise 13 aydır tutuklu, ters kelepçe takılarak göz altına alınan, duruşmalara kapalı kutu ring araçlarıyla getirilen binlerce hakim ve savcı ve bu tutukluluklar ve uygulamalar karşısında lal kesilen, adalet.org sitesinde değil bir şeyler söylemek, herhangi bir yerde ağzını açmaktan ödü kopan, hukukun genel ilkeleri ve mesleki etiği çoktan unutan ve de gömen binlerce hakim-savcı var. 15. Ergenekon ve Balyoz'da memur sanıkların (asker, polis, öğretmen …)maaşları belli bir oranda devam etmekteydi ve hatta yapılan kanunla bu oranda artırılmıştı. Yargılama boyunca sanıkların memuriyetinin sonlandırılması gibi bir uygulama söz konusu değildi. AKP yargılamalarında bırakın maaşların devam etmesi, yargılanan herkesin tüm mal varlıklarına, taşınır taşınmaz mallarına, banklardaki paralarına el koyuldu. Yargılanan tüm kamu görevlileri, daha haklarında hiçbir karar yokken mesleklerinden ihraç edildiler. 16. Ergenekon ve Balyoz'da saglık durumları nedeniyle senelerce hastanelerde yatan sanıklar vardı. AKP yargılamalarında bırakın tutukluluğunu hastanede geçirme gibi bir imkana sahip olma, cezaevlerinde hasta olan veya hastalanan bir çok sanık sağlık hakkından mahrum bırakılmakta, hastaneye sevk edilmiyor. 17. Ergenekon ve Balyoz'da "tutuklamanın bir tedbir olduğunu ve tutuklu yargılamaya karşı olduklarını her vesileyle ve her platformda tekrarlayan vicdan! sahibi siyasetçiler vardı. AKP yargılamalarında ise aynı siyasetçiler kayıplarda iken, bu tür söylemleri dile getirmeye cesaret etmek bile ihtimal dahilinde değil. 18. Ergenekon ve Balyoz'da sanıkların ailelerine dokunma gibi alçakça bir uygulama söz konusu olmamıştı. Kise ne özgürlüğünden ne işinden olmuştu. AKPY da ise rehine sistemi işleme koyuldu. “ Eşini – babanı bulamadık onun yerine seni tutukladık, onlar gelsin seni bırakalım” sözleri pervasızca kullanılıyor. İnsanlar yargılanan yakınlarından dolayı mesleklerindemn oluyor. 19. Ergenekon ve Balyoz'da sırf bu davaların sanıkları için, eşlerle ayda bir kere 24 saate kadar bir araya gelme fırsatı sunan odalar inşa edilmişti. Şimdilerde kana susamış, hayatlara son vermeye ve can almaya talip Sedat Peker gibilerinin çocukları bu odalarda hayat bulmuştu. AKPY ise yasalar buna müsade etmesine rağmen, keyfi olarak insanların eşleriyle bir araya gelmeleri engelleniyor. 20. Ergenekon ve Balyoz'da hamile ve lohusa kadınlara dokunulduğuna dair tek bir örnek yoktu AKPY da ise hamile ve lohusa kadınlara yapılan vahşet zirvelerde ve hız kesmeden devam ediyor. 21. Ergenekon ve Balyoz'da işkence yapıldığına dair tek bir iddia yoktu. Bunu bu davaların meşhur avukatı Celal Ülgen “Hiçbir sanığa fiziksel işkence olmadı” diyerek de tasdik etmişdi. Birçok sanık eğitimli ve kibar polislerden ve gardiyanlardan bahsediyordu. AKP yargılamalarında işkence iddiaları ayyuka çıkmış durumda. Sanıklar savunmalarında işkenceci polisler, jandarmalar ve hatta emekli askeri personelden bahsediyor. Boy boy işkence fotoğrafları bir maharet gibi sosyal medyada sergileniyor. Siyah transportlar ring yapıyor, fing atıyor. Aileler kaybolan yakınlarına ulasamıyor. Hiçbir yargı merciide bu iddialar üzerine korkusundan harekete geçemiyor. 22. Ergenekon ve Balyoz'da sadece hukuka vurgu yapan, hukukun temel ilkelerini devamlı gündeme getiren ve herkes için hukuk diyen avukatlar vardı. AKPY da ise bu avukatlar kayıpları oynuyor, yapılan hukuksuzluklar karşısında seslerini duyana aşk olsun. 23. Ergenekon ve Balyoz'da aramaların usulsüzlükleri, dijital delillerin ve istihbari çalışmaların hukuki değeri ve benzeri bir çok konuda her platformda konuşan avukatlar vardı AKP yargılamalarında hukukta hiçbir delill değeri olmayan Bylock kepazeliği karşısında aynı avukatlar üç maymunu oynuyor. 24. Ergenekon ve Balyoz'da tutuklu birkaç avukat için meslektaş dayanışması gösteren ve avukatların tutuklanmasını savunma hakkının ihlali sayan samimi! Barolar ve avukatlar vardı. AKPY da aynı baro ve avukatlar yüzlerce avukatın tutuklanmasına sessiz kalmakta. Savunma hakkının kutsallığını, kendi savunduklkarı kişilerin savunma haklarının kutsallığı olarak görmekte. Barolar Birliği Başkanı olan kişiler ise iktidarın suç ortaklığına soyunmakta, binlerce iddiayı araştırma yerine, vatandaşına zulmeden iktidarın yurtdışında sözcülüğünü yapmakta ve tutuklumeslektaşlarının haklarını savunma konusunda tek bir adım atılmıyor. https://www.facebook.com/derinsiyaset2013/posts/1642248419120773
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki: Cemaati temizleyecek bizden başka Allah’ın kulu yoktu... Perinçek: Cemaati en iyi biz tanıyoruz AKP bizim yanımıza geldi memnunuz Kim kimi temizleyecek görecegiz yakında. Gerçek hüküm sahibi Allah'dır.. http://www.kronos.news/tr/ozhaseki-cemaati-temizleyecek-bizden-baska-allahin-kulu-yoktu/ http://www.kocaelibarisgazetesi.com/guncel/perincek-feto-yu-en-iyi-biz-taniyoruz-h81102.html https://www.timeturk.com/dogu-perincek-akp-bizim-yanimiza-geldi-memnunuz/haber-477023
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Tımarhanede bugün. Çankırıda balıklar kayboldu. Halk, balıkların Afrin'e savaşmaya gittiğine inanıyor. Şaka değil. http://www.ensonhaber.com/cankirinin-asker-baliklari-afrine-gitti.html http://www.haberturk.com/video/haber/izle/cankiridaki-asker-baliklarin-afrine-gittigi-dusunuluyor/460266 NOT: Çankırı Referandumda % 73.3 ile AKPyi desteklemişti) Ak-Koyunların da gitmesini umuyoruz.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Bugünlerde insanların dilinden düşmeyen, ama bana göre yanlış olan bir tabir var: Bu ülke bitmiş, ne adalet kalmış, ne insanlık. Çürümüş bu halk için hiçbir şey yapmaya değmez. Erdoğan diktatörü ve Perinçekçi Terörist Örgüt/Sözde Vatan Partisi, bu ülkedeki milyonların geleceğini ve hayallerini çaldı. Bunların hırsızlığından daha büyük bir hırsızlık olamaz. Eğer bugünden sonra, haksızlığa uğrayan bütün kesimler, çürümüş halktan ve ahlaksızlığın-hırsızlığın geçer akçe olmasından ötürü mücadele etmede tereddüt yaşıyorsa şunu hatırlasın: Bugün geleceği çalınan insanlar, kendilerine ait olanı geri almak için dik durmalılardır. Bugün milyonlarca insan, ütopik hayalleri olan ahmaklar tarafından mağdur edildi, soyguna uğradı. Kendisinden çalınan varlığını korumak ve geri almak için çabalamak, herkesin hakkıdır. Bunu yapmamak hırsızlara daha fazla cesaret verir. Erdoğan’ın kulları siyasal islamcılar ve Perinçekçi Terörist Örgütün azılı mensupları, Türk Ordusunun yetiştirdiği ne kadar kaliteli personel varsa hapislere doldurup çürütme derdnde. Sizin gibi hain 2 topluluğun alçaklğı gibi bu ortak alçaklık Türk tarihinde başka bir yerde yok. Siyasal islamcı hainler, adalet getireceğiz naralarıyla böğüre böğüre geldiler. Adalet sisteminin kökünü kazıyıp, kendi kafalarına uymayan herkese etmedikleri kötülük kalmadı. Perinçekçi Terörist Örgüt, zaten Türkiyedeki insanların çoğunu kendine tehdit olarak görüyordu. Onların ülke düşmanlığı zaten bilinen bir gerçekti. Vatanseverim diye ortalıklarda dolanan siyasal islamcı ve dinci zorbalar, sizler de Perinçekin trenine bindiniz, ülkeyi bitirdiniz. Yalnız bu kadar hainlik size az gelir, kalan TSK mensuplarını da meslekten atın ve inşaat halinde olan diğer hapishanelere doldurun. Zira ortada düzgün ve namuslu insan bırakmamak için bu şart. Allah tez zamanda belanızı versin. 7 kat yerin dibine batın da, bir daha da çıkamayın. Türk Subayı ‏
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İşkencenin belgesi: Gökhan Açıkkollu böyle öldürüldü Çağdaş Ses Genel Yayın Yönetmeni Ece Sevim Öztürk, OHAL sürecinde gözaltındayken işkence sonucu öldürülen Gökhan Açıkkollu'nun nasıl ölüme götürüldüğünü araştırmaya devam ediyor.. Ece Sevim Öztürk, Gökhan Açıkkollu'nun gözaltındayken nasıl işkence gördüğünü raporlarla ortaya koydu. İşte Çağdaş Ses'de yer alan o raporlar.. Gökhan Açıkkollu... Binlerce meslektaşı gibi, öğretmenlikten ihraç edildiğini, 23 Temmuz 2016’da Resmi Gazetede yayımlanan 667 sayılı KHK’dan öğrendi. Aynı gün saat 23:00 civarında terörle mücadele ekipleri evini bastı. Açıkkollu’nun elleri arkadan kelepçelendi, arama yapılırken çağrılan yönetici ve eşi de evde tanık olarak tutuldu. Evde yöneticinin tanıklığında hem darp edildi hem de şeker krizi geçirince elleri açılmadan insülin iğnesi vuruldu. Baskın sonrası terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alınan Gökhan öğretmene polis aracı içinde de şiddet uygulandı. Sağlık kontrolünde de sırtına, gözünün kenarına ve omuzlarına vurulmaya devam edildi. Konya’daki ailesi Gökhan öğretmenin gözaltına alındığını, 24 Temmuz Pazar sabahı TEM’den bir polisin araması üzerine öğrendi. Bunun üzerine Mümine Açıkkollu, Terörle Mücadele Şubesi’ne giderek eşinin giysilerini ve ilaçlarını teslim etti. Avukat atandığında Gökhan Açıkkollu’nun nezaretteki 7. gününde avukat ataması gerçekleştirildi. Mümine Hanım, avukatın talebi üzerine yedek gözlük getirdi. Mümine Hanım, eşine gözaltında işkence yapıldığını fark ederek savcılığa suç duyurusunda bulunmak istediğini söyledi. Ancak avukat görünür yerlerinde şiddet izi görmediğini söyleyince işkence suç duyurusunda bulunmadı. 13 gün gözaltında kaldı Gökhan Öğretmen, üç kez kriz geçirdi. Hastaneye her götürülüşü bile başlı başına işkenceydi. İnsanların içinden ters kelepçeli bir şekilde geçirilen genç öğretmen, “bu adam darbeciymiş, bu adam teröristmiş, vatan hainiymiş” tacizleri arasında yürütüldü. Gökhan Öğretmen her sağlık kontrolünde maruz kaldığı işkenceyi anlattı üstelik, sessiz kalmadı. Sağlık raporlarında açık bir şekilde yer aldı yaşadıkları. Morluklar, kızarıklar, kanamalar devam ediyordu. Gözaltının dördüncü ve altıncı günündeki sağlık kontrollerinde yüzlerce kez yüzüne tokat ve göğsüne tekme atılıp sırtına basıldığını, kafasının duvara vurulduğunu anlattı. Yapılan muayenesinde yüzünün sağ tarafında, alın ve göz dışı yan bölgesinde sıyrıklar, kafa arka saçlı deri içinde şişkinlik ve yara, sağ göğüs altında ağrı, tespit edildi. Gözaltındaki beşinci gün komaya giren genç öğretmen hastaneye yatırılsa da, yaşadığı şeker ve panik atak gibi kronik hastalıklarına rağmen yeninden nezarethaneye geri götürüldü. TEM nezarethanesi C Koğuşu 3 No’lu bölümde gözaltının 13. gününde, 5 Ağustos 2016’da hayatını kaybetti Gökhan Öğretmen. Kalbi durunca 40 dakika boyunca kalp masajı yapıldı, ancak hayata döndürülemedi. Mümine Hanım’dan naaşı teşhis etmesini isteyip, kendisine eşinin eşyalarını teslim ettiklerinde ilaçların hiç eksilmediğini fark etti. Eşinin her yemekten sonra kullanması gereken iki insülin ilacının, tablet ilacının hiç eksilmediğini, 100’lü iğne kutusunun sadece 4’ünün azaldığını fark etti. Memuru gördükçe ancak ilacını alabiliyordu. Eşinin kırık gözlüğünü de yanına aldı Mümine Hanım. Gökhan Öğretmen gözaltında iken başka dosyadan gözaltına alınan Avukat Emrah Biçer, 20 Eylül 2016 tarihinde Silivri Cezaevi’ne verdiği el yazısı dilekçesiyle Açıkkolu’nun işkence ile öldürüldüğüne dair tanıklık etti. Avukat Biçer, dilekçesinde “Gözaltında iken yaklaşık 14 gün başka bir dosyadan gözaltına alınan öğretmen Gökhan Açıkkollu ile beraber kaldık. Kendisi gözaltında iken döve döve öldürülmüştür. Bu duruma en az 15 kişi şahittir. Deliller sabittir. Bu kişi için açılan bir soruşturma olup olmadığının, var ise soruşturma numarasının tarafıma bildirilmesini saygılarımla talep ederim” diye yazdı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve Türk Tabipleri Birliği yöneticisi, Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, 8 Ocak 2017 tarihli 14 sayfalık hazırladığı değerlendirme raporunda ölüm nedeninin işkence olarak kayda girmesi gerektiğini vurguladı. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi, 29 Ağustos tarihli ve 16/70527/3425 sayılı otopsi raporunda, kaburga kemiklerinde 3, 4, 5, 6, 7. kotlarda oblik bir hat izleyen kırıkların tespit edildiğini belirtti. 5. İnterkostal aralık hizasında kanama görüldüğüne dikkat çekerek, “Boyun ve sırtta cilt altında, kas içinde çıplak gözle kanama alanları tanımlanması, mikroskop ile yapılan incelemede bu kanamaların doğrulanması” noktasında tespitte bulunarak, Açıkkollu’nun gözaltı muayenelerinde bahsettiği işkenceye dair yaraların uyumlu olduğunu doğruladı. Savcı, dilekçe veren avukatın ifadesini almaya gerek bile duymadan soruşturmayı kapattı. Gökhan Öğretmen ile aynı koğuşta kalan adli tıp uzmanı Gürol Berber yaşadıklarını şu sözlerle ifade etti: “Hepimiz için zor koşullardı. Ben de tutuklanıp Silivri’ye gönderildim, orayı görseniz akademi olmuş sanki… Nerede işini iyi yapan akademisyen varsa toplayıp götürmüşler. Askerleri bilmiyorum ama orası da öyleydi. Tabii gözaltı günleri, hayatım boyunca unutamayacağım zamanlar oldu. Gökhan gözaltına alınırken önce evinde darp edildiğini, sonra emniyette dövüldüğünü anlattı geldiğinde bizim yanımıza. Çok tedirgindi, korkuyordu. Kendisini yeniden alacaklar diye endişeleniyordu. Biz de teselli ediyorduk, “merak etme, olan olmuş artık kimse sana bir şey yapmaz” diyorduk. Ama uyuyamıyordu, cenin pozisyonunda sallanıyordu yatakta çoğu zaman. Biz düzeltiyorduk, yeniden o hali alıyordu. Gökhan’ı karga tulumba alıp götürdüler yanımızdan ve işkence gördü, geri getirdiler. Artık “yeniden almazlar” da diyemiyorduk. “Bana vatan haini dediler, benim kardeşim polis ben bunları kaldıramıyorum” diyordu, aldığı darplardan ve acılardan çok ona içerliyordu. Hastaneye gitmek istemiyorduk, hem alay ediyorlardı “buradan gitmek için bahane arıyorsunuz” diyerek hem de kelepçeli gidiyorduk, çeşitli hakaretlere maruz kalıyorduk yolda giderken de… Gökhan’ı getirdiklerinde Avukat Emrah vardı, onu görünce sarıldı, göğsünü siper etti çocuk. 15 dakika ağladı Gökhan, ondan sonra anlatmaya başladı, nasıl dövdüklerini anlattı. Sırtına dizle vurmuşlar, vefat ettiği geceye kadar göğsünü tuttu, acısı vardı çocuğun. İsim ver, kurtul demişler. Bir isim uydursa kurtulacak. Eczacı Habip isminde birinden söz ediyordu, o da onun ismini vermiş, kurtulmuş belli ki. Daha önce iki kez kriz geçirmişti koğuştayken.. Şeker krizleriydi, şeker verdik.. Sinir krizi geçirdi daha sonra, biraz dolaştırdılar, kendine geldi.. Memur bey oradaysa alabiliyordu ilaçlarını… Bizim de psikolojimiz çok kötü durumdaydı, inanın kolay değil bu yaşananlar. Gökhan’ın vefat ettiği gün ben de uykusuzdum, geç uyudum. Gökhan da o gece hep göğsünü tutuyor, sallanıyordu. Ben bu sebeple vefat ettiğini düşündüm, kalp krizi demişler. “İşkenceden değil, kalp krizinden” diyenler olmuş, böyle saçma bir şey olabilir mi? Fark etmez, işkence altında ölen bir adam kalp krizi geçiriyorsa bunda işkencenin etkisi yok mudur yani? Hamile kadının karnına tekme atılmış, kadın düşük yapmış… E bu çocuk zaten düşecekti mi diyeceğiz? İşkence altındayken bu şekilde, eziyet görüyorken nasıl öldüğünün bir önemi var mı? O günden on gün sonra, yirmi gün sonra vefat etseydi de o işkenceye bağlanabilirdi, çünkü benzer çok fazla karar var.” DR. GÜROL BERBER: “YÜZÜME NEDEN BAKMIYORSUN DEMİŞ, “PAT” DİYE VURMUŞLAR” Yazının ertesi günü Çağdaş Ses’te gerçekleştirilen canlı yayında tanıklığını paylaşan ve Gökhan Açıkkollu’nun nezarette 13 gün yanında kalan Dr. Gürol Berber, Açıkkolu’nun yanlarından sürüklenerek götürüldüğünü anlatarak, kendisinin tabiriyle polislerin tokat attığını şu sözlerle ifade etti: İlk geldiğinde konuşamadı, biz de bir şey diyemedik… Karşımızda yüzü düşmüş bir insan var. Emrah sarıldı, o onun göğsüne yaslandı, uzun süre onun göğsünde ağladı. Kimse bir şey diyemedi, o an herkes sustu. Emrah onu biraz teselli etmeye çalıştı, sonra başına gelenleri anlatmaya başladı. “Sen, yüzüme bak. Niye yüzüme bakmıyorsun?” diyor, “pat”, vuruyor! Sonra yüzüne bakıyorum, yüzüne bakınca “pat” diye vuruyor, diyor. “Sen vatan hainisin” diyor, “pat” diye vuruyor. “Bütün bu olanlardan sen sorumlusun” diyor, “pat” diye vuruyor. Arkadan birisi diz geçiriyor, “sen kimin imamısın” diyor, “pat” diye vuruyor.. Hatta karıştırmışlar bir ara, “sen jandarmanın imamı mısın diye sormuşlar, “yok bu polisin imamı” demişler. https://www.youtube.com/embed/rku3768BtHM?controls=0&showinfo=0 MUAYENE RAPORU GÖKHAN AÇIKKOLLU’NUN GÜROL BERBER’E ANLATTIĞI “PAT DİYE” İŞKENCESİNİ DOĞRULUYOR Gökhan Açıkkollu’nun sadece gözaltına alınırken ve Vatan Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğünde değil, gözaltı sırasında da işkence yapıldığını, Doktor Gürol Berber ve Avukat Emrah Biçer’e anlattığı “pat diye vurdular” ifadesinden anlayabildiğimiz gibi, bu tokatları doğrulayan muayene raporlarından da görebiliyoruz. 23 Temmuz 2016’da gözaltına alınan Açıkkollu, 24 saat muayene esasına uyularak her gün doktor kontrolüne götürülebiliyor. Bu sayede doktora yaşadığı işkenceyi not aldırabiliyor. Vücudundaki lezyonları raporuna not düşen doktor, Açıkkollu’nun maruz kaldığı küfürleri, yüzüne vurulan “yüzlerce tokat”ı zapt altına alıyor. PROF. DR. ŞEBNEM KORUR FİNCANCI, AÇIKKOLLU’NUN ÖLÜMÜ ÜZERİNE YAZDIĞI GÖRÜŞ YAZISINI DEĞERLENDİRDİ 30 yıl boyunca işkence üzerine çalışmaları bulunan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya da konuya ilişkin değerlendirmelerini Çağdaş Ses Gazetesi’nde dile getirdi. Savcılığın konuya ilişkin olarak “işkence iddiası” tabirini kullanmasını ve “işkence var diyen örgüt propagandası yapıyor” ifadesini reddeden Fincancı, Açıkkolu’nun işkence altında ölümüne ilişkin olarak kendisinin hazırladığı ikinci görüş raporunun görmezden gelinmesinin “devlet refleksi” ile açıklanabileceğini, bugün takipsizlik verilse de, işkence davalarında kolluk kuvvetleri lehine kararlar çıksa da yarın bu durumun işkence gören vatandaşların lehine değişeceğini belirterek, kendisi ya da yakını işkence görenlerin Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na başvurarak, oradaki hekimler tarafından muayene edilmelerini ve hikayelerini anlatmaları gerektiğini söyledi. Açıkkollu’nun muayene raporları üzerine görüş belirten Fincancı şu şekilde konuştu: https://youtu.be/OA24RFIhbx8 İlk bu raporlarla savcılığın işlem başlatmasında zorluk olabileceğini düşünmüş aile de doğal olarak. Hiçbir raporda bunların nasıl meydana geldiğine ilişkin tanı koymamışlar. İşkence dememişler, sırtında morluklar var demişler. Yakınmalarını yazmış doktor arkadaşların bir kısmı, bu olumlu. Tehditlere maruz kaldığını yazmışlar örneğin. Öyküyü tanımlayan raporlar var. Böyle yazmış olmaları sevindiriciydi. Bunu öğreten bir hekim de olarak “demek ki doğru anlatıyormuşuz” diye düşündüm. “KALP KRİZİNİN İŞKENCEDEN BAĞIMSIZ OLMA OLASILIĞI %0” Savcılığın ve kimi medya organlarında konuya ilişkin olarak yer alan haberlerdeki “kalp krizi yüzünden öldü, işkence yok” ifadelerine iliş”kin de yorumlarda bulunan Fincancı, “Bir tıp doktoru olarak kalp krizi işkenceden bağımsızdı diyebilir misiniz” sorusuna şu yanıtı verdi: Tabii ki diyemeyiz. 23 Temmuz ilk yakalama anından itibaren her 24 saatte bir muayenede yeni yaralanmalar var. Kendisi öyküsünde tehditlere maruz kaldığını söylüyor. Bunların yarattığı ruhsal tablo var. Bu çok ciddi bir anlamda etkiliyor. Bu stres oluşmasına neden oluyor. Bu stres -raporlarda da belirtilen akut stres bozukluğu- geliştiği psikiyatrist tarafından da tanımlanmış, ilaç düzenlemişler. Bunların tamamı hem dolaşım sistemi üzerine hem de bizim bütün bedenimizdeki sistemler üzerine etkileri olan durumlar. Dolayısıyla bunun kalp krizinden bağımsız olma olasılığı %0. Gökhan Öğretmen’in göreve iade kağıdının toplumun vicdanına dokunduğunu ifade eden Fincancı, “Demek ki toplum ‘suçluysa işkence görebilir’ diye düşünüyor. Hayır! Suçlu ya da suçsuz, hiçkimseye işkence yapılamaz.” diye konuştu. Gökhan Açıkkollu’nun 31 Temmuz’da gerçekleştirilen psikiyatik muayenesinde şu ifadeleri tarihe not düşüyordu hekim: “Yapılan ruhsal durum muayenesinde bilinci açık, yönelimi tamdı. Duygudurum anksiyözdü. Afekti duygudurumuyla uyumluydu. 23 Temmuz’da yaşadığını söylediği sözel ve fiziksel kötü muamele sonrası hiperglisemisinin geliştiği, flashbacklerinin olduğu, kabuslar gördüğü öğrenildi. Geceleri titreyerek uyuyor, terleme, titreme, nefes darlığı, ölüm korkusu hissediyormuş (…)” GÖZALTI SÜRESİ İŞKENCE OLASILIĞINI ARTTIRIYOR OHAL’in ilan edilmesinden sonra KHK ile 30 güne çıkartılan gözaltı süresi, uzmanlar tarafından uzunluğu sebebiyle, suça meyilli kimi kolluk kuvvetlerinin sorgu sırasında işkence yöntemlerini kullanma ihtimalini arttırdığı dillendiriliyor. 30 günlük gözaltı kararı 7 güne indirilmiş olsa da, 7 gün daha uzatılabildiği için, süre de genel olarak sonuna kadar kullanılarak 14 güne vardırılıyor. Gökhan Açıkkollu’nun gözaltının 13. gününde işkence altındayken kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiği gerçeği göz önüne alındığında gözaltı süresinin kısaltılması meselesinin tartışmaya açılması bekleniyor. Kaynak: ÇağdaşSes
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Devlet şerik kabul etmezmiş, devlet refleksiymiş, devlet büyükmüş, devlet birmiş tekmiş, devletin başıymış, devlet adamıymış, devlet şuymuş devlet buymuş, devlet devlet devlet... Yahu sizin putlaştırdığınız şey bir avuç karaktersiz kusurlu insanlardan oluşan hırsız bir rejim, direksiyonu kullanan sarhoş bir şöför, diktatör ruhlu bir dangalak, başka birşey değil, büyütmeye gerek yok ! Kanuni Sultan Süleyman ne güzel söylemiş: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi. (Halkın gözünde devlet (iktidâr) gibi değerli bir şey yok. Halbuki şu dünyada bir nefes sıhhat gibi devlet/güç olamaz.) Saltanat didükleri ancak cihân gavgasıdur Olmaya baht ü saâdet dünyede vahdet gibi. (Saltanat dedikleri sadece bir dünya kavgasıdır. Dünyada Allaha yakınlık gibi büyük saâdet ve baht açıklığı olamaz.)
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Rus Bakan, Türkiye’ye kırmızı et ihraç edeceklerini açıkladı Rusya Tarım Bakanı Aleksandr Tkaçev, Rus şirketlerinin ürettiği kırmızı et, süt ve deniz ürünlerinin Türkiye’ye ihracatının en yakın zamanda başlayacağını söyledi. Sputnik’in haberine göre Bakan Tkaçev, Rusya’da üretilen kırmızı et, süt ve deniz ürünlerinin Türkiye’ye ihracatının başlayabilmesi için Rus tarım ürünleri denetim ajansı Rosselhoznadzor’un Türkiyeli yetkililerle sürekli temas halinde bulunduğunu söyledi. Rus Tarım Bakanı ayrıca, Rusya ve Türkiye’nin tarım alanında yaptığı işbirliğinin genel anlamda olumlu bir çizgi izlediğini kaydedip iki ülkenin bu alandaki ticaret hacminin 2017’de önceki yıla göre yüzde 21 oranında artarak 2.8 milyar dolara ulaştığı söyledi
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kritik davaların hakimi şüpheli kazada öldü! Sivas davası, Hizbullah, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy cinayetleri... Antalya’nın Alanya ilçesinde, motosikletin çarpması sonucu yaşamını yitiren, Türkiye’nin önemli davalarına bakan, emekli hakim Mehmet Orhan Karadeniz’in (74) cenazesi, yarın Ordu’da toprağa verilecek. Kazada yaralanan motosiklet sürücüsü Mustafa B. (25) ise tedavisinin ardından gözaltına alındı. Kaza, dün saat 20.00 sıralarında, Atatürk Caddesi’nde meydana geldi. Caddeden yolun karşısına geçmeye çalışan Mehmet Orhan Karadeniz’e, Mustafa B.’nin kullandığı motosiklet çarptı. Çarpmanın şiddetiyle metrelerce savrulan Karadeniz, ağır, motosikletten düşen sürücü Mustafa B. ise hafif yaralandı. Kazayı görenlerin ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından Karadeniz, ambulansla Başkent Üniversitesi Alanya Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesi’ne kaldırıldı. Mehmet Orhan Karadeniz, gece saatlerinde, tedaviye alındığı yoğun bakım ünitesinde, doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı. Kazada hafif yaralanan motosiklet sürücüsü Mustafa B. ise tedavisinin ardından polis tarafından gözaltına alındı. Mustafa B.’nin Emniyet’teki sorgusu sürüyor. Mehmet Orhan Karadeniz’in oğlu Emre Karadeniz ile Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, bugün cenazeyi almak için Antalya Adli Tıp Kurumu’nun morguna geldi. Büyük üzüntü yaşayan Emre Karadeniz, açıklama yapmazken, Başsavcı Ramazan Solmaz ise sorulara yanıt verdi. Mehmet Orhan Karadeniz’in ölümüyle ilgili Alanya Başsavcılığı’nın adli takibi sürdürdüğünü belirten Solmaz, “Olay yeri görgü şahitleri, olay yerindeki kameralar ve MOBESE kameraları ile ilgili araştırmalar devam ediyor. Olayla ilgili 1 kişi gözaltında. Olayın meydana gelişi ve dolayısıyla ölüm sebebinin belirlenmesi için otopsisi devam ediyor. Çok yönlü araştırmalarımız devam ediyor. İleride kamuoyu ile ilgili bilgi paylaşımı yapılacak” dedi. Cenazenin bugün uçakla Ordu’nun Altınordu ilçesine bağlı Oğmaca köyüne götürüleceğini kaydeden Başsavcı Solmaz, Mehmet Orhan Karadeniz’in yarın öğle vakti toprağa verileceğini söyledi. ÖNEMLİ DAVALARA BAKTI Mehmet Orhan Karadeniz, hakimlik mesleğinden 2008 yılında emekli oldu. Karadeniz, Demokrasi Partisi (DEP) eski milletvekillerinin yargılandığı dava, Sivas davası, Beyaz Enerji davası, Hizbullah ana davası, Akın Birdal suikastı, Neşter Operasyonu davası, Çankırı Valisi’ne suikast davası, Umut davası (Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy cinayetleri), Fethullah Gülen davası, Danıştay saldırısı, Cumhuriyet Gazetesi’ne saldırı davasına bakmıştı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Nişanlısı telefonu açmadı, Savcı polisi alıp sabaha karşı kız yurdu bastı! Böyle olur yeni dönem yargı mensupları... Samsun Cumhuriyet Savcısı Ahmet İlyas Tolar, tartıştığı üniversite öğrencisi nişanlısı telefonunu açmayınca, sabaha karşı polislerle birlikte yurda gidip olay çıkardı. 2016’da Erzurum cumhuriyet savcı adaylığından Samsun Cumhuriyet Savcılığı görevine atanan Ahmet İlyas Tolar, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencisi olan nişanlısı ile tartıştı. Taştırmanın ardından nişanlısı savcının telefonlarına cevap vermemeye başladı. Bunun üzerine 3 Mart sabaha karşı yanında polislerle yurda giden savcı nişanlısıyla görüşmek istediğini söyledi. Yurt görevlilerinin bunun için uygun bir saat olmadığını ifade edince, Ahmet İlyas Tolar, kendisinin Cumhuriyet Savcısı olduğunu belirtti, iddiaya göre “Ben savcıyım, çağırın gelsin” diye bağırdı. Görevliler, odasına gittikleri genç kıza, savcının görüşmek istediğini iletti. Genç kız ise “Ben böyle birini tanımıyorum” yanıtını verip, inmedi. Aldığı yanıt karşısında sinirlenen Savcı Ahmet İlyas Tolar, nişanlısının odasına girmek istedi, ardından da güvenlik kamerası kayıtlarını istedi. Gürültüler üzerine yurttaki öğrenciler uyandı. Araya polis ve yurt görevlileri girince, Savcı Tolar, nişanlısı ile görüşemeden yurttan ayrıldı. Olayla ilgili Samsun Kredi Yurtlar Bölge Müdürlüğü tutanak tuttu. Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Yavuz ise yurt basma gibi bir durumun olmadığını, savcının nişanlısına ulaşamayınca, kendisine gelen ‘Ben gidiyorum hoşçakal’ gibi mesaj üzerine endişelenip yurtta gittiğini söyledi. Samsun Başsavcılığı savcıyla ilgili inceleme başlattı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
YENİ Türkiye Gerçekleri 1- Türkiye, tarihinin en yoğun beyin ve milyoner göçünü vermektedir. New World Wealth Milyoner Göçü 2018 Raporuna göre 2017'de Türkiye, ülkesini terk eden milyoner sayısı sıralamasında dünyada 3. oldu. 2- 2017'de nüfusa ve milyoner sayısına göre dünyada en fazla göç veren ülke Türkiye oldu. Son 3 yılda aralarında hükümete yakın milyonerlerin bile olduğu 13 bin milyoner çeşitli kaygılarla yurt dışına yerleşti. 3- 2016-2017'de dünyada en fakirleşen ülkelerde gelirde %6 düşüş ile 4. sıradayız. Nedenleri olarak hükümetin medya üzerindeki baskısı, TL'nin $ karşısındaki değer kaybı ve ülkeden çok sayıda milyonerin çıkması belirtiliyor. 4- Gelir adaletsizliğinin en fazla olduğu ülkelerde 5. sıradayız. Milyonerlerin ülkelerdeki milli gelire sahip olma oranı: Suudi Arabistan➡%60 Rusya➡58 Nijerya➡56 Brezilya➡53 Türkiye➡%52 Halk yoksullaşırken, son 6 yılda milyonerlerin sayısı 32 binden 127 bine çıktı. 5- 2016 ve 2017 yıllarında Türklerin başka ülkelerde yatırım için çıkardıkları döviz toplamı kayıtlarda 5 milyar 850 milyon $ gözükse de iş adamları arasında en az 20 milyar $'lık çıkış bahsedilmektedir. 6- Rapora göre, milyonerlerin göç nedenleri: ➡Güvenlik - özellikle kadın ve çocuk güvenliği ➡Yaşam tarzı kısıtlamaları ➡Mali kaygılar ➡Çocuklar için eğitim imkanları ➡İş ve ticaret fırsatları ➡Vergiler ➡Sağlık sistemi ➡Dini gerginlikler ➡Yaşam standardı 7- Beyin ve sermaye göçünün diğer nedenleri: ➡Poltik ve ekonomik istikrarsızlık ➡Mal ve can güvenliği yok ➡Adalet sisteminin bozulması ➡Nitelikli insana değer yok ➡Kayırmacı uygulamalar ➡Baskıcı yönetim ➡Özgürlüklerin kısıtlanması ➡Demokrasinin kaybolması 8- Sürekli kanunlar, yönetmelikler değişmekte; bir gecede radikal değişiklik yapan KHK'lar çıkıyor. Yürütme ile sorun yaşadığında güveneceği bir yargının kalmadığı böyle ortamda yatırımcı önünü görememektedir. 9- Özellikle kendisini azınlık olarak hisseden gruplar bir gecede oluşabilecek toplumsal galeyan, linç gibi olaylardan endişe etmektedir. 10- Rapora göre, milyonerler ülkeleri genellikle ilk terk eden kişilerdir. Tarihte, ülkelerin büyük çöküşlerine bakılıdığı takdirde öncesinde milyonerlerin ülkeden ayrıldığı görülmüş. 11- Yatırımların azalması ile şu anda 6 milyon civarındaki işsiz daha da artar, yatırımlardan yararlanan yan sanayi ve sektörle iş yapan diğer sektörler de olumsuz etkilenir. 12- Gelecekte ülkemizdeki nitelikli ve ve ülkeye değer katacak insan oranı bu yönetim tarzıyla malesef daha düşecek, sermaye çıkışı daha da hızlanacaktır. New World Wealth Global Wealth Migration Review Raporuna https://samnytt.se/wp-content/uploads/2018/02/GWMR-2018.pdf linkinden ulaşabilirsiniz. Serpil Tatan
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Hainler Aldatmaktan, Ahmaklar Aldanmaktan Bıkmıyor !
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Erdoğan bugünlerde düşünceli... Gelen 3 aylık anket sonuçları MHP'nin katılımı ile AKP'deki düşüşü engellemedi, engellenemiyor... Bir zamanlar kendi elleri ile kurdukları baraja bugünlerde kendileri takılıyorlar. Tıpkı 90'lı yıllarda ANAP'ta olduğu gibi.
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Türkiye ekonomik krizde ama 14.5 milyar dolar yardım dağıtmış! Ekonomik kriz ifadesini ilk Başbakan Yıldırım açıklamıştı... Başbakan Binali Yıldırım, 2016 ve 2017 yıllarında ihtiyaç sahibi ülkelere 14 buçuk milyar dolar düzeyinde yardım yapıldığını açıkladı. Yıldırım, ihtiyaç sahibi ülkelere yaklaşık 55 milyar 245 milyon lira resmi kalkınma yardımında bulunulduğunu söyledi. Oysa Başbakan Yıldırım, 2016 yılında doların hızla yükselmesi ve ekonominin alarm vermesiyle ilgili ilk kez ‘ekonomik kriz’ ifadesini kullanmış, sözleşmelerin döviz üzerinden yapılmaması gerektiğini söylemişti. Yine Yıldırım, 2017’nin Eylül ayında zamlarla ilgili şöyle konuşmuştu: “Son günlerde kamuoyunda ‘Efendim işte zamlar oluyor, şunlar oluyor, bunlar oluyor’, çeşitli şeyler var. Doğru. Zam yapmak, yani nasıl söyleyeyim, çok makbul bir şey değil ama ülkenin ihtiyaçları, gerçekleri ortadaysa bazı tedbirleri de kalıcı ferahlık için almak gerekiyor.” Geçen kasım ayında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun açıkladığı verilere göre açlık sınırı geçen yılın aynı ayına göre 151 TL artış göstermişti.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Dinde güncelleme tartışmasına Diyanet de katıldı "Ehliyetsiz kardeşlerimiz ihtilaflı konularda konuşmasın" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AKP’nin fikir yapıcılarından Nurettin Yıldız gibi isimlerin fetvlarına atıf yaparak ‘dinde güncelleme’ çağrısı yapması gündemdeki yerini koruyor. Bu konuda Diyanet de günler sonra sessizliğini bozdu. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Herkes İslam hakkında konuşurken hak ve hakikate karşı sorumluluğun gereği dikkatli olmak durumundadır.” dedi. Basın toplantısı düzenleyen Erbaş’ın açıklamasında kullandığı “Ehliyetsiz kardeşlerimiz ihtilaflı konularda konuşmasın” ifadesi ile hocaları mı yoksa Erdoğan’ı mı kastettiği anlaşılmadı. İşte DİB Başkanı Ali Erbaş’ın açıklamalarından bazı bölümler: ”Bazı fıkıh hükümlerini yeniden gözden geçirmek dinde reform yapmak anlamına gelmemektedir. Bir yenilenme esasen İslam ilim geleneğinin de ilkelerini beklediği bir görevdir. Herkes İslam hakkında konuşurken hak ve hakikate karşı sorumluluğun gereği dikkatli olmak durumundadır. Herkes, metodolojik olarak hesabı verilemeyecek kişisel, aceleci ve popülist söylem ve yaklaşımlardan kaçınmak zorundadır. İslam’ın temel kaynaklarını, doğru bilginin metot ve yöntemini dikkate almayan, birlik ve beraberliğimizi zedeleyen, hikmeti göz ardı eden, ayrıştırıcı ve ötekileştirici yaklaşımlar; itici, kırıcı, katı ve kaba bir dil; bulanık ve gizemli bir üslup ile sahte ve yapmacık tavırlar; öfke ve nefret üreten davranışlar her şeyden önce Müslümanlara zarar vermektedir. Toplumumuzun birlik ve kardeşlik harcını oluşturan İslam ve onun değerleri üzerinden, özensiz haber ve yorumlarla yanlış algılar oluşturarak, adeta İslam’ın kendini hedef almaya neden olan yaklaşımlar da kabul edilemez. Başkanlığımız yasal sorumluluğu gereği, yanlış dini bilgilerle milletimizi yanıltan, birlik beraberliğimizi zedeleyen, ayrıştırıcı ve dinin hakikatlerinden uzak, istismarcı söylem, kişi ve gruplara karşı gerekli araştırma ve çalışmaları titizlikle yaparak sürekli milletimizi bilgilendirmeye devam edecektir. Tasvip edilir hiçbir yanı, yönü ve mazereti bulunmayan kadına dönük şiddet merkezli eylem ve söylemin, rahmet ve esenlik dini olan İslam’dan referans bulması asla mümkün değildir. Dinin değişmez sabiteleri dışında kalan ve içtihadın mümkün olduğu alana dahil olan bazı fıkıh hükümlerini, değişen şartlara göre gözden geçirmek, dinde reform yapmak anlamına gelmemektedir. Aksine bu davranış, İslam’ın evrensel hakikatlerini, onların özüne dokunmadan her çağa ve topluma aktarmak ve hayata ilahi bildirimler doğrultusunda rehberlik etmek demektir.”
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
UYAP'ı neden kapattılar? Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta gerek “Adalet Şurası” gerekse Yargıtay’ın 150. Yılı Sempozyumu’nda UYAP sisteminin çokça sıkıntıları olduğunu iddia etmişti. Erdoğan, “Keşke bu şekilde değil de klasik sistemde bu iş geç de olsa yürüse daha adil olarak tecelli etseydi” açıklaması yaptıktan sonra UYAP’ın büyük bir bölümünün kapatıldığı ortaya çıktı. Erdoğan’ın konuşmasının ardından dün gece UYAP’ta kritik bir değişim yaşandı. Güncellemenin ardından avukatlara Ceza davaları dosyalarında bazı sınırlamalar getirildi. Güncelleme öncesinde avukatlar, avukatların dilekçelerini, mahkemenin yazdığı müzekkereleri, bilirkişi raporlarını, mahkemeye yazılan müzekkereleri, mahkemenin duruşma dışında verdiği ara kararları, savcıların dilekçelerini görebiliyordu. Ancak güncellemeden sonra artık avukatlar, UYAP aracılığıyla sadece tensip zabıtlarını ve duruşma tutanaklarını görebiliyor. Avukatlar “artık mahkemeye gelen herhangi bir evrakı Adliye’ye gidip dosyadaki kalemden sormak zorundayız, başka türlü mahkemeleri takip etmenin yolu kalmadı” diyor. Eski Savcı: Amaç bütün hukuksuzlukların kanıtlarını yok etmek 15 Temmuz sonrası meslekten ihraç edilen ve 16 ay hapis yatan Hopa Cumhuriyet Savcısı Yiğit Kaçar ise durumu “Şimdi de F… bahanesiyle UYAP’ın fişini çekecekler. Çünkü yapılan bütün hukuksuzluklar UYAP’ta kayıt altında. Amaç bu kanıtları yok etmek.” dedi. Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu ise konuyla ilgili herhangi bir rahatsızlığının olmadığını söyleyerek 'birkaç gün sabredelim, mutlaka düzelecek’ dediler. Biz de bakanlık yetkililerine ilgileri için teşekkür ediyoruz, düzelmesini bekliyoruz.” açıklamasını yaptı.
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Tarık Toros ve Turan Görüryılmaz Erdoğan'ın o sözünü analiz etti Gazeteciler Tarık Toros ve Turan Görüryılmaz, gündemin röntgenini MoonStar TV’de yayınlanan TT GÜNDEM programında çekmeye devam ediyor. Bu hafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sarfettiği “HALK BUNALMIŞ ELLERİNİ AÇIP ADALET ÇIĞLIĞI ATAR HALE GELMİŞSE…” sözleri programın manşeti oldu. Hafta içi haklarında hüküm verilen 29 tutuklu gazeteci programda konuşuldu. İsim isim tutuklu gazetecilerin aldıkları cezalar ve son sözleri özel bir video ile paylaşıldı. Gazeteci Tarık Toros, Cumhuriyet Gazetesi davasında yaşananaları ironik bir dille, “ne olmakta, kimler dinlenmekte, dava nereye gitmektedir” sözleri ile analiz etti. Programda 28 Şubat ve günümüz, mukayeseli olarak somut örnekleri ile masaya yatırıldı. Mersin’de son dönem artan işkence iddiaları da programda konuşuldu. Gazeteci Tarık Toros, tutuklu ailelerine yardım ettikleri gerekçesi ile tutuklanan ev hanımlarını gündeme getirdi. “ Geride kalan mağdurlara yardım etmek ne zamandan beri suç oldu” diye sordu. Programın sonunda, ülkenin absürt gündemi, sanatçısıyla, yazarları, rektörleri ve polisi ile topyekun panaroma halinde seyircinin karşısına getirildi. İşte o programın görüntüleri... https://www.youtube.com/watch?time_continue=1&v=xc7m1ZflRKM
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Bu flood AK trollerin pek hoşuna gitmeyecek Darbe tutanaklarını uzunca analiz eden bu flood okunmaya değer. " 117)-Düğündeki komutanların yarısı hem darbeden hem FETÖ'den tutuklu. Madem bunlar FETÖ'cü ve FETÖ darbesi yapılıyor, örgüt neden üst komutanlarını düğüne yollamış?" Flood'un tamamını okuduğumda içerdeki askerlerin kendi komutanlarınca kandırılıp tuzağa düşürüldüğünü görüyorum. Zekai Aksakallı resmen milleti birbirine kırdırmış. 15 Temmuz davalarında çoğunlukla erler, harbiyeliler, kursiyerler filan yargılanıyor.. Planlayıcılarının kim olduğu hala belli değil. DEVAMI BURDA-->https://twitter.com/ecesevimm/status/932719979031678976 ve BURDA -->https://twitter.com/ecesevimm/status/950506733620924417
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP’nin reddettiği Önergeler; ❎ Paradise Papers ❎ Çocuk istismarı ❎ Kadın cinayetleri ❎ 17-25 Aralık ❎ 15 Temmuz’un siyasi ayağı ❎ Pararel yapı ❎ Terör olayları ❎ Asker zehirlenmesi ❎ Aselsan ❎ Maden kazaları ❎ Rant, yolsuzluk ❎ Faiz lobisi ❎ ÖSYM usulsüzlüğü
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:bdd7:14fb:9f92:fecb
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP MYK'SINDA ŞOK ITIRAF! "OYUMUZ DÜŞÜK ÇIKIYOR" Abdülkadir Selvi, AKP MYK'sında, Erdoğan'a yerel seçimlerde oylarının düştüğünü, bu sonuçların Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de etkileyeceğinin söylendiğini öne sürdü. Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi, AKP MYK'sinde Erdoğan ile AKP'li Genel Başkan Yardımcısı arasında geçen diyaloğu köşesine taşıdı... Selvi o Genel Başkan Yardımcısının ismini vermedi ancak, Erdoğan'a yerel seçimlerde AKP'nin oylarının düştüğünü, bu sonuçların Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de etkileyeceğini söylediğini öne sürdü. "OYUMUZ DÜŞÜK ÇIKIYOR" Erdoğan'ın ise "erken seçim yok" yanıtını verdiğini yazdı.İşte Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi'nin o yazısından ilgili bölüm;"Cumhurbaşkanı Erdoğan erken seçim tartışmalarından duyduğu rahatsızlığı, ”Nereden çıkıyor bu erken seçim tartışmaları” diye ortaya döküyor.Bir genel başkan yardımcısı, ”Genel seçimlere göre yerel seçimlerde oyumuz daha düşük çıkıyor. Yerel seçimlerin, Cumhurbaşkanlığı seçimine olumsuz etkisi olabilir” diyor. Bunun üzerine Erdoğan, ”Aynı kanaatte değilim. Erken seçim yok. Yerel seçimlerde çok çalışacağız. Oyumuzu yükselteceğiz” diye karşılık veriyor.Bu diyalog 5 Mart tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında yapılan AK Parti MYK toplantısında yaşanıyor. Ama devamı var. Erdoğan erken seçim hesaplarında şimdiye kadar hiç dikkate alınmayan ama çok önemli olan bir noktayı gündeme getiriyor. "SEÇİMLERİ NİYE ÖNE ALALIM..." Erken seçim konusunun konuşulduğu MYK toplantısında, ”Benim görev sürem ne zaman doluyor?” diye soruyor. MYK üyeleri beklenmedik bu soru karşısında, ”2019’da” karşılığını veriyor. Erdoğan, ”Ee o zaman” anlamında başını sallıyor. “Niye öne alalım o zaman?” diye soruyor." milligazete
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İstanbul'da 2 bin adrese gözaltı operasyonu: 287 kişiye gözaltı İstanbul'daki adreslere hapis cezası alan ve yargılamaları devam eden kişilerin bulunması için baskınlar düzenlendi. 2 bine yakın adrese baskın düzenleyen polis 287 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan 287 kişinin işlemlerinin devam ettiği belirtildi. Sputnik'te yer alan habere göre, İstanbul’da kesinleşmiş hapis cezası bulunan ve yargılanan kişilerin gözaltına alınması için 'Kangal Pençesi 1' ismiyle operasyon düzenlendi. 6000 polisin katıldığı operasyonda 287 kişi gözaltına alındı. Yapılan aramalarda el bombası, tabanca, tüfek ve uyuşturucu maddeler ele geçirildi. Polislerin yaptıkları baskınlarda 13 kişiyi cinayet, 31 kişiyi yağma ve gasp, 34 kişiyi yaralama, 52 kişiyi hırsızlık, 21 kişiyi dolandırıcılık, 6 kişiyi uyuşturucu madde ticareti, 7 kişiyi cinsel istismar, 5 kişiyi ruhsatsız silah bulundurmak, 9 kişiyi hürriyeti yoksun bırakmaktan, 12 kişiyi resmi belgede sahtecilik, 97 kişiyi ise çeşitli suçlardan olmak üzere toplam 287 kişi gözaltına alındı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Şekerde zarar oyunu Şeker fabrikaları özelleştirme için zorla zarar ediyor gösteriliyor. Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık yazdı. Türkiye’nin şeker fabrikaları hakkında tarihi bilgi de veren Atalık, fabrikaların özelleştirme noktasına nasıl getirildiklerini anlatıyor. Atalık’ın kaleme aldığı yazı şöyle: Ülkemizde bugün 33 şeker fabrikası bulunmakta olup bunların 25 tanesi devlete aittir. Devlete ait Türkşeker bünyesindeki şeker fabrikaları 2000 yılında özelleştirme kapsamına, 2008 yılında ise özelleştirilme programına alındı. Sonuçta, bu fabrikaların 14 tanesi için Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın sayfasında da görüleceği üzere 20 Şubat 2018 tarihinde özelleştirme ihale ilanına çıkıldı. Özelleştirme bir sonuçtur. En önemli gerekçesi de siyasilerimizin sık sık beyan ettikleri üzere zarar etmeleri ve devletin sırtına yük olmalarıdır. Ancak, geçmişte yapılan pek çok özelleştirme örneğinde görüldüğü üzere kurumlar gerçekte zarar etmedikleri halde birtakım uygulamalarla zarar ettirilmişlerdir. NBŞ KOTASI SÜREKLİ ARTIRILDI Ülkemizde Şeker Kanunu 2001 yılında çıkarılmış, Adalet ve Kalkınma Partisi ülkemizi 2002 yılı sonundan itibaren yönetmeye başlamıştır. Şeker Kanunu çerçevesinde kurulan Şeker Kurumu şirketlere şeker üretim kotaları tahsis etmiş, şirketler de ihtiyaçları çerçevesinde sözleşmeli üretimle çiftçilere taahhütleri karşılığında üretim yaptırmıştır. Diğer yandan, IMF (Uluslararası Para Fonu) ve DB (Dünya Bankası) güdümlü tarım politikaları çiftçilerin tarlalarını terk etmesine yol açmıştır. Kotalar ve dış kaynaklı tarım politikaları, şeker pancarı üreten çiftçimizi doğrudan etkilemiş ve 2003 yılında pancar eken çiftçi sayısı 460 binden 2016 yılında 105 bine gerilemiştir. Tarlalar boşalmış ve tarım dışı amaçlı arazi kullanımları artmıştır. Ayrıca, Şeker Kanunu ile yurtiçi pancar şekeri üretimimizin yüzde 10’u düzeyinde mısırdan elde edilen nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotası belirlenmiştir. Bu kota 28 üye devlete sahip AB’de yüzde 5 ile sınırlandırılmıştır. Diğer yandan Şeker Kanunu ile NBŞ üretiminde Bakanlar Kuruluna kotayı yüzde 50 artırma ve eksiltme yetkisi verilmiştir. Bakanlar Kurulu bu yetkisini hemen her yıl yüzde 35 civarında NBŞ kotasını arttırma yönünde kullanmıştır. Bu çerçevede Türkiye, AB’nin ürettiği NBŞ’in neredeyse yarısına yakın bir miktarı tek başına üretmektedir. Piyasaya yüksek miktarda NBŞ girişi şeker fabrikalarımızın üretim ve satışlarını olumsuz etkilemiştir. Türkşeker 2005 yılına kadar kârlı bir şekilde üretimi sürdürür, hatta 2003 yılı kârı 265 milyon TL olurken, 2006 yılında 61 milyon TL zarar etmiş, 2009 yılından itibaren ise sürekli zarar eden bir kurum haline gelmiştir. FABRİKALAR NEDEN ÇALIŞTIRILMADI? Bir özelleştirme gündeme geldiğinde ortaya atılan ilk argüman kâr-zarar durumudur. Öncelikle de zarar ettiği gerekçesiyle bir kurumdan kurtulma sevinci siyasi iktidar tarafından halkımızla paylaşılır. Ancak bu kurumları kimin yönettiği, bir sorun varsa neden çözülmediği pek sorgulanmaz, hesap sorulmaz! Türkşeker’in kamuoyuna açıklanan en son 2016 yılı faaliyet raporunda, 25 şeker fabrikasının 28,2 milyon TL, şeker enstitüsünün de 2,7 milyon TL olmak üzere toplamda 31,9 milyon TL zarar ettiği belirtilmektedir. Bu zararda çalıştırılmayan Ağrı, Alpullu (Kırklareli), Çarşamba (Samsun) ve Susurluk (Balıkesir) fabrikalarının payı çok büyük ve toplam 90,5 milyon TL’dir. Çarşamba ve Susurluk Şeker Fabrikaları 2011/2012 (Susurluk Şeker Fabrikası bu arada sadece 2014/2015 üretim yılında çalıştırılmıştır), Alpullu Şeker Fabrikası 2013/2014 ve Ağrı Şeker Fabrikası 2014/2015 üretim yılından itibaren çalıştırılmamıştır. Çalıştırılmayan bu 4 fabrika hesabın dışında tutulduğunda şeker enstitüsü dahil 21 fabrikanın kârı 103,3 milyon TL, zararı ise 44,7 milyon TL’dir. Sonuçta, sadece çalışan fabrikalar ve şeker enstitüsü üzerinden yapılan hesapta Türkşeker’e ait şeker fabrikaları 2016 yılında 58,6 milyon TL kâr etmiştir, zarar değil! Sorun Ağrı, Alpullu, Çarşamba ve Susurluk fabrikalarının çalıştırılmamasıdır. Nedeni konusunda küçük bir araştırma yapıldığında, bu fabrikalar için çiftçimizin yeterli miktarda şeker pancarı üretmediği/ürettirilmediği sonucuna kolaylıkla ulaşılabilir. Buradan da şeker fabrikalarının zarar etmesinin kökeninde tarım politikalarındaki yetersizlikler net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. İŞÇİ VE MEMUR SAYISI AZALDI Türkşeker fabrikalarının işleme kapasiteleri karşılayacak şeker pancarı bulamamaları ve sonucunda sürekli zarar ediyor hale gelmeleri personel istihdamını da önemli düzeyde etkilemiştir. 2001/2002 yılları döneminde fabrikalarda istihdam edilen memur ve işçi sayısı yaklaşık 19 bin kişiden 2016/2017 yıllarında 8 bin kişiye gerileyerek yaklaşık yüzde 60 azalmıştır. Bu veriler çerçevesinde şeker fabrikalarımızın gerçekte zarar etmeyecekleri, buna karşın mevcut politikalarla zarar ettirildikleri açıkça görülmelidir. Türkşeker’e ait fabrikaların sorunu, üretim kısıtlaması ve buna bağlı hammadde yetersizliğidir. Bunu aşmanın yolu da çiftçiyi üretime yönlendirecek tarım politikasının tesis edilmesi ile pancardan şeker üretiminin önündeki engellerin kaldırılması olmalıdır. Sorunu çözmek yerine şeker fabrikalarını özelleştirmek, birçok fabrikanın kapatılması ve pancar şekerinin yerini nişasta bazlı şekerin alması anlamına gelecektir ki bu da toplum sağlığı açısından çok daha vahim bir konudur. ÖZELLEŞTİRME KURULUNA DEVREDİLEN MÜLKLER ZARAR YAZILDI Türkşeker'e ait 25 şeker fabrikası ve şeker enstitüsü toplamda 32 milyon lira zarar ettiği halde, Türkşeker AŞ’nin toplam zararı 76 milyon lira olarak gözüküyor. Bunun nedenine bakıldığında ise kağıt üzerinde inanılmaz bir oyun oynandığı ortaya çıkıyor. Zira 76 milyon liralık zarar içinde en büyük pay, 31 milyon lira ile Türkşeker AŞ’nin kendisine ait arazi, bina yani mülklerinin özelleştirme yüksek kuruluna devredilmesi var. Bir devletin kurumundan, devletin bir başka kurumuna geçiş zarar mı yazılır? Yani kağıt üzerinden nereden zarar ettiririz diye uğraşılıyor. Bir diğer konu ise şeker enstitüsü için 2.7 milyon lira zarar yazılması. Milli Eğitim Bakanlığı kendi öğretmenine maaş ödediği için, Tarım Bakanlığı kendi personeline maaş ödediği için zarar mı yazılıyor? Ama Türkşeker’de zorla zarar göstermek için bu yapılıyor. ŞEKER PANCARI EKEN KÖY, ÇİFTÇİ VE ARAZİ SÜREKLİ GERİLEDİ Tarım Kanunu’na göre çiftçiye verilecek desteklerin milli gelirin yüzde 1’inden az olamayacağı açıkça belirtilmektedir. Buna göre 2017 yılında çiftçiye 30,4 milyar TL destek verilmesi gerekirken, 12,7 milyar TL verilmiştir. 2018 yılı için verilmesi gereken 34,5 milyar TL iken, bütçeye konan 14,5 milyar TL’dir. Her iki yıl için verilen ve verilmesi öngörülen desteklerin milli gelire göre oranı yüzde 0,4 olmuştur. Kanunun çıkarıldığı 2006 yılından beri bu oran hep yüzde 0,4 ve yüzde 0,6 aralığında gerçekleşmiştir. Diğer taraftan ülkemizdeki şeker fabrikalarını kapattıracak ve bir sanayi kolunu çökertecek kadar sıkıntı yaratan bir ürün olan şeker pancarı, hâlâ havza bazlı destekleme modelinde desteklenecek ürünler içerisinde yer almamaktadır. Şeker sanayinin hammaddesini oluşturan şeker pancarı üretimine devletin kurumu Türkşeker verileri üzerinden baktığımızda 2001 yılında çıkarılan Şeker Kanunu ve bu çerçevede kurulan Şeker Kurumu’nun şeker üretim kotası getirmesi sonucu şeker pancarı eken köy ve çiftçi sayılarında çok hızlı bir gerileme sürecine girilmiştir. Üretimi durdurulan fabrikalar özelinde konuyu incelediğimizde Ağrı Şeker Fabrikası için üretim yapan köy sayısı 2002 yılından 2016 yılına yüzde 80, çiftçi sayısı da yüzde 95 gerilemiştir. Alpullu Şeker Fabrikası için bu sayılar sırasıyla yüzde 70 ve yüzde 90, Çarşamba Şeker Fabrikası için yüzde 97 ve neredeyse yüzde 100, Susurluk Şeker Fabrikası için yüzde 72 ve yüzde 92 oranında gerilediği görülmektedir. Türkşeker’in 25 fabrikası üzerinden konuyu değerlendirdiğimizde aynı dönemler için bu fabrikalara şeker pancarı üreten köy sayısı yüzde 56 ve çiftçi sayısı ise yüzde 82 oranında gerilemiştir. Türkşeker’e üretim yapan köy ve çiftçi sayısına paralel şeker pancarı ekim alanında da önemli düzeyde gerileme yaşanmıştır. Üretimi durdurulan Ağrı Şeker Fabrikası için şeker pancarı ekimi yapılan alan 2002 yılından 2016 yılına yüzde 90, Alpullu Şeker Fabrikası için yüzde 77, Çarşamba Şeker Fabrikası için neredeyse yüzde 100 ve Susurluk Şeker Fabrikası için yüzde 78 oranında küçülmüştür. Türkşeker’in fabrikaları genelinde ekim alanındaki gerileme aynı dönem için yüzde 30 düzeyinde olmuştur. Ancak, aynı dönem için şeker pancarı verimindeki artışla birlikte üretim 12,8 milyon tondan 13,1 milyon tona yükselerek yaklaşık 300 bin ton düzeyinde artış göstermiştir. YILDA YAKLAŞIK 3 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER YARATIYOR Şeker pancarı tarımı yarattığı katma değer açısından da çok önemlidir. Şeker pancarı tarımı Gayri Safi Milli Hasıla’ya (GSMH) buğdaya göre 6, ayçiçeğine göre 3,5 kat daha fazla katkı sağlar. Endüstri bitkileri içinde sağladığı katma değer bakımından ikinci sırada gelmektedir. Şeker pancarı bitkisi, münavebede kendinden sonraki bitkiye verimli bir tarla bırakır. Kendinden sonra ekilen hububatta yüzde 20 verim artışı sağlar. Şeker pancarının baş ve yapraklarının toprakta bırakılması halinde dekara 4 kg saf fosfat, 15 kg saf potasyuma eş değer besin maddesi sağlar. Şeker pancarı tarımı yılda yaklaşık 25 milyon tonluk taşıma hacmi yaratarak, taşıma sektörüne büyük bir pazar oluşturur. Suni gübre, sulama tesisleri ve malzemeleri, traktör, pulluk, kültivatör, kazayağı, mibzer, kombikrümler, motopomp, çapa ve söküm makineleri, mücadele aletleri gibi tarım alet ve makineleri ile zirai mücadele ilaçları üreten sanayilerin ülkemizde kurulmasını ve gelişmelerini sağlamıştır. Ülkemizde tüketilen toplam gübrenin yüzde 10’u şeker pancarı tarımında kullanılmaktadır. Ekim sisteminin münavebeye dayalı olması, monokültür zirai yapının polikültür zirai yapıya dönüşmesini sağlamıştır. Pancar ekiminin ileri bir teknolojiyi gerektirmesi, üreticilerimizin tarımsal bilgi ve görgü düzeylerini yükseltmiştir. Ülkemiz tarımında gerçek anlamda ilk kooperatifleşme pancar tarımı sayesinde gerçekleşmiş ve gelişmiştir. Bu sayede üreticilerin örgütlenmesinin temeli atılmıştır. Şeker pancarı tarımı, aynı büyüklükteki bir ormana göre 3 kat daha fazla oksijen sağlar. İnsanlar için önemli bir oksijen kaynağıdır. Bir dekar pancar tarlası 6 kişinin yıllık oksijen ihtiyacını karşılayabilmektedir. Şeker pancarından elde edilen melas, bazı kimya sanayi kolları ile özellikle alkol ve maya üretiminde kullanılmaktadır. Pancar tarımı, alternatif ürünlerden buğdaya kıyasla 13, mısıra göre 8 ve ayçiçeğine kıyasla 5 kat daha fazla istihdam yaratmaktadır. Pancar tarımı yarattığı büyük tarımsal istihdam düzeyi ile nüfusun kırsal kesimde tutulmasına, göçün yavaşlatılmasına ve bölgesel kalınmışlık farklılıklarının azaltılmasına en büyük katkıyı sağlayan ürünlerin başında gelmektedir. Şeker pancarının yan ürünü olan yaş pancar posası (küspe) ve melas ile pancarın baş ve yaprak kısmı hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Bu yan ürünlerin kolay temin edilebilir ve ucuz olması, kırsal kesimde hayvancılığın gelişmesine ve yaygınlaşmasına yardımcı olmakta ve bu kesime ek gelir kaynağı yaratmaktadır. Pancar üreticisine teslim ettiği net pancarın yüzde 20-25’i kadar bedelsiz olarak yaş pancar posası verilmektedir. Bir dekar pancardan 50 kg et veya 500 litre süt üretimini sağlayacak hayvan yemi sağlanır. Şeker pancarı ayrıca, petrol kaynaklarının azalmasıyla son yıllarda ön plana çıkan yenilenebilir enerji kaynağı biyoetanolün de en verimli hammaddelerinden biridir. Şeker pancarı özetle; ülke tarımının gelişmesinin, modern tarım tekniklerinin uygulanmasının, tarım sanayinin ve kırsal kalkınmanın temel direğidir. Dünyada olduğu gibi ülkemiz şartlarında da katma değeri en yüksek ürünlerin başında gelmektedir. Yetiştirildiği alanlarda diğer ürünlere göre dört kat daha fazla katma değer sağlar. Şeker pancarı ve pancar şekeri sanayi ülkemizde yılda yaklaşık 3 milyar dolar katma değer yaratmaktadır. UŞAKLI BİR KÖYLÜ NURİ (ŞEKER) EFENDİ Ülkemizde şeker üretimi konusunda ilk ciddi adım Uşaklı bir köylü Molla Ömer oğlu Nuri (Şeker) Efendi tarafından atıldı. Nuri Efendi, şekerin Avrupa’da pancardan elde edildiğini duyduktan sonra konunun takipçisi oldu. 1906-1907 yıllarından itibaren Uşak’ta bir şeker fabrikası kurmayı düşünmeye başladı. Ancak, sürekli savaşlarla sarsılmış ve fakirleşmiş Türkiye’de bu düşüncesini hemen gerçekleştirebilecek bir zemin bulamadı. Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının hemen ardından Nuri Efendi, 1923 yılında arkadaşlarıyla birlikte 600 bin lira sermayeli Uşak Terakki Ziraat AŞ’yi kurdu. Günlük pancar işleme kapasitesi 500 ton olarak planlanan Uşak Şeker Fabrikasının temeli Uşak Terakki Ziraat AŞ tarafından 1925 yılında atıldı ve üretime 17.12.1926 tarihinde başlandı. Uşak Şeker Fabrikası ülkemizde temeli ilk atılan şeker fabrikamızdır. Uşak’ta bir şeker fabrikası kurma uğraşıları devam ederken, aynı yıllarda İstanbul’da Türkiye İş Bankası AŞ, Ziraat Bankası ve Trakya illeri Özel İdare Müdürlükleri ile özel şahısların iştiraki ile 1925 yılında 500 bin lira sermayeli İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları TAŞ kuruldu. Bu şirket Alpulu Şeker Fabrikası’nın temelini aynı yıl attı ve fabrika 11 ay gibi kısa bir sürede 26.11.1926 tarihinde ilk şekerimizi üretti. Bu tarih ülkemiz şeker sanayinin kuruluş günü olarak kabul edilmektedir. Bu iki fabrikanın şeker üretimine geçmesinin ardından, 1933’de Eskişehir ve 1934’de de Turhal Şeker Fabrikalarının işletmeye açılmasıyla şeker fabrikası sayımız dörde yükselmiş oldu. Şeker fabrikalarının bir çatı altında toplanarak şeker politikalarının tek elden yürütülmesi, fabrikalar arasında teknik ve mali dayanışmanın sağlanması amacıyla 1935’te mevcut dört fabrikayı bünyesine alarak Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (Türkşeker) kuruldu. Bu dört fabrikanın kapasiteleri zaman içinde artırılarak 1950’li yıllara kadar şeker tüketimimiz karşılanmaya çalışıldı. Ancak, nüfus artışı ve insanımızın yaşam düzeyinin yükselmesiyle birlikte şekere olan talebin artması yeni fabrikalara ihtiyaç olduğunu ortaya koydu. Bu kapsamda 1953-1956 yılları arasında Adapazarı, Amasya, Konya, Kütahya, Burdur, Kayseri, Susurluk, Elazığ, Erzincan, Erzurum ve Malatya Şeker Fabrikaları kurularak fabrika sayısı 15’e çıkarıldı. 1962 ve 1963 yıllarında Ankara ve Kastamonu fabrikaları üretime geçti. 1977’de Afyon Şeker Fabrikası, 1980-1992 yılları arasında Muş, Ilgın, Bor, Ağrı, Elbistan, Erciş, Ereğli, Çarşamba, Çorum ve Kars ile 1998 yılında Yozgat Şeker Fabrikası işletmeye alındı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Başbakan, CHP'nin sitesinde yer alan kendisine ilişkin haberi sildirdi Başbakan Binali Yıldırım'ın hakkında kendisine ait arsadaki sözleşmeye dair CHP'nin resmi sitesinde yer alan haberi sildirdiği ortaya çıktı. CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın Başbakan Binali Yıldırım’la ilgili yaptığı CHP'nin resmi sitesinde yer alan açıklamayı mahkeme kararıyla sildirdiklerini söyledi. CHP'nin sitesinin de yer aldığı internet sitelerindeki haberler İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla erişime engellendi. CHP'li Yarkadaş, "Sansür gazete sayfalarından partimizin sitesine uzandı. Bu, dünya çapında bir rezalettir. Gerçeğe tahammülsüz oldukları bir kez daha görülmüştür" dedi. Gerçek Gündem'in aktardığına göre karara tepki gösteren Yarkadaş, erişim yasağı olan siteler arasında CHP’nin resmi internet sitesinin de yer aldığını söyledi. Yarkadaş, “Bu kararı alan hâkim ile kararı aldırtan Başbakan Yıldırım, aslında TBMM Genel Kurulu’na girmiş ve milletvekili konuşma yaparken mikrofonunu kapatmıştır. Yaptıkları anayasal suçtur. Bunun başka anlamı yoktur” ifadesini kullandı. Avukatları Turan Aydoğan ile Mustafa Kemal Çiçek'in kararın ellerine ulaşmasının ardından hakimliğe giderek hemen itiraz ettiğini açıklayan Yarkadaş, "Sadece CHP.ORG.TR değil, toplamda 22 sitedeki habere erişim engeli getirildi. Böylece halkın Başbakan Binali Yıldırım'ın Fikirtepe'deki arsası için özel sözleşme yaptırdığı internet kayıtlarından silindi" diye konuştu. "Yıldırım'ın avukatı ne istemişse onu yapmış" İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliği'nin aldığı erişim engeli kararının hukuksuz olduğunu belirten Yarkadaş, "Hakim, önüne konulan listeye bakmadan ve haberin içeriğini bile okumadan karar vermiş. Listede CHP'nin resmi internet sitesinin olduğundan haberi bile yok belli ki… Yıldırım'ın avukatları ne istese onu yapmış" diye konuştu. "İftira yok, belge var" Açıklamasında Başbakan Binali Yıldırım'a hakaret ya da iftira unsurunun olmadığını belirten Yarkadaş, sözlerine şöyle devam etti: "Yıldırım ailesine yapılan kentsel dönüşüm kıyağını belgesi ve fotoğraflarıyla ortaya koydum. Ve o bölgenin halkının nasıl mağdur edildiğini anlattım. Açıklamamda, bir yanda özel sözleşme ile imar kıyağı yapılan Yıldırım, diğer yanda ise yerinden yurdundan edilen Fikirtepe halkının durumu vardı. Yıldırım bu gerçek görünmesin diye hakime talimat vererek haberi sitelerden sildirdi. Gerçeklerin duyulmasından korkanlar, sansüre doymuyorlar."
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Moody's yahudi diyorlar, Müslüman Türkiyeye zarar vermek istiyor diyorlar... Moody's yahudi ise dinidarlar tarafindan yahudi ilan edilen Anadolu Efes, Coca Cola İçecek, Koç Holding gibi kuruluşlari neden hedef alsin? Anadolu efes içki satiyor, içki haram degilmi? Coca Cola yahudi degilmi? Koç Holding hain degilmi? Kredi derecelendirme kuruluşu, Moody's Anadolu Efes, Coca Cola İçecek, Koç Holding, Turkcell, Ordu Yardımlaşma Kurumu ve Doğuş Holding'in notlarında da indirime gitti. Moody’s geçen hafta Türkiye’nin kredi notunu düşürmesinin ardından geçen Cuma günü de altı Türk şirketinin notunu bir kademe indirmişti. Şimdi de 6 Türk şirketinin notlarını kırdı. Moody’s Türkiye’nin not indiriminin ardından altı şirketin de notunu indirdi, üçünü teyit etti. Şirketlerden beşi yatırım yapılabilir seviyedeki notlarını kaybetti. Cuma akşamı yayımlanan Moody’s açıklamasına göre not indirimleri ülke notlarındaki bir kademe düşüşten kaynaklanıyor. SPEKÜLATİF DÜZEYE İNDİRİLDİ Anadolu Efes, Coca Cola İçecek, Koç Holding, Turkcell ve Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun (OYAK) notları yatırım yapılabilir en alt düzey olan Baa3’ten Ba1’e, yani spekülatif olarak adlandırılan düzeye indi. Moody’s ayrıca Doğuş Holding’in kredi notunu bir kademe indirerek Ba1’den Ba2’ye düşürdü. Kuruluş Şişecam’ın ve Tüpraş’ın kredi notlarını ise Ba1, Erdemir’in notunu Ba2 olarak teyit etti. (REUTERS)
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Ocak ayında cari açık geçen sene aynı döneme göre iki kata yakın arttı Türkiye'de cari açık hızla artıyor. Ocak ayında cari açık beklenenin çok üstünde çıkarak geçen senenin aynı ayına göre 2 katına yakın artış gösterdi. Ocak 2018 cari açığı bir önceki yılın aynı dönemine göre beklentilerin çok üstünde gerçekleşti. Türkiye’nin cari işlemler açığı 2018 yılı Ocak ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre 4.4 milyar dolar artışla 7 milyar 96 milyon dolara çıkarken, yıllık bazda 51 milyar 572 milyon dolara yükseldi. Merkez Bankası (MB) tarafından yayınlanan Ödemeler Dengesi İstatistiklerine göre, cari açıktaki artışta, ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre 4 milyar 537 milyon dolar artışla 7 milyar 634 milyon dolara ve birincil gelir dengesi açığının 82 milyon dolar artışla 479 milyon dolara yükselmesinin etkili olduğu belirtildi. http://aktifhaber.com/ekonomi/ocak-ayinda-cari-acik-gecen-sene-ayni-doneme-gore-iki-kata-yakin-artti-h113642.html
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Rize Emniyeti'nde işkenceler yapıldığı ve üzerinin kapatıldığı ortaya çıktı Olağanüstü Hal (OHAL) ile Cemaate yakın oldukları iddiasıyla gözaltına alınan ve tutuklanan insanlara işkence yapıldığına ilişkin bilgiler gelmeye devam ediyor. Rize'de birçok kişinin işkenceye maruz bırakıldığı bilgileri geliyor. Rize'de 16 Şubat'ta Cemaate üye olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Kemal Sağlam'ın 14 gün boyunca işkenceye maruz kaldığı ve mahkemeye çıkarıldığı esnada mahkeme başkanının da görmezden geldiği ortaya çıktı. Şaibeli 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında Cemaate üye oldukları gerekçesiyle gözaltına alınan insanlara işkence yapıldığı bilgileri gelmeye devam ediyor. Gözaltında işkenceyle öldürüldüğü netleşen öğretmen Gökhan Açıkkollu vakası hala tazeliğini korurken işkenceci polislerin yargılanmasına izin verilmiyor. Mücadeleye ‘zarar’ verir endişesiyle işkence iddiaları görmezden geliniyor ve hiçbir işlem yapılmıyor. Rize’de de işkence mağdurlarının konuşmasına dahi izin verilmiyor. Rize Ağır Ceza Mahkemesi ve Adalet Komisyonu Başkanı Bayram Kantık’ın işkence gördüklerini belirten sanıkların duruşmalarda konuşmalarına dahi izin vermediği kaydediliyor. Yeni bir işkence vakasının da darp raporlarına rağmen gizlenmeye çalışıldığı iddia edildi. 16 Şubat günü Cemaate üye olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Kemal Sağlam’ın (35) 14 gün boyunca işkence gördüğü öğrenildi. Vücuduna elektrok şok verilen ve buzlu suyla işkence yapılan Sağlam’ın hala vücudunun bazı yerlerini kullanamadığı belirtildi. Rize Emniyetinde görevli Gökmen, Mahmut, Kamil ve Hüseyin isimli polisler işkenceciler arasında yer aldıkları iddia edildi. Bu polislerin işkenceleri darp raporuyla belirlenmesine rağmen savcılık herhangi bir soruşturma başlatmadı. İşkenceci polisleri koruyan Rize yargısı Kemal Sağlam’ı ise 2 Mart günü tutukladı. Gözaltında ifade vermesi için uygulanan baskılar arasında Sağlam’a ağır ilaçlar verildiği de öğrenildi. İlaçla işkence yapılması işkenceci polislere profesyonel yönlendirme yapıldığı şüphesini uyandırıyor. Ne tür ilaçların şüphelinin zihnini çözeceğinin polisler tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını belirten uzmanlar işkencecileri istihbarat örgütlerinin yönlendirdiğini belirtiyor. Kırıkkale’de de benzer işkence vakalarının yaşanması işkencelerin MİT’in kontrolünde yapıldığı iddialarını güçlendiriyor. http://aktifhaber.com/iskence/rize-emniyetinde-iskenceler-yapildigi-ve-uzerinin-kapatildigi-ortaya-cikti-h113648.html
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Saraya bağlanmak için bekleyen kurumlar: RTÜK, TMSF, BDDK ve SPK Başbakanlığa bağlı kurumların Cumhurbaşkanlığı'na bağlanması için çalışmalar yapıldığı öğrenildi. RTÜK, TMSF, BDDK ve SPK gibi üst kurullara yapılacak atamalar da artık AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kontrolünde ve yetkisinde olacak. Başbakanlık kurumunun kalkacak olması nedeniyle, Cumhurbaşkanlığına bağlanacak kurumlar ve kurullar konusunda çalışma yürütülüyor. Anayasa değişikliği ile üst düzey yöneticileri atama yetkisi Cumhurbaşkanlığına veriliyor. Ancak, Anayasada üst düzey yöneticinin tanımı yapılmıyor. AKP kaynakları, uyum düzenlemeleri kapsamında öncelikli olarak “üst düzey yönetici” tanımı yapılacağını, Daire Başkanlığı statüsünün üzerindeki kadroların üst düzey yönetici olarak tanımlanacağını belirtiyor. Ayrıca, Cumhurbaşkanının “üst düzey yönetici” atama yetkisinin, RTÜK, TMSF, BDDK ve SPK gibi üst kurullara yapılacak atamaları da kapsayıp kapsamayacağı tartışılıyor. Üst kurulların büyük bölümü şu anda Başbakan ve Başbakan Yardımcılarına bağlı bulunuyor. Yeni sistemde bu kurulların bir bölümünün doğrudan Cumhurbaşkanlığına, bir bölümününse Cumhurbaşkanlığı yardımcılarına bağlanacağı belirtiliyor. Bu kapsamda RTÜK, TMSF, BDDK ve SPK gibi üst kurullara yapılacak atamalar da, Cumhurbaşkanının yetkisinde olacak. http://aktifhaber.com/siyaset/saraya-baglanmak-icin-bekleyen-kurumlar-rtuk-tmsf-bddk-ve-spk-h113649.html
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Saray'ın suça bulaşmış 7 yargıcının suçları: Rüşvet, uyuşturucu ve kaçakçılık Şaibeli 15 Temmuz sonrasında binlerce hakim ve savcı haklarında herhangi bir soruşturma bile açmadan meslekten atıldı. Saray'ın terfi ettirdiği ve koruduğu 7 savcı ve hakimin suçları da ortaya saçıldı. 'Saray'ın suça ve yolsuzluğa bulaşan 7 yargıcı' başlıklı yazıda Mehmet Yıldız savcı ve hakimlerle ilgili iddiaları gündeme getirdi. TR724'te yayınlanan yazıda Yıldız, şunları kaydetti; 15 Temmuz’dan sonra çıkarılan KHK’larla 4,133 hakim savcı, haklarında disiplin soruşturması dahi açılmadan meslekten atıldı. Yargı çevrelerinde konuşulanlara göre bu kişilerin meslekten ihraç gerekçesi öyle iddia ettikleri gibi darbeye iştirak filan değil, cemaate yakın olmaları da değilmiş. İddialara göre ihraç listeleri oluştururken en önemli kriter 2014 HSYK seçimlerinde Erdoğan destekçisi Yargıda Birlik Derneği adaylarına oy vermemekmiş. Olur mu öyle şey, demeyin. Bugünlerde referandumda ‘hayır’ propagandası yaptığı için sabah 05:30’da polis tarafından evi basılıp götürülenleri görünce son derece normal bir durum. 2014 HSYK seçimlerinde o günkü adıyla Yargıda Birlik Platformu adaylarına oy vermeyenler tek tek tespit edilmiş ve 15 Temmuz sonrasında ilk etapta 2847 hakim ve savcı ihraç edilmiş, çoğu da tutuklanmıştı. Öyle ki, mesai arkadaşını bir ihbarla tutuklayan hakimler, bir başka ihbarla kendileri de tutuklanıp cezaevine gönderilir hale geldi. Ve bu durum sürek avı gibi halen de devam ediyor. O günlerde Kütahya’da bir cumhuriyet savcısı, cemaate yakın olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilip tutuklandıktan sonra, yaptığı itirazda at yarışı oynadığını ispatlayınca önce serbest bırakıldı, ardından HSYK tarafından görevine iade edildi. Biraz sonra sayacağımız örnekler aslında yeni HSYK’nın hakim savcı kriterlerine son derece uygun sayılırlar. Neden mağdur (!) edildiklerini de anlamış değiliz. AĞIR CEZA REİSİ HASAN AKDEMİR İstanbul Anadolu Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hasan Akdemir, ünlü bir iş adamından 50 bin dolar rüşvet alırken suçüstü yapılarak gözaltına alınmış. Hasan Akdemir, Sulh Ceza Hakimi iken, Erdoğanın sahte diploma ile Cumhurbaşkanı olduğuna ilişkin haberlerin erişime engellenmesi kararını verdiği için terfi ettirilerek ağır ceza reisi yapılmıştı. Yine, Hakim Akdemir, HSYK’dan gelen mesaj ve fişleme listelerine dayanarak, 15 Temmuz sonrasında, yüzlerce meslektaşını gözü kapalı tutuklamıştı. Dün çıkan haberlerden öğreniyoruz ki, tahliye karşılığı 50 bin dolar rüşvet istediği ünlü işadamı Fİ Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Fikret İnan’ın ihbarı üzerine 19 Nisan 2017 günü rüşvet alırken suçüstü yakalanmış. Rüşvet suç sayılmıyordu aslında değil mi? Hakim Hasan Akdemir’in hatası ilk aldığı 50 bin dolarla yetinmeyip ikinci defa istemesi ve bunun üzerine yakalanmış olması. http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/04/19/yargi-rusvet-alan-agir-ceza-baskanini-affetmedi HAKİM HALİL SOĞUKSU Erzurum’da görev yapan ağır ceza mahkemesi hâkimi Halil Soğuksu’nun zehir tacirleriyle görüşmesi, Diyarbakır polisinin teknik takibine takıldı. Kullandığı araç durduruldu, 90 kilo uyuşturucu ele geçirildi. Aslında Hakim Halil Soğuksu’nun kırdığı cevizler bununla sınırlı değilmiş. 2014 HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu’nu desteklemesi karşılığında, platform üyesi yüzlerce hakim gibi onun da eski disiplin cezaları affedildi. Temizlenen siciliyle mesleğine devam ederken, 20 Ocak 2017’de uyuşturucu kaçakçılığından suçüstü yakalandı. Bir süre sonra da meslekten ihraç edildi. Yakında kendisine cemaatin kumpas kurduğu iddiasıyla itiraz edip göreve iade edilirse de şaşırmayın lütfen. http://www.haberturk.com/gundem/haber/1369524-uyusturucu-cetesi-yakalandi-kurye-agir-ceza-hkimi-cikti CUMHURİYET SAVCISI EMRULLAH EFENDİ ALICI Cumhuriyet Savcısı Emrullah Efendi Alıcı, Sivas Askeri Mahkemesi’nde yedek subay olarak vatani görevini yaptığı dönemde, Kırşehir-Mucur karayolunda durdurulan otomobilinde 6 bin 500 paket kaçak sigara ile yakalandı. Tutuksuz olarak yargılandığı dönemde HSYK tarafından açığa alınmayıp Zonguldak Adliyesinde savcılık görevine devam eden Savcı Alıcı, yargılama sonucunda ‘sigara kaçakçılığı’ suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Aldığı hapis cezası Nisan 2017’de Yargıtay tarafından onanınca, odasını ve evini bir gecede boşaltıp Zonguldak’tan ayrıldı. Hakkında yakalama kararı çıkarılan Savcı Emrullah Efendi Alıcı’nın, giderken odasına istifa dilekçesini bıraktığı öğrenildi. http://www.yurtgazetesi.com.tr/m/yurt-haber/savciya-kacakciliktan-25-yil-hapis-h27449.html HAKİM MEHMET SAMİ HAZNEDAR Ünlü yönetmen Mustafa Altıoklar ve E.B. isimli sanığa Erdoğan’a hakaret suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezası verdiği için terfi ettirilmişti. İstanbul Bakırköy 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde yaralama davası sanığı S.D., Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak mahkeme hâkimi Mehmet Sami Haznedar’ın kendisinden rüşvet istediğini iddia etti. S.D., hâkim Haznedar’ın dosyanın ağır cezaya gitme ihtimali olduğunu, Adli Tıp raporunun bir an önce alınması için de Adli Tıp Kurumu’na gönderilmek üzere 5 bin 800 TL talep ettiğini söyledi. S.D., hâkimin odasına giderek seri numaraları alınmış parayı verdi. S.D.’nin dışarı çıkmasının ardından içeri giren üç polisle birlikte Başsavcıvekili Ömer Faruk Aydıner, hâkim Haznedar’ı rüşvet almak suçundan tutuklanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevketti. Yurtdışına çıkış yasağı konulan Haznedar serbest bırakıldı. http://www.sabah.com.tr/yasam/2016/07/16/rusvet-alan-hkim-sucustu-yakalandi YARGITAY ÜYELERİ HÜSAMETTİN MAKAS, HAMDULLAH PAKSOY VE ÖZCAN TURAN Eski Yargıtay üyesi Hüsamettin Makas ile 15 Temmuz sonrası Yargıtay üyesi seçilen Hamdullah Paksoy ve Özcan Turan, S.S. İncek Dam Konut Yapı Kooperatifinin yönetimindeler. 14 Şubat 2017’de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından yapılan imar artışıyla Yargıtay üyelerine muazzam bir kıyak çekilmiş oldu. Önceki plana göre 0.33 emsal ile 25 konut yapılabilecek araziye, yapılan değişiklikle emsal 2’ye çıkartılmış şimdi 390 konut yapılacak. Bu yolsuzluğa ilişkin olarak adı geçen yüksek yargıçlar hakkında şu ana kadar soruşturma bile açılmadı. http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/25-konutluk-araziye-390-konut-yapilacak-1766117/
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Öğretmen Ömer Şamlı cezaevinde yaşayamaz raporuna rağmen hala tutuklu Öğretmen Ömer Şamlı, hayati tehlike olmasına rağmen 16 Aralık'da tutuklandı. Acilen hastaneye kaldırıldı. 6 gün hastanede kaldı. Cezaevinde yaşayamaz raporuna rağmen hala tutuklu bulunan Şamlı bugün hakim karşısına çıkıyor. 15 Temmuz kontrollü darbe girişiminden sonra alınan 50 binden fazla kişi tutuklandı. Bu sayının büyük bir çoğunluğu öğretmenlerden oluşuyor. Bunlardan biri olan Öğretmen Ömer Şamlı 1,5 ay önce tutuklandı. Ağır hastalıkları bulunan Şamlı, 2 kere hastaneye kaldırıldı. Doktorların cezaevinde yaşayamaz denilen Ömer öğretmenin bugün duruşması var. 5 çocuk sahibi olan Ömer öğretmenin eşi kısa bir açıklama yaptı. Kocasının ağır hastalıklarından dolayı cezaevinde kalmaması gerektiğini aktaran eşi, kocasının tahliye edilmesini talep ediyor. Eşinin yaptığı açıklama şöyle: “Eşim 1,5 aydır tutuklu. 18 yıldır değişik bir rahatsızlığı var. Ayak uçlarında el parmaklarında patlama ve erime oluyor. Şu an eşimin rahatsızlığı akciğerine yutkunmada sıkıntı çekiyor. Üşüdüğü zaman nöbet geçiriyor. İzmir’de kaldığı cezaevi soğuk olduğu için 3-4 defa revire kaldırılmış. 2 kere ambulans gelmiş ancak hastalığını anlamadıkları için müdahale edememişler. Sonra tekrar devlet hastanesine kaldırıp biraz rahatlatmışlar. Eşimin cezaevinde kalması çok zor çünkü kendi özel işlerini yapamıyor. Çamaşır, bulaşık, giyinme hatta şu an kaşığı bile tutmakta çok zorlanıyor. 5 çocuk annesiyim ve burada tek başına hayat mücadelesi veriyorum. Cezaevi şartları onun için uygun değil.” ÖLÜME TERKEDİLMESE OLMAZ MI? CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Öğretmen Ömer Şamlı için açıklama yaptı. Tanrıkulu, yetkililere, ‘Tutuksuz yargılansa, tedavisi ve bakımı yapılsa, ölüme terkedilmese olmaz mı?’ diye sordu. Tanrıkulu’nun twitter üzerinden yaptığı açıklama şöyle: Ölüm döşeğinde olan hasta tutuklular var. Bugün de Balıkesir’de Ömer Şamlı’nın duruşması var. Kendisinde olmayan hastalık yok. Ayak parmakları ampüte. Verilmiş heyet raporları var. Cumhurbaşkanına, başbakana, adalet bakanına sormak isterim. Bir mahkûmiyeti yok. Canlı bomba değil. Kimseyi öldürmemiş, elinde silahı yok. Ev hapsinde tutulması mümkün neden tutmuyorsunuz. Neden başka bir tedbirle tahliye etmiyorsunuz. Yaşamının son dönemi ailesiyle geçirsin. Tedavi olsun. Nitekim bir yakarış vardı sosyal medyada bir doçentin oğlu, Ahmet Turan Öncerit’in oğlu. Günlerdir sosyal medyada yazıyordu. Babası kanser hastasıydı. Sakarya Üniversite’sinde doçent, doktordu. Evet tahliye oldu ama hastalığının son noktasına geldiğinde tahliye oldu. Yeterli teşhis zamanında yapılmadı. Doğru tedavi edilemedi cezaevinde ve maalesef bugün yaşamını hayatını yitirdi. Hasta tutuklular ölmeden, işte Sine Bingöl var 70 küsur yaşında tutuklu. Neden bu yaştaki bir kadın tutuklu kalır. Suçu ne olursa olsun. Bomba taşımamış, kimseyi öldürmemiş. Bunları ben her koşulda ama her koşulda bakan beye sormaya devam edeceğim. Ve burada da sizlerin sözcüsü olarak duyurmaya devam edeceğim.” https://twitter.com/i/videos/tweet/972752738256760832?embed_source=clientlib&player_id=0&rpc_init=1&language_code=tr&use_syndication_guest_id=true
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
GÜNCELLEME SÖZLERI IÇIN "PIŞMANIM" DESIN AKP içindeki muhaliflere yakınlığıyla bilinen Karar gazetesi yazarı Hakan Albayrak, “Nureddin Yıldız, Erdoğan, Başsavcılık” başlıklı bugünkü yazısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı eleştirdi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Kadınlar dayak yiyorlarsa şükretsinler" diyen Sosyal Doku Vakfı Başkanı ve İlahiyatçı Nurettin Yıldız'a karşı çıkarak “İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bileyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi vardır” demişti. Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından “güncelleme” tartışması başladı. AKP içindeki muhaliflere yakınlığıyla bilinen Karar gazetesi yazarı Hakan Albayrak, “Nureddin Yıldız, Erdoğan, Başsavcılık” başlıklı bugünkü yazısında “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nureddin Yıldız gibi bazı hocaları eleştirirken sarf ettiği ‘İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar… Siz İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümleri ile kalkıp da bugün uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok.’ sözleriyle tabii ki içtihat kapısının açık olduğunu ifade etmek istemiştir. Çoğumuz bunu anlamayacak kadar aciz değil. Ancak, mezkûr ifadelerin maksadını aşan ifadeler olduğunu görmeyecek kadar da aciz değil çoğumuz” ifadelerini kullandı. “KEŞKE MAKSADINI AŞAN İFADELERİ İÇİN PİŞMANLIK BİLDİRMEKTEN…” Hakan Albayrak, şunları yazdı: “Erdoğan, şaşkınlığa ve rahatsızlığa yol açan o ifadelerine ‘Allah'ın, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bize açıkça ifade ettiği hükümler, yani naslar asla değişmemiştir, değişmeyecektir… Ama bunlardan hareketle yapılan içtihatlar, geliştirilen kurallar ve bunların uygulamadaki karşılıkları elbette zamana, şartlara, imkanlara göre değişecektir’ diyerek açılık getirmekle çok iyi etti, Allah razı olsun. Keşke maksadını aşan ifadeleri için pişmanlık bildirmekten ve onların yok sayılmasını istemekten de geri durmasaydı.” “NUREDDİN YILDIZ GİBİ İTİBAR SAHİBİ HOCALARI CAHİL YAHUT ACİZ İLAN EDEREK…” “Erdoğan’ın söylediği her şeyi sorgusuz sualsiz tekrar eden bir kitle var” diyen Hakan Albayrak şöyle devam etti: “Siz İslam’ı 14 asır, 15 asır öncesi hükümleri ile kalkıp da bugün uygulayamazsınız’ gibi ‘ucu açık’ -hem de Kemalizm’e kadar götürecek denli ucu açık- bir cümleyi o kitleye mal etmekten, o kitleyi İslam hakkında böyle özensizce konuşmaya sevk etmekten Allah’a sığınmak lazım. Bugün dillere düşer, yarın akılları kemirir böyle cümleler. ‘IŞİD’in takip ettiği çizgi için ‘kabul edilebilirliği yoktur’ diyen, gençleri ‘vahşet sempatizanı olamayız’ diye uyaran, tehlikeli marjinalleşmelere karşı emniyet supabı vazifesi gören Nureddin Yıldız gibi itibar sahibi hocaları cahil yahut aciz ilan ederek itibarsızlaştırma meselesi de mühim. Bu hocalar itibarsızlaştırılarak sindirildi ve susturuldu diyelim; meydanın resmî söylemden şaşmayan ‘devletlu’ hocalara kalacağı mı zannediliyor? Sivil alanda doğan boşluğu aşırı uçların doldurmayacağı ne malum? Siyasi otoritenin buyruklarına harfiyen uymaktan başka marifeti olmayan ‘ulema’nın çekilmezliği de cabası.” Nureddin Yıldız hakkında başlatılan soruşturmayı eleştiren Hakan Albayrak, Nureddin Yıldız’ın, "Kadınlar dayak yiyorlarsa şükretsinler" sözlerini ise şöyle savundu: “2007 senesindeki bir sohbetinde, iffetsiz davranışlar sergileyen kadınların -kocaları tarafından- dövülmesine dair kullandığı bazı ifadeler. Şiddeti dizginlemeye matuf ifadelerdi bunlar. Üstelik sohbetin çerçevesi kadın-erkek eşitliğiydi.” “NUREDDİN YILDIZ TİPİ YOBAZLARIN…” Karar gazetesi yazarı Mehmet Ocaktan ise Nurettin Yıldız’a karşı çıkarak “güncelleme” konusundaki görüşlerini bugünkü yazısında şöyle aktardı: “Bilmek gerekiyor ki, İslam’ı yatak-yorgan hikayelerine indirgeyen din kılıklı yobazları yasaklayarak, adli takibata tabi tutarak Müslümanlık anlayışını güncelleyemeyiz. Unutmayalım, bugün Diyanet’in, İmam-Hatipler’in, ilahiyat fakültelerinin öğrettiği din, Nureddin Yıldız tipi yobazların anlattığı dinden farklı değildir. Açıkça belirmek gerekiyor ki, asırlar içinde menkıbe ve hurafelere dayalı bilgilerle oluşan geleneksel İslam kültürüyle yüzleşmeden, sadece eski bilgileri tekrar ederek gidişattaki olumsuzluklara çözüm üretmek de, modern dünyaya İslam’ın mesajını iletmek de mümkün değildir.” Odatv.com
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Pişkinliğin bu kadarı da fazla: Moody’s’in not indirimini bile Gülen Hareketi’ne bağladılar… Yatırımcıların akıl hocası Moody’s’in Türkiye’yi Kosta Rika ile aynı kümeye düşürmesine mukabil hükûmetten makul ve ikna edici cevap gelmeyeceği dünden belliydi. Evvela Türkiye’nin kredi notunu çöp seviyesinden iki basamak aşağı indiren Moody’s bir gün sonra da 14 Türk bankasını aynı karneyi verdiğini açıkladı. Makuliyet ve itidalden kopmanın bedelini ödüyoruz hep beraber… Moody’s’in ‘gece yarısı operasyon’ çektiğini iddia edenler aradaki saat farkından bîhaber olamaz. O not indirimi ilan edildiğinde ABD’de gündüz vakti idi… ‘Kurumsal kalitenin giderek bozulduğu’ minvalindeki şerhe gelince… Ankara’yı ayağa kaldıran bu madde özünde çok doğru bir tespittir. Bakanlar, müşavirler o şerhi ya anlamadı ya da o cümlenin ima ettiği hakikat işlerine gelmedi. BAĞIMSIZ KURUM KALDI MI? ‘Saray’a şirin görünmek’ deyimini Türkçeye kazandıran bir iktidarın Moody’s’in o şerhine itiraz etme hakkı olamaz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ikide bir formül değiştirmesi, Merkez Bankası’nın (TCMB) faizi artırdığı halde artırmamış gibi garabetin içine düşürülmesi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) ekonomideki yalanlar ortaya çıkmasın diye icra işlemi yapmamaları için bankaların elini kolunu bağlaması gibi onlarca sui misal ortada iken Türkiye’de kurumların bağımsızlığından, kalitesinden bahsedilebilir mi? YİĞİT BULUT, TIMOTHY ASH’E ‘ETKİ AJANI’ DEDİ Cumhurbaşkanı Başmüşaviri Yiğit Bulut, Bluebay Asset Management Stratejisti Timothy Ash’i, Gülen Hareketi’nin adamı olduğunu iddia edebildi: “Kamuoyu dikkatine, aşağıda hesabını gördüğünüz kişi yabancıların Türk ekonomisini manipüle etmek için kullandıkları bir etki ajanıdır! Bu şahıs Türkiye ve Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında yurtdışı ve sosyal medyada hadsiz ifadelerde sürekli bulunmuş olup, tam bir Türkiye düşmanıdır. Hiçbir resmi görevi olmamasına rağmen Ankara’da dolaşıp maalesef bazı kamu görevlileri tarafından da kabul görmektedir.” Daily Sabah’ta Fahrettin Altun’a kalırsa Moody’s, Gülen Hareketi’nin talimatı ile Türkiye’nin kredi notunu aşağıların aşağısına yuvarladı. Pes, hakikaten pes! MADEM İTİBARI YOK, BU TELAŞ NİYE! Maliye Bakanı Naci Ağbal rakamlardan, paradan biraz anlar diye düşünülebilir. O da bu bahiste sürrealist olmayı tercih etti. Şunları söyleyebildi: “Darbe girişimine rağmen, dışarıda oynanmak istenen oyunlara rağmen yürüttüğümüz bu operasyonların da gücünü de arkamıza alarak Türkiye yoluna devam ediyor. Moody’s’ler hikâye olur, ama Türkiye yoluna devam eder.” Ağbal’a iddiası o ki Moody’s’in notu yatırımcı nezdinde itibarı yokmuş. O halde bu tedirginlik niye? Ağbal, Moody’s’in Olağanüstü Hal’de giderek artan hukuk ihlallerine vurgu yapmasına da hayli içerlemiş: “Biz OHAL’i devlete ilan ettik, vatandaşımızın, yatırımcımızın günlük hayatını bu OHAL hiçbir şekilde etkilemedi, etkilemesine de müsaade etmedik. Dolayısıyla burada sanki özellikle aslında etkisi olmadığı bilinen bir konuya vurgu yapmak suretiyle bir evham uyandırma çabası var. Bunun hiçbir geçerliliği yok.” Ağbal’a ait bu satırlarda yurt dışına kaçan sermayenin niye gittiğinin cevabı yok tabiî. Maliye Bakanı, OHAL’in ekonomiyi etkilemediğini belirtirken icra ve iflas davalarının niçin arttığını da izah etseydi keşke. ZEYBEKCİ BAKANDAN İNCİLER… Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Yiğit Bulut ve Naci Ağbal’dan geri kalır mı hiç? Zeybekci,‘dış mihraklar’ bahisleri açıldığında her daim çıtayı yukarı çıkaranların başında geldi. Oynadığı zeybek ile soy isminin hakkını veren bakan yine formunun zirvesinde sözler sarf etti: “Neye göre düşürdün, hangi kriteri dikkate aldın? Bu bir tefeci mantığıdır, tefecinin çırağı, tefecinin tetikçisi mantığıdır. Ne kadar itibarın olduğunu da gösterdi millet sana. Öyle bir karar açıkladın, ardından piyasaların sana verdiği tepki sıfır, sana verdiği itibar sıfır.” Kriterler belli olduğu halde Zeybekci bilmezden geliyor. Saray’ın müstafi müşavirlerinden Bülent Gedikli de Moody’s’in gece yarısı operasyon çektiğini iddia etti. DÜŞMAN İLAN ET VE BÜTÜN KÖTÜLÜKLERE ONA YIK Halkın karşısında bir düşman ilan edip bütün kabahati, kusurları ve günahları onun boynuna asmak bir Hitler taktiğidir. Halkın hoşuna giden ve siyaseten de rey getiren bu taktiklerin Türkiye’nin istikbaline zerre kadar katkısı yoktur. Devlet adına söz sarf edenlere birkaç hatırlatma: Siz ne kadar inkâr ederseniz edin dünyada ekonominiz, daha doğrusu sermayeniz kadar sözünüz geçer. Büyük fonlar sizin ne dediğinizden ziyade beyne’l-milel kuruluşların ne yazdığına bakarak kararını veriyor. Bir dönem 22 milyar dolar doğrudan yatırım çeken Türkiye’nin artık 5-6 milyar dolara kanaat etmesi başarı ya da itibar emaresi değildir. DÜN METHEDİKLERİNİ BUGÜN YERDEN YERE VURUYORLAR Mesnetsiz ithamlarla Moody’s, Fitch ve Standard&Poor’s gibi akıl hocalarıyla boy ölçülemeyeceğini idrak edin artık. Fazladan üç rey için dün söylediklerinizin tam aksini bugün pişkinlikle ifade ederek kendinizi küçük düşürmenize alıştık alışmasına da Türkiye bu kadar pişkinliğe müstahak değil. Zira 2012 senesinde ‘notumuzu yatırım yapılabilir’ lige çıkardığında bu kuruluşa bir devlet nişanı takmadığınız kaldı. Yere göğe sığdıramıyordunuz ve itibarını itibarınıza referans yapıyordudunuz… Not indirimine gerekçe olarak gösterilen maddelere müşahhas itirazınız varsa onları ifade edin ve eksikleri gidermeye bakın. Şu safhada memlekete yapabileceğiniz en büyük hizmet bu olacaktır. Bu arada yerli ve millî Altay Tankı’nın motoru için Almanları ikna etmekte zorlandığınızı da anlatsaydınız keşke… Oysa bir sene sebepsiz yere hapiste tuttuğunuz gazeteci Deniz Yücel’i kirli pazarlıkla tahliye ederken Almanya’dan motoru kapacağınıza dair ne kadar da umutlanmıştınız… O fasıl da açılır yakında. Sizi gidi sözde millîciler sizi… SEMİH ARDIÇ
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
‘Terörün finansmanı filan, üfleriz Gazi Abi’ Öğretmen, doktor, öğrenci, ev hanımı, iş adamı, gazeteci, avukat, hakim, savcı ve siyasetçinin de aralarında olduğu 150.000’e yakın kişi hakkında soruşturma açıldı. Açılan davalar neticesinde binlerce mahkumiyet kararları verildi. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından da 10’larca örgüt suçlamasıyla ilgili kararlar verildi. Ancak, tüm bu soruşturma, yargılama ve mahkumiyet kararlarına rağmen insanlar ne bu kararlara inanıyor ne de yapılan değerlendirmeleri doğru kabul ediyor. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, ‘Terör finansmanı filan, üfleriz Gazi abi’ sözünde gizli. Bu ifade, Bursa Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan bir iddianamenin 317. sayfasında, polislerce yazılan bir notta aynen yer almıştır. Bu notta, bir kahvaltı için satılan davetiyelerin ‘örgüte yardım’ olarak yansıtılacağı şu şekilde belirtilmiştir: “… Örgüte yardım dicez. Ceylan ve Mediha kendi Facesinde de paylaştı ortak bir tespit yapacağız, ikisine de ekleyecez. İkisinin de davetiye satıış ile ilgili görüşmeleri var öneeeemliiii. Terör finansmanı filan, üfleriz, gazi abi…” Yazılan bu nota göre, bir davetiye satışının terörün finansmanı suçu olarak değerlendirildiği bunun da bizzat polislerin ifadesine göre ‘üflenerek’ oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Yani polis memurları suçu üfleyerek oluşturacaklarını ifade etmişler bunu da pişkin bir şekilde not olarak yazabilmişlerdir. Aynı pişkinlik, siyasilerde ve bazı yargı mensuplarında da olduğu için suçlamalar yasalara göre değil üfürülerek oluşturulmaktadır. Suçlamalar ‘üfürülerek’ oluşturulduğu için de bu iddialara; aklı, vicdanı ve gözü köreltilmiş bir kesim dışında kimse inanmamaktadır. ÜFÜRÜKTEN YARGI En son Mersin ve Hatay örneğinde de üfürülerek suç oluşturulduğunu gördük. Üniversite öğrencisi kızların ve ev hanımlarının olduğu 10’larca kişi terör örgütü suçlamasıyla gözaltına alındı ve tutuklandı. Gözaltı gerekçesi, tutuklu olan insanların ailelerine yardımcı olmaya çalışmak. Sonradan medyaya yansıyan bir haberde ise ‘suikast şifresi çözüldü’ denilerek, polis ve yargı mensuplarının üfleme usulüyle suç üretmeye çalıştıkları görüldü. Herkes kabiliyetine göre üfleme yaptığı için Mersin polisi bu konuda daha kabiliyetli olduğunu da göstermiş oldu. Başka bir örnek de, Myanmar’dan yasadışı yollarla Türkiye’ye getirilen kişiyle ilgili İnterpol uzmanı! olduğu belirtilen polisin anlattıkları. ‘Kalkıştan önce elektronik aksamın olduğu yeri tekmelemeye başladı, uçağı düşürecekti’! Bunu okuyan da bir şey var zannedecek. Aslında olan, yaptıkları yasadışılığı gizlemek için ‘üfürme’ yöntemine başvurulmasından ibaret. ‘Üfürmek’ konusunda bir üst seviye olmadığı için de doğal olarak her iddiaları pes dedirtecek düzeyde oluyor. Suçlar emniyet aşamasında ‘üfürülerek’ oluşturuluyor da mahkemeler de farklı bir durum mu var? Tabi ki hayır. Mahkemeler, ‘üfürme’ işini nasıl yaparız da hukuki bir kılıfa sokarız çabası içerisindeler. Bunun için de en temel hukuk ilkelerini ve yargısal içtihatları görmemezlikten gelmeyi tercih ediyorlar. Bu kapsamda, siyasilerin beyanlarına dayanarak terör örgütü suçunun kurucu unsurlarından olan kast unsurunu ispatlamaya çalışıyorlar. TCK’nın 21. Maddesine göre, bu suç sadece “bir organizasyonun terör örgütü olduğunu bilerek ve isteyerek üye olma” durumunda oluşmaktadır. Bir kişi, üye olduğu bir organizasyonun terör örgütü olduğunu bilmiyorsa ve toplumun büyük çoğunluğu tarafından da bu durum bilinmiyorsa, bu organizasyonun üyesi olan kişi açısından terör örgütü üyeliği suçu oluşmayacaktır. Kast, suçun kurucu unsurlarından biri olup, terör örgütü üyeliği suçunun kast unsuru oluşmazsa, suçun oluşması da mümkün değildir. Yargıtay CGK ve Yargıtay 16.CD dâhil mahkemeler, siyasi beyanlara dayanarak, iddia olunan örgütün terör örgütü olduğunun bilinmesi gerektiğini söyleyerek kastın varlığından bahsetmektedir. Oysa, bilme olgusunun somut delillere dayalı olarak ispatlanması gerekir, çıkarıma dayalı olarak bilinmesi gerekir denilemez. Amaç, üfürülen suça kılıf bulmak olduğu için uyup uymadığına bakılmaksızın ilk bulunan kılıfa uydurulmaya çalışılmaktadır. Ancak, bu üfürükçülerin unuttuğu bir şey var; bir hukuk devletinde, sadece, insan hakları dikkate alınarak hazırlanmış ve yasama organınca kabul edilmiş, erişebilir ve uygulaması öngörülebilir kanunlara aykırı davranma yaptırıma bağlanabilir. Bu durum, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir gereğidir. Bireyler, sadece önceden yayınlanmış kanunlara uygun davranma yükümlülüğü altındadır. Bir hukuk devletinde hiç kimse herhangi bir siyasi aktörün açıklamasını dikkate alarak hareketlerine yön verme yükümlülüğü altında değildir. İnsanlar, siyasilerin her gün değişebilen beyanlarını takip etme yükümlülüğü altında da değildir. Hukuk kurallarının herkesi bağladığı bir hukuk devletinde, kişiler sadece yayınlanmış ve yürürlükte olan kanunları bilme ve saygı gösterme yükümlülüğü altındadır. Bu nedenlerle, bir kişiyi, siyasilerin beyanlarını dikkate alarak cezalandırmak hukukun birçok ilkesine aykırı olduğu gibi, Anayasanın değiştirilmesi mümkün olmayan, insan haklarına saygılı, demokratik hukuk devleti gibi temel niteliklerine de aykırılık oluşturur. BM İnsan Hakları Komitesi’ne göre de, “yaşama hakkından keyfi olarak mahrum etme, işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye tabi tutma, rehin alma, kolektif cezalandırma, keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma, masumiyet karinesi dâhil adil yargılanma hakkının temel ilkelerinden sapma” gibi temel hak ve ilkeler uluslararası hukukta emredici kurallardır. Bu kurallara aykırılığın da elbet bir yaptırımı olacaktır. Emredici hukuk kurallarına aykırı davranan başta işkenceciler olmak üzere, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelede bulunan, keyfi olarak özgürlükten mahrum bırakan ve kolektif cezalandırma uygulayan kişilerle ilgili uluslararası hukuk nezdinde girişimde bulunularak hak ettikleri cezaya muhatap olmaları, hukuk dışı uygulamalarla mücadeleyi zorunluluk gören hukukçular olarak boynumuzun borcudur. Bu borcu ödemek için çalışıyoruz… Nurullah Albayrak
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Erdoğan’ın UYAP takıntısı Türkiye toplumun DNA’sını çözen Erdoğan, 80 milyonluk ülkeyi adeta aile çiftliği gibi yönetmeye devam ediyor. Önce ortaya bir gündem atıyor, sonra tepkileri ölçüyor ve devam eden günlerde nihai amacını gerçekleştiriyor. Diğer bir ifadeyle, yapmak istediklerini alıştıra alıştıra kabul ettiriyor. Tıpkı su dolu kazandaki kurbağanın, altında yanan ateşin suyu ısıttığını fark etmeyip bir süre sonra kaynayan suda ölmesi gibi… Bu yöntemi sık sık kullanan Erdoğan, yine kısa bir süre önce ortada hiçbir neden yokken UYAP’ı diline dolamıştı. 12 Ocak 2018 günü katıldığı Adalet Şurası’nda UYAP gibi çok önemli bir teknolojiyi, FETÖ’cülere kaptırdıklarını, onlar da kendi sinsi emelleri için çok acımasız kullandıklarını ve UYAP üzerinden en büyük zulmü icra ettiklerini söyledi. Erdoğan, neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı duymuştu? Kendisi, şayet durup dururken ilgisiz bir konu ortaya atıyorsa mutlaka bir sonraki hamlesi gelecektir ama acaba nihai amacı neydi? Tabi ki bu nihai amacını sorgulamak halktan ya da muhalefetten beklenmiyordu. Bu gündemi ortaya atarken kimsenin bir eleştiri getirmeyeceğini biliyordu elbette. Ama yine de oluşabilecek ani tepkileri önceden görmek ya da yumuşatmak istiyordu. Nitekim Erdoğan bu görüşü ileri sürdükten sonra, beklenildiği gibi kimseden bir tepki gelmedi. Kimse sormadı, UYAP üzerinden nasıl bir zulüm icra edildi? Normalde hukuksuz, kanunsuz adli bir zulüm yapacaksanız, bunu gizli yaparsınız, bütün delillerin kaydedildiği ve tüm taraflara açık olan UYAP üzerinden o zulmü yapamazsınız. Kimse sormadı, UYAP projesine ne zaman başlanıldı, sistem ne zaman faaliyete geçti, başkanı kimdi, yönetimi kimdeydi? UYAP Projesi ile ilgili ilk adımlar, AKP’nin iktidar olmasından önce 1998 yılında atılmış, 2005 yılında idari ve adli birimler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. UYAP’ın kurulmasında emeği geçen tüm hâkimler 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sonrası tamamen tasfiye edilmişlerdir. UYAP’ın aktif faaliyetinden bu yana AKP’li Adalet Bakanı ve AKP’li hâkimler yönetiminde görev almışlardır. Kimse sormadı, 2013 yılında yapılan bir protokol ile bağımsız bu yargı sisteminin bağlantısı neden MİT ile paylaşıldı? Kimse sormadı; 17/25 Aralık, MİT Tırları, İzmir Gümrük Yolsuzluğu, Selam Tevhid, Balyoz, Ergenekon ve diğer birçok soruşturma delilleri UYAP sisteminde kayıtlı olduğu için acaba bunlar mı silinmek isteniyor? Kimse sormayınca, biz de Erdoğan’ın bu konuşmasını tahlil etme gereği duymuş ve “Erdoğan UYAP’ı Neden Gündem Yaptı” başlıklı bir yazı ile sorulara cevap bulmaya çalışmıştık. Erdoğan’ın Adalet Şurası konuşmasının ardından önceki gece UYAP’ta kritik bir değişim yaşandı. UYAP’ta yapılan güncellemenin ardından avukatlara ceza davaları dosyalarına erişimde bazı sınırlamalar getirildi. Güncelleme öncesinde avukatlar, dilekçelerini, mahkemenin yazdığı müzekkereleri, bilirkişi raporlarını, mahkemeye yazılan müzekkereleri, mahkemenin duruşma dışında verdiği ara kararları, savcıların dilekçelerini görebiliyordu. Bu güncellemeden sonra artık avukatlar, UYAP aracılığıyla sadece tensip zabıtlarını ve duruşma tutanaklarını görebilecekler. 06 Mart 2018’e kadar yazımızdaki tahminlerimizden en az birinin tutabileceğini beklerken, anılan tarihte Erdoğan’ın bu husustaki gerçek niyetini dışa vurmasıyla hayal kırıklığına uğradık. Bir kez daha Erdoğan kazanmıştı ve tahminlerimiz tutmamıştı. Aklımızın köşesinde bile geçmemişti Erdoğan’ın amacının UYAP’ı kapatmak olacağı! Halbuki UYAP, ulusal ve uluslararası pek çok ödül almış, saygın ve yegâne milli projesiydi. Yıllarca emek verilmişti ve tüm yargı camiası ile vatandaşlar alışmıştı bu sisteme. Hızlılığı da ayrıca önemliydi. Peki, Erdoğan’ın UYAP’ı kapatma gerekçesi bize neler söylüyor? Cümle cümle çözelim: Erdoğan; “UYAP ile adliyeleri birbirine bağlayarak yapılan işlemler rahatça takip ediliyor.” diyor, hızlılık ve şeffaflıktan korkuyor. “Bana göre çokça sıkıntılarını açıkça görüyoruz.” diyor ve sıkıntıların neler olduğunu belirtmese de, UYAP’a müdahalenin zor olduğunu, delillerin kayda girmesi nedeniyle silinmediğini, hakkındaki eski aleyhe belgeleri bir türlü yok edemediğini, davadan sonra kamuoyun ve tarafların her aşamadan bilgi sahibi olduğunu dile getiriyor. “Keşke bu şekilde değil de klasik sistemde bu iş geç de olsa yürüse daha adil olarak tecelli etseydi.” diyor ve UYAP’ı kapatmak istediğini söylüyor. Böylece, kamuoyundan gizli, sadece ilgili hakim ve savcıya talimat verilerek ve belgeler yok edilerek ya da değiştirilerek adalet daha iyi tecelli edecektir (!). Eskisi gibi arşivlenmiş ve tozlanmış, yıllara yayılmış milyonlarca dosya da cabası. “UYAP’ta FETÖ’nün bu tezgâhı iyi kurmuş olması, özeleştiri olarak söylüyorum.” diyor ve UYAP yönetimi kendisinde bulunduğu için özeleştiri yapıyor. Peki FETÖ’nün kurduğu tezgâh ne? Şeffaf, denetime açık, işlemleri elektronik kayda geçtiği için hiçbir hâkimin delil karartması yapamayacağı sistemi kurmak. “Biz de bu oyuna geldik.” diyor ve başta 17-25 Aralık olmak üzere hakkındaki tüm bilgi ve belgelerin silinmemek üzere UYAP’a aktarılmasından şikâyetçi oluyor. “Geç gelen adalet, adalet değildir. Elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz.” diyor ve klasik yönteme dönülerek adaleti gerçekleştireceğini ifade ediyor. Yani UYAP ile bir dakika içerisinde sabıka kaydı ve nüfus kaydı ile diğer mahkeme ve kurumlardaki ilgili belgeleri almanız mümkünken, klasik sistemle üst katınızda bulunan Nüfus Müdürlüğüne müzekkere yazıp üç ay sonra nüfus kaydını alacaksınız. Diğer bilgi ve belgelerden bahsetmeye bile gerek yok. Erdoğan’ın UYAP konusunda dile getirdiği şikayetleri yerinde olmadığına göre amacı ne? Amacı artık açık! UYAP’ı kapatmak. Bu suretle öncelikle şu ana kadar aleyhindeki kayıtlı tüm bilgi ve belgelerden kurtulmuş olacak. İkinci olarak, klasik yöntemde hâkim ve savcıya daha kolay talimat verebilecek. Üçüncü olarak, zincirleme denetim ve silinmez kayıt olmadığı için dosyaya istediği şekilde müdahale edebilecektir. Delilleri rahatlıkla karartıp, ortadan kaldırabilecektir. Nihayetinde, yargı çevresi ve halktan tepki gelmemesi halinde, zaten kötürüm olan yargının mutlak anlamda Erdoğan’a bağlanması sağlanmış olacaktır. Aziz Kâmil Can
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İslam'ı değil ama bütçeyi güncellediler, Diyanet bütçesini 380 milyon lira aştı Diyanet yıl içinde bütçesinden yaklaşık 380 milyon lira fazladan para harcadı. Kurumun en çok gideri ise personel masrafı oldu. Diyanet'e 2017'de 6.8 milyar lira ödenek ayrıldı. Para yetmeyince 285.9 milyon lira ek ödenek daha aktarıldı. Böylece Diyanet'e verilen para 7.1 milyar liraya yükseldi. Bu da yetmedi ve kurum yıl sonu itibarıyla 7.2 milyar lira para harcadı. Diyanet'ten 5 maddelik 'dinde güncelleme' açıklaması: Zaten güncelliyoruz Sözcü gazetesinden Ali Ekber Ertürk'ün haberine göre; Diyanet yıl içinde bütçesinden yaklaşık 380 milyon lira fazladan para harcamış oldu. EN ÇOK MASRAF PERSONELE Diyanet en çok parayı, sayısı 110 bini bulan personele harcadı. Ödeneğin yüzde 78'i personel giderlerine, yüzde 14.17'si sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderlerine gitti. Personele 5.4 milyar lira ayrılırken, 111.8 milyon lira fazla harcama yapılarak, rakam 5.6 milyar liraya fırladı. Diyanet "Kâr amacı gütmeyen kuruluşlara" 113.3 milyon lira para verdi. Diyanet personelinin yurtiçi ve dışına yaptığı geziler için 2017 bütçesine 38.5 milyon lira ödenek ayrıldı. Bu ödeneğin yaklaşık 2 katı harcama yapan Diyanet'in yolluk faturası 73.4 milyon lira oldu. Temsil ve tanıtıma da 2.7 milyon lira harcandı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP, cemaatten sonra dünya görüşünü beğenmediği diğer öğretmenleri atmanın yollarını arıyor AKP Hükümeti, şaibeli 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında cadı avına dönüştürerek 'cemaate üye' olduğu iddiasıyla binlerce öğretmeni görevden uzaklaştırdı. Cemaatten sonra dünya görüşünü beğenmedikleri diğer öğretmenleri atmanın yollarına bakıyor. İsmail S. Gülümser AKP için öğretmenlerin dünya görüşü çok önemli, görüşünü beğenmedikleri öğretmenleri hileli yöntemlerle toz kaldırmadan, kimseyi uyandırmadan meslekten atmanın yollarını arıyorlar. Eğer bu yolla maksatlarına ulaşamazlarsa demokrasiyi ve tüm demokratik ilkeleri bir kenara bırakıp şiddet kullanarak hedeflerine ulaşmaktan çekinmiyorlar. OHAL ile aldıkları devleti tek başlarına yönetme yetkisini ülke çıkarları için kullanacakları yerde, parti çıkarları doğrultusunda kullanıyor, devletin tüm birimlerini hukuksuz işlerine alet ediyorlar. Anayasaya ve en temel insan haklarına aykırı olarak çıkardıkları KHK larla 70 bin eğitimciyi mahkemeye bile gerek görmeden sırf dünya görüşünden dolayı işten attılar. Ardından devlet birimlerini parti çıkarları doğrultusundaki hukuksuz emirlerini yapmaya zorladı, vatandaşlara karşı şiddet içeren yöntemlerde kullandılar. Bu günlerde gündeme gelen “öğretmen performans değerlendirme sistemi” de öğretmenleri dünya görüşüne göre şiddet kullanmadan mevzuat oyunlarıyla ayıklamak için hazırlanmış sinsi bir tuzak ve tüm eğitim sendikaları tuzağın farkında olduklarını basın açıklamalarıyla duyuruyorlar. DEVLET YETKİSİNİ SUİSTİMAL ETTİLER, BEĞENMEDİKLERİ ÖĞRETMENLERİ ŞİDDET UYGULAYIP ATTILAR 15 Temmuz sonrası devlet kadrolarından yaklaşık 34.000 öğretmen ihraç edildi, özel sektörden de 28.000 öğretmenin çalışma iznini iptal ettiler. Üniversitelerden 6 bin akademisyen de ihraç edilenler arasına katılınca yaklaşık 70.000 eğitimci işinden oldu. Peki, ihraç edilen ya da çalışma izini iptal edilen eğitimcileri kim ne zaman ve nasıl belirledi. AKP darbe teşebbüsünden yaklaşık 10 gün sonra yayınladığı KHK ile eğitimcileri liste halinde ihraç ettiğini, çalışma izinlerini iptal ettiğini açıkladı. Diğer devlet memurlarında olduğu gibi eğitimcilerin hangi kriterlere göre belirlendiği uzun süre iktidar tarafından açıklanamadı. Darbeye karışmış oldukları iddiasını savundular, ancak dünyaya atılanların hangi mahkeme kararına göre bu cezayı hak ettiklerini ve nasıl belirlediklerini bir türlü izah edemediler. Aslında bir dünya görüşüne sahip olanlar önceden fişlemişti bunların meslekten atılması için çare aranıyordu. Normal yollarla hayatında hiç suça bulaşmamış masum eğitimcileri meslekten atma imkânı olmadığından kısa yoldan netice almayı seçtiler, önce demokratik normları bir kenara bırakarak dünya görüşünü beğenmedikleri eğitimcileri gerekçe göstermeden attılar. Sonra sebebini hazırlamaya koyuldular. Mazeret uydurmak üzere cemaati terör örgütü ilan ettiler, arkasından atılanların cemaatle ilişkisini ispatlamada, cemaatin başarılı yasal projelerinde yer alma, hizmetlerinden yararlanma veya toplumda olumlu davranış kazandırmada amaçlı sohbetlerine katılmış olmayı terör örgütü üyeliği için yeterli delil saydılar. Devlet birimlerini örgütlü bir suç şebekesi gibi çalıştırarak, bir grupla ilişkisi olmuş tüm eğitimcileri kanun ve kural tanımadan nerede hazırlandığı bilinmeyen listelerle meslekten attılar. Atılanların ilerde hak aramasını önlemek için her biri hakkında terör örgütü üyeliğinden dava açtılar. Üst mahkemelerden yapıldığında suç olmayan yasal faaliyetler için örgüt suçu kararı çıkarttı ve üst mahkeme kararına dayanarak eğitimcilere 7-10 yıl hapis cezası verdiler. Eğitimde etkili bir grubun öğretmenlerini meslekten atarak temizlediklerini, sıranın dünya görüşünü beğenmedikleri diğer öğretmenlere geldiğini düşünüyorlar. PERFORMANSINI (DÜNYA GÖRÜŞÜNÜ) BEĞENMEDİKLERİ ÖĞRETMENLERİ ATACAK YOLLAR ARIYORLAR AKP’in hiçbir projesi gerçekten ülkeye olumlu bir katkı sunmak üzere hazırlanmıyor. Vitrine süslü ibareler eklenerek maksat saklanmaya çalışılsa bile her projelerinde art niyetleri daha ilk günden itibaren kendini hissettiriyor. Son dönemde tartışılan öğretmen performans değerlendirme sistemi de bunlardan biri. Tüm sendikalar performans sistemiyle ilgili ağır eleştiriler yaptılar. İktidar partisi uzun süreden beri eğitimi sadece kendilerince belirlenecek dünya görüşüne göre sürdürmenin, eğitimde etkin farklı görüşten öğretmenleri temizlemenin yollarını arıyor, öncelikle eğitimde aktif roller üstlenmiş cemaati etkisiz hale getirmenin planlarını yapıyordu. Sürekli rehabilitasyonla insan hatalarını asgari düzeye indiren cemaat mensuplarını normal yollarla etkisiz hale getiremeyince şiddete başvurarak netice almayı seçtiler. Ancak farklı dünya görüşüne sahip diğer öğretmenler için yeni taktikler geliştiriyorlar. Öğretmenlerin performansını değerlendirip verimliliği artırmak üzere hazırlandığı iddia edilen sistem tam da AKP nin radikal eğilimleri olan yöneticilerine yeni suistimal fırsatları sunacak bir düzenleme. Öğretmenler görünüşte, öğrenci, veli, müdür ve diğer öğretmenler tarafından değerlendirilecek. Buna 4 yılda bir uygulanan sınav puanı da eklenerek öğretmenin performansı belirlenecek. Yöneticilerin neredeyse tamamının iktidar yanlılarından oluştuğu ve iktidarın yanlı davranmayan yöneticileri ablukaya aldığı bir ortamda yöneticilerden objektif değerlendirme beklemek imkânsız. Bugüne kadar yaptıklarına bakarak iktidarın gerektiğinde verileri değiştirerek yandaşları kayırıp diğerlerini harcayacak düzeyde radikal ve objektiflikten uzak bir yönetim sergilediğini taraflar biliyor. Yönetici ve sözleşmeli öğretmen alımında yapılan mülakatlarda yaşananlar, iktidarın yanlı ve radikal yaklaşımını açıkça ortaya koydu. Kısacası bu sistem öğretmenleri hizaya getirmek üzere hazırlanmış iktidar sopası olarak kullanılacağı konusunda öğretmen sendikalarında yaygın bir kanaat var. İktidar partisine yön veren kadrolar hala 1980 öncesi hesapların öcünü alma peşindeler, tüm projeleri muhalifini yok etme üzerine kurulmuş ahlak dışı yaklaşımlarla ülkeyi yönetiyor, kimini açıktan kimini sinsi zamana yayılmış planlarla yok etmenin kirli hesaplarını yapıyorlar. Cemaatin tüm görüşleri kucaklayan yaklaşımı AKP nin eski hesaplaşmalarına izin vermiyordu. Önce cemaati etkisiz hale getirdiler şimdi de performans değerlendirme sistemini kullanıp TÖBDER ile yeni adıyla Eğitim sen vb ile kalan eski hesaplarını kapatmayı düşünüyorlar. Onlarla hesaplaşmaları biterse sıra ülkücü öğretmenlere gelecek onlarla olan eski kavgalarını tamamlayacaklar. Ömürleri yeterse öğretmenlerin tamamını ya kandırarak ya şiddet kullanarak yaptıkları hukuksuzlukları kabule zorlayacaklar. ÖĞRETMEN DEĞERLENDİRME ADI ALTINDA ÖĞRENCİ VELİ VE ÖĞRETMENLERİ FİŞLEYECEKLER En büyük skandal ise arkadan gelecek, tüm ülkeyi dinlemeye ve fişlemeye meraklı AKP istihbarat devletinde halkın dünya görüşüne göre fişlenmesi için çareler aranıyor. İstanbul belediyesinden itibaren belediye kasasından kendi keselerine para aktarmak için gizli yazılımla başladıkları art niyetli çalışmaları artırarak sürdürüyorlar. Toplumu demokrasi ile yönetme şanslarını kaybettiler, baskı rejimlerini giderek yaygınlaştırırlarsa ancak ayakta kalabileceklerine inanıyorlar. Darbeden 10 gün sonra tüm cemaat mensuplarını dünya görüşüne göre hemen ayıkladıkları gibi ileride yapacakları her ayıklamada kullanmak üzere veri havuzu oluşturmayı planlıyorlar. Halen önem sırasına göre toplum kesimlerinin telefonlarını dinliyor veri havuzu oluşturuyorlar. Öğrenciler, öğretmenler, velilerin yapacağı değerlendirmeleri tasnif edip toplumun görüşüne göre haritasını çıkaracaklar. Bu güne kadar ele geçirdikleri verileri devlet hizmetinde ayrımcılık yapmada kullandılar, ileride ayrımcılığı öğrenci ve velileri de kapsayacak şekilde genişletmeyi devlet hizmetinde ayrımcılığı yaygınlaştırıp muhaliflerini sindirmeyi düşünüyorlar. DEĞERLENDİRME SONUÇLARINI EĞİTİMİ GELİŞTİRMEDE KULLANMAYI DÜŞÜNMÜYORLAR AKP tüm toplumun temsilcisi olduğu yaklaşımıyla politika geliştiren bir parti değil. Hatta oyunu aldığı kesimlerden birçoklarını bile devletin sunduğu hizmetlerden eşit yararlandırmayacak kadar bencilce yaklaşımlar sergiliyor. Toplumu yaptıklarına boyun eğerse hizmet götürmeye layık, eleştirirse yok edilmesi gereken kitleler olarak gören çok bağnaz bir yaklaşımla ülke yönetiyor. Tüm projeleri farklı görüşlere sahip insanların elindeki imkânları alarak toplumdan soyutlama ve insanlık dışı muameleye ile susturmaya dayanıyor. Öğretmenler için tasarladıkları sistemde bu yaklaşımları açıkça ortaya çıkıyor. Öğretmenlere verilecek notun %30’u öğrenci ve velilerden, %25’i yöneticilerden, %20’si zümre öğretmenlerinden, %15’ini diğer öğretmenlerden %10’unu da öz değerlendirme puanından oluşacak. Öğretmenler 4 yılda bir sınava alınacak 90-100 arası A, 76-89 arası B, 60-75 arası C, 0-59 arası D düzeyinde sayılacak. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimleri gelişmeyi sağlama yerine cezalandırmaya dönüştürülmüş, başarısızlık sırasına göre D’den başlayarak hizmet içi eğitime almacak ve bu puanlara göre atama ve ödüllendirme yapacaklar. Uzman öğretmenlik için son 8 yıldaki değerlendirmelerin en az 4’ünün, başöğretmenlik için son 14 yıllık değerlendirmenin en az 7’sinin, müdürlük için son 4 yıldaki değerlendirmenin en az 2’sinin A olması isteniyor. Buraya kadar her şey sıradan gibi görünüyor. Ancak her konuda yaptıkları gibi yönetici değerlendirmesine %25’lik bir pay ayırarak, sisteme AKP’nin istemediği bir eğitimcinin başarılı olmasını engelleyecek hileli bayağı bir yol sıkıştırmışlar, istediklerinin önünü açacak, istediklerinin önüne türlü barajlar koyup engelleyecekler. EĞİTİM SENDİKALARI HEDEFLENEN OYUNUN FARKINDALAR AMA BAZILARINI SESLENDİREMİYORLAR Tüm sendikalar sistemin kamu otoritesine güvencesiz istihdam yetkisi vermeyi amaçladığını, sözleşmeli öğretmenlerden başlayarak tüm öğretmenler üzerinde yönetim baskısının oluşturacağını düşünüyorlar. Bakanlığın objektifliği tartışılacak sınavlar, ve yandaş değerlendirmeleri ile öğretmeni her açıdan ağır performans baskısı altına alacak art niyetli bir sistemle eğitimi evrensel standartlardan uzaklaştıracağına inanıyorlar. Yönetici atamalarında kullanılan ek hizmet puanı, yurt dışı görevleri, başarı belgesi verilmesi, kariyer basamaklarında yükselme gibi kritik kararlarda bu puanların kullanılacak olması değerlendirmenin eğitimi düzeltme amacı taşımadığı öğretmenleri yargılamak baskı oluşturmak amacıyla hazırlandığını açıkça gösteriyor. Sendikaların tespitlerinden bazıları: Bakanlığın 16 yıldan beri her yıl sistem değiştirerek oluşturduğu dağınıklığın faturasını öğretmenlere kesmek için bu düzenlemeyi yaptığını belirtiyorlar. Getirilmek istenen sistem eğitimin niteliğini yükseltmekten uzak, eğitimi ticari bir işletme gibi görüp çalışanlara puan vererek, puanı düşük olanları tehdit ederek motive edeceğini sanan bir anlayışın ürünü diyorlar. Okulda herkesin birbirine not vereceği, öğretmenlerin arasındaki mesleki dayanışmaya ve okulun olumlu iklimine zarar verecek, her şeyden önemlisi eğitimciler arasında gereksiz rekabete yol açıp çalışma barışını bozacak bir uygulama olduğunu belirtiyorlar. Sistem okul ortamının özerk ve özgür yapısını değiştirecek, müdürlere okulda ideolojik sulta kurma yolu açacaktır. 4 yılda bir yapılacak sınavın yasal dayanağı olmadığı gibi karar vericilere istediği gibi eğitme yön verme yetkisi vereceğinden eğitime katkı sunmaktan uzaktır. Geniş toplum kesimlerinin katkısıyla öğretmeni değerlendirdikleri kanaati oluşturmak isteselerde, değerlendiricilerin kendilerinden olması tüm çıktıların siyasi amaçlı kullanılacağını açıkça gösteriyor. Böyle bir sistem dünyada olmadığı gibi olanların hiçbirisinde alınan puanların öğretmenin geleceğini belirlemede kullanılacağı acımasız bir sistemi eğitimle bağdaştırmak mümkün değildir. Buna değerlendirmelerin toplandığı il ve bakanlık merkezinde karar vericilerin ideolojik kaygılarını öne çıkarmaları da eklenince sistemin çok tehlikeli bir gidişin habercisi olduğu açıktır. İktidar her konuda olduğu gibi ülkeyi geçici süre yönetmek üzere görev aldığını unutmuş kendini ülkenin sahibi gibi görmektedir. Düzenleme iktidarın kendini toplumun ve öğretmenlerin patronu gibi görme anlayışının ürünüdür. Nasıl işverenler kendine ait işyerinde beğenmediklerini atıyorsa iktidar partisi de dünya görüşünün beğenmediği öğretmenleri performans bahanesiyle atacak, kendine göre objektif olduğunu ileri sürdüğü kriterlerle istediği temizliği yapacaktır. Öğretmenler atılma korkusu altında müdürün kölesi olacak zaten çalışmayan eğitim sistemi sadece dünya görüşünden dolayı göreve gelmiş müdürlerin tehdidi altında daha da bağnaz bir yapıya kavuşacaktır. İktidar öğretmenleri siyasal ve ideolojik hedeflerine ulaşmada bir araç olarak görmektedir. Bunu kabullenenlerin korunup yükseleceği, bir sistemle parti devletini pekiştirmenin hesaplarını yapmaktadır. Öğretmenleri kendi arasında ve velilerle karşı karşıya getirerek kutuplaşmalardan medet beklemektedir. Eğitimin tüm nitelik problemlerini öğretmenlerle çözeceğini sanan sakat bir anlayışla hazırlanmıştır, öğretmenlik mesleğini toplumca tartışılan bir meslek haline getirip itibarsızlaştıracaktır. Benzeri değerlendirmeyi yapan gelişmiş ülkelerde sonuçlar öğretmeni yargılamada değil, geri bildirimle eğitimin kalitesini artırmada ve eğitimde standartlar oluşturmada kullanılmaktadır. İktidarın öğretmenleri motive edecek çalışmalar yapma yerine aceleci ve plansız bir yaklaşımla hukuki dayanağı olmayan onu yargılayarak motivasyonun düşürecek yollara girmesi sendikalar tarafından yadırganmakta, öğretmene, öğrenciye ve eğitime somut hiçbir katkısı olmayacağı belirtilmektedir. İdarecilere biçilen rol olumlu okul ortamı oluşturma yerine okulun patronu olup öğretmenleri sürekli yargılama olduğundan eğitimde olan istekliliği azaltacaktır diyorlar.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:71a5:22a2:96:bb3f
Zaman Tüneli Fotoğrafları
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Sarayın 13 günlük harcaması şeker fabrikalarının tüm zararını karşılıyor Beştepe Sarayı'nın 13 günlük harcamasıyla şeker fabrikalarının borçlarının kapatılabileceği belirtiliyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, şeker fabrikalarına ilişkin açıklamada bulundu. Erdoğdu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın şeker fabrikalarının devletin sırtında yük olduğunu açıkladığını belirterek “Sarayın 13 günlük harcaması şeker fabrikalarının tüm zararını karşılıyor. Saray harcamalarında 30’da 1 oranında tasarruf etse milli şeker sanayimiz ve bu fabrikalardan geçinen 2,5 milyon insanımızın geleceği kurtulacak” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın dün partisinin MKYK toplantısında yaptığı, “Şeker fabrikaları devletin sırtında yük ve zarar ediyor. O nedenle özelleştireceğiz” dediğini hatırlatarak şunları söyledi: “Bu fabrikalar 2,5 milyon insana iş ve aş sağlıyor. Devletin resmi rakamlarına göre, şeker fabrikalarının 2016 zararı 76 milyon. Aynı yıl saray 650 milyon TL ve 1 milyar 650 milyon TL örtülü ödenek harcaması yaptı. Yani devletin resmi kesin hesaplarıyla kıyaslarsak, sarayın 13 günlük harcaması ile şeker fabrikalarının tüm zararı karşılanıyor. Söz konusu dönemde saray günde 1 milyon 600 bin TL harcamış. Bu sarayın dakikada 4 bin 281 TL harcadığını gösteriyor. Rakamlar milletin sırtına kimin yük olduğu gösteriyor. 2,5 milyonun ekmek kapısı şeker fabrikaları değil, israf batağındaki saray bu milletin sırtına yük.” ‘ŞEKER FABRİKALARI İYİ YÖNETİLMİYOR’ Sayıştay raporlarına göre şeker fabrikaları iyi yönetilmediği için 2016’da 22 milyon TL faiz ödediğinin belirtildiğini kaydeden Erdoğdu, “Fabrikaların iyi yönetilmemesi ne işçilerin ne de pancar eken çiftçinin suçu. Oraya getirdiğiniz adamlar bu fabrikaları rantabl hale getirememiş. O adamların hatasını 2,5 milyon aileye ödetemezsiniz” diye konuştu. Erdoğdu, Türkiye’de kamu öncülüğünde ve kooperatiflerin girişimciliği ile pancar şekeri üretimi başarıyla devam ettirildiğini, arz güvenliğinin yanı sıra, fiyat ve verimlilik açısından önemli başarılara imza attığını belirterek, “Bu nedenle, özelleştirme kararının iktisadi mantığı çürüktür.” dedi. Şeker pancarı üretiminin sözleşmeli üretimin ilk örneklerinden biri olduğunu ve sanayileşme tarihinde tarımın sanayiye entegre olmasını sağlayarak gıda sanayinin gelişiminde kilit bir rol oynadığını anlatan Erdoğdu, mevcut sistemin arz güvenliği sağladığını ve işletmelerin sürdürülebilirliğini garanti altına aldığını bildirdi. Erdoğdu şöyle devam etti: “Türkiye’deki 43 şeker fabrikasının 25’i kamuya, 5’i Pankobirlik’e ait. 2016 yılında 15 milyon hektar alanda tahıl ve bitkisel ürün ekilirken, şeker pancarı ekim alanı ise 322 bin hektar civarında gerçekleşti.2017’de pancar üretimi bir önceki yıla göre yüzde 22 artışla 19 milyon 500 bin ton olarak gerçekleşti. Bu miktar Şeker Kanunu’nun uygulanmaya girdiği 2002’den bu yana en yüksek üretim. Üretilen pancar 16 milyon tondan 20 milyon tona yükseldi, dekar başına verim 5,5 tondan 6,1 tona ve ürün taşıyan alan da 2,9 milyon dekardan 3,2 milyon dekara genişledi.” ‘AB ÜLKELERİ ÜRETMEYE DEVAM EDİYOR’ Pancardan üretilen şekerin dünyada hükümetler tarafından desteklendiğini anlatan Erdoğdu, 2016 yılında AB ülkelerinin şeker pancarı ve beyaz şeker bakımından Türkiye’nin 14 katına ulaşan oranlarda destek verdiğini bildirerek şunları söyledi: “Fabrikanın sermaye yapısının ya kamu elinde bulunması ya da tabana yayılarak kooperatif yapısıyla şekillenmesi doğrudur. Ülkemizin coğrafi olarak şeker ithal eden ülkelere olan yakınlığı ve AB ülkelerine göre verimli alanlara sahip olması, Türk şeker sanayinin uluslararası piyasalarda rekabet şansını artırıyor. Uygun iklim ve toprak verimliliği ülkemize, AB’ye kıyasla yüzde 15-20 daha ucuz kristal şeker üretme imkânı sağlıyor. Hollanda gibi şeker pancarı için uygun olmayan iklime sahip AB ülkeleri bile pancar şekeri üretimini tereddütsüz devam ettiriyor. Bunun nedeni pancar ziraatının ve sanayisinin üreticilere sağladığı katma değer. AB ülkelerinden Almanya ve Fransa mevcut tüketiminin iki katı daha fazla şeker üretiyor.” Özelleştirmenin sonucunda sağlığa aykırı olduğu bildirilen nişasta bazlı şekerin (NBŞ) iç tüketimde pancar şekerinin yerini alacağına dikkat çeken Erdoğdu, AB ülkelerinde NBŞ üretiminin çok sınırlı olmasına karşın Türkiye’de AB ülkelerinin 8 katı üzerinde olduğunu söyledi. Erdoğdu şöyle konuştu: “Ülkemizde, şeker, dünya ortalama büyüme hızının ancak yarısı düzeyinde büyürken, NBŞ üretimi dünya ortalamasının 4 katı, yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar ise 10 katının üzerinde büyümekte. Bu da şeker fabrikalarının Cargill ve benzeri fabrikaların isteği üzerine kapatılmak istendiği iddialarını doğruluyor. Şeker-İş’in 2005’den bu yana NBŞ kotasının artırılmasının iptaline yönelik Danıştay’a açtığı hemen hemen her davanın kazanılmasına rağmen NBŞ kotalarındaki oynak sistem, Türkiye şeker sektörünün altını oyuyor.” CHP olarak, şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı oldukları görüşünü tekrarlayan Erdoğdu, “Genç cumhuriyetin kıt kaynaklarıyla kurduğu bu değerli işletmeler, iktidarın anlık rant hesabına kurban edilmemeli, ülkemizin gıda güvenliği tehdit edilmemeli. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi değil, kooperatiflerimizin bu fabrikaların yönetimi ve mülkiyetinde pay alması bu kritik sektörün başarılı seyrine devam etmesi için atılması gereken birinci adımdır.” dedi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
KDV iadeleri ödenecek denildi ancak meclisteki tasarıda öyle bir madde yok! Seçimlerin yaklaşmasına yakın bir dönemde KDV iadelerinin ödeneceğine ilişkin değerlendirmelerinin sözden öteye geçemediğine ilişkin detaylar yer alıyor. Meclis'e gönderilen yasa tasarısında KDV iadesinin yapılacağına ilişkin detay yer almadı. AKP Hükümeti'nin KDV iadelerine ilişkin sözlerinin de altının boş olduğu ortaya çıktı. Meclis'e gönderilen tasarıda KDV iadelerine ilişkin herhangi bir detayın olmadığı öğrenildi. CHP’nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, TBMM’ye sevk edilen Katma Değer Vergisi Kanun Tasarısı ile piyasada KDV iadelerinin ödeneceğine ilişkin iyimser bir hava oluştuğunu belirterek, “Oysa tasarıda böyle bir madde yok. Hükümetin bugüne kadar birikmiş yaklaşık 160 milyar TL KDV iadesi yapacağı boş bir hayal” dedi. 25 maddelik kanun tasarısı içerisindeki en önemli düzenlemenin, ‘indirim yoluyla giderilemeyen sonraki döneme devreden KDV’nin mükellefe iade edilmesinin önünün açılması’ olduğunu belirtilmiş, 2018 yılı sonuna kadar biriken ve sonraki dönemlere devreden KDV’nin, Maliye Bakanlığı tarafından belirli bir program dahilinde iade edilmeye başlanacağını açıklanmıştı. ‘BÜTÇE OLANAKLARI ÇERÇEVESİNDE’ CHP’li Erdoğdu ise düzenlemenin piyasada yanlış beklentiler yarattığını belirterek, söz konusu ödemelerin tamamen Maliye Bakanlığı’nın keyfine bırakılmış olduğunu ifade etti. Erdoğdu şöyle devam etti: “Yaklaşan seçimler öncesi biriken KDV iadelerini ödeyecekmiş beklentisi yaratarak piyasaya yeni havuç gösteriyor. Oysa tasarı, bir mükellefin mal veya hizmet alışları dolayısıyla ödediği KDV’nin, hesaplanan KDV ile telafi edilememesi nedeniyle oluşan ve sonraki döneme devrederek biriken iadelerin ödenmesini tamamen Maliye Bakanlığı’nın keyfine bırakıyor. Tasarıyla, mükelleflerin bir vergilendirme döneminde indirilecek KDV toplamının, hesaplanan KDV toplamından fazla olduğu hallerde, aradaki farkın iade edilmeyeceği kuralını kaldırıyor ve her bir vergilendirme dönemine ilişkin 12 ay süreyle indirim yoluyla giderilemeyen KDV’nin, izleyen altı ay içinde mükellefe iadesini öngörüyor. Ama bütün bu düzenlemeler 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girecek. O tarihten önceki birikmiş KDV iadesinin ödenmesi ise, ‘Bütçe olanakları çerçevesinde’ denilerek ve yıllara yayılarak iadesi ya da muhtelif vergi borçlarına mahsup edilmesi veya gider yazılması konusunda düzenlemeler yapmaya Maliye Bakanlığı yetkili kılınıyor. Yani birikmişlerin ödenmesi veya başka borçlara karşılık mahsup edilmesi tamamen Maliye Bakanlığı’nın keyfine bırakılmış.” ‘BÜTÇEDE YETERİ KADAR PARA YOK’ Ödemelerin “Bütçe imkanları” denilerek Maliye Bakanlığı’nın keyfiliğine bırakılmasıyla ‘verginin yasallıktan çıkarılıp idareleşeceğini’ ifade eden Erdoğdu, “Hangi sektöre ne kadar iade yapılacağı, ne zaman yapılacağı tamamen bakanlığın inisiyatifinde. Bu durum KDV üzerinden verginin yasallığını askıya alıp yetkiyi bakanlığa bırakarak idareleştiriyor” dedi. ‘VERGİYİ TOPLAYAMIYORLAR’ Erdoğdu, hükümetin aracı mükelleflerden tahsil etmesi gereken KDV’yi toplayamadığını ifade ederek şunları söyledi: “Vatandaş zorunlu tüketmek zorunda olduğu ekmekten suya kadar her şeye KDV ödüyor. Ama devlet vatandaşın marketçi, fırıncı, kasap gibi aracı mükellefe ödediği KDV’leri tahsil edemiyor. Örneğin 2006’da 19 milyar 722 milyon TL KDV tahakkuk etmişken 15 milyar 911 milyon TL’sini tahsil etmiş. Yani yüzde 80’nini tahsil etmiş. 2017’ye geldiğimizde ise 112 milyar 396 milyon TL KDV tahakkuk etmiş ancak 55 milyar 582 milyon TL tahsil edilmiş. Görüldüğü gibi tahsilat oranı yüzde 49’a düşmüş. Açıkçası vatandaşın tüketim safhasında ödediği KDV’yi aracı olarak devlete yatırması gereken mükelleflerin bu paranın yaklaşık yüzde 51’ini yatırmadığını görüyoruz. Bu, mal ve hizmet satan devlet ile nihai tüketici arasında köprü vazifesi gören aracı mükellefin vatandaştan tahsil ettikleri KDV’leri bir nevi kredi gibi kullandığını gösteriyor.” VERGİ AFFI 20 AYDA BİR OLUYOR AKP’nin göreve geldiğinden bu yana dokuz kez vergi affı çıkardığını, bunun vergi motivasyonunu bozduğuna dikkat çeken Erdoğdu açıklamasını şöyle tamamladı: “Yani AKP 20 ayda bir vergi affı getirdi. Herkes nasılsa af çıkar beklentisiyle vergisini zamanında ödemiyor. 2017 yılında, 57 milyar TL’si nihai tüketiciden tahsil edilmiş ancak devlete ödenmemiş KDV olmak üzere, toplamda 134 milyar liralık tahakkuk etmiş vergiyi toplayamayan AKP hükümeti, kamu finansmanı için 16 milyar 816 milyon dış, 66 milyar 805 milyon da iç olma üzere, toplamda 83 milyar 622 milyon lira hazineyi borçlandırmış durumda. Bu borcun vadesine göre hazineye faiz maliyeti 10 milyar TL’nin üzerinde olacak. Yani, sadece tahakkuk etmiş 55 milyarlık KDV’nin toplanması bile bu maliyeti üçte bire indirecekti. Devlet alacaklarını denetlemez ve zamanında tahsilat yapmazsa böyle devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan, el yordamıyla idare edilen bir Türkiye görüntüsü ortaya çıkar.” KDV ALACAKLARI NASIL BİRİKİYOR? Mevcut düzenlemeye göre bir işletme yatırım yaptığında, makine ekipman aldığında ya da inşaat harcaması yaptığında ödediği KDV’yi ancak önümüzdeki yıllarda satışlarından topladığı KDV ile mahsup edebiliyor. Bu da, işletmelerin bilançolarında uzun yıllara yayılmış KDV yükleri oluşturuyor. KDV sisteminde 2017 ilk yarı sonu itibarıyla reel sektörün devletten yaklaşık 160 milyar alacağı bulunuyor.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Yine Metro Turizm: Kız çocuğuna uyuduğu sırada muavinden cinsel istismar Daha önce de defalarca cinsel istismar vakalarıyla gündeme gelen Metro Turizm'de muavin 10 yaşındaki kız öğrenciye otobüste uyuduğu sırada cinsel istismarda bulundu. Iğdır'dan annesi ve dedesiyle birlikte İstanbul'a giden 10 yaşındaki kız öğrenci Metro Turizm'in muavini tarafından uyuduğu sırada cinsel saldırıya uğradı. Metro Turizm'e ait otobüste seyahat eden 10 yaşındaki ilkokul öğrencisi E.A, uyuduğu sırada, muavinin istismar ettiği ileri sürüldü. Mağdur kızın şikâyetiyle şüpheli 24 yaşındaki muavin Cihat T. tutuklandı. "Annem dedemin yanına gidince gelip oturdu" Gazetevatan'dan Çağdaş Ulus'un haberine göre 6 Şubat’ta 34 ER 1500 plakalı Metro turizme ait yolcu otobüsünde yaşanan akıllara durgunluk veren olayda muavinin istismarına uğradığını belirten E.A ifadesinde, “Bindiğimiz otobüste dedem 5 numaralı koltukta, annem ve ben de 25-26 numaralı koltuklarda yan yana oturduk. Dedem uzun süre bizden ayrı kaldığı için annem yanına giderek bir süre yanında oturdu. Ben de TV’de bir şeyler izledikten sonra uyudum" dedi. "Ellerini göğsümde gördüm" "Uyandığımda mavi gömleğinde Cihat T. yazan çay, kahve dağıtan kişinin ellerini göğsümde gördüm" diyerek devam eden 10 yaşındaki kız, şunları kaydetti: "Ayıp yerimi ellemeye çalışırken tamamen uyandım. Ben uyanınca ‘uyu’ diye beni ikaz etti. Ben uyurken ayaklarım cam tarafındaydı. Başımda koridor tarafında yastıktaydı. Şahıs yanıma doğru oturdu. Ben rahatsız olduğumdan yan taraftaki koltuğa geçtim. Şahıs tekrar yanıma gelip oturdu. Bana 'Baban nerede, annenin sevgilisi var mı' gibi sorular sordu. ‘Sizin eve ziyarete geleceğim’ dedi. "Öptü, hoşuna gidiyor mu dedi" “Ben otururken ayıp yerimi elleyip, ‘hoşuna gidiyor mu?’ dedi. Ben de ‘hayır’ deyince yanaklarımdan, dudağımın kenarından öptü. Bana ‘kalbimi kırıyorsun’ dedi. Sonra şahıs yanımdan kalkıp gitti. Ben korktuğumdan o anda anneme bir şey anlatamadım. Eve geldikten sonra teyzem ‘neden durgunsun’ diye sordu. Ben de olayı bu şekilde anlattım. Bunun üzerine ailem de durumu sizlere bildirdi." "Elbisesini taytının içine sokmaya çalıştım" Müştekinin ifadesiyle de şüpheli Cihat T. gözaltına alındı. İfadesinde E.A.’nın kendisini yanlış anladığını savunan şüpheli, müştekinin üstünün göbek tarafından göğse kadar açık olduğunu görünce üstünü düzeltip montla örttüğünü ileri sürerek, "Benim elim mağdurun vücuduna temas etmiştir. Ancak bu mağdurun elbisesini düzeltmem sebebiyleydi. Ben mağdurun elbisesini taytın içine sokmaya çalıştım. Mağdur da belki beni bu şekilde yanlış anladı. Ben mağduru ufak kız olması, benim kızımın da bulunmaması sebebiyle sevdiğimden dolayı yanağından ağabey olarak öptüm” diye konuştu. İfadesinin ardından Çerkezköy Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen Cihat T., ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine konuldu. “Aile şikayeti geri çeksin diye taciz ediliyor” Konuyla ilgili VATAN’a konuşan mağdur kızın avukatları Bihter M. Mekereci ve Uğur Dündar, cinsel istismar vakalarının son zamanlarda olağanüstü şekilde artış gösterdiğini belirterek, “Bu olayda da Metro Turizm şirketinde muavin olarak çalışmakta olan 10 yaşındaki kız çocuğuna, yolculuk esnasında cinsel istismarda bulunmuş ve ifadesinde de bu durumu büyük ölçüde kabul etmiştir. Mağdurun psikolojisi, yaşanılan bu utanç verici olaydan dolayı oldukça zarar görmüş olup, bunun yanı sıra mağdurun ailesi, şüphelinin ailesi tarafından şikayetlerini geri çekmeleri için taciz edilmektedir” dedi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Washington Post: Erdoğan protesto edilmeli, Türkiye'yi totaliter bir hapishaneye dönüştürüyor Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) saygın gazeteleri arasında yer alan Washington Post'ta Türkiye'deki yönetime ilişkin bir makale yayımlandı. T24'te İnan Ketenciler'in çevirdiği makalede, "Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de tweet atmak suça, zaten sorunlu olan demokrasi de diktatörlüğe dönüştü. Bir zamanlar aydınlık bir ılımlılığın örneği olmaya hevesli olan bir millet, Erdoğan tarafından yavaş yavaş ama karşı durulmaz bir şekilde kasvetli ve totaliter bir hapishaneye dönüştürülüyor" dendi. Yayın Kurulu tarafından "Post'un Görüşü" ifadesiyle paylaşılan makalede, "Son yaşanan gerilemeyle geçen hafta 23 gazeteci terör örgütü mensubu oldukları ve bu konuda tweet attıkları gibi açıkça saçmasapan bir gerekçeyle iki ila yedi yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. İki gazeteci de terör örgütüne destek vermek suçlamasıyla daha az cezalar aldı" ifadelerine yer verildi. Makalede "2016’daki başarısız darbe girişiminin hedefinde olan Erdoğan, basın mensupları, bürokratlar, akademisyenler, hukukçular ve toplumun diğer kesimlerinde düşman olarak gördüğü kişilere karşı bir baskı operasyonu başlattı. 60 binden fazla kişi tutuklandı, 150 bin kişi işinden atıldı. Erdoğan’ın öncelikli hedefi Pensilvanya’da yaşayan Fetullah Gülen’in takipçileri oldu. Erdoğan, bir zamanlar politik müttefiki olan Gülen’in darbe girişiminde bulunduğunu iddia ediyor ve terörizmle suçluyor. Gülen, bu iddiayı reddediyor" görüşü dile getirildi. Makalede şu ifadelere yer verildi: Bir zamanlar Türkiye’de güçlü ve bağımsız bir basın vardı, ancak Erdoğan çok yönlü bir seferberlik başlattı: Medya kuruluşlarını kapatmak, sahiplerini değiştirmek ve yandaş hâkim ile savcıları kullanmak. Son görülen davalarda, bazı muhabir ve editörler Twitter’da söylediklerinden dolayı ceza aldı. İki gazeteciyi temsil eden avukat Barış Topuk, daha önceki bir duruşmada “Bizim fikrimize göre, müvekkillerimizin üyesi olmakla suçlanması gereken örgütün adı TTÖ olmalı: Twitter Terör Örgütü. Dava dosyasına giren silah ya da bomba yok, sadece yazılar ve tweetler var” dedi. Kapatılan Zaman gazetesinde editörlük yapan Ali Akkuş “Hiçbir diktatör basını susturamaz” diye tweet attı. Savcı “diktatör” sözünü cımbızla aldı ve Akkuş’a karşı yapılan suçlamalara delil saydı. Akkuş, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Aynı suçlamayla karşı karşıya olan Millet gazetesi editörü Cuma Ulus da daha önceki duruşmada şunları söyledi: “21 yıldır gazetecilik yapıyorum. Terörizm ve şiddete karşı durdum, tüm hayatım boyunca ifade özgürlüğünü savundum.” Savcılar iddianamede 3 tweet ve 22 retweete yer vererek darbe girişimi suçlamasında bulundu. Ayrıca, Cumhuriyet’in 17 mevcut ve eski yazarı, karikatüristi ve yöneticisi de hâkim karşısındaydı. Bunun yanında, Erdoğan’ın internet yayıncılığı ve internetteki ifade özgürlüğünü hedef aldığı da söylenenler arasında… Şova dönüşen bu yargılamalar, Türkiye’nin Batı demokrasisinin normlarından, insan haklarından ve hukukun üstünlüğünden ne kadar uzaklaştığının altını çiziyor. Erdoğan, halinden memnun bir şekilde Rusya, Çin, Mısır, Küba ve iktidarını meşrulaştırıp diğerlerini yönetmek için baskı ve beyin yıkamayı kullanan diğer ülkelerin yolunda ilerliyor. Erdoğan’ın diktatörlüğünün adını koymak gerekiyor. Kulaklarını tıkasa da ABD ve diğer ülkeler protestoda bulunmalı, hem de güçlü bir şekilde…
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Silah ticareti raporu: Türkiye’nin üretimi yüzde 145 arttı Her yıl uluslararası silah ticaretini araştıran Stockholm merkezli Sipri adlı kuruluşun bu yılki raporuna göre, Türkiye'nin Avrupa ülkelerinden silah alımında azalma var ancak teknoloji konusunda hala İngiltere, Fransa ve Almanya'ya bağımlı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Yabancı yatırımcı, Türkiye’de yeni fabrika açmıyor Türkiye rezervlerini altın olarak tutmak için yurt dışından altın ithalatında rekor kırarken, ekonominin ek döviz ihtiyacını gösteren cari açık kalemi de tehlikeli şekilde büyüyor. Geçen yıl beklentilerin üzerinde yüzde 42 artarak 47.1 milyar dolara ulaşan cari açık bu yılın ocak ayında da yüzde 163’lük artışla 2.7 milyar dolardan, 7.1 milyar dolara çıktı. Geçen hafta Türkiye’nin notunu kıran kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in de dikkat çeken bu gelişmenin ardından dövizdeki hareketlenme de hızlandı. Dolar 3.84’ün üzerine çıkarak son haftaların en yüksek seviyesine ulaştı. Cari açık kalemindeki bu olumsuz tablo piyasalarda ‘ürkütücü’ bulunurken, asıl endişe kaynağı ise bu döviz açığının finansmanında yaşanıyor. Geçen yılki açığın 24 milyar dolarlık bölümünü sıcak para denen portföy yatırımlarıyla finanse eden Türkiye bu yıl bağımlılığı ve kırılganlığını daha da artıran şekilde kısa vadeli bu sermaye girişinin istilası altına girmiş gözüküyor. 2017’deki sıcak para girişi 2012’de kırılan 38.4 milyar dolarlık rekorun ardından en yüksek seviyeyi ifade ederken, bu yılın Ocak ayında gelen sıcak para miktarı 5.25 milyar dolarla aylık bazda tarihin en yüksek girişlerinden birini ifade ediyor. Buna karşın aynı gelişme ülkede üretim ve istihdam sağlayacak doğrudan yatırım kaleminde görülmüyor. Doğrudan yatırım girişleri Ocak’ta yüzde 11 azalırken 606 milyon dolara indi. Üstelik bu rakamın 371 milyon dolarlık bölümü gayrimenkul yatırımı, 264 milyon dolarlık bölümü de daha önce kurulmuş olan yabancı şirketlerin sermaye artırımı yoluyla gerçekleşti. Yani Türkiye’de iş kurmak amaçlı gelen yeni doğrudan yatırım tutar eksi verdi. Bu da yabancı sermayenin artık Türkiye’de hiç yeni fabrika açmadığı anlamına geliyor. Sıcak para girişindeki artış küresel konjonktüre bağlı şekilde yaşanırken, Moody’s’in not indirimi ve ABD Mekez Bankası Fed’in faiz artırımı gibi etkenler Türk ekonomisindeki kırılganlık riskini artırıyor.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Fakıbaba Rus etini açıkladı: İhtiyaçtan değil siyasi nedenlerden alıyoruz Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba'nın Rusya'dan ithal edilecekle etle ilgili sözleri çok konuşulacak. Alınan etin ihtiyaçtan kaynaklanmadığını belirten Fakıbaba, siyasi nedenlerden kaynaklı bir alışveriş olduğunu itiraf etti. Türkiye son dönemdeki Rusya ile yakınlaşması ve uçak krizi nedeniyle ikili ilişkilerde kimi zaman tavizler verdi. Türkiye, S-400 savunma sistemlerinin alınmasından Rusya'dan buğday alımına kadar birçok ithal ürüne kendini bağımlı hale getirdi. En son yaşanan Rusya'dan et ithal vakasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, ağzından et ithalatının nedenini ağzından kaçırdı. Fakıbaba, Türkiye'nin et ihtiyacından değil, genelde siyasi olarak ithalat yapmak durumunda kaldığını belirterek "Ülkeler bazen siyasi olarak birbirleri ile alışveriş yapmak zorunda kalıyorlar" dedi. Rusya Tarım Bakanı Aleksandr Tkaçev, Rus şirketlerinin ürettiği kırmızı et, süt ve deniz ürünlerinin Türkiye'ye ihracatının en yakın zamanda başlamasını beklediklerini açıklamasının ardından konuyla ilgili olarak gazetecilere açıklamalarda bulunan Bakan Fakıbaba, "Süt ile ilgili olarak süt fazlalığımız var. İthalat olacak mı şu anda bilmiyorum. Ülkeler bazen siyasi olarak birbirleri ile alışveriş yapmak zorunda kalıyorlar" diye konuştu. Sputnik'te yer alan habere göre. Fakıbaba, "Sütü ve su ürünlerini ilk defa duyuyorum. Siyasi bir karar varsa bunun arkasında şu anda bilemiyorum. Genelde ülkelere gittiğimizde ithalat ve ihracat şeması ortaya çıkıyor. Ülkelerle bir yerde anlaşmak zorunda kalıyorsunuz. Süt ve su ürünleri ile ilgili bilmiyorum ama et ile ilgili konuşulduğunu biliyorum" ifadelerini kullandı. Fakıbaba, "Türkiye'nin çok büyük et ihtiyacından değil de genelde siyasi olarak ihracat yaptığınız ülkelerden ithalat da yapmak zorunda olduğunuz için bazı kalemlerde ister istemez böyle şeyler gündeme gelebiliyor. İthal edilecek bile olsa büyük seviyelerde değil küçük seviyelerde olur" dedi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Çatışmalar nedeniyle Afrin'de sıkışan sivillerin durumundan kaygı duyuluyor Türk Silahlı Kuvvetlerin (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) Afrin’e yönelik 20 Ocak’ta başlattığı operasyonda çember her geçen gün daralıyor. Ancak kent merkezinde yer alan sivillerin durumu konusunda da endişeler artıyor. Harekatın başlaması ile birlikte çok sayıda sivil kırsal bölgelerden kent merkezine göç etmek zorunda kaldı ve iki aya yaklaşan harekat boyunca sivillerin hedef alındığına yönelik pek çok haber kamuoyuna yansıdı. Afrin’deki sivillerin durumuna dikkat çeken İsveçli insan hakları örgütü Stockholm Özgürlük Merkezi “olası çatışmalar nedeniyle kentte sıkışan sivillerin durumundan kaygı duyuluyor” dedi. Stocholm Özgürlük Merkezi’ne konuşan, muhaliflere yakın Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Adbel Rahman da kentteki tek çıkış noktasının rejim kontrolündeki Halep rotası olduğuna dikkat çekti. Bugüne kadar 200’den fazla sivilin hayatını kaybettiğine dikkat çeken Abdel Rahmani “Afrin’deki sivillerin durumundan kaygılıyız” dedi. ‘SİVİL ALANLAR DA HEDEF’ 20 Ocak’tan bu yana çok sayıda sivil Afrin kent merkezine göç etmek zorunda kaldı. Afrin’de oluşturulan özerk yönetimin eş başkanı Osman İsa da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne seslenerek, harekatın sivilleri de hedef aldığını vurguladı. Harekatın doğrudan içme suyu tesislerini, okul ve sivil alanları hedef aldığını belirten İsa, BMGK’yı olası sivile kayıplara karşı harekete geçmeye çağırdı. Afrin’e yönelik kuşatma daralırken bir taraftan bazı sivil grupların kentten ayrıldığı diğer taraftan da pek çok kişinini çatışmaları önlemek için sivil kalkan olduğu haberleri geliyor. Doğan Haber Ajansı bazı sivillerin kentin güneyindeki ve rejim kontrolünde olan Nubul ve Zehra bölgelerine gittikleri yönünde haber ve görüntü paylaştı. GÖNÜLLÜ SİVİL KALKANLAR Yerel kaynaklar ise farklı bölgelerden insanların harekata karşı rejim kontrolündeki Halep yolundan konvoylar halinde bölgeye giriş yaptığını da belirtiyor. El Cezire televizyonu Antep’teki muhabirine dayandırdığı haberinde Türkiye’den de pek çok kişinin gönüllü sivil kalkan olarak Afrin’e gitmeyi istediğini duyurdu. Mezopotamya Haber Ajansı da Eşrefiye Mahallesi’nde bir araya gelen binlerce kişinin gece gündüz nöbet tuttuğu haberini aboneleri ile paylaştı. Ajansa konuşan 50 yaşındaki Qamişlolu Hediya Seid, “Biz sonuna kadar dayanışacağız. Bugün bu güç bizi savunuyor. Biz de onlarla birlikte olmaya geldik. Uluslararası güçler neden kör, sağır ve dilsizdir. Siz ne planlar içindesiniz?” dedi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
KHK ile mesleğinden ihraç edildikten sonra tutuklanan, cezaevinden sağlık poblemleri sebebiyle tahliye olan 38 yaşındaki Bilgisayar öğretmeni Mehmet Koşar 09.03.2018 tarihinde Muğla Fethiye'de vefat etti. Geride acılı bir eş ve gözü yaşlı iki evlat bıraktı. #OHALdeBitenHayatlar https://twitter.com/SonKarakol_TR/status/972949598229671936
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Diyanet de Erdoğan'ın izinde: "Fıkıh güncellenmeye müsaittir" Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, CNN Türk yayınında, Doğan TV Ankara Temsilcisi Hakan Çelik’in sorularını yanıtladı.Ali Erbaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının ardından başlayan “İslam’ın güncellenmesi” tartışmalarına değindi. “Fıkıh güncellenmeye müsaittir ve güncellenmelidir” diyen Erbaş, “Bir de sabiteler vardır, onlar değiştirilemez. İlahiyat fakültelerinde günümüz fıkıh problemleri gibi bir takım dersler okutuyoruz. Zaman geçtikçe yeni yeni problemler ortaya çıkıyor, o problemlere çözüm bulunması gerekiyor. Cumhurbaşkanımızın da kastettiği o. Dinin güncellenmesi diye bir şey söz konusu değil fıkhın güncellenmesi” diye konuştu. Din adamı olarak tanınan bazı kişilerin, kadına şiddetle ilgili vaazları sorulan Erbaş, kadına şiddetin İslam’da yeri olmadığını söyledi. Erbaş, “Bunu asla tasvip etmiyoruz” dedi. Kız çocuklarının okula gönderilmemesine karşı, kadın vaizlerin çalışmalar yaptığını aktardı. ‘DİNİ KONULAR MEDYADAN UZAKTA TARTIŞILMALI’ Din adamı olarak medyada yer alanların dikkatli olmasını isteyen Ali Erbaş, şöyle devam etti: “Kendini dini otorite olarak mı tanıyorlar yoksa öyle mi tanınıyorlar. Bazen de şeyh uçmaz, mürit uçurur derler ya. Bazı konular müzakere gerektirir, bu konuların ilmi ortamlarda tartışılması gerekiyor. Şimdi Ramazan geliyor, bazı hocaların farklı görüşleri münakaşa gibi karşılıklı olarak yer alıyor. Bu kardeşlerimizi dikkatli olmaya davet ediyorum. Dini konuların medyadan uzak ortamda tartışılıp kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.” Diyanet İşleri Başkanlığı’na ilk kez kadın başkan yardımcısı atadıklarını söyleyen Erbaş, kadın müfettiş ve murakıplar da görevlendireceklerini belirtti. Erbaş, “1 milyon civarında kadın Kur’an kursu öğrencimiz var. Kurslarımızın tamamı, müftülüklerin ve mülki amirlerin izniyle açılıyor. Kaçak bir kursu tespit edilirse hemen kapatıyoruz. Mevcut kurslardan şartları taşıdığı için izin verilen, zaman içinde şartları sağlamadığını tespit ettiğimiz kurslarımız olursa onları da hemen kapatıyoruz” şeklinde konuştu. Duvar
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Danimarka'da AKP muhaliflerini fişleyen 3 kişiye dava Danimarka’da yaşayan AKP muhalifi Türkiye vatandaşlarını ihbar ettiği iddia edilen üç kişi hakkında ‘casusluk’ davası açıldı. Söz konusu kişilerin altı yıla kadar hapis cezası alabileceği belirtildi. http://aktifhaber.com/dunya/danimarkada-akp-muhaliflerini-fisleyen-3-kisiye-dava-h113682.html
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:61f4:5567:227f:a8c
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde yaşanan çatışmada bir uzman çavuş şehit oldu http://aktifhaber.com/yasam/agridan-aci-haber-1-sehit-h113678.html Afrin operasyonunda kapsamında, 12 Mart 2018 tarihinde Cenderis Bölgesinde icra edilen arama tarama faaliyetleri esnasında el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucunda, bir askerin şehit olduğu, bir askerin de yaralandığı bildirildi. http://aktifhaber.com/gundem/tsk-cindereste-bir-asker-sehit-oldu-h113691.html
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:7d2f:989b:c786:ce2b
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Düşük riski olan hamile kadın 7 gündür nezarette tutuluyor Zulmün bu defaki adresi Sinop: Düşük riski olan hamile kadın 7 gündür gözaltında tutuyor. Hamile öğretmen Ayşegül K. 7 gün önce Sinop'ta gözaltına alındı. Ayşegül K. doktorların düşük riski raporuna rağmen 7 gündür eşi ile beraber gözaltında tutuluyor. Hamile öğretmenin 4 yaşındaki oğlu Burak annesiz ve babasız ortada kaldı.. https://twitter.com/Magduriyet_TR1/status/973264967385387018?ref_src=twsrc%5Etfw&ref_url=http%3A%2F%2Faktifhaber.com%2Fiskence%2Fdusuk-riski-olan-hamile-kadin-7-gundur-nezarette-tutuluyor-h113689.html http://aktifhaber.com/iskence/dusuk-riski-olan-hamile-kadin-7-gundur-nezarette-tutuluyor-h113689.html
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:7d2f:989b:c786:ce2b
Zaman Tüneli Fotoğrafları
IP Adresi Yükle
2a02:8109:4c0:4e9b:dd83:678a:8538:bb5
Zaman Tüneli Fotoğrafları
DEMIREL ABD’NIN 21 ÜSSÜNÜ KAPATTI Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren Akşener, “Kabadayıysan İncirlik’i, Küreciği kapat. Osmanlı tokadı öyle atılır. O beğenmediğin Demirel Allah rahmet eylesin 1975’lerde Amerika’nın 21 üssünü kapattı. Görelim senin yiğitliğini” dedi.
Zaman Tüneli Fotoğrafları
ERDOĞAN'DAN AKTROLLERE TERS KÖŞE Mina Başaran ve arkadaşları için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ailelere taziyede bulundu... AK Trollerin, zengin oldukları ve bekarlığa veda partisi yaptıkları gerekçesiyle tepki paylaşımlarında bulundukları Mina Başaran ve arkadaşları için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ailelere taziyede bulundu. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, taziye amacıyla iş adamı Hüseyin Başaran'ı bu akşam telefonla aradı. Yaşamını yitirenlerden Mina Başaran'ın babası iş adamı Hüseyin Başaran'a kazadan derin üzüntü duyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, kazazede ailelerin acılarını paylaştığını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, kazada çocuklarını ve yakınlarını kaybeden ailelere Allah'tan sabır ve metanet dilediği kaydedildi. İstanbul’a gelmek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’nden havalanan Başaran Holding’e ait özel jetin dün akşam İran'ın güneydoğusundaki Çaharmahal ve Bahtiyari eyaletinin Şehrikürd kentine bağlı Durk Enar köyü yakınlarına düşmesi neticesinde 3’ü mürettebat toplam 11 kişi hayatını kaybetmişti. Odatv.com
Zaman Tüneli Fotoğrafları
SIYASÎ MÜCEDDITLIK DIYE BIR KURUM VAR MIDIR? Ahmet İlhan: “Siyasî mücedditlik nedir? Dinde böyle bir kurum var mıdır?” Maksadı Aşan İfadeler Mücedditlik dinî bir kurumdur. Siyasî mücedditlik diye bir kurum veya kavram ise söz konusu değildir. Ancak bir müceddidin siyasî alanlarda görevleri söz konusu olabilir. Bu sebeple durduk yere “siyasi mücedditlik” algısı oluşturmaya çabalamak abesle iştigaldir. Bir siyasî aktörü sevebilirsiniz. Sevmeyebilirsiniz de. Tercihlerinizi dilediğiniz şekilde beyan edebilirsiniz. Ancak maksadı aşan ifadeler kullanmamalı, ifrat ve tefrite girmemeli insan. Din ifrat ve tefritten sakınmanızı, hikmetle hareket etmenizi ister. Din insanları övmekten uzak durmanızı ister. Din, hakka hak, batıla batıl, adile adil, zalime zalim, masuma masum demenizi ister. Eğer Dini Hakem Yapacak İseniz Dini hakem yapacak iseniz eğer, dinin önemli ve öncelikli mefhumları vardır. Bunları öncelemeniz gerekir. Bunlar, güvenilir olmak, doğruluk, dürüstlük, hakperestlik, adalet-perverlik, sorumluluk, menfaat-i şahsiyeyi menfaat-i milliyenin önüne geçirmemek, yönetimde istibdadı değil hürriyeti esas almak, demokratik müktesebatı körleştirmek değil zenginleştirmek, adavetin değil mubabbetin fedaisi olmak gibi temel ahlâkî hususlardır. Mesela Peygamber Efendimiz (asm) önce güvenilir olmak gibi bir ahlâkî meziyetle tanındı. Hem de müşrikler tarafından... Öte yandan doğruluk İslamiyet’in üssü’l-esasıdır.1 İçtimaî ve siyasî meselelerde yalan söylemek ve göz boyamak İslamiyet’le izah edilemez. Hükümlerinde zulmetmeyen ve adaletten şaşmayan bir devlet yöneticisinin, yarın hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde Allah’ın arşı altında gölgeleneceği bizzat Peygamber Efendimiz (asm) tarafından müjdelenmiştir. Hazret-i Ebu Bekir (ra) feragatının ve fedakârlığının şiddetinden, elbisesi ve yaşayışı fakirce idi. Bir gün Peygamber Efendimiz’e (asm) Cebrail (as) gelerek Hazret-i Ebu Bekir’in bu durumdan razı olup olmadığını sordu. Ve Allah’ın O’ndan (ra) razı olduğunu müjdeledi. Hazret-i Ebu Bekir (ra) bunu duyunca ağladı ve Resulullah Efendimiz’e (asm): “Allah benim adımı andı mı ya Resulallah?” diye sordu. Peygamber Efendimiz (asm)”Evet!” buyurunca, Hazret-i Ebu Bekir (ra): “Ben Allah’tan razıyım.” Dedi. Allah’ın müjdesine mazhar Hazret-i Ebu Bekir (ra) halife olunca da aynı değerlerini korudu. Hazret-i Ömer’in (ra), şahsî görüşmelerinde devletin mumunu söndürüp kendi şahsî mumunu yaktığı herkesçe malumdur. Keza Hazret-i Ömer’in (ra), “Dicle’de bir koyunu kurt kapsa Allah onu Ömer’den soracaktır.” Dediği ve yönetim sorumluluğunun getirdiği ağır yük ile geceleri gözüne uyku girmediği, defalarca “Keşke anam beni doğurmasaydı!” dediği rivayet olunur. Bunlar Eski Zaman Hikâyeleri mi? Bunlar eski zaman hikâyeleri olarak anlatılıp, bir kulaktan girip diğerinden çıkıp gitmemeli. Yönetici olarak sorumluluk mevkiinde bulunan ve yarın doğrudan Allah’a hesap vereceğine inanan, bu ve buna benzer değerli bilgileri güncelleyerek hayata geçirmelidir. Eğer dini hakem yapacaksanız bunları söylemeniz lazım. Said Nursî’nin bu meselelerde formüle ettiği bir ölçüsü vardır. Der ki: “Hükûmete hücum edenler, bazıları “Haydo, Haydo” derlerdi, bazıları “Haydar Ağa, Haydar Ağa” derlerdi. Ben “Haydar” derdim, şimdi de “Haydar” diyorum, vesselâm.”2 Doğru olan da, Haydar’a Haydar demek değil midir? Günün Duâsı Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve bizi hakka ittiba etmekle rızıklandır! Batılı batıl olarak göster ve batıldan içtinap etmekle rızıklandır! Dünyada sevdiklerini sevmekle, bizi sana yaklaştıran değerleri bilmekle ve emrettiğin gibi istikamette kalmakla rızıklandır! Ahirette ise rahmetinle ve rüyetinle rızıklandır! Âmin. Dipnotlar: 1-Tarihçe-i Hayat, (Hutbe-i Şamiye), s. 107 2-Eski Said Dönemi Eserleri, s. 289 fikihgunlugu@yeniasya.com.tr
Zaman Tüneli Fotoğrafları
HDP'li vekil Yıldırım: Havuz medyasının silahşorlarını, savaşa gönderin yada susturun! HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım, mecliste yaptığı konuşmada Havuz medyasındaki çalışanlara dikkat çekti. Yıldırım, "Savaş bir insanlık suçudur. Bunun acısını maalesef hep birlikte yaşıyoruz, yaşayacağız." dedi. “Çok istekli olan havuz medyasının silahşorlarını, yorumcularını, spikerlerini savaşa gönderin ya da onları susturun” diyen Yıldırım, “Yaşasın Türk ve Kürt kardeşliği” sözleriyle kürsüden ayrıldı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP'nin Fatih projesi de başarısız oldu; Tabletler depolarda kaldı AKP'nin her platformda övüne övüne bahsettiği Fatih projesinde ihaleyi alan kazandı ancak proje başarısızlıkla sonuçlandı. Depolarda çürümeye terk edilen tabletlerle ilgili Milli Eğitim Bakanlığı, İl Milli Eğitim müdürlüklerine gönderdiği yazıda cihazların değerlendirilmesi talimatını verdi. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2 milyar liranın üzerinde para harcanan Fatih Projesi'nin başarısız olması nedeniyle dağıtımından vazgeçilen tabletlere yeni çözümler için harekete geçti. Şimdiye kadar 1.4 milyon tablet dağıtıldığını ifade eden bakanlık, kalan tabletler için çareyi kendi kullanmakta buldu. Tablet yerine klavyeli bilgisayar dağıtma kararı alan bakanlık, depolarda çürümeye terk edilen ve öğrencilere dağıtılmamış durumdaki tabletlerin “garanti, bakım, teknolojik kullanım sürelerinin değerlendirilmesi” çerçevesinde il Milli Eğitim müdürlükleri tarafından değerlendirilmesi talimatı verdi. TABLETLER DEPOLARDA ÇÜRÜMEYE BIRAKILDI Öğrencilere yeni dönemde klavyeli bilgisayar dağıtmaya hazırlanan MEB, illerden gelen sorular üzerine elde kalan tabletlere yeni kullanım alanları yarattı. İller “atıl durumdaki” tabletlerin sayılarını belirlemek için okullardan yanıt isterken, bir yandan da artık kullanılmayacak tabletleri bakanlığa sordu. İstanbul ve Aksaray İl Milli Eğitim müdürlüklerinin yazıları üzerine bütün illere tabletlere ilişkin resmi yazı gönderen MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, tabletlere ilişkin yeni talimatlar vererek tabletlerin proje amaçları dışında da kullanılmasının önünü açtı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
3. Havalimanı sözleşmesinde 'gizlenen' 23 gelir kalemi Üçüncü havalimanı inşaatı hız kesmeden sürüyor. Çevre katliamına yol açacağı endişesi eşliğinde devam eden inşaat alanından çok sayıda işçi cinayeti haberleri de geliyor. Kimi kaynaklara göre ölen işçi sayısı 400'ün üzerinde ancak taşeron firmaların ölümleri gizli tuttuğu ileri sürülyor. Açılış süresi yaklaştıkça haber trafiği de hızlanmış vaziyette. Yeni havalimanının operasyona hazır hale gelmesi için, faal durumdaki Atatürk Havalimanı’nın taşınması gerekiyor. Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker, bunun “ciddi bir operasyon” olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Bu ölçekteki bir operasyonun dünya havacılık tarihinde benzerinin olmadığı vurgulanıyor. Ama gurur vesileleri ve başarı hikâyeleri anlatılırken, toplum çıkarları açısından gerçeklerin üzerinin örtülmemesi gerekiyor.” Projeye ortak beş şirketin birleştiği İGA Havalimanı İşletmesi İcra Kurulu Başkanı Kadri Samsunlu’nun dün Hürriyet’e verdiği mülakattaki, “Cengiz-MAPA-Limak-Kolin-Kalyon Ortak Girişim Grubu, inşaata 10.2 milyar Avro harcayacak. Havalimanını işletme süresince, devlete toplam 25 milyar Avro kira ödeyecek. Yani devlet bir çukurdan 35.2 milyar Avro almış olacak” sözlerine dikkat çekiyor Toker. İGA A.Ş’nin, 35. 2 milyar Avro olarak hesaplanan yatırım ve kira bedelini devlet ve millet aşkına karşılıksız verdiği izlenimi yayıldığını söyleyen Toker, halka açıklanmayan bu sözleşmenin, bir de şirkete tahsis edilen gelirler ve garanti kısmı olduğundan bahsediyor: “Devlet talep garantisi veriyor. Dış hat giden yolcu servis ücreti 20 Avro, dış hattan gelip dış hatta giden için 5 Avro. İç hat giden yolcu için 3 Avro. Garanti süresi 12 yıl. Toplamda da 6.3 milyar Avro.” İGA beşlisinin, 3. havalimanında asıl kazancı, gelir kazandıran sahalardan elde edeceğine vurgu yapan Toker 23 gelir kalemi olduğunu belirtiyor ve şöyle noktalıyor yazısını: “İGA’yı oluşturan Cengiz-MAPA- Limak-Kolin-Kalyon, DHMİ’ye 25 yıl boyunca ödeyeceği 1 milyar Avro kirayı, devlete bağışlıyor değil. Şirket bu kirayı fazla fazla çıkaracak. İsterseniz, 3. havalimanının büyüklüğüyle gurur duyarken, yukarıdaki gelir kalemlerine bir daha bakın. Ve düşünün.”
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kahraman'ın 3 milyon liralık koruma araçları ihtiyaçmış TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı, Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ı korumak için alınan 3 milyon liralık araçlarla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, "İhtiyaca binaen yapılan normal bir araç yenileme işini, toplumda yanlış algı oluşmasına sebebiyet verecek şekilde kullanmak gerçeklerle de basın ahlakıyla da bağdaşmamaktadır" denildi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Ankara merkezli 9 ilde operasyon: 20 kişiye gözaltı kararı Ankara merkezli 9 ilde muvazzaf 20 subay hakkında cemaate üye oldukları iddiasıyla gözaltı kararı verildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Jandarma Genel Komutanlığına yönelik operasyon gerçekleştirdi. Ankara merkezli 9 ilde eşzamanlı operasyon ile 20 muvazzaf subay hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. 7 Albay, 8 yarbay, 2 üsteğmen, 3 teğmen ve 5 astsubay hakkında gözaltı kararı verildiği duyuruldu. Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Görevlilerince bu sabah itibarıyla gözaltı işlemlerine başladığı öğrenildi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Gardiyanın kullandığı araçtan 217 kilo esrar çıktı Adana'da V.O. isimli bir gardiyanın kamyonetten 217 kilo 250 gram esrar ele geçirildi. Polisin detektör köpekle yaptığı aramada kamu görevlisinin aracından 217 kilo 250 gram esrar ele geçirdi. Adana Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri 12 Mart günü Sarıçam ilçesinde bulunan İncirlik Park alanında uygulama başlattı. Polisin şüphelenerek durdurduğu kamyonda yapılan aramada ilk etapta bir şey bulunamadı. Bunun üzerine hassas burunlu detektör köpek olay yerine getirilerek arama başlatıldı. Köpek yaptığı aramada kamyonetin kasasına tepki verdi. Polis masa dolu kasayı açtığında alt tarafta 18 koli içinde 85 paket halinde 217 kilo 250 gram esrar ele geçirdi. TUTUKLANDI Polis kamyoneti kullanan 49 yaşındaki V.O.'yu emniyete götürerek sorguya aldı. Zanlının bir cezaevinde gardiyan olarak çalıştığı ortaya çıktı. Zanlı sorgusunda Diyarbakır'dan Adana'ya masa getirdiğini, esrarlardan haberinin olmadığını söylediği öğrenildi. Sorgusunun ardından adliyeye sevk edilen zanlı nöbetçi mahkemece "uyuşturucu ticareti yapmak" suçlamasıyla tutuklandı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Dolar'ın ateşi yeniden yükseldi; 3.85 liranın üzerine çıktı Dolar kuru, bonoda görülen yabancı ağırlıklı satışlar sonrası yükselirken; euro kuru 4.73 seviyesinde hareket ediyor...
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Havalimanı teknisyeni Fatih Taş: Devletim beni büyüttü, iş verdi, tutukladı, ihraç etti! Darbe girişimi gecesi Çardak Havalimanı'nda yaptığı müdahalelerle 517 askerin Ankara'ya uçmasını engelleyen havalimanı teknisyeni Fatih Taş, bir yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. Devlet yurtlarında büyüdüğünü ve işe devlet tarafından yerleştirdiğini belirten Taş, "Devletim beni alıp büyüttü, iş sahibi yaptı, ihraç etti, tutukladı ama ümidimi yitirmedim" diyor. Denizli’nin Çardak ilçesindeki havalimanından 517 darbeci askeri Ankara’ya darbeye destek amacıyla götürmek üzere gelen uçakları tüm pist ve uçuş sistemlerinin elektriklerini keserek engelleyen havalimanı teknisyeni Fatih Taş 8 Şubat’ta cezaevinden tahliye edildi. Cezaevinde bir yıl tutuklu kalan Taş, daha önce defalarca mektup ve dilekçe göndererek 15 Temmuz darbe girişimi gecesinde havalimanındaki kesintisiz güç kaynaklarını, pist ve kule sistemlerini devre dışı bıraktığını söyledi. Taş’ın bu söylediklerini havalimanı müfettiş raporları da doğruladı. Ancak bir yıl sonra tahliye edilen Taş, çocuk yaştayken devlet yurtlarında büyüdüğünü, 15 yıl çalıştığı kuruma bile devlet tarafından yerleştiğini söylerken şimdi de KHK ile işinden ihraç edilmesinin hayatının en kötü süreci olduğunu söylüyor: “Tüm dünya başıma yıkıldı, Ailem dışarıda ben tutuklu olarak hiç kolay olmadı çok zor günler yaşadık ama 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı yaptıklarımla vatanıma ve milletime borcumu ödedim.” O GECE HAVALİMANINDA YAŞANANLAR… İki çocuk babası Taş, darbe gecesi Denizli Çardak Havalimanı’na inecek olan uçakları elektrikleri keserek engelledi fakat 6 ay sonra ‘F… üyeliği’ iddiası ile tutuklandı. Tutuklandıktan sonra da KHK’yle 15 yıllık işinden ihraç edildi. Bylock kullandığı ve Bank Asya’dan hesabı olduğu iddiasıyla cezaevine giren Taş, Bylock kelimesini ilk defa duyduğunu belirtirken Bank Asya hesabının olduğunu ancak sadece kredi kartı borcu ödemek için kullandığını söylüyor. Bu gerekçelerle darbe girişiminden 6 ay sonra tutuklanan Taş geçtiğimiz günlerde tahliye edildi. Taş darbe gecesi Çardak Havalimanı’nda yaşananları şöyle anlatıyor: “15 Temmuz gecesi havalimanında nöbetçi teknisyen olarak çalışıyordum. Havalimanı sorumlusu o gece bize havalimanı elektriklerini kapattıktan sonra havalimanını terk etmemizi istedi. Ben de emri sorgulamadan tek başına havalimanının, pistin ve tüm uçuş sistemlerinin elektriklerini kestim. Bu işlemleri yaptıktan sonra burayı terk ettim. Havalimanından çıkar çıkmaz askeri konvoylar havalimanına doğru geldi. Rütbeliler askeri nizamiyeden, erler ise sivil havalimanına giriş yapıyorlardı. Uçakları indirmek isteyen rütbeliler uçakları indiremeyince telsiz istasyonu ve kuleyi basarak kuledeki cihazlara zarar vermişler.” ‘EĞER ELEKTRİKLERİ KESMESEYDİM…’ “Eğer o gün o elektrikleri kesmeseydim olacakları tahmin bile etmiyorum” diyen Taş şöyle devam ediyor: “Bu adamlar uçakları bile indirmeye çalışıyorlardı. Orada büyük bir çatışma olacaktı. 517 askeri buradan Ankara’ya taşıyacaklardı. Ama ben kesintisiz güç kaynaklarını, pist ve kule sistemlerini devre dışı bırakarak bunu engelledim. O askerler her şeyi göze almışlardı. Bütün bu yaptıklarıma rağmen beni F…’den tutukladılar. Tutuklandıktan sonra bir türlü derdimi anlatamadım. Söylediğim şeyler dinlenilmedi. Darbeyi engellemek için canımı ortaya koydum, bu örgüte üye değilim hiç alakam yok dememe rağmen psikolojik olarak çok kötü bir muameleye maruz bırakıldım. 15 Temmuz gecesi askeri alanda elektrikleri keserken darbeciler tarafından öldürülmüş olsaydım bende şehit Ömer Halisdemir gibi kahraman ilan edilecektim. O gece ne olduğunu dahi anlamayıp meraktan havalimanı yoluna gidenler bile kahraman ilan edilirken ben cezaevinde bir yıl tutuklu kaldım. İster istemez bu durum insanı üzüyor.” ‘DEVLETİM ALDI BÜYÜTTÜ, İŞ SAHİBİ YAPTI’ Devlet yetiştirme yurtlarında yetiştiğini ve 15 yıl önce işe yerleştirildiğini belirten Taş, “Bundan dolayı devletime ve milletime minnettarım” diyor. Tahliye edildikten sonra birçok tanıdığın artık kendisine selam vermediğini belirten Taş’ın “Sadakatle bağlı olduğum işime geri dönmek istiyorum” diye konuşuyor. Taş şöyle devam ediyor: “Tutuklandıktan sonra kendimi çok kötü hissettim. Devletim beni alıp büyüttü, iş sahibi yaptı. Vatanıma ve milletime karşı kendimi her zaman borçlu hissettim. Darbenin Denizli ayağını engellediğim o geceden sonra 15 senelik memurluk hayatımın bütün gereklerini yerine getirdiğime olan inancım arttı. Sonraki bir yıl hiç kolay olmadı. Şu an tahliye edildim. Ama insanlar çok farklı yaklaşıyor. Küçücük bir ilçedeyim. Bütün gözler üstümde. Çok zor bir dönem geçiriyorum. İnancım olmasa tüm bu yaşadıklarımın altında ezilip kalırdım. Hem ailem hem ben büyük bir yalnızlık yaşıyoruz. Maalesef hala lekelemeler devam ediyor. Mesai arkadaşlarım bile selam vermekten korkuyor. Dışarıda bambaşka bir hayat varmış. Hiç bir şey bıraktığım gibi değil. Ama bunları da iyi yorumlamaya çalışıyorum. Şu an işsizim. Tahliye olduktan sonra bir işe başvurdum. Burada aldığım ilk cevap: Beraatini al sonrasını düşünürüz. İnsanlar işe almak istemiyor. Maalesef korkuyorlar. İşime geri dönmek için Ohal komisyonuna başvurumu da yaptım. Bu sürecin düzeleceğine inanıyorum. Şu an bir rüyadayız bu rüya bitecek. Suçlu her kimse cezasını sonuna kadar çeksin ama masumların hakları geri verilsin. Benim isteğim hak ve adaletin tecelli edip mağduriyetimin giderilmesi.” Kaynak: Gazeteduvar
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Rusya'dan yanıt: ABD Suriye'yi vurursa Rus ordusu yanıt verecektir Rusya'dan ABD'nin Suriye'ye müdahalesi durumunda yanıt verileceğine ilişkin açıklama yapıldı. Rusya, Suriye’nin Doğu Guta bölgesindeki silahlı grupların bir kimyasal saldırı mizanseni düzenleyerek ABD’yi harekete geçirmeye çalışacağını öne sürerek, “ABD Suriye’yi vurursa Rus ordusu yanıt verecektir” açıklaması yaptı. Rusya Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Militanların, hükümet sivillere karşı bir kimyasal saldırı düzenlemiş gibi davranmaya hazırlandığına dair güvenilir bilgilerimiz var. Doğu Guta’nın bazı yerlerine, kimyasal saldırının kurbanlarıymış gibi davranmaları için diğer bölgelerden kadın, çocuk ve yaşlılar getirildi” denildi. Açıklamada, ‘Beyaz Miğferler’ isimli tartışmalı aktivist grubun, görüntüleri dünyaya yayabilmek için bölgeye şimdiden uydu vericileri yerleştirdiği de belirtilip, ‘ABD’nin Suriye’ye saldırarak Rus askeri personelinin hayatını tehlikeye atması halinde Rus ordusunun yanıt vereceği’ vurgusu yapıldı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP'nin 15 yıllık özelleştirme bilançosu AKP'nin 2002'de iktidara geldiği günden bu yana gerçekleştirdiği özelleştirmelerin maddi değeri 58.4 milyar doları buldu. 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi ile gündeme gelen tartışmada, Maliye Bakanı Naci Ağbal tarafından açıklanan rakamlara göre, AKP iktidarı boyunca çok sayıda kamu kuruluşu özelleştirdi. Elde edilen 58.4 milyar dolara ilave olarak 2.5 milyar dolarlık bölüm henüz devletin kasasına girmedi. Sözcü Gazetesi'nden Başak Kaya'nın haberine göre, Ağbal CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in özelleştirme ile ilgili sorularını yanıtladı. Ağbal yanıtta şunları belirtti: "101 kuruluşta bulunan kamu payları ile 10 liman, 90 elektrik santrali, 40 işletme, 11 otel/sosyal tesis, 3 bin 703 taşınmaz, 37 maden sahası, 3 gemi, 6 bin 808 kalem makine-teçhizat, 155 adet isim hakkı/marka ve araç muayene hizmetleri özelleştirilmiştir. Ayrıca, iki kuruluştaki kamu payları ile bir işletme, bin 230 taşınmaz, 95 gemi ve 102 kalem makine-teçhizat da toplam 1 milyar dolar bedelle kamu kurumlarına devredilmiştir." Şeker fabrikalarının kapatılacağını belirten Gürer sözlerini şöyle sürdürdü: "Şimdi de gözlerini şeker fabrikalarına diktiler. Bu fabrikalar özelleştikten sonra akıbetleri diğer fabrikalarda olduğu gibi kapanmak olacak. Binlerce işçi, on binlerce çiftçi mağdur edilecek. Bu satışlarda, görülmeyenler de var. Milyarlık hurdalar bedelsiz verildi. Özelleştirme sürecinde değersiz kılınan hurdaya çıkarılarak sıfırlananlar ile olan biten gün yüzüne çıktığında yaşananların ne kadar büyük boyutlu olduğu daha açık görülecek." Türkiye'de özelleştirilen şirketler arasında Türk Telekom, TEDAŞ ve PETKİM gibi önemli kuruluşlar da bulunuyor. TEKEL ve SEKA gibi kuruluşlar da özelleştirildikten
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Silivri Cezaevi: Süpürge sopası kırılana kadar falakalı işkence yapıldı Türkiye'deki cezaevlerinden her geçen gün yeni bir insan hakları ihlali bilgisi gelmeye devam ediyor. Silivri Cezaevi'nde mektupları teslim edilmeyen tutuklular eylem yapınca falakalı işkenceye maruz kaldı. Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, 7 Ocak’ta keleme alınan mektupta özetle şöyle dendi: “Son dönemlerde özellikle kitap, yayın ve mektuplarımıza yönelik sansürleme, el koyma politikası ile neredeyse haklarımız tamamen alınmaya çalışılıyor. Kitapların sayısı 10 ile sınırlıyken, şimdi kültür sanat dergileri de kitaptan sayılarak 10 sınırı fiili olarak ortadan kaldırılıyor. Mektuplar konusunda sansürleme ve el koymanın geldiği nokta nedeniyle doğru dürüst ne mektup gönderebiliyoruz ne de alabiliyoruz. Bu uygulamaları protesto ettiğimiz için saldırılara uğruyor, işkence görüyoruz. Son saldırılarda arkadaşlarımıza falaka işkencesi yapılmıştır.”Reklam Mektupta, hak ihlalleri başlık başlık sıralanırken, çok sayıda tutukluya ‘aramaya karşı çıkmak’, ‘kapı dövmek ve gereksiz slogan atmak’, ‘kamerayı kapatmak’, ‘açlık grevi yapmak’, ‘idarenin vermiş olduğu eşyayı kötü kullanmak’, ‘havalandırmada eylem yapmak’, ‘görevlileredirenmek’, duvarlara ‘Nuriye-Semih yalnız değildir’ yazmak gibi gerekçelerle ziyaretçi yasağı, hücre cezaları, etkinliklerden alı koyma cezaları verildiği belirtildi. Geçen 22 Aralık’ta tutuklulara gönderilen kitapların verilmemesi ve mektupların sansürlenmesini protesto etmek için kapı dövme eylemi gerçekleştirenlere saldırı olduğu belirtilen mektupta şöyle dendi: “C-26,27 ve 31 nolu hücre içinde Fatih Özgür Aydın, Hüseyin Kaşkır, Hasan Öztürk, Gökhan Kespin, Doğan Taştan, Mehmet Yücetepe, Şerif Turunç, Hasan Farsak ve Umut Gündüz Altun’a süpürge sopası kırılana kadar falaka işkencesi yapıldı. Aydın, Turunç, Farsak ve Altun ters kelepçelenerek, işkenceyle süngerli odaya götürüldü. Burada tutsakların boğazları sıkıldı, ağızları kapatılarak nefessiz bırakıldı. Süngerli hücrelerden Aydın, Farsak, Altun işkenceyle hücrelerine götürülürken, kısmi belirtiler oluşan Turunç revire oradan Silivri Hapishanesi Kampüs Hastanesi’ne ve son olarak da Silivri Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Sonrasında raporları temiz denilerek, geri getirildi. Diğer tutsakların taleplerine rağmen revire götürülmediler, darp raporu almaları engellendi. Yücetepe’nin yüzünde kanamalı yaralar oluştu.”
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
CHP AYM’ye gidiyor: ‘İttifak değil seçim suçları yasalaştı’ Seçim yasasında değişiklik içeren düzenlemelerin TBMM'de kabulünün ardından CHP, Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) gideceğini açıkladı. HDP'den de 'ittifak değil seçim suçları yasalaştı' tepkisi geldi. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, ittifak düzenlemesini de içeren yeni seçim yasası teklifinin TBMM’de kabul edilmesinin ardından milletvekilleri ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Özel, “Birlikte yarattıkları karanlıkta barajdan korkanlar ittifak şarkısı söyledi. Gece yarısı kurulan kumpasa karşı mücadele ettik. Yaklaşık 20 saatte noktasına virgülüne dokunmadan, teklifi geçirmeyi marifet bildiler. Geçen yasayı, anayasaya aykırı maddeler nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne götürmeye ve adil seçim olanakları için mücadeleye devam edeceğiz” dedi. CHP Milletvekili Muharrem Erkek de bir açıklama yaparak, “İttifak görünümlü bir koalisyonla karşı karşıyayız. Bunlar Saray için, biz demokrasi için mücadele edeceğiz” dedi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:28db:5505:1203:c683
Zaman Tüneli Fotoğrafları
"Bülent Keneş soru çalma iddialarını itiraf etti..." Bülent Keneş diyorki: "kamu sınavlarında soru çalma iddiaları… Daha önce de bazı şüphelerim olmakla birlikte, maalesef Hizmet Hareketi içinde bulundukları halde Hizmet’in H’sini anlayamamış bazı andavallıların bireysel olarak bu melaneti yaptıklarına artık iyice kanaat getirdim." Sonra diyorki: “Bu zavallılar kimlerdir, inanın bilmiyorum." http://www.tr724.com/hocaefendi-ve-hizmet-hareketine-asil-ihanet-edenler/ Bende diyorumki: Yahu bilmediğin tanımadığın insanların bu işi yaptıklarina dair hiçbir delili olmadığı halde Hizmet çatısı altında bu melanetin yapıldığına "iyice kanaat getirip" kesin konuşmak Hizmeti lelekemek değilde nedir? Bir konuyu haberleştirecek kadar bilgiye sahipseniz, bunu ismiyle, yeriyle, 5N1K kurallarına uyarak yazarsınız. Bunun dışında o ona demiş, ben de falandan duydum diye bir yazı bütün bir kitleyi zan altında bırakır. BİNLERCE İNSANI ZAN ALTINDA BIRAKTIN..BU KÜL HAKKI AKP de cemaatin terör örgütü olduğu kanaatiyle hareket ediyor ve binlerce insanı hapse attı...kanaatle müebbet alanlar var..KANAAT getirdiğim kadarını yazdım diyorsunuz ya ne farkınız kalıyor AKP den Böyle bişey varsa. Bunu gerekli yerlere (mesela adaletine güvendiğin akp adaletine yadahizmetten birine) bildirebilirdin. "Hainler itiraf etti" yazmış havuz... oldumu şimdi? Sözde öz eleştiri deyip havuzun yalanlarıyla binlerce insana beddua ediyorsunuz, şimdi böyle şeyler yazmanın havuza katkıdan başka ne faydası var, madem dürüstsün bu gibi dedikoduları duyduğunda neden ilgili yerlere söylemedin arkasını aramadın Son olarak: Cemaatin soru çaldığına dair ortada hiçbir delil yok, delilsiz iddiaya SAFSATA denir, ama aksini ispat eden haberler var, örneğin bu: Yandaşın 'paralel' dediği KPSS birincisi karı-koca AKP'li çıktı İptal edilen sınavın birincileri Nalan Kahrıman-Ahmet Kahrıman AKP'li çıktı. Avukat Mehmet Keleş'te AK Parti Erzurum il yönetiminde görev almış. Kaynak: Kahrıman çifti AKP'li çıktı http://www.gazeteguncel.com/kahriman-cifti-akpli-cikti-57935h.htm ------------------------------------------------------------------------------------------- Bir kimse veya kesim hakkinda suc iddiasi varsa müslüman olarak nasil davranmaliyiz? Islam hukuku ne diyor? "Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın." HUCURAT-6 Yani ortaya atilan tonlarca iddiaya körü körüne inanmak haramdir, dogrulugunu arastirmak, sorusturmak Allahin emridir. "Ey iman edenler, zandan çok kaçının" Hucurât Suresi 12. Yani Sui-zan (bir kimse veya kesim hakkinda hicbir delil olmaksizin kötü düsünmek) haramdir "Berâet-i zimmet asıldır. (el-aslü berâetü’z-zimme)" Yani bir kimsenin suçlu olduğu iddia edildiğinde isbatlamak icab eder, aksi halde suçsuz kabul edilir. "Tevehhüme itibar yokdur. (lâ ıbrete li’t-tevehhüm)" Yani sağlam delile dayanmayan ihtimaller vehimden ibaret olup bunlara itibar edilemez. "Hüküm zâhire göre verilir. (el-hükmü li’z-zevâhir)" Şek ile yakîn zâil olmaz. (el-yakînü lâ yezûlü bi’ş-şekk) Yani şüphe ile karar verilmez, kesin bilinen husus şüphe ile bozulamaz." Dolayisiyla müddei iddiasını ispatla mükelleftir Eğer delil gösteremiyorsa ohalde anlaki bu bir iftiradir ve bu iftirayi diline dolayan dinci minci degil iftiraci fitneci sahtekarin ta kendisidir -------------------------------------------------------------------------------------------- Cemaat kurumlarında görev almış biri veya Hocaefendiyi seven ve hizmet hareketini savunan biri işledigi herhangi bir suç veya günahtan dolayı otomatikmen cemaatmi sorumlu olur? Tabiki HAYIR. Cemaatten olan insanlarda hata edebilir, kimse hatasız değildir, kusurları eksikleri olabilir, kurulan tuzaklara alet olabilirler, ama bu hatalar cemaati bağlamaz zira suç ve ceza şahsîdir. Hukuk Fakültelerinde insan hakları, anayasa ve ceza hukuku derslerinde öğretilir: Suç ve ceza şahsîdir. Kim suçlu ise cezayı ona vermek gerekir. Suça teşvik eden ve suça azmettiren de kendi suçunun cezasını alır. Ama suçla alâkası olmayan bir kişi, suçlunun akrabası veya fikirdaşı da olsa cezalandırılamaz. Kur’ân’da beş yerde geçen bir âyet var: “hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” biçiminde veriliyor. Bediüzzaman, “Kur’ân’ın anayasal prensibi” olarak zikrettiği bu âyetin mealini şöyle veriyor: “Birisinin cinayetiyle başkaları, akraba ve dostları mesul olamaz.” Yani birinin suçu yüzünden, onun suçuna iştirak etmiş olmayan başka kişilere ceza verilemez, verilirse en temel hakkı ihlâl edilmiş olur. Demek ki insan hakları sözleşmelerinde ve anayasalarda yer alan “suç ve ceza şahsîdir” kuralı aslında Kur’ân’ın adalet dersidir.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Katillerin Sözcü’sü Sözcü’nün Cemaat’e destek olduğu iddiası ile açılan davanın ne kadar komik ne kadar saçma olduğunu konuşmaya bile gerek yok. Ancak Sözcü’nün bu saçma davadan yırtmak için yaptığı yeni saçmalıklar konuşmaya değer. Bir patronun gazetesini ve mallarını kaybetme korkusuyla ne kadar alçalabileceğinin ispatı olarak eşsiz bir numune haline geldiler. Rezillikte Doğan grubunu bir çok kere geçiyorlar. Aslında Ergenekon muhibbi bu gazetenin cemaat düşmanlığı için ayrıca bir motivasyona ihtiyacı yok ama sözde muhalifi oldukları Erdoğan’ın yayınlarından en çok memnun olduğu gazete de denebilir. Hem muhalif basını sustursak Sözcü’yü sustururuz dedirtiyor hem de laik yobaz kesimin gazını alıyor. Koalisyonun diğer ortağı Perinçekçilerin Cumhuriyet’e yaptığı gibi terbiye oluyorlar. Dünkü Sözcü gazetesi manşette Fetö özel potpurisi yapmış ve 3 tane saçma haberi birleştirerek manşeti kurtarmışlar ama rezil olmaktan kurtulamamışlar. Manşette Barolor Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun Isparta Kitap Fuarı’nda yaptığı bir açıklama var. Hiç bir habercilik yapmadan aynen almışlar. Kıytırıktan bir toplantı için 7 Mart’ta Gürcistan’a giden Feyzioğu ilk kez oradaki toplantı sonrası ayaküstü bir açıklama yapmış ve serbest bırakılan Türk okulu müdürü Emre Çabuk için söyle konuşmuştu: “Türkiye ve Gürcistan bu kadar iyi ilişkiler içindeyken, hiçbir gerekçe olmaksızın, ilgili kişinin Türkiye’ye iadesine ilişkin talebin sonuçsuz bırakılması ilişkilere zarar verir. Bu yanlıştan dönülmesi gerekiyor”. Ya sen Adalet Bakanlığı temsilcisi misin? Neresini düzetmeli ilk önce? İki ülke arasındaki ilişkilerin iyi olup olmaması ile mahkemedeki bir dosyanın ne ilgisi var? Hiç bir gerekçe göstermeksizin olduğunu nereden biliyorsun? Mahkeme kararını mı inceledin? Daha geçen gün facebook sayfanda Gürcistan başkanı bana bir video göndermiş dilini anlamadım ama güzele benziyor diyen sen değil misin? Gürcistan Türkiye arasındaki ilişkilere zarar verip vermemesi bir hukuk adamını ne ilgilendirir? Hızını alamamış dün katıldığı kitap fuarında da bu kez daha ayrıntılı konuşmuş: “Orada Fethullah Gülen okulunun karanlık işlere karıştığı söylenen müdürünün hakkında Türkiye’nin talebi üzerine iade amaçlı tutuklanma yapılmış bundan bir ay önce bu kişi Gürcü makamlarında tutuklanmış.” “Karanlık işlere karıştığı söylenen”…Hukuk adamından inciler devam ediyor. Tarihlerin tutmamasını bir kenara bırakıyorum. Daha büyük bombalar gelecek. “Aleyhinde son derece ciddi deliller var ve Türkiye’ye iade edilmesine itiraz etmiş duruşma açılmış. Dosyanın içeriğinden haberi varsa ne olayım. Delil dediği yok örgüt üyesi, yok mahrem imam, yok 15 temmuz saçmalıklarından biridir. Yıllardır Türkiye’de bile bulunmayan birisine atılan bir sürü saçma iddialar. “Şimdi dikkat buyurun iade edilecek ve iadeden kaçış yok.” Yahu adam itiraz etmiş tutukluluğuna nereden biliyorsun kaçış yok? “Ne olmuş biliyor musunuz? Bizzat bana Gürcistan Barolar Birliği Başkanının hayretle, esefle, üzülerek ve kınayarak anlattığı bir olay bu. ABD’den 2 senatör gelmiş, duruşma günü en öne oturmuşlar. Mahkemeyi baskı altına almışlar ve yüzde 100 Türkiye’ye iade çıkacak bir dosyada, bu 2 senatörün ve arkasındaki ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın baskısıyla bu müdürü almışlar kaçırmışlar, götürmüşler”. Masala bak ya. Birincisi ABD’li 2 senatörün mahkemede olduğu ile ilgili hiç bir kayıt yok. Feyzioğlu bu isimler kimmiş kamuoyuna açıklamak zorunda. O tarihlerde hiç bir Amerikalı senatör ya da kongre üyesi Gürcistan’da gözükmüyor. Velev ki doğru olsun. Helal olsun adamlara. Senin olman gereken yerde kimler gelmiş. İkincisi Gürcistan Barolar Birliği başkanı esefle üzülerek bunları anlatıyorsa senin yerin dibine girmen lazım. Siz de bunlar oluyor da bizde neler oluyor azizim bir bilsen: Baro başkanlarımız yaka paça hapse atıldı, Anayasa mahkemesi üyelerini içeri aldılar, AYM kararları yok hükmünde, Avukatlar mahkeme salonunda tutuklanıyor, duruşmalardan atılıyor, yüzlerce tutuklu avukat var, hakim ve savcılar tek kişilik hücrelerde işkence görüyor, binlercesi hapishanede. Kanunda yeri yok ama hamile kadınları bile tutukluyor. Falan demen lazım. Ama sonra şunu da eklemen dürüst bir insan olman için şart. “Barolar Birliği Başkanı olarak ama ben kılımı bile kıpırdatmıyorum. Genel de halter ile ilgiliyim”. Gürcistan Barolar Birliği başkanı sana bunları söylemiş de sana diğer barolar birliği başkanlarından gelen mektuplarda neler yazıyor keşke onları da açıklasan! Perinçek’in hukuk siyasetin köpeğidir dediğinde hep akla görevdeki köpekler akla geliyor bence daha geniş düşünmeli. Senin ülkende bu kadar insan hakları ihlalleri yaşanırken, meslektaşların işkence görürken adamın derdi Gürcistan’daki zavallı Türk öğretmen. Ergenekonun sembol isimlerinden bu adamın ve bununla aynı tıynetteki “elbette cemaatçilere avukat yollamadık” diye övünen diğerlerinin motivasyonunu görmeden bugün yaşananları anlamak mümkün değildir. DİĞER HABERLER Manşetteki diğer haber şöyle: Fetö Ablası eşinin başını yakmış. Habere göre bir poliste ByLock çıkmış. Kendisi değil ama eşi yüklemiş. Polisin başı yanmış. ByLock yüklemek suç öyle değil mi? O zaman bütün ByLock kullananlar için aynı işlem yapılmalı değil mi haberin muhabiri Asuman Aranca? Acaba Fetö ablasının ByLock ismi neymiş onu da öğrenebildiniz mi? Tuttuğu takımı falan mı seçmiş acaba? Hani bir söz vardır en çok homofobik olanlar genelde eşcinsel çıkar denir, bu kadar çok ByLock haberi yapmak acaba neye alamet? Son haber eski Zaman muhabiri Kamil Elibol’dan. Yunan’ın işgal ettiği Koyun adası Fetö’nün sığınağı olmuş. Diyen de bininci kez aynı şeyi söyleyen eski bir albay. Çeşme’den fırt diye bu adaya geçiliyormuş. Ada işgal atındaysa bunun Cemaatla ne ilgisi var? 2004’ten beri durum böyleyse bugün sizin zulmünüzden canını kurtarmak için kaçanlarla ne ilgisi var? Destanlar yazdığınız komutanlar çıkıp alsınlar adayı, Afrin’deki gibi asker yazılın. Vicdansız herifler insanlar boğuluyor ya, zavallı çocuklar ölüyor o soğuk sularda. “Oğlumu kurtarın” son sözleri oluyor. Siz neyden bahsediyorsunuz? İlle haberde Fetö geçecek diye bu kadar şerefsizlik yapmanın bir izahı var mıdır? Levent Kenez
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Millî Moody’s geliyor, şimdi onlar düşünsün! Türkiye’nin kredi notu Kosta Rika ile aynı (Ba2) kümeye düşünce Ankara’yı bir telaş aldı gitti. Moody’s’in Gülen Hareketi’nin talimatıyla böyle bir karar aldığını iddia edenler şimdi millî seferberlik safhasına geçti. Türkiye’nin 2018 senesinde hem yerli hem de millî kredi derecelendirme kuruluşu olacak. Bundan sonra ikide bir notumuzu kıran Moody’s ve diğerleri düşünsün! BANKA VE HOLDİNGLERİN ORTAKLIĞINDA KURULACAK Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben, Moody’s’in siyasî saiklerle hareket ettiğinden emin vaziyetti konuştu. Akben, cari açığın 2018 senesinin ocak ayında 7 milyar dolar artarak 51,5 milyar dolara yükseldiği bir gün mangalda kül bırakmadı. Yakında gününü görecek Moody’s! Ankara’nın yedi düvele (!) nasıl cevap vereceğini BDDK Başkanı’nın beyanından öğreniyoruz. Millî Moody’s için kolları sıvayan hükûmet, ‘Halep oradaysa arşın Ankara’da’ diyecekmiş. Akben’in anlattıklarından çıkan netice şu: Bankalardan, hatta önde gelen holdinglerden müteşekkil bir şirket tesis edilecek. Şirkette kimsenin payı yüzde 10’u geçmeyecek. Millî Moody’s tesis edilirken Kredi Kayıt Bürosu’nun (KKB) ortaklık ve işletme esasından ilham alınacak. HÜKÛMET HAZRETLERİ BÖYLE BUYURDU Fikrin makul olup olmadığına bakan yok. Hükûmet hazretleri nasıl buyurdu ise hür teşebbüs icabet edecek. Saray’ın talimatlarıyla işleyen serbest piyasanın perişan ahvalinde ötesini müzakere etmek hayli iddialı bir idealizm sayılıyor. Hükûmet böyle bir adımdan ne murad edebilir? Madem kredi notu yükseltilmiyor, hatta çöp seviyesinin de altına indiriliyor, o halde kendi kendimize not vereceğiz, öyle mi? Bu kadar basitse 16 senelik Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) devr-i iktidarında bugüne dek niye beklendi? Kur şirketi, ver AAA kredi notunu, gelsin ucuz döviz kredileri… Kazın ayağı hiç de öyle değil. BANKALAR KENDİ KENDİNE Mİ NOT VERECEK? Bankalar da dışarıdan borç alıyor ve hepsinin bir kredi notu var. Nitekim Moody’s üç gün evvel 14 Türk bankasının notunu da düşürdü. Bankaların beraber kurduğu yerli Moody’s’in dönüp ortaklarına not vereceğin, bu notun da dünyada hüsnü kabul göreceğini düşünenlere şaşmamak elde değil. BDDK Başkanı Akben, herhalde Moody’s, Fitch, Standard&Poor’s gibi akıl hocalarının kendi kendine not verdiğini zannediyor. Türkiye, yerli ve millî Moody’s kursa bile dünyada hiçbir banka ya da fon o kuruluşun ilan ettiği nota göre borç vermeye yanaşmaz. Bugünlerde yerden yere vurdukları Moody’s ve diğerlerinin yeri geldiğinde ABD’den Almanya’ya, Japonya’dan İngiltere’ye büyük ekonomilerin de notunu kırdıklarını unutmuş olabilirler. Kredi notu verecek şirketi kurmak yetmez, dolar borcu verecek bir banknot matbaası da kurmak lazım! KREDİ NOTU VERMEK O KADAR KOLAY DEĞİL Kredi derecelendirme işi teknik, zor ve sabır isteyen bir ihtisas sahasıdır. Bu sahada söz sahibi olmak için bankaların, kamu maliyesinin, ödemeler dengesi verilerinin, hülâsa ekonominin belli bir keyfiyette olması şarttır. Not vermiş olmak için attığınız adımlar dünyada makes bulamaz. Tek dünya markası bile çıkaramamış bir ekonomide millî Moody’s kurmanın Google’ın ara yüzünü apartıp ‘yerli arama motoru kurduk’ demekten farkı yoktur. Motorunu Almanlardan dilendiğiniz tankın zırhına ‘ALTAY’ yazmakla ne kadar yerli tank imal edilmiş oluyorsa sıcak para için Londra’da fonların kapısında bekleyen Türkiye’nin kuracağı kredi şirketinin not açıklaması da o kadar etkili olacaktır. Olağanüstü Hal’de mülkiyet hakkının Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) insafına terk edildiği bir ekonominin notu/itibarı ne kadar parlaksa milli Moody’s’in dünyadaki itibarı da o kadar parlak olacaktır. Hamaset ekonomisi ile sadece kendimizi kandırıyoruz o kadar. SEMİH ARDIÇ
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Devlete sadakat ANALİZ | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN Vatandaşların devlete karşı görev ve sorumlulukları kadar, devletlerin de vatandaşlarına karşı görev ve sorumlulukları var. Devlet soyut bir kavram olduğu için, önce bu kavramdan ne anlıyoruz, bununla başlamak lazım. Devlet bir kurum, yani insan topluluklarının oluşturduğu birlikte yaşamla ilgili diğer sosyal kurumlar gibi, insanların bir araya gelerek ve organize olarak yaşamlarını kolaylaştırmak, beraber hareket etmenin avantajlarından yararlanmak için oluşturdukları bir organizasyon. İnsanların oluşturdukları tüm kurumlarda karar alma mekanizmaları var ve bu karar alma mekanizmalarının yapısı ve aldıkları kararların niteliği yanında, bu karar mekanizması ve kararların ne süre devam ettiği ve belirli bir çizgiyi ve yönü tutturduğu da önemli bu bağlamda. Bu ön girişten hareketle, devletlerin insanlara belirli artılar sağladığı – güvenlik gibi – ve gerekli olduğu, ortak yaşamı kolaylaştırdıkları – para basmak veya hukuk sistemi sağlamak gibi – ve karar alma mekanizmalarının uzun soluklu kurumsallaşmış bir yapıda olduğu ve yine kalıcı, sürekliliği olan, belirli bir istikamette cereyan eden türden çıktılara sahip oldukları söylenebilir. Bu çerçevede devlet kesinleşmiş coğrafi sınırlar içinde meşru ve merkezi bir güç (iktidar) tarafından bir grup insanın (halk, millet) yönetilmesiyle alakalı bir organizasyon olarak tanımlanabilir. Bu tanım devlet hakkında bize çok şey söylemez. Zira bu tanımda devletin niteliklerinden sadece teknik ve tanımsal olanları (onların da sadece bir kısmı) ele alındı. Oysa devletlerin nitelikleri çok farklı olabilir. Ve bu nitelikler, devletlerin vatandaşlarıyla ilişkilerini belirler. Vatandaşın devletine karşı görevlerini devlet belirler. Oysa devletlerin demokratik olup olmaması, devletin belirlediği vatandaş görevleri ve sorumluluklarının vatandaşın haklarını savunup savunmadığının ölçütüdür. Devletin vatandaşlarına karşı görevleri tanımlanırken de aynı kıstas geçerli. Dolayısıyla demokrasi ve temel haklar/özgürlüklerin sağlandığı devletlerle örneğin 1930-1940’ların NAZİ devleti aynı kefeye konamaz. Vatandaşın devletle ilişkisinde devlet tarafından “anlatıda” kullanılan en fazla kullanılan kavram sadakattir. NEGATİF SADAKAT Her devlet, sadık vatandaş ister. Kimisi sadakati kendisini (sistemi) cazip kılarak sağlar, kimisi baskı yoluyla sadakat elde etmeye çalışır. Demokratik olmayan kapalı toplumlarda devlete sadakat çok üst seviyelerdedir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi insanlar devletten korktukları için hoşlarına gitmeyen uygulamalar olsa da sesini çıkartmaz. İkincisi, vatandaş kendisine devletçe maruz görülen muamelenin doğru mu yanlış mı olduğunu sorgulayabilecek karşılaştırma olanaklarına sahip değildir. Çünkü baskıcı devletler genellikle halkın gözü-kulağı olabilecek potansiyel özgür medya araçlarını kontrolü altına alır ve onu propaganda aracına dönüştürür. Baskı ve zulüm yanında propaganda aracı olan bir medya yoluyla, devletler azami sadakat sağlar. Ancak azami sadakat görecelidir. Bu sağlanan “negatif” sadakattir çünkü. Çekici olan, vatandaşın faydasını gördüğü, yaşam standartları ve özgürlüklerin yaygınlaşmasıyla sağlanan sadakatse “pozitif sadakat” doğurur. Bu devletler, baskıcı olanlara göre daha uzun ömürlü, daha başarılı, daha zengin ve daha güçlüdür. Demokratik hukuk devletleri hem güçler ayrılığının sağladığı denge mekanizmalarına, hem de insan özgürlük ve haklarına dayalı bir özgür ortama sahip olduklarından, pozitif sadakat sağlar. Hukuk, ekonominin de iyi işlemesine, rüşvet ve kötü yönetimin marjinal seviyelerde seyretmesine yarar. Pozitif sadakat sağlayan devletler daha elastikidir. Oysa negatif sadakate başvuran devletler kırılgan olur. RASYONEL DEĞERLENDİRME Devlet bir kurumdur. Kurumlar insanların yaşamını kolaylaştırmak ve onlara bazı avantajlar sunmak üzere tasarlanır. Örneğin vergi vermek, ancak verilen vergilerin avantajını görüyorsanız bir anlam taşır. Eğer toplanan vergilere karşın yaşan seviyeniz ilerlememekteyse, vergi vermeye isteksiz, vergi kaçırmaya meyilli insanların sayısı artar. Oysa toplumda vergilerin hakkını veren ve hizmet üreten bir iktidar algısı varsa, vergi kaçırma oranları düşer. Vergi toplama işini her devlet yapar. Ama her devlet aynı oranda vergi toplayamaz. Devlet vergi toplarken objektif ölçütlerle değerlendirilir. Devlet para basarken de fiskal politikalarını belirlerken de aynı nesnel koşullara göre sınanır. Demek ki aklın yolu birdir. Kimse karşılığını (daha fazla hizmet) almadan daha fazla vergi vermek istemez. Demek ki devleti değerlendirirken, rasyonel davranırız. İnsan hak ve özgürlüklerinin de durumu aynen böyledir. Değerlendirmesi de aynı rasyonel kafayla yapılmalıdır. Devletler despotlaşabilir ve insan haklarını ve özgürlüklerini bizzat tehlikeye atabilir. Devletlerin her konuda olduğu gibi, insan hak ve özgürlükleri konusunda da vatandaşlarına garanti ettiği standartların yazılı metni anayasadır. Anayasa, devletin aynı zamanda yönetim mimarisidir. Dolayısıyla, devlet vatandaşından sadakat beklerken, vatandaş da devletten anayasada verdiği sözleri (teminatları) tutmasını bekler. Devlet bu sözleri tuttuğu müddetçe sadakat bekleyebilir. Tabi burada demokratik ve şeffaf bir çoğulcu rejimin anayasal düzeninden bahsediliyor. Rusya, İran, Çin veya Venezüella gibi ülkelerin böyle rejimleri yoktur. Bu ve benzeri ülkeler, vatandaşlarından (negatif) sadakat temin etmek için onları cendereye sokar. Bu toplumlarda muhalefet ya hiç olmaz, ya da sadece kâğıt üzerinde olur. TÜRKİYE’DE DEVLET Türkiye artık bu tür bir devlettir. 15 Temmuz sonrasında artık anayasa fiilen rafa kaldırılmış, kanun hükmünde kararnamelere dayalı, denge mekanizmalarının olmadığı fiili bir başkanlık rejimi (reisçi devlet modeli) oluşturulmuştur. Yani, hukuksal olarak halen geçerli olan 1982 anayasası ortadan kalkmıştır. Devletin mimarisi de onunla birlikte ortadan kalkmış, yerine keyfiliğe dayanan, tek adam koalisyonu kurulmuştur. Tek adam koalisyonu oksimoron değildir Türkiye örneğinde. Tayyip Erdoğan’ın gücünü yasladığı zemin, nasyonalist derin bir yapıdır. Bu yapıyla füzyona giren İslamcılar, nasyonalist-İslamcı bir diktatörlüğün temellerini atmışlardır/atmaktadır. Türkiye’de bağımsız yargı ve görevini yapabilen bir parlamento yoktur. Anayasa Mahkemesi dâhil, mutlak yürütmeyi frenleyebilecek bir mekanizma kalmamış durumdadır. Böyle hükümet sistemlerine kısaca rejim derler. Çünkü sistem yoktur, sadece keyfi kararlar alabilen mutlak bir güç vardır. Bu sistem sadakat sağlıyor – bu tartışmasız. Birincisi, aşırı baskılar ve hukuk olmaması olguları, bu sadakatin zemini. Buna korku imparatorluğu da denebilir. Diğeri, olan biten ne olursa olsun, vatandaşa sistemin gaz alıcı haberlerini pompalayan bir medya şebekesi. Bu sayede siysem sadakat üretir tabii. Ama üretilen sadakat, kırılgandır. Her an tepetaklak olabilecek, istikrarsızlıklara gebe, sıkıntılı bir durağanlığa sahiptir. Özellikle de Türkiye gibi doğan kaynakları çok kıt olan, petrolü, doğal gazı, makine ve teknolojiyi dışarıdan alan bir ülkeler, negatif sadakat üretimine uzun süre dayanamazlar. Havlu atar, tükenişe geçerek çakılırlar. Bu devletler, genellikle uluslararası sistemdeki kurtlar sofrasının eline düşer ve en iyi ihtimalle onların oyuncağı olur. En kötü ihtimalde ise parçalanır. MEŞRU SADAKAT YOK OLDU Türkiye’de anayasal sistem sona ermiştir ve sadık olunması gereken anayasal devlet ortadan kalktığı için bu yapının meşru dayanakları olan bir sadakat sağlama imkânı kalmamıştır. Afrin’e yürümek isteyen kalabalık ve eğitimsiz güruhlar, savaşı da yıkımı da, hakkı ve hukuku da anlayacak ortamda değiller. Rejimin dilini ve ideolojisini yiyerek beslenen bu şişirme vatanseverlik, gerçek vatanseverlik değildir, olamaz! Hiçbir vatansever, anayasasını ortadan kaldıran bir rejime sadık olmaz. Anayasa, bir devletin tüm meşruiyet dayanağı, çatısı, mimarisi, hatta varlığıdır. Hukuksuzluğun, adaletsizliğin, kaosun ana nedeni, anayasal düzenin ortadan kalkmış olmasıdır. Bu devlete sadık olmak, rejime hizmet etmektir. Oysa rejim, Türkiye’nin meşru varlık zeminini yıktı. Bu nedenle, gerçek sadakat olan anayasaya, anayasal düzene, anayasanın hak ve özgürlükler sistemine sadık olmak gerekiyor. Vatandaş olan insanlar şunu unutmasınlar: vatandaşlıklarının temeli de anayasaca tarif ediliyor. Peki, o anayasa olmadığında, vatandaşlık kalıyor mu? Yalanın ve manipülasyonun farkına varmanın yolu, basit ama temel olan yalın gerçeklerin ayırtına varmaktır. Devlete sadık olmak, anayasaya sadık olmak, hukuka sadık olmaktan geçer.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
‘Zafer Çağlayan, Erdoğan’ın onayıyla AKP’ye geri döndü’ 17 ve 25 Aralık operasyonları kapsamında gerçekleşen rüşvet soruşturması sonrasında istifa eden Zafer Çağlayan’ın AKP’ye geri döndüğü iddia edildi. Yeniçağ yazarı Batuhan Çolak, Çağlayan’ın AKP’ye resmen geri döndüğünü kalema aldı. “Büyük kongre delegesi’ olarak Erdoğan’ın onayıyla AKP’ye döndü” diyen Yeniçağ yazarı, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında Çağlayan’ın 700 milyarlık (bugünkü kurla 464 bin Euro/2 milyon 171 bin TL) kol saatinin unutulmadığını hatırlattı. Zarrab ve Halkbank davasında da Çağlayan’ın adı sıkça geçtiğini kaydeden Çolak, Zarrab’ın, Çağlayan’a 40-50 milyon Euro kadar rüşvet verdiğini söylediğini ve AKP’den bu konuda herhangi bir açıklama gelmediğine dikkat çekti. Çolak, AKP kongresinde yaşananları şöyle kaleme aldı: …. 17-25 Aralık’tan sonra ilk seçimler 30 Mart 2014’teydi. Muhalefet partileri CHP ve MHP temel propagandalarını “Yolsuzluk ve rüşvet” iddiaları üzerine kurmuştu. Mitinglerde seçmene telefon kayıtları dinletiliyordu. Bu süreçte Gülen medyasında AKP haberlerinin yerini CHP-MHP haberleri almaya başladı. Seçim sonuçları geldiğinde; AKP yüzde 45.6, CHP yüzde 27.8, MHP yüzde 15.2 oy aldı. AKP sandıktan kesin bir zaferle çıkıyordu. Bu sonuçlar 17-25 Aralık’ın seçmen nezdinde fazla bir karşılığı olmadığını ortaya koymuştu. Egemen Bağış, seçim sonuçlarından sonra Erdoğan’ın balkon konuşmasına çıktı. Hemen Ahmet Davutoğlu’nun yanı başındaydı. Davutoğlu, duruma sinirlenmiş tepkisini beden diliyle gösteriyor ve Egemen Bağış’a sırtını dönüyordu. Hükümete yakın medyada bazı haberler de aynen şu ifadeler kullanıldı; “Davutoğlu Hoca, Ayet sallayan adama sırtını döndü.” Kimileri ise Bağış’ın sahneye davet edilmemesine rağmen zorla çıktığını söylüyordu. Egemen Bağış bir şekilde kareye girmişti. Ama görevden alınan diğer bakanlar ortada yoktu. Ancak gel zaman git zaman arada çok şey değişti. Ama bir konu unutulmadı; Çağlayan’ın 700 milyarlık (bugünkü kurla 464 bin Euro/2 milyon 171 bin TL) kol saati! Neresinden tutsanız elinizde kalıyordu. ABD’de başlayan Zarrab ve Halkbank davasında da Çağlayan’ın adı sıkça geçti. Zarrab, Çağlayan’a 40-50 milyon Euro kadar rüşvet verdiğini söyledi. AKP’den herhangi bir açıklama gelmedi. Erdoğan’dan Çağlayan’a davet! Geçtiğimiz hafta sonu ulusal basının gözünden çok önemli bir olay kaçtı. Zafer Çağlayan, “Büyük kongre delegesi” olarak AKP’ye resmen geri döndü, hem de Erdoğan’ın onayıyla! AKP Mersin 6. Olağan kongresinde seçimlere tek aday olarak giren Cesim Ercik il başkanı seçildi. Büyük kongre için 19 kişilik asil delege listesinin ilk sırasında İl Başkanı Ercik, ikinci sırasında Zafer Çağlayan, üçüncü sırasında ise Kürşad Tüzmen var! http://www.tr724.com/wp-content/uploads/2018/03/zafercaglayan-akp-yonetimi.jpg http://www.tr724.com/zafer-caglayan-erdoganin-onayiyla-akpye-geri-dondu/
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
ABD ve Türkiye YPG'nin çekilmesi konusunda 'prensipte' anlaştı Washington ile Ankara'nın, YPG'nin Menbiç'ten çekilmesi konusunda prensipte anlaştığı belirtildi. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 23 Şubat'ta Ankara'da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile biraraya gelmiş ve iki ülke arasındaki sorunların halli için üçlü bir mekanizma kurulması kararlaştırılmıştı. O mekanizmanın ilk toplantısı 9 Mart 2018 Cuma günü tamamlandı. Toplantıda, Kürt militan gücü YPG'nin Menbiç'ten çıkarılması konusunda iki ülkenin prensipte mutabakata vardığı belirtildi. Hürriyet Gazetesi'nden Cansu Çamlıbel'in haberine göre, ABD tarafı görüşmeleri henüz 'başlangıç' olarak nitelendirse de, Ankara'nın 'YPG, Menbiç'ten çıkarılsın' talebine ilkesel olarak olumlu yanıt verdi. Varılan prensip anlaşmasının ne zaman ve hangi şartlar altında hayata geçirileceğine dair henüz net bir planlama bulunmuyor. Bunun yerine, taraflar müzakereleri sürdürecek. Cuma günkü toplantıya Dışişleri Bakanlığı’nın Ortadoğu’dan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Sedat Önal’ın başkanlık ettiği toplantıya, Genelkurmay'dan askeri yetkililerin yanısıra Savunma Bakanlığı yetkilileri de katıldı. ABD heyetine ise, Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya’dan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Wess Mitchell başkanlık etti. Perşembe günü başlayan toplantının ilk bölümünde, taraflar tezlerini masaya koydu ve Amerikan tarafı, Türkiye'nin halihazırda yürüttüğü Zeytin Dalı Operasyonu nedeniyle yükselen gerilimin düşürülmesi talebinde bulundu. ABD'nin, Afrin konusunu gündeme getirme çabasına rağmen Türk tarafı görüşmelerin içeriğinin Afrin olmadığı konusunda ısrar etti. ABD heyetinin, Türkiye'nin Afrin'den çekilmesi konusunu müzakerelerin ana parçası yapmadığı belirtildi. Perşembe günü, taraflar önerilen yazılı hale getirilmesi önerisinde bulundu. ABD'nin, YPG'lilerin bir bölümünün Menbiç Askeri Konseyi içinde kalması önerisi, Cuma günü yeniden başlayan görüşmelerde Türk tarafında kabul görmedi. Bu sorunu aşmak için ara formüller üzerinde duran ABD'li heyetin taleplerine Türk tarafı sıcak bakmayınca, YPG'nin Menbiç'ten çekilmesi konusunda prensipte anlaşmaya varıldı. Buna göre, YPG güçlerinin Fırat'ın doğusuna kaydırılması sonrasında bu bölgeye kimlerin yerleşeceği ve kontrolü sağlayacağı konuları ise, devam eden müzakerelerde belirlenecek.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Kılıçdaroğlu'ndan ittifak yasa teklifine 7 maddelik itiraz Kılıçdaroğlu, "Bu teklif seçim güvenliğini ortadan kaldıracak. Referandumda geçersiz olan mühürsüz oy pusulaları şimdi geçerli hale gelecek. Bu teklif referandumun gayrimeşru olduğunun kanıtıdır" dedi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM'de partisinin grup toplantısında konuştu. AKP ile MHP milletvekillerinin dün gece TBMM Genel Kurulu'na getirerek yasalaştırdığı "ittifak yasa teklifi"ne 7 maddelik eleştiri sunan Kılçdaroğlu, "Bu teklif seçim güvenliğini ortadan kaldıracak. Bu ne demektir, referandumda geçersiz olan mühürsüz oy pusulalarının şimdi geçerli olmasıdır. Bu teklif referandumun gayrımeşru olduğunun kanıtıdır" ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasının satır başları şöyle: Gazeteler kapatılabilir, milletvekilleri hapse atılabilir ama mutlaka bu ülkeye demokrasiyi ve huzuru getireceğiz. Şimdi şeker fabrikalarını özelleştirmek istiyorlar. Size sözüm söz CHP iktidarında onları geri alıp köylüye yeniden vereceğim. Geçen hafta grup toplantısında Gökhan Açıkkollu isimli öğretmeni anlatmıştım. 20 Temmuz öncesi ihraç ediliyor, öldükten sonra hainler mezarlığına gömülmeye çalışılıyor. Ben Açıkkollu'nun işkence ile öldürüldüğünü söyledim. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı hemen "İşkence yapılmadı" diye cevap verdi. Doktor Ömer Gergerli oğlu bunun üzerine şu açıklamayı yaptı: Adil raporları gördüm. Açıklamalar yanlış. Sırt, boyun ve kaburgalarındaki kırıklardan bahsedilmemiş. Bir insanın durup duruken neden kaburgaları kırılsın? Benim açıklamamdan niye rahatsız oluyorsun? Avukat diyor ki: En az 15 kişiyi gördüm, işkence yapıyordu... Sen savcı olarak bu avukatı çağırıp niye sormuyorsun? Suçluysa yargılarsın, hapse atarsın. İşkence ne demek? "UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE EDECEĞİNE GAZETECİLERLE MÜCADELE EDİYORSUN" Uyuşturucu kullanma yaşı 10'a indi. 35 bin çocuk uyuşturucu tedavisi gördü. Uyuşturucu ile mücadele edeceğine gazetecilerle mücadele ediyorsun. Medya özgürlüğü bütün demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Gazeteci ne görüyorsa onu yazacaktır. Gazeteci gücü denetleyecektir. Cumhuriyet çalışanları aylarca cevaevinde kaldılar. Akın Atalay 499 gündür cezaevinde. Yarın 500 gün olacak. Akın Atalay yurtdışındaydı. Arandığını duyunca hemen Türkiye'ye geldi. Kaçacak diye gözaltına aldılar. Adam zaten yurtdışından geldi. Niye kaçsın, suçlu mu? Niçin? Kaptan gemiyi en son terk edermiş. Cumhuriyet gazetesi basının akademisidir. Cumhuriyet 12 Eylül'de de, 12 Mart'ta da aynı gözaltılarla, tutuklamalarla karşılaştı. Hiçkimse şunu unutmasın her Cumhuriyet çalışanı Uğur Mumcu'nun öğrencisidir, onun gibi onurlu ve dik dururlar. Ahmet Altan, Mehmet Altan kimi öldürdüler? Ellerinde bomba mı vardı? Biz görüşü ne olursa olsun gazetecilerin özgür olmasını savunuruz.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Rahiple ilgili cemaate üye insanlarla görüştüğü iddiasıyla müebbet hapis talebi Gizli tanığın Cemaate üye insanlarla görüştüğünü iddia etmesiyle resmi veya gayri resmi bağı olmamasına rağmen tutuklanarak cezaevine konulan Amerikalı Rahip Andrew Craig Brunson için müebbet istemiyle iddianame hazırlandı. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesi halinde rahip ömür boyu hapisle yargılanacak. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesi sırasında serbest bırakılmasını talep ettiği Amerikalı rahip Andrew Craig Brunson Eylül 2016'dan beri tutuklu. F.. üyeliği ve yöneticiliği iddiasıyla ömür boyu hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, mahkemeye gönderildi. AKP'li Erdoğan ise zaman zaman ABD'ye seslenerek rahibin Fethullah Gülen'in iadesi halinde serbest kalacağını belirtmişti. Türkiye olayı bir nevi rehine krizine çevermiş durumda. Rahip Andrew Craig Brunson’un 2016 yılının Eylül ayında ’milli güvenliği tehdit eden faaliyetlerde bulunduğu’ iddiasıyla, eşi Norine Lyn Brunson’la birlikte sınır dışı edilmesi kararlaştırılarak gözaltına alınmıştı. İzmir Göç İdaresi Müdürlüğü’nün 28 Eylül’deki yazısı üzerine Konak İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri 20 yıldır Türkiye’de yaşayan Brunson çiftini, Mimar Sinan Mahallesi’ndeki evlerinden aldı. Türkiye’deki oturum izinlerinin de bittiği iddiasıyla çift, Göç İdaresi’ne teslim edildi. GİZLİ TANIĞIN 'CEMAATLE GÖRÜŞÜYORDU İDDİASI RAHİPİ TUTUKLATMAYA YETTİ Sınır dışı işlemleri devam ettiği sırada gizli tanığının rahip Andrew Craig Brunson aleyhine savcılıkta ifade vermesiyle tutuklandığı ortaya çıktı. Gizli tanık ifadesinde, Brunson’un çeşitli illerde misyonerlik faaliyetlerinde bulunduğunu, ve zaman zaman cemaatle görüştüğüne yönelik ifadeleri nedeniyle tutuklandığı kaydedildi. Bu suçlamalarla 9 Aralık 2016 tarihinde adliyeye sevk edilen Brunson çiftinden rahip Andrew Craig Brunson tutuklandı, eşi Norine Lyn Brunson serbest bırakıldı. "CEMAATTEN KİMSEYİ TANIMAM VE HİÇBİR İSLAMİ HAREKETİ DESTEKLEMEM" Rahip Brunson, F.. üyeliği iddiasıyla tutuklandıktan sonra, savcılığın araştırmalarında bulunan yeni deliller ışığında, cezaevinden geniş güvenlik önlemleri altında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na getirildi. Soruşturma güvenlik gerekçesi ile gizlilik içinde yürütülürken, rahip Brunson’a savcılık sorgusunda, ’Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askeri casusluk amacıyla temin etme, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs’ suçlamaları yönetildi. İfadesinde suçlamaları kabul etmeyen Brunson ise "Ben İsa mesihi savunan biriyim. Kilise kuran ve bunu devletin bilgisinde yapan bir din adamıyım. Hiçbir İslami hareketi asla desteklemem. Hayatımda da tanıdığım hiçbir F..’ yoktur" dedi. Yaklaşık 1.5 yıldan sonra rahip Brunson hakkında iddianame hazırlandı. Amerikalı rahip Andrew Craig Brunson cemaat üyeliği ve yöneticiliği iddiasıyla ömür boyu hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, mahkemeye gönderildi. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesi durumunda, Brunson’un yargılanmasına başlanacağı açıklandı. Rahip Andrew Craig Brunson, 11 Nisan 2011’de Alsancak’taki Protestan Diriliş Kilisesi avlusunda cemaatle sohbet ettiği sırada, Mehmet Ali Eren’in silahlı saldırısına uğramış ve hafif yaralanmıştı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
IP Adresi Yükle
93.238.237.73
Zaman Tüneli Fotoğrafları
ABD'nin yeni dışişleri bakanı Türkiye'yi böyle tarif etmiş: Totaliter İslamcı diktatörlük Trump, dışişleri bakanı Rex Tillerson’un görevden aldığını ve CIA şefi Pompeo’nun geldiğini duyurmuştu. ‘Anca İran yönetimi kadar demokratik’ BBC Türkçe’nin haberine göre Cumhuriyetçi Parti içerisindeki muhafazakar Çay Partisi hareketinden gelen eski kongre üyesi Pompeo, ABD Kara Kuvvetleri’ne subay yetiştiren West Point’teki Askeri Akademi’den 1986 yılında sınıf birincisi olarak mezun oldu. Pompeo ayrıca Harvard Üniversitesi’nde hukuk okudu. Eski CIA başkanı, Berlin Duvarı yıkılmadan önce ‘Demir Perde’nin devriyesinden sorumlu birlikte görev yaptı. CIA’in başkanlık koltuğuna geldiği 2017 yılında ilk yurt dışı seyahatini Türkiye’ye yapan Pompeo, darbe girişiminin ertesi günü Twitter’da Türkiye’yi ‘totaliter İslamcı diktatörlük’ olarak tanımlamıştı. http://aktifhaber.com/upload/assets/9864087322bd75b7769622ecfde66485.jpg ‘Erdoğan hükümetinin anca İran yönetimi kadar demokratik olduğu’ ifadelerini de kullanan Pompeo daha sonra bu tweeetini silmiş ve Twitter hesabını da kapatmıştı. Pompeo’nun 2013 yılında da ‘İslamcı teröristleri sert bir şekilde eleştirmeyen Müslüman din adamlarının terör saldırılarında suç ortağı olduklarına’ yönelik sözleri, Demokratlar ve Müslüman lobi kuruluşları tarafından kınanmıştı. Pompeo’nun geçmişi Eski ABD başkanı Barack Obama’nın Guantanamo Üssü’nü kapatma planına da karşı çıkan Pompeo, 2013’te cezaevini ziyarettikten sonra, açlık grevindeki mahkumlar hakkında “Bana pek çoğu kilo almış gibi geldi” demişti. Pompeo, devlete dair gizli belgeleri gazetecilere sızdıran eski Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) çalışanı Edward Snowden’ın‘idam edilmesi gereken bir vatan haini’ olduğunu düşündüğünü söylemişti. Trump’ın başkanlık seçimindeki rakibi Demokrat aday Hillary Clinton’a yönelik eleştirileriyle bilinen Pompeo, Clinton’ı 11 Eylül 2012’de Libya’nın Bingazi kentinde ABD Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırının ‘üzerini örtmekle’ suçlamıştı. Mike Pompeo ayrıca, annenin hayati tehlikesinin bulunması haricinde kürtaja da karşı çıkıyor.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:c54:5082:dca8:d9dc
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Afrin’den yine şehit haberi: 1 asker şehit, 8 yaralı... Diyarbakır’dan acı haber: 2 asker şehit, 5 asker yaralı http://www.tr724.com/afrinden-yine-sehit-haberi-1-asker-sehit-8-yarali/ http://www.tr724.com/diyarbakirdan-aci-haber-2-asker-sehit-5-asker-yarali/
IP Adresi Yükle
95.90.226.189
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Hakim Zeynep Mercan’ın hikâyesi Türkiye’deki hukuksuzluğun özeti gibi... Fatih Polat, iktidarın KHK ile mesleğinden ihraç ettiği hakim Zeynep Mercan ile 15 Temmuz sonrası yaşanan cadı avı sürecini konuştu. Gözaltı ve tutukluluğun ardından mesleğinden atılan hakim Mercan’ın yaşadıkları Türkiye’deki hukuksuzluğun özeti gibi. İşte o söyleşi: ‘Muhrec Giresun Hakimi.’ (Osmanlıca: Dışarı çıkarılmış, ihraç olunmuş.) Twitter’da kendisini böyle ifade ediyor Zeynep Mercan. Profilinde ayrıca, 27 yıl hapis yatmış, engizisyon vahşetini yaşamış İtalyan Toplumcu Düşünür Tommaso Campanella’nin (1568-1639), Ütopya türünün örneklerinden ‘Güneş Ülkesi’ adlı kitabındaki şu cümle dikkati çekiyor: ‘Ben doğacak yeni sabahların çan sesiyim.’ Arka plan kısmında ise Nikos Kazancakis’e (1883-1957) ait şu cümle var: “Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm.” TWİTTER’DA BİR HAKİM Peki, kimdir Zeynep Mercan. Önce, Twitter’da dikkatimizi çeken paylaşımlarına baktık. Birçok konuda ifade özgürlüğünü, insan haklarını savunan paylaşımları vardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvurunun ‘İç hukuk yolları tüketilmediği’ gerekçe gösterilerek reddedildiği haberi dışında ise, ona dair pek bir haber yoktu. En iyisi kendisiyle konuşmaktı. Öyle yaptık. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi yaşandığında hakim olarak görev yaptığı Giresun’daymış: “Görev sürem 3 yıl olmasına rağmen iki yıla indirilip Muş’tan isteğim dışında Giresun’a gönderildim. 5 gün olmuştu göreve başlayalı. Evimde televizyon kurulu değildi. İnternet yoktu. Mobil internet de dolmuş. Gece 11 gibi arkadaşımın mesajı ile öğrendim darbe girişimini. Sonra İstanbul’daki kardeşimi aradım. O da haberleri doğruladı. ‘Bu yüzyılda darbe mi olur’, diyorum. Aklım almıyor. Sabah kalktım, Giresun’da her şey olağan.” GÖZALTI VE TUTUKLULUK SÜRECİ Ancak akşama doğru kardeşi arar ve “Abla ismin çıktı medyada. Gözaltına alınacaklar listesinde’ der. Zeynep Mercan’ın henüz 18 aylık bir çocuğu olduğu için, ‘Gelelim, çocuğu kime bırakacaksın?” der. Zeynep Mercan da, “Bu itibar edilecek bir şey değil” yanıtını verir ve akşam saat 10 gibi uyur. Gece kapıları çalar. Saat 3’tür, 10 polisle birlikte, bir gün önce tanıştığı savcı beydir gelen. “5 saate yakın ev araması yaptılar ve ‘Anayasal düzeni bozmaktan gözaltındasınız’ dediler.” Sonra emniyete götürülür. 2 gün gözaltında kaldıktan sonra savcılığa sevk edilir. İfadesi alınmadan önce görevden uzaklaştırma yazısı tebliğ edilir. Sonrasını da şöyle anlatıyor: “Savcının elinde 30 soru vardı. ‘FETÖ/PDY’nin evlerinde kaldınız mı?’, ‘Himmet verdiniz mi?’, ‘İngilizce puanınız kaç?’, ‘Yurt dışına gittiniz mi?’, ‘Dershanelere gittiniz mi?’. Ben de, ‘Tüm bu olanların benimle ne alakası var.’ diyorum. ‘Ben bir şey söyleyemem. Benim de bir fikrim yok. Sadece bu soruları cevaplandırın dedi savcı bey.” Sonra da, gece 1 gibi tutuklamaya sevk edilir. Kendisine hakimlikte, özellikle 2014 yılında yapılan HSKY seçimleri sorulur. “Orada ne tür faaliyetlerde bulundunuz?” diye. Ardından anayasal düzeni bozmak suçundan tutuklanır ve 65 gün tutuklu kalır. Sonra da çocuğu küçük olduğu için tahliye edilir. ‘YAKLAŞIK 10 YIL ÖNCE CEMAAT EVİNDE KALDIM’ 1 ay sonra tekrar gözaltına alınır. Hakkında ifade vardır: “Üniversite döneminde ve üniversite sonrasında kaldığım bir ev vardı. Onunla ilgili itirafçı beyanları olmuş. Ben tekrar gözaltına alındım. 11 gün daha gözaltında kaldım. Sonra savcılıktan serbest kaldım. Ardından haziran ayında davam açıldı. Geçen cuma da 6 yıl 3 ay hapis cezası verdiler. Gerekçeli kararı gördükten sonra istinaf mahkemesine itiraz edeceğiz. Tutuksuz devam edecek.” Ve hakkındaki kararı 2 Mart 2018 günü Twitter’da şu sözlerle paylaşır: “Günaydın herkes:) az önce mahkemem 6 yıl 3 ay ceza verdi bana.. şimdilik hayallerimi erteliyorum fakat hayal kurmaya devam. ve evet bu bir iş ilanıdır, hayat devam ediyor di mi:)” Peki, ihraç edilmiş bir hakim olarak, bugüne kadar hep yukarıdan ve karşıdan baktığı sanık sandalyesinde hakkındaki bu kararı duyduğunda neler hissetmişti? Yanıtı şöyle: “Ben açıkçası beraat etmeyi bekliyordum. Sadece 10 yıl öncesine ait tanık beyanları var. Benim de kabul ettiğim bir kısım var Cemaate dair. Bir dönem Cemaat evinde kalmışlığım vardı, onu anlattım. Marmara Hukuk Fakültesinde okudum ben. 2008 mezunuyum. Üsküdar’da bir evde kaldım bir süre. Normalde Beykoz Kavacıklıyız. Orada kendi evimiz var. Anneannem oturuyor. Ama anneannemin oturduğu eve geç gelmek sorun oluyordu. Arkadaşım Cemaat evinde kalmasına rağmen benden çok daha rahattı. Kendisi, ‘Gel beraber kalalım, Cemaatte bir görevi olmayanlar çok daha rahattır’ dedi. Ben de bir süre o evde kaldım. Ama ben İngilizce kursuna gidiyordum ve evde kalanları da teşvik ediyordum. Orada ‘bölge ablası’ denen birisi vardı. Beni çağırdı. ‘Sen kendi örgütünü mü kurmaya çalışıyorsun. Sen kimseye İngilizce kursunu tavsiye edemezsin. Ancak bizim iznimizle gidebilirsiniz. Bizim izin verdiğimiz kişiler gidebilir. Sen kafana göre bunları yapamazsın’ dedi. Beni itham edince ben ayrıldım oradan. 3 ay kadar kaldım orada. Daha sonra da mezun oldum. İlk girdiğim hakimlik sınavını kazanamadım. Daha sonraki sınavı da 0.5 puan ile kaybettim. 1 yıl sonra tekrar bir sınav olacaktı. Yine yaklaşık 4 aya yakın ders çalışmak için kaldığım bir Cemaat evi oldu benim bu süreçte. Ben bunları hem emniyete, hem savcıya anlattım. Mahkemede de söyledim. Mahkeme başkanı bana ısrarla ‘Etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyor musun?’ diye sordu. Ben etkin pişmanlıktan faydalanmak istemediğimi söyledim. Çünkü anlattıklarımı suçlu olduğum için anlatmadım. İddianamede Cemaatin geçmişi, Zekeriya Öz vs. ve darbe ile ilgili yaklaşık 100 sayfa var. Son 1 sayfası beni ilgilendiriyor. Ben de ‘Bunları kesinlikle kabul etmiyorum’ dedim. Benim meslek hayatımda yaptığım yanlış diyebileceğim tek şey, bu mesleğe girmemi kolaylaştırması için referans bulmaktır. Çünkü o zamanlar bunun gerektiği herkesçe biliniyordu.” O kısmı da soruyoruz, anlatıyor: “Hakimlik sınavında 312. oldum. 12 kişinin önüne geçmiş oldum. 300 kişi aldılar bizim zamanımızda. Benim mesleğe geçmemi kolaylaştıran kişi de Trabzonlu ve halen üst düzey bir görevde. Ben de Trabzon Çaykaralıyım. Yüksek de bir puanım vardı. 82 puan ile girdim ben bu mesleğe. ‘Beni eleştirebilirsiniz, kınayabilirsiniz, yanlış yaptın diyebilirsiniz. Ama ben meslek hayatımda ne talimat aldım, ne talimat verdim. En ufak bir şeyim yok. Daha yirmili yaşlarımın başlarında ailemin verdiği karardan dolayı ben burada mahkum edileceksem de edilirim’ dedim hakime. O da hiçbir şey söylemedi. Zaten karar hazırmış, kararı verdi. Benim bu yapı ile fikren iltisak içinde olduğum yazıyor hem iddianamede hem ihraç kararında. İddianamemde bu örgüt için hangi fiili işlediğim yazmıyor. Mesleğime nasıl bir yüz karalığı getirdiğim yazmıyor. O zaman ben potansiyel suçlu mu oluyorum, düşüncelerimi mi okudular. Bu kadar basit çalınmamalıydı hayallerim. Bunu kabullenemiyorum.” ‘KIRILMA NOKTAM HRANT DİNK’İN VURULMASI OLDU’ “Kırılma noktam Hrant Dink’in vurulması oldu. O dönem çok fazla şey okudum.” Zeynep Mercan’a 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ailesinden başka ihraç edilen olup olmadığını da soruyoruz, “Eşim ve kardeşim var” diyor. Cemaat suçlamasıyla mı? “Evet.” Ardından okuduğumuzda merak uyandıran tweetlerini soruyoruz. Altan’lar mahkum edildiği zaman paylaştığı, “#gazeteciliksuçdeğildir bu karar da yok hükmündedir…” tweeti, Nedim Türfent, Hrant Dink ve Selahattin Demirtaş ile ilgili tweetleri ile “Eren Keskin’in sürmeleriyiz” şeklindeki tweetini. Zeynep Mercan, “Hakimken de böyle mi düşünüyordunuz?” sorumuza ise şöyle yanıt veriyor: “Ben ülkücü bir babanın kızıyım. Ve öyle bir kütüphane ile büyüdüm. Necip Fazıl, Abdurrahim Karakoç okudum. Babam 1980 darbesi sırasında 25 yaşında bir üniversite mezunuyken Beykoz Ülkücü Teşkilatı başkanıymış. Darbe günü kaçmış 2 ay sonra yakalanmış. 1 ay da işkence görmüş ve öldü denilerek Beykoz’da bir çukura atılmış. Ve 3 yıl korkudan evden dışarı çıkamamış. Sonra hayata adapte olamamış. Şimdi de bir takım hastalıkları var. Manik Depresif gibi. Bir bakımevinde kalıyor. Emekli olmak zorunda kaldı. Ben öyle bir ailede büyüdüm. Özellikle üniversitede Kürt sorunuyla ilgili çok şey okudum. Kırılma noktam Hrant Dink’in vurulması oldu. O dönem çok fazla şey okudum. Üniversitede eylemlere katılmak istemedim. Sorunların o şekilde çözülmeyeceğini düşünüyordum. Babam 13-14 yaşındayken bizi terk etmişti. En hızlı başlayacağım şey hakimlik sınavıydı. Ona çalıştım. O bile geç oldu. Hakimken Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanlığında çalıştım. Hedefim 30 yaşından önce insan hakları alanında yurt dışında yüksek lisans yapmaktı. Bizim çalıştığımız dönemde AİHM savunmalarını, Anayasa Mahkemesi görüşlerini hazırlıyordu bu daire. Yargıdaki reform paketlerine dair madde çalışması yapıyorduk. Af Örgütü ile de temasım o zamanlardan başladı. Ben 17-25’i orada yaşadım. O günlerden sonra çok ciddi fişleme başladı. Oradan gönderildik. Muş’a gönderildim. Muş’ta 2 yıl infaz hakimliği yaptım. Orada da mahkumların açlık grevlerini ‘ifade özgürlüğü’ anlamında değerlendiren kararlar verdim. Bu tabii, cezaevi yönetimini de rahatsız etti. Gidip başsavcıya şikayet etmişler. Zaten listede adım olduğu söylendi.” ‘BEN ÖNCELİKLE BİREYİN HAKKINI SAVUNURUM’ Zeynep Mercan’a üniversite yıllarını da soruyoruz. Üniversitedeyken TESEV’e gittiğini anlatıyor: “TESEV’in araştırmalarını okuyordum ve orada hakim ve savcılar üzerinde yapılmış bir araştırma çıkmıştı. Hatta Mithat Sancar’ın düzenlediği bir şeydi. ‘Birey mi, devlet mi?’ diye sorulmuş. Yüzde 50’den fazlası devlete öncelik vereceğini söylemiş. Ben de o zaman ‘Kim olursa olsun ben, öncelikle bireyin hakkını savunurum’ dedim. Daha sonra, ben Muş’ta görev yaparken Tahir Elçi’yi vurdular. Yakınını kaybetmiş gibi hissettim ve avukatlara taziyelerimi bildirdim.” Twitter’ı ihraç edildikten sonra kullanmaya başlamış. Önce mahlas kullanmış. Daha sonra “Ben neden korkuyorum ki, olduğum gibi olacağım” diyerek öyle davranmış. Gerisini şöyle anlatıyor: “Çok kişi şaşırdı tabii. Ben tüm bu sürece rağmen öğrenme sürecimden okumalarımdan kopmadım, çok okudum çok sorguladım. Bir gün insan haklarına dayanan hukuk devletine döneceğiz ve ben o günler için, ülkem için, en iyisini yapmak için hazır olacağım. “ ŞİMDİ SADECE BABASININ EMEKLİ MAAŞI VAR Zeynep Mercan, uzun zamandır meslekten istifa etmek istediğini de söylüyor. Biz bu söyleşiyi yaparken, “Dün de Şebnem Korur Fincancı beni takip etmeye başladı Twitter’da. Çok mutlu oldum ve bununla ilgili tweet attım. Uzun zamandır takip ettiğim, okuduğum biridir” diye heyecanla ekliyor. İhraç edilince küçük çocuğu ile birlikte Ankara’da ailesinin evinde, annesiyle kalmaya başlamış. Malulen emekli olan babasının, emekli maaşı ile geçinmeye çalıştıklarını söylüyor. Ve ekliyor: “Kendime bir alan belirledim. Adalet Bakanlığında çalıştığım insan hakları alanı üzerinden devam ediyorum. Bunu daha da özelleştirdim. Nefret suçları, nefret söylemi ve ifade özgürlüğü, kadın hakları. Bunlarla ilgili bütün her yere katılıyorum. Şu anda da Af Örgütünde insan hakları eğitimi alıyorum. Mektup yazarak dayanışma göstermeye çalışıyorum. Cumhuriyet yazarlarına, Zaman yazarlarına. Çağdaş Hukukçulardan tutuklananlara. Hepsine mektup, kartpostal gönderdim. Kitap gönderiyorum. Bu zaten bendim. Bana, ‘Bunlardan dolayı da yargılanacaksın, seni hiçbir zaman işe almayacaklar. Sesini kes otur, çocuğun ile ilgilen’ diyen çok oluyor. Bunların hiçbirinin bende bir karşılığı yok. İlk defa olduğum gibi hissediyorum ve bunun özgürlüğünü de yaşıyorum.” Zeynep Mercan, Türkiye’deki yargı sisteminin halini göstermek açısından yabana atılamayacak bir anısını da anlatıyor: “Ben bu mesleğe girerken Trabzonlu bir Yargıtay üyesi ile konuşmuştum. O bana ‘Siz artık AKP’nin hakim ve savcılarısınız’ demişti. Ben de ‘Niye?’ dedim. Kimin döneminde girdiysen onun hakim ve savcısı olursun, görürsün demişti.” ZWEIG, LİVANELLİ, AYSAN Kendisini etkileyen yazarların başında Stefan Zweig’ın geldiğini söylüyor Zeynep Mercan. Özellikle intiharının ardından bıraktığı mektuptan çok etkilenmiş. Bir de, Zülfü Livaneli’nin kitaplarını severek okuduğunu anlatıyor. Öncesinde, kendisini geliştirmek için daha çok kendi alanında, insan hakları ve hukuka dair okuyormuş. İhraç edildikten sonra edebiyata da yöneldiğini anlatıyor ve ekliyor: “Bu süreçte Behçet Aysan okudum. Onun da ‘Yarın Diye Bir Şey Var’ şiirini seviyorum.” *Osmanlıca: Dışarı çıkarılmış, ihraç olunmuş.
IP Adresi Yükle
95.90.226.189
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AKP’li belediye, yolsuzluk haberi yapan 25 yıllık yerel TV’yi kapattı Ordu’da 25 yıldır yerel yayın yapan TV52 kanalı, Altınordu Belediyesi zabıta ekipleri tarafından mühürlendi. AKP’li Başkanın yönettiği Altınordu Belediyesi zabıta ekipleri, kanalın bürosunun bulunduğu binaya gitti. Ekipler, binadaki son iki katta imar ve yangın talimatı eksiklikleri olduğunu, bununla ilgili tebligatın da belediye tarafından daha önceden iletildiğini kaydetti. CHP Milletvekili Barış Yarkadaş ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, yapılan yolsuzluk haberlerinin kanalı hedef haline getirdiğini belirtti. Partisinin grup toplantısında konuyu gündeme getiren CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ordululara demokrasiye ve basın özgürlüğüne sahip çıkma çağrısı yaptı. ‘EKSİKLİKLER İÇİN ZAMAN TANINMADI’ TV52 Yönetim Kurulu Başkanı İsa Akçay, eksikliklerin giderilmesi için kendilerine zaman tanınmadığını savundu. Televizyon yöneticilerinden gazeteci Akın Çiçek, 25 kişinin bu işten evine ekmek götürdüğünü, her çalışanın mağdur duruma düşeceğini söyledi. Elektriklerin kesilmesiyle televizyon yayınları durdurulurken, binadakilerin dışarı çıkmasının ardından da belediye ekiplerince kapı mühürlendi. Televizyon kanalının ekranında şu yazı yansıtıldı: “TV52 Ordu stüdyolarının bulunduğu bina Ordu Büyükşehir Belediyesi talimatıyla binanın yasalara uygun olmadığı gerekçesiyle mühürlenmiştir. Uydu yayınlarımız kesilecektir, Facebook sayfamızdan takip edebilirsiniz.” Ordu Belediyesi başkanlığını eski milletvekili AKP’li Enver Yılmaz, Altınordu Belediyesi başkanlığını ise eski AKP il başkanı olan ve başkanlığına seçilen Engin Tekintaş yürütüyor. TV52 yayınını halen sadece https://tr-tr.facebook.com/TV52ORDU/ adresinden yapıyor. Aynı yerel grubun Yeni Dönem gazetesinin de kapılarına kilit vuruldu. İki yayın kuruluşu Ordu belediyesindeki ihaleleler ve yolsuzlukları gündeme getirdiği için hedef haline getirildi. AKP’li belediyelerin tv binasının imar ve yangın yönetmeliğine aykırılığı gerekçesiyle aldığı mühürleme kararı, akşam saatlerinde mahkeme kararıyla bozuldu.
IP Adresi Yükle
95.90.226.189
Zaman Tüneli Fotoğrafları
MELIKE KUVVET ‘CEMAAT KUMPASI’ MAĞDURU MU, YOKSA CEMAATÇI MI? Başaran Holding’e ait özel uçağın ikinci pilotu olan Melike Kuvvet’in hem Gülencilerin kumpasıyla TSK'dan ihraç edildiği hem de darbe girişimi sonrasında Gülenci olduğu gerekçesiyle görevine iade edilmediği öne sürüldü. İran’ın başkenti Tahran’ın güneyinde düşen Başaran Holding’e ait özel uçağın ikinci pilotu olan Melike Kuvvet’in yakın arkadaşı emekli hava astsubay Murat Saluk, Kuvvet’in TSK’dan atılmasında da darbe girişimi sonrası Gülen cemaatiyle iltisaklı olduğu gerekçesiyle göreve iade edilmemesinde de suçu cemaate attı. Pilot Yüzbaşı görevindeyken TSK’dan uzaklaştırılan Melike Kuvvet’in özel sektöre geçme sebebinin kendi tercihi değil bir mecburiyet olduğunu anlatan Murat Saluk, Kuvvet’in TSK’dan uzaklaştırıldıktan sonra maddi ve manevi sıkıntılar içinde olduğunu söyledi. Melike Kuvvet’in Konya’da yaşayan annesi ve kendisinin geçimini sağlamak için özel jet pilotluğu yaptığını söyleyen Saluk, şunları anlattı: “O dönemde İncirlik’e geliyorlardı sık sık. Melike ile burada tanıştık. 2008-2013 yıllarında hava kuvvetlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamında terör örgütüyle ilgili yapılanmanın olduğu dönemde çeşitli sorgulamalara, baskılara tehditlere maruz kaldık. Ben de bunlardan biriyim. Melike gerçekten büyük sıkıntılar yaşadı. Sesi güzeldi, özel yemeklerde, filo yemeklerinde, filo gecelerinde komutanının ya da arkadaşlarının isteği ile şarkı söylerdi. Bu artık geleneksel hale gelmişti. Merzifon’da da bir arkadaşının hafta sonu çocuğunun doğum gününde, bir kafeteryada orada şarkı söylenmesi isteniyor. Toplam 10 dakika 50 saniyelik bir şarkı söyleme videosu çekilmiş fakat bu videonun 9 saniyelik kısmı alınmış. 9 saniyelik bölümde Melike’nin üzerinde askılı siyah bir elbise, saçları toplanmış, hafif makyajlı, kulağı küpeli hoş bir hanım görüntüsü. Arkasında dönen birkaç renkli top ve spot ışıklandırma varmış. Sadece bu 9 saniyelik bölümle Melike’yi bitirmek anlamında ‘gece kulüplerinde, pavyonlarda şarkı söylüyorsun’ diye bir pisliği üzerine attılar. Bir video ile TSK’dan ilişiğini kestiler.” ‘HELİKOPTER PİLOTU OLARAK İŞ BULAMIYORDU’ Ordudan atıldığında kendisinin İstanbul’da olduğunu belirten Murat Saluk, “İstanbul’a geldiğinde öğretim görevlisi olmak için müracaat etti. ‘Yapabileceğim bir şey yok’ diyordu. ‘Helikopter pilotu olarak piyasada iş bulamıyorum’ diyordu. O dönemde bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışıyordu ve 3 bin 200 lira maaş alıyordu. Bundan 3-4 yıl önce. Hep anlatırdı, paylaşırdık. Avcılar’da oturuyordu. 1500 lira kira veriyordu. O maaşla hem geçimini sağlamaya çalışıyordu hem de annesine bakmaya çalışıyordu. TSK’ya olan pilotluk eğitiminden kalan tazminatını ödüyordu. Borç batağı içerisindeydi” dedi. ‘İKİ KEZ F... MAĞDURU OLDU’ Melike Kuvvet’in iki defa Gülen cemaatinin mağduru olduğunu öne süren Saluk, şöyle devam etti: “Ordudan atılmasıyla ilgili Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne göreve iade talebiyle ilgili dava açtı. Bu dava hemen reddedildi. ‘Ordu’ya dönemezsin’ denildi. Çorlu’da bir uçuş okulunda eğitime başladı jet pilotu olmak için. Jet pilotu olduğuna dair belgeyi aldı. Artık sivil hava yollarında uçabilecek bir pozisyona gelmişken darbe girişimi oldu. O olunca, her şey gün yüzüne çıkınca hükümetimiz, devletimiz geçmişte mağdur olanlara kucak açtı. O sırada Melike de başvurdu. ‘Pilotluk yapabilir’ diye sağlık raporu da aldı. Kabul edildi, başlamak üzereydi ancak o dönemde; Çorlu’daki uçuş okulunun ‘F...’cüler tarafından işletildiği için kapatıldığını ve oraya kayyum atandığını söylemişler kendisine. ‘F...’cü bir uçuş okulunda eğitim görmek, onlarla yakın temas içerisinde olmak Hava Kuvvetleri’ne girişini, tekrar göreve başlamasını imkânsız kıldı. Yani ‘F...’den mağdur olduğundan dolayı ordudan atıldı, bütün itibarını, şerefini, maddiyatını, bütün değerlerini kendine güvenini kaybetti. Darbeden sonra devlet millet onu fark etti ama yine ‘F...’cü olduğu gerekçesiyle bir kez daha mağdur oldu. Böyle bir okul olduğunu, böyle kişiler olduğunu zaten bilemezdi.” KRONOS
Zaman Tüneli Fotoğrafları
ORDU'DA YOLSUZLUK HABERI YAPAN TV KANALI TV52 ZABITA EKIPLERI TARAFINDAN KAPATILDI! Ordu’da 25 yıldır yerel yayın yapan TV52 kanalı, Altınordu Belediyesi zabıta ekipleri tarafından mühürlendi. Altınordu Belediyesi zabıta ekipleri, kanalın bürosunun bulunduğu binaya gitti. Ekipler, binadaki son iki katta imar ve yangın talimatı eksiklikleri olduğunu, bununla ilgili tebligatın da belediye tarafından daha önceden iletildiğini kaydetti. CHP Milletvekili Barış Yarkadaş ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, yapılan yolsuzluk haberlerinin kanalı hedef haline getirdiğini belirtti. ‘EKSİKLİKLER İÇİN ZAMAN TANINMADI’ TV52 Yönetim Kurulu Başkanı İsa Akçay, eksikliklerin giderilmesi için kendilerine zaman tanınmadığını savundu. Televizyon yöneticilerinden gazeteci Akın Çiçek, 25 kişinin bu işten evine ekmek götürdüğünü, her çalışanın mağdur duruma düşeceğini söyledi. Elektriklerin kesilmesiyle televizyon yayınları durdurulurken, binadakilerin dışarı çıkmasının ardından da belediye ekiplerince kapı mühürlendi. Televizyon kanalının ekranında şu yazı yansıtıldı: “TV52 Ordu stüdyolarının bulunduğu bina Ordu Büyükşehir Belediyesi talimatıyla binanın yasalara uygun olmadığı gerekçesiyle mühürlenmiştir. Uydu yayınlarımız kesilecektir, Facebook sayfamızdan takip edebilirsiniz.” KRONOS
Zaman Tüneli Fotoğrafları
BILIMSEL ARAŞTIRMA: MEDYADA YER ALAN YALAN HABERLER NASIL ANLAŞILIR? ‘Popular Science’ dergisi medyada yer alan yalan haberlerin nasıl anlaşılacağını araştırdı: Haberin kaynağı belli değilse, yazar ismi yoksa, yayıncı habere düzeltme yayınlamıyorsa, saygın gazeteciler ciddiye almıyorsa, inanmayın. ‘Popular Science’ dergisinin son sayısında yer alan bir makale gerçek haberle sahte haberi birbirinden ayırt edebilmenin ipuçları verildi. Yapay zeka ve insan beyninin sınırları üzerine yoğunlaşan dergi, aşağıdaki ipuçlarını takip ederek ‘hiç olmazsa her okunan haberin doğru olup olmadığını sorgulanması gerektiğine’ vurgu yapıyor. Ünlü derginin dikkat çektiği noktalar şunlar: HABERDE KAYNAK VAR MI? Bir haberin güvenilirliği haberi yazan kişinin kullandığı kaynakları belirtmesi oranında artıyor. Bu kaynaklar arasında bilimsel makaleler, görgü tanıkları ve birinci dereceden konuyla ilgili bilgili kişiler sayılabilir. Kaynak olan kişileri de küçük bir araştırmayla gerçek kişiler olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Bilimsel makalelerde de ölçüt hakemli dergiler ve veri tabanları olabilir. HABERİN YAZARI VAR MI? Önde gelen haber ajansları ver medya kuruluşları haberi yayınlarken mutlaka yazarın ismini de ilave ederler. Haberi yazan kişinin sosyal medyada, profesyonel sitelerdeki profillerine bakarak bugüne kadarki habercilik anlayışları hakkında bilgi edinebilirsiniz. Her ne kadar kimi yayın organları yazar belirtmeden haber yayımlasa da (Economist dergisi gibi) genel itibariyle imzasız haberlere itibar etmemekte fayda var. DÜZELTME YAYINLANIYOR MU? Herkes hata yapabilir, buna gazeteciler de haber siteleri de dahil. Sahte haber yayımlayan haber siteleri çoğu zaman bu haberleri manipülasyon amaçlı yayınlandıkları için düzeltme yapma ihtiyacı duymazlar. Eğer bu türden bir uygulama yoksa, o haber kaynağının güvenirliğini sorgulayın. SES GETİREN HABERLER Kimi zaman ses getirecek türden haberler büyük medya organlarında kendine yer bulmayabilir. Bu türden haberlerin saygın gazeteciler tarafından dikkate alınmaması da bu tür haberlere itibar etmeme konusunda size bir ipucu verebilir. RESİMLERİ İYİ İNCELEYİN Günümüzde belki de en çok manipülasyona uğrayan kaynaklar arasında resim belgeleri sayılabilir. Google’da çok basit bir aramayla (reverse image) resmin orijinaline ulaşmanız mümkün. Bu araştırmayla orijinalinin hangi tarihte, hangi kaynakta yayınlandığını kolayca öğrenebilirsiniz. HER İKİ TARAFI DA OKUYUN Siyasi görüşünüz ne olursa olursa her iki taraftan da medya sitelerini takip edin. Kendi filtreleme mekanizmanızı oluşturun. Örneğin sağ görüşte bir haber sitesinde bir yazı okudunuz, sol görüşlü haber siteleri ne diyor bir bakın. Her yazılanla hemfikir olmayabilirsiniz ama her iki tarafı da okumak dünya görüşünüzü geliştirme adına size fayda sağlayacaktır. KRONOS
Zaman Tüneli Fotoğrafları
ERDOĞAN'A BOZKURT IŞARETI YAPTIĞI IÇIN GÖZALTINA ALINAN KADIN: BENIM GÜNAHIM NEYDI? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bozkurt işareti yapması gündemdeki yerini korurken 2015'te bu işareti Erdoğan'a karşı yaptığı için gözaltına alınan ve 4 yıl hapis cezasıyla yargılanan eski MHP yöneticisi Seher Kayıhan "Peki benim günahım neydi?" diye sordu. Erdoğan’ın geçen hafta Mersin’de halkı selamlarken ülkücülerin simgesi olarak ifade edilen bozkurt işaretini, ardından da 'rabia' işaretini yaptı. MHP'nin eski ilçe yöneticisi Seher Kayıhan, Erdoğan’ın 2015’teki Uşak ziyaretinde, “Bozkurt” işareti yaptığı için gözaltına alındı. Kayıhan, 4 yıl hapis istemiyle ve 'Cumhurbaşkanına hakaret' iddiasıyla yargılandıktan sonra beraat etti. Yargılanması 1.5 yıl süren Kayıhan, Sözcü'den Kamil Elibol'a konuştu. Kayıhan, “Kendisinin şimdi bozkurt işareti yapması bana komik geldi. Mersin'deki o sahneyi görünce, ‘Peki benim günahım neydi?' diye kendi kendime sordum'' dedi. MHP'den istifa edip İYİ Parti'ye geçen Kayıhan şunları söyledi: “27 Mayıs 2015'de Uşak'ta Cumhurbaşkanının konvoyu geçerken ilçe binası balkonundan bozkurt işareti yaptım. Polisler gelip ‘Cumhurbaşkanı'na hakaret ettin' diyerek beni gözaltına aldı. 2 koruma polisi teşhis yaptı. Cumhurbaşkanına ‘Allah belanı versin' dediğimi öne sürdüler. Erdoğan, 2011'de Bahçeli için “Ben bozkurtla dolaşmıyorum, ben eşrefi mahluk olan insanlarla dolaşıyorum' demişti. Şimdi ise bozkurt işareti yapıyor. İlahi adalet var. Milliyetçilerin oyu için bozkurt işareti yapması bana samimi gelmedi. Ülkücülerin oyunu alabilmek için bozkurt selamı verdi.” Yeni Asya
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Diyanet 8 yılda 40.8 milyar lira harcadı ama bütçe bir türlü yetmedi Kısıtlı bütçe nedeniyle her yıl bütçe arttırım talebinde bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB) son 8 yılda 40.8 milyar lira harcama yaptığı ortaya çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB), son 8 yılda 40 milyar 800 milyon lira harcama yaptığı kayıtlara geçti. Kısıtlı bütçe bahanesiyle şikayetlerde bulunan Diyanet’e ayrılan paranın, 2017’de yedi milyar liraya çıkarıldığı ortaya çıktı. Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu’nun yaptığı habeer göre, 2010’da 2.6 milyar lira olan Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi, yıllar içinde katlanarak arttı ve 2017’de 6.8 milyara kadar ulaştı. Sekiz yılda bütçe kanunuyla kasasına toplam 38.8 milyar lira koyan Diyanet’e, her yılın içinde eklenen ve düşülen ödeneklerden sonra toplam 37.3 milyar tam ödenek ayrıldı. Bu ödeneğe karşılık gerçekleştirilen hizmetler sonucunda Diyanet sekiz yılın sonunda 40.8 milyar lira harcama yaptı. Sekiz yılda bütçe kanunlarıyla kendisine verilen ödenekten 1.9 milyar lira fazla harcayan Diyanet İşleri Başkanlığı, her yıl hazırladığı raporlarda kısıtlı bütçeden şikayetçi oldu.Reklam Diyanet İşleri Başkanlığı’nın her yıl yayımlanan faaliyet raporları; başkanlığa yasa ile verilen bütçeyi, yıl içinde eklenen ve düşülen ödeneklerin toplamını ve yıl sonunda harcanan toplam parayı gözler önüne serdi. Buna göre Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılında iki milyar 650 milyon 530 bin lira olan bütçesini 2017 yılında altı milyar 867 milyon 117 bin liraya çıkardı. Başkanlık, bütçesini de sekiz yılda yaklaşık 4.2 milyar lira artırdı. DAHA FAZLA ÖDENEK AYRILDI Raporlarda aktarılan rakamların toplamına göre Diyanet, 2010 yılından 2017 yılına kadar geçen sekiz yılda bütçe kanunuyla kasasına 38 milyar 861 milyon 605 bin 690 lira koydu. Her yıl, yıl içinde eklenen ve düşülen ödeneklerden sonra Diyanet’e toplam 37 milyar 363 milyon 615 bin 485 lira ödenek ayrıldı. Ancak Diyanet, kendisine verilen bütçeyi bir milyar 997 milyon 764 bin 627 lira aşarak, sekiz yılın sonunda toplam 40 milyar 859 milyon 370 bin 317 TL harcadı. Ancak Diyanet, her yıl yayımladığı faaliyet raporlarında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da talimatını verdiği ‘Dinin doğru anlaşılması, toplumun din konusunda aydınlatılması’nın da içinde olduğu hizmetlerini yerine getirmekte sorunlarla karşılaştığını belirtti, daha fazla ödenek istedi. Sekiz yılda yayımlanan tüm faaliyet raporlarında, “Hizmetlerimizi yerine getirirken karşılaştığımız en önemli sorunlardan biri de, kısıtlı bütçedir. Geniş bir coğrafyada yasal görevlerimizi tam anlamıyla ifa edebilmemiz için, güçlü mali kaynaklara sahip olmamız gerekmektedir. Bu itibarla, hizmetlerimizi etkili bir şekilde sunabilmemiz için, bütçeden Başkanlığa ayrılan kaynakların artırılmasının, Başkanlığın karşılaştığı olumsuzlukları azaltacağı inancındayız” dendi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:e92e:d493:4fa0:8ee8
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Verdiği açık sürekli artan SGK, açığı kapatmak için gayrimenkulleri satıyor Sosyal Güvenlik Kurumu, en düşüğü 10 bin lira olmak üzere çok katlı bina, tarla, ve iş yerlerini teker teker satılığa çıkardı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 16 ilde yer alan kendisine ait gayrimenkul mülkleri satılığa çıkardı. Bu yıl 34 milyar lira açık vermesi beklenen SGK'nın satılığa çıkardığı yerler arasında çoğunlukla arsalar yer alıyor. Bunun yanı sıra çok katlı binalar, tarla ve işyeri de var. Gayrimenkullerden muhammen bedeli en düşük olan yer 10 bin, en yüksek olan yer ise 21 milyon lira. SGK Başkanlığı dün yayınladığı ilanda, gayrimenkullerin satılacağını duyurdu. Mülkiyeti SGK’ye ait olan gayrimenkuller, açık artırma usulü ile satılacak. İlanda satılacak gayrimenkullerin yerleri, muhammen bedelleri yer aldı. İlana göre 16 ilde yer alan çeşitli gayrimenkullar satılacak. Satılacak yerler arasında işyerleri, betonarme binalar, arsalar, 4-5 katlı binalar, meskenler, tarla da bulunuyor. Satışa çıkarılan gayrimenkuller arasında en fazla arsalar var. Satılacak yerler arasında muhammen bedeli (KDV hariç) en düşük olan Sinop merkez Gelincik mahallesinde bulunan 10 bin lira değerindeki arsa. Muhammen bedeli en yüksek olan yer ise 20 milyon 970 bin lira değerindeki Muş merkezde yer alan Yaprak Tütün Bakımevi ve arsası. Burası için istenen teminat tutarı da 1 milyon 48 bin 500 lira. Gayrimenkullerin satış ihaleleri 27, 28, 29 ve 30 Mart’ta yapılacak. Teminat olarak, TL, Bankacılık Yasası kapsamındaki kurum ve kuruluşlar tarafından verilen süresiz kesin teminat mektupları, Hazine Müsteşarlığı’nca ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ve bu senetlerin yerine geçen belgeler kabul edilecek. İhaleye katılmak isteyenler, taşınmazın ihale dokümanını, SGK’da bedelsiz olarak görebilecek. SGK HER YIL MİLYARLARCA AÇIK VERİYOR Cumhuriyet'te yer alan habere göre SGK’nin sık sık iktidarla muhalefet arasında tartışma konusu da olan açıkları her yıl artıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçe verilerine göre, bu yıl SGK’nın toplam gelirlerinin 312.2 milyar lira olması bekleniyor. Toplam giderler ise 346.2 milyar lira olarak hedefleniyor. SGK’nın açığının da 34 milyar 45 milyon lira olacağı tahmin ediliyor. 2016 yılında 20.6 milyar lira açık veren SGK’nın, geçen yılki açığının 21.4 milyar lira olması bekleniyor. SGK’ya bütçe transferleri de hızla artıyor. 2016 yılında SGK’ya yapılan bütçe transferleri toplamı 108 milyar liraydı. Bu yıl rakamın 135.6 milyar liraya ulaşması bekleniyor. EN UCUZ GAYRİMENKUL 1.2 MİLYONA Gayrimenkullerden bazılarının muhammen bedelleri şöyle: Zonguldak Merkez Ontemmuz’da arsa 3.7 milyon lira. Balıkesir Burhaniye Geriş’te arsa 5.8 milyon lira. İstanbul Silivri Selimpaşa’da arsa 13.6 milyon lira. Şanlıurfa Akçakale Koruklu’da tarla 2 milyon lira. Kırıkkale Bahşili’de betonarme binası ve arsası 1.6 milyon lira. Burdur merkezde 5 katlı betonarme bina ve arsası 1.5 milyon lira. Niğde merkezde arsa 3.1 milyon lira. Tunceli merkezde 4 katlı kargir bina ve arsası 1.2 milyon lira. Kahramanmaraş Onikişubat’ta arsa 1.7 milyon lira.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:e92e:d493:4fa0:8ee8
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Etiler'de yolsuzluk soruşturmasıyla ortaya çıkan o arazi satılığa çıkarıldı 17-25 Aralık 2013'te yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında ortaya çıkan ve Etiler'de Polis Meslek Yüksekokulu'na ait o arazi satılığa çıkarılıyor. Rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının 25 Aralık ayağında gündeme gelen Etiler’deki Polis Meslek Yüksekokulu, satışa çıkıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Etiler’deki toplam 31 bin 885 metrekare büyüklüğündeki Polis Meslek Yüksekokulu arazisi için 4 Nisan 2018 günü ihale düzenleyecek. Sözcü'den İsmail Şahin'in haberine göre, Etiler Meslek Yüksekokulu için Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) arasında yapılan protokol sonucu, arazi İBB’ye devredilmişti. Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yayınlanan ilanda, “Beşiktaş İlçesi, Rumelihisarı Mahallesi, 2011 ada, 29 ve 271 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde İdarece uygun görülecek projelerin yapılması, her türlü teknik altyapı ve çevre düzenlemesinin yapılması, pazarlanması ve satışı ile İdare (Belediye) hasılat payının ödenmesi işinin ihalesi yapılacaktır” duyurusu yapıldı. 13 bin 199 metrekare ve + 18 bin 686 metrekare olmak üzere toplam 31 bin 885 metrekare alana sahip arazisi imar planlarında kısmen ticaret + hizmet alanı, kısmen park alanı, kısmen de yol alanında kalıyor. Yükselik izni serbest ve emsali 2.5 olan arazinin yüzde 40’ında yapılaşmaya gidilebilecek Muhammen Bedeli 1 milyar 356 milyon 600 bin + KDV olarak belirlenen taşınmaz için düzenlenecek ihalede 40 milyon 698 bin lira geçici teminat isteniyor. Kapalı Teklif Usulü gerçekleştirilecek ihalenin şartnamesi 5 bin lira bedelle İBB’den tahsil edilebilecek. İhale katılmak isteyenler için getirilen mali kritere göre teklif verecek firmaların 2017 yılında en az 1 milyar 200 milyon lira ciro elde etmesi gerekiyor. Teklif sahiplerinin kamu ya da özel sektörde son on beş yıl içinde kendilerine ait ve tek bir iş kapsamında en az toplam 180 bin metrekare komple bina inşaatını tamamlamış olduklarını gösteren belgeleride sunması gerekiyor. ARAZİNİN GEÇMİŞİ Polis meslek yüksekokulları ile polis meslek eğitim merkezi müdürlüklerinin kapatılması kararı, Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. 10 Aralık 2014'te Bakanlar Kurulu'nca karara bağlanan karar ile İstanbul Etiler Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü ve bunlara bağlı 12 şube müdürlüğü kapatılmıştı. Okul arazisinin de içerisinde bulunduğu bölge, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca Afet Riski Altındaki Alanlar statüsüne alınmıştı. Ardından okul Çatalca'ya taşınarak arazisi, polis lojmanı yapılması karşılığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredimiş, daha sonra bakanlığın araziyi ticaret merkezi ilan ederek 2,5 emsal inşaat hakkı verdiği, yüksekliğin serbest bırakılarak arsaya yaklaşık 100 bin metrekarelik inşaat hakkı tanındığı ortaya çıkmış, yeni imar planında AVM, rezidans, restoran, mağaza, otel yapımına izin verilmişti. 25 ARALIK SORUŞTURMASINDA ERDOĞAN'LA ANILMIŞTI AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan o dönemde bu araziyle gündeme gelmiş ve yolsuzlukla bu araziyi kapatmaya çalıştıkları iddia edilmişti. CHP Milletvekili Veli Ağbaba, Etiler Polis Okulu’nun kapatılmasının, 17-25 Aralık soruşturmasında gündeme gelen iddiaların doğru olduğunun başka bir kanıtı olduğunu söylemişti. Bilal Erdoğan ve Yasin El Kadı ile ilgili bu arazi pazarlıkları ile ilgili fotoğrafları hatırlatan Ağbaba, “Bunların doğru olduğu o gün de net şekilde biliniyordu. Orası ‘kupon arazi.’ Şimdi burası Yasin El Kadı ve Bilal Erdoğan’ın ortak olduğu Bosphorus 360 şirketine ya da adı başka olan bir şirkete verilecek. ‘Paraları paralel koydu polis koydu’ dediler. Sonra mahkemeden paraları bavullarla geri aldılar. Bu nasıl doğruysa, buranın kupon arazi olarak Bosphorus 360’a verileceği iddiası da doğruydu. Bir sürü tape, fotoğraf var. Vatandaş 17 Aralık’a ses çıkarmazsa buraları birilerine peşkeş çekilecek elbet” diye konuşmuştu.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:e92e:d493:4fa0:8ee8
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Milletvekili Aslan: Bu yaptığınız insani değil, hukuki değil Türkiye’de 668 bebek ve 17 bin kadın cezaevlerinde zor şartlarda tutuklu bulunuyor. Bu kadınlardan 45 tanesi de hamile. 15 Temmuz kontrollü darbe girişimi bahanesiyle tutuklanan Nurhayat Yıldız, geçtiğimiz günlerde ikiz bebeklerini cezaevinde kaybetti. HDP Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan, bunu meclise taşıdı. Kürsü de konuşan Aslan, 23 haftalık Nurhayat Yılmaz’ın defalarca hastaneye gitme isteğinin hastane yönetimi tarafından ertelendikten sonra çocuklarını kaybettiğini söyledi. Aslan şöyle konuştu: ”Cezaevlerinde 45 hamile kadın var. Bunları soruyoruz yanıt yok. Örneğin Nurhayat Yıldız var cezaevinde bunları soruyoruz cevap yok. Nurhayat Yıldız örneğini vereyim. 23 haftalık hamileyken cezaevi yönetimine doktora çıkmak istediğini söylüyor. Haftalarca geciktiriliyor ve maalesef ikiz bebeklerini cezaevinde kaybediyor. Yine çoğunuz beni izlemişsinizdir Mert Görmez 14 yaşındaki çocuk hayatını kaybetmeden ben burada onu dile getirdim. Çektiği sıkıntıları dile getirdim. Herhangi bir adım atılmadı. Benim kürsü konuşmamdan 2 ay sonra babasını görmeden vefat etti. Babası sadece o mezara konarken ona gidip görme hakkı tanındı. Bunlar insanı değil, bunlar hukuki değil, bunlar vicdanı değil.”
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:e92e:d493:4fa0:8ee8
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Konya'da temizlik görevlisi 11 yaşındaki öğrenciye cinsel istismardan tutuklandı Konya’da bir ortaokulda temizlik görevlisi olarak görev yapan 59 yaşındaki N.Ç., altıncı sınıf öğrencisi 11 yaşındaki K.Ç.’ye farklı zamanlarda cinsel istismarda bulundu. Geceleri sayıklamaya başlayan öğrencinin cinsel istismara uğradığına ilişkin şikayeti öğretmen tarafından yapıldı. DHA’nın haberine göre altıncı sınıf öğrencisi K.Ç., öğretmeni Ş.H.’ye ağlayarak okulun temizlik görevlisi tarafından cinsel istismara uğradığını, kimseye anlatamadığını, geceleri de uykusundan, “Bana dokunma, beni tutma” diye bağırarak uyandığını anlattı. Öğretmenin durumu okul yönetimi ve jandarmaya aktarması üzerine göre temizlik görevlisi N.Ç., gözaltına alındı. Savcılıktaki sorgusunda hakkındaki suçlamaları reddeden N.Ç. şunları söyledi: “Çocuklar çay ocağına geldiklerinde ‘Buraya girmek yasak’ dedim. Elimi şöyle salladım. O sırada elim K.Ç.’nin sırtına değdi. Muhtemelen o nedenle çocuk böyle bir iddiada bulundu. Ben K.Ç. ile baş başa kalmak için hiç çaba sarf etmedim. Bir defasında kendisine meyve vermiştim. O zaman bütün öğrencilere verdim. K.Ç. benim torunum yaşındadır.” 11 yaşındaki K.Ç. ise savcılıkta verdiği ifadesinde N.Ç.’nin, farklı zamanlarda kendisine istismarda bulunduğunu söyledi: “Bir gün okulda kabanımı unutmuşum. Meğer kabanımı N.Ç. çay ocağının oraya koymuş. Bana ‘Kabanın çay ocağının orada gel oradan al’ dedi. Ben de oradan almak için çay ocağına gittim. Çay ocağında N.Ç. beni sıkıştırıp taciz etti. Ben bu olaydan sonra N.Ç.’den kaçmaya başladım. Hafta sonları kursa gittiğimde benimle ilgi kurmaya çalışıyordu. Yanına çağırıyordu. Ben korktuğum için ondan kaçıyordum. ‘Beni öğretmen çağırıyor işim var’ diyerek, ondan kaçıyordum.” Sorgusunun ardından adliyeye sevk edilen N.Ç., ‘çocuğun cinsel istismarı’ suçlamasıyla tutuklandı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:e92e:d493:4fa0:8ee8
Zaman Tüneli Fotoğrafları
AB Sayıştayı'ndan Türkiye'ye mali yardımlarda hata yapılıyor eleştirisi Avrupa Birliği'nin (AB) Sayıştayı Avrupa Birliği'ni Türkiye'ye yapılan mali yardımlarla ilgili eleştiriler yöneltti. Avrupa Sayıştayı, üyeliğe hazırlık amacıyla Türkiye'ye yapılan mali yardımlarda yıllardır hatalı davranıldığına dikkat çekti. Sayıştay'ın Türkiye'ye yardımlarla ilgili açıkladığı inceleme raporunda, mali yardımların yeterli koşullara bağlanmadığı ve mali yardım yetkisini kullanan AB Komisyonu'nun yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve sivil toplumun güçlendirilmesi projelerine yaptığı yardımların etkisinin sınırlı kaldığı belirtildi. Deutsche Welle Türkçe'nin aktardığına göre, devam etmekte olan üyelik müzakereleri sırasında Türkiye'ye sağlanan mali destek, AB'de özellikle gazeteci ve insan hakkı savunucularının tutuklanması nedeniyle aylardır tartışmalara yol açıyordu. YARDIMLAR BEKLENTİYE UYGUN KULLANILMADI Avrupa Sayıştayı raporunda, gelecekteki projelerin başarı şansının artması için uyum yardımlarının daha denetlenebilir koşullara bağlanmasını tavsiye etti. Sayıştay, AB Komisyonu'nun Türkiye'nin yerine getirmediği projelerin yönetimini bizzat üstlenme tehdidinde bulunabileceği ve yardımları sorunlu alanlara odaklayabileceği görüşünü de dile getirdi. İnceleme ekibinin başkanı Bettina Jakobsen da raporla ilgili açıklamasında "şimdiye kadar uyum yardımlarının yargının bağımsızlık ve tarafsızlığı, yolsuzlukla mücadele ve basın özgürlüğü gibi en temel beklentilere uygun kullanılmadığını" söyledi. Raporda, "Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi durum karşısında uyum yardımlarını sürdürmenin anlamı olup olmadığı" sorusuna ise net bir yanıt verilmedi. İnceleme ekibinden Dennis Wernerus, "Türk yargı sistemine yapılan yardımların iyi bir yatırım olmadığını, ancak sivil toplum kuruluşlarına yapılan yardımların halk için de yararlı olduğunu" değerlendirmesini yaptı. Wernerus, AB Komisyonu'nun uyum yardımlarını şarta bağlamamış olmasının Avrupa yönündeki kaçak göçün önlenmesinde Türkiye'nin önemli rol oynamasıyla ilgili olduğunu belirterek "Türkiye AB için her zaman önemli olmuştur, mülteci meselesinde ise önemi daha da artmıştır” dedi. Sayıştay tarafından yapılan tavsiyelerin AB Komisyonu'nun kabul ettiğine de inceleme raporunda yer verildi. Komisyon'un "hukukun üstünlüğü alanında ilerleme kaydedilmesinin Türkiye'nin gerekli iradeyi ortaya koymasına bağlı olduğu" görüşünde olduğu aktarıldı. 9 MİLYAR AVROLUK YARDIM ÖNGÖRÜLMÜŞTÜ Türkiye'nin AB ile uyumlu hale getirilmesi için 2007 – 2020 yılları arasında Türkiye'ye toplam 9 milyar euroluk mali yardım yapılması kararlaştırılmıştı. AB Komisyonu müzakereler devam ettiği sürece yardımların devam etmesi gerektiğini savunuyor. Komisyon yardımların demokrasinin gelişmesi, hukuk devleti prensipleri ve sivil toplumun güçlendirilmesi alanlarında kullanıldığını açıklamıştı. Mali yardımların kesilmesi için 2005 yılında başlatılan Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakerelerine resmen son verilmesi gerekiyor. Ancak AB ülkeleri arasında bu konuda görüş ayrılıkları mevcut.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:e92e:d493:4fa0:8ee8
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Zaman Tüneli Fotoğrafları
DARBECI SISI, MUHBIR VATANDAŞLIK HATTI KURDU: MISIRLILARDAN KENDISI ALEYHINDEKI HABERLERI 'YALAN VE ZARARLI' DIYEREK IHBAR ETMELERINI ISTEDI http://www.yeniasya.com.tr/dunya/sisi-muhbir-vatandaslik-hatti-kurdu_456147
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Afrin ve rejim ANALİZ | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN Türkiye’de rejim, içeride çok ciddiyetle önemsenmesi gereken insan hakları ihlalleri yaparken, dışarıda bir taraftan kendisine kurumsal olarak veya fiilen bağlı görevlileri ya da etki ajanlarıyla yurtdışında yaşayan ve rejime muhalefet eden Türk vatandaşlarına operasyonlar düzenliyor, diğer taraftan Suriye’de topraklarında yürüttüğü Zeytin Dalı savaşı kapsamında ciddi insan hakları ihlalleri yapıyor. Türkiye başka bir ülke haline geldi. Kurumsallaşmış, en azından kendi kanununa uyan, kendi içinde tutarlı olan bir ülke gitti, yerine keyfi ve anayasasız bir yönetim tarafından yönetilen, yasalardan bağımsız, devletin anayasal düzeninin bürokratik örgütlenme şemasıyla alakası olmayan bir rejim geldi. Bu rejimin içeride de dışarıda da yaptığı çok ciddi insan hakları ihlalleri, rejimin ortak çıktıları olarak değerlendirilmeli. Yüz binlerce kamu çalışanını (devlet memurunun) anayasa ve yasalara aykırı şekilde KHK’larla işinden atan, on binlerce vatandaşı gayri-kanuni gerekçelerle tutuklayan ve hapse koyan rejimle, Almanya’da Osmanlı Ocakları denen çeteyi besleyen veya yurtdışından haydutlukla adam kaçıran rejim arasında fark mı var? Bu rejimin Türkiye’nin anayasasıyla artık bir alakası kalmamıştır. Bu nedenle anayasal çerçevede kurulmuş olan tüm kurumlar, TSK’dan emniyete, Anayasa Mahkemesi’nden Yüksek Seçim Kurulu’na, ne varsa, tümü anayasal olarak çizilen yetki ve sorumluluklarının dışında hareket ediyor. Rejimin anayasal hiçbir dayanağı bulunmayan uygulamalarını itirazsız yerine getiriyor bu kurumlar. Denetim yok. Denetimi neye göre yapacaksınız ki zaten! Her türlü denetimin amacı, uygulanan siyasetin yasalara uygun olup olmadığının, mevzuatla bir çelişkisinin bulunup bulunmadığının ortaya çıkarılmasıdır. Peki, anayasa uygulanmıyorsa, anayasal düzen ortadan kaldırılmışsa, hangi yasal mevzuata göre neyi denetleyebilirsiniz! Dolayısıyla şu an uygulanan, keyfi ve anayasal bir dayanağı olmayan bir rejimdir. Bu bağlamda Türkiye’de anayasal düzende bir kırılma yaşanmış, bir sivil darbe gerçekleşmiştir. İşte bu nedenle, “devlet ortadan kalkmıştır” saptamasını yapmak durumundayız. OLMAYAN DEVLETE SADAKAT TALEP EDİLİYOR Bu rejim bugün bizi Afrin’e yapılan askeri saldırının gerekliliğine ikna etmeye gayret ediyor. Oysa Afrin’de bugün terörist ilan ettikleri Kürt güçleriyle daha birkaç yıl öncesine dek periyodik olarak görüşüyorlardı. Bu güçlerin liderlerinden Salih Müslim defalarca Türkiye’ye davet edildi. Süleyman Şah Türbesi taşınırken Suriye Kürtleri’nin desteği ve izni alındı. Dahası, Kobane müdafaası esnasında Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi askerlerine, bugün savaş ilan edilen PYD’ye yardım etsin diye Türk topraklarından geçme izni verildi. Aynı dönemde PKK lideri Abdullah Öcalan ile devletin resmi görevlileri görüşmekteydiler. Dahası, İmralı’ya heyetler gönderiliyor, Erdoğan’ın onayıyla Öcalan’ın bin bir türlü mesajı Türkiye’de yayınlanıyordu. Öcalan’a sayın diyen, “vizyon sahibi lider” diyen, PKK ile Oslo’da görüşen, bu rejimin şu an işbaşında olan lider kadrosu değil miydi? Erdoğan bizzat PKK ile müzakere sürecini başlatmadı mı? Teslim olan PKK’lılar için sınırda seyyar mahkemelerde teröristlerin ifadelerini aldırtan ve onları serbest bırakan bu rejimin lider kadrosu değil miydi? Kimse birbirini, en önemlisi de kendisini kandırmasın! Erdoğan PKK ile pazarlık sürecini başlattı. Dahası var: Suriye iç savaşı başlamadan önce Suriye’de Kürt kantonu mu vardı! İslamcı irrasyonel hayalcilikleri nedeniyle Suriye’yi istikrarsızlaştıran, on binlerce psikopat cani cihatçıyı öbek-öbek Türkiye toprakları üzerinden Suriye’ye geçiren, bu radikal İslamcıları sadece ideolojik olarak kendilerine yakın diye koruyup kollayan bugünkü rejimin karar alıcıları değil miydi? Bu canilere silah taşırken yakalandılar. Bu canileri Türkiye vatandaşlarının verdiği vergilerle işletilen hastanelerde tedavi ettirdiler. Kızılay’ın çadırlarına kadar bu militanlara dişten tırnaktan artırılan yerel kaynaklarımızı bol kepçe peşkeş çektiler. Sonunda Suriye’de merkezi hükümet alan kontrolünü kaybetti. Rusya oyuna girerek Esad rejiminin hamisi oldu ve Suriye’de askeri olarak aktif hale geldi. Kuzey bölgelerde de Kürtler demografik avantajlarının da yardımıyla kendi öz yönetim bölgelerini oluşturdu. Kürtler IŞİD ve Nusra gibi radikallere karşı savaşmak zorundaydılar. Çünkü cihatçılar kendilerini Müslüman olarak kabul etmiyor, Kürtleri (ve elbette diğer tüm etnik grupları) sistematik olarak katlediyorlardı. Bu konstellasyonda Türkiye’deki rejim cihatçı radikallerle mücadelede pasif tutum izledi. IŞİD’e al altından yardımcı oldu. IŞİD’in petrol ticaretinde Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan başta, birçok iktidar ve aile unsurunun adı geçti. Can Dündar’ın MİT tırları haberiyle beraber, Türkiye’nin Suriye’de cihatçılara nasıl destek verdiği ortaya saçıldı. Elbette bunları dünyadaki tüm ülkeler gördü, görmekte. Ez cümle, bu rejim istikrarsızlaştırdığı Suriye’de Kürtlerin öz yönetim elde etmelerine zemin hazırladı. Sonra bu öz yönetimin liderleriyle işbirliği yaptı. Onlarla sıkı fıkı ilişkiler kurdu, onları Ankara’ya davet etti, adeta diplomatik temsilci gibi muamelede bulundu. Tüm bunlar internette ufak bir arama ile teyit edebileceğiniz gerçekler. Azını yazıyorum, fazlasını yazmıyorum. Şimdi aynı Türkiye, bu sebep olmuş olduğu durumdan şikâyet ediyor. Neye yakınıyorsunuz be! Siz bunun müsebbibisiniz. Eğer ortada bir güvenlik tehdidi vardıysa, o da sizin yüzünüzden ortaya çıktı. Ki esasında güvenlik tehdidi yoktu. Bu Afrin müdahalesinin tek bir işlevi var: içeride safları sıklaştırmak. Dışarıda savaşan Türkiye’nin her türlü ideolojik farklığa karşın toplumu birleştirdiğinin farkında olan bir yönetim var. En kutsal ve bütünleştirici öz savunma gibi bir kavramı bile kendi kısa dönem siyasi emellerine alet etmekten çekinmiyorlar. Kürt “ötekisi” üzerinden (tıpkı Cemaat “ötekisi” gibi) Avrasyacı bir Türkiye diktatörlüğü kuruluyor. SUSMAYIN, TEPKİ VERİN! Şimdi gelelim esas konuya. Bazıları, bu rejim tarafından memleketlerinde hain ilan edilmelerine, işlerinden güçlerinden kovulmalarına, ülkelerini terk etmek zorunda kalmalarına, eşleri-dostlarının rejim tarafından zulme uğratılmasına karşın, devlet fetişizmi yapıyor. Afrin’de Türkiye’nin kendisini savunduğu söylemini “satın alıyor”. İktidarın diskursuna inanıyor. Bakın Türkiye’de Cizre ve Diyarbakır’da yaşanan dram büyük bir faciadır. Mahallelerde taş üstünde taş bırakmadılar, ağır silahlarla gece gündüz bombaladılar. Hedefte resmi söyleme göre teröristler vardı. Hâlbuki orada sadece teröristler yoktu. Atılan bombalar kimin terörist kimin sivil halk olduğunu bilebilir mi? Yüzlerce sivil o bombalamalarda hayatını kaybetti. Barış Akademisyenleri (biri de benim, gurur duyarak söylüyorum!) bu durumu protesto etti diye sosyal linçe uğradığında, yine susuldu! Şimdi de Afrin’de susuluyor. Susmayın arkadaş, susmayın! Sivil halk kavramı nedir bilir misiniz? Bu kuru kavramın içinde bebekler, çocuklar, hamileler, yaşlı teyzeler ve amcalar var! İnsanlar çocuklarını kaybediyor. İnsanların evleri bombalanıyor Afrin’de. Hastaneler gece gündüz ağır yaralıları tedavi etmeye çalışıyor. Tüm bu gerçekler bağımsız uluslararası medyada yayınlanıyor. Uluslararası insan hakları örgütleri bu katliamları raporluyor. Birleşmiş Milletler sivil kayıpları teyit etti, bu konuda Türkiye’yi uyardı. Yüzlerce insan, PYD ile alakası olmayan sivil yerli halk, katlediliyor. ÖSO’nun cihatçıları ise tüm nefretlerini ve patolojik dünya görüşlerini sahada kusuyor. Türk ordusu ile İslamcı cihatçı çapulcular aynı saflarda! İnsanda en azından bundan dolayı bir utanma olur! Bu yaşanan dram Türkiye’de sistemin mağduru olmuş insanların kaderi gibi, dikkatimizi çekmeli. Bu yaşanan insanlık dramına duyarsız kalmak, sonra da kendi sorunları konusunda uluslararası toplumdan yardım ve destek beklemek, cidden hem etik olarak hem de rasyonel olarak çok sorunlu bir tutum. Hele bunun motivasyonu “devlete bağlılık” gibi bir gerekçeyse, bu çok daha içler acısı bir tutumdur. HANGİ DEVLET? “Hangi devlet” diye sorarlar adama! Sana ve ailene zulüm eden devlet mi? Anayasası olmayan, kendi anayasal düzenine uymayan devlet mi? Çocuklarını Meriç’te ve Ege’de kaybeden insanların peşinde zebani olan, insanları yerinden-yurdundan eden despot devlet mi? Biliyorum, sağda da solda da devlet fetişizmi çok yaygındır Türkiye’de. Zordur bu konu. Artık bunu aşmanın zamanı gelmedi mi? 15 Temmuz sonrası yaşanılan süreçte Türkiye’de 1915 olaylarının, 6/7 Eylüllerin, Varlık Vergilerinin sorgulanmasının zamanı gelmedi mi? Kürtler 1920’lerden beri çok ciddi ve ağır insan hakları sorunları yaşıyor. Oğluna-kızına istediği Kürtçe ismi koyamayan, dili, kimliği, benliği ve varlığı inkar ve reddedilen, yurdunda olduğu gibi yaşayamayan, yok sayılan, binlerce yıllık Anadolulu yerlisi bir halk olan Kürtlerle empati kurmak için daha kaç post-15 Temmuz takibatı ve zulmü yaşamak gerek! Bu topraklar 1900’lerden beri o kutsallaştırılan devlet eliyle birçok halkı ve kültürü “elimine etti”. Devlet ideolojisi veya devlet eliyle dayatılan kimlikle sorunu var diye milyonlarca insan büyük acılar çekti. Bugün yaşananlar, işte bu yaşanan dramların da faili olan “kutsal devlet” tarafından yapılıyor. Aslında devlet denilen şey, bir tür organizasyon yapısını kontrol eden güç demektir. Yani işin içinde kutsal hiçbir şey yok. İnsanlar tarafından oluşturulan ve yönetilen bir yapı var. Gücü elinde bulunduranlar, sistemin dayanağı olan anayasa ve yasaların dışında hareket etmeye başlarlarsa, o “kutsal devleti” eleştirmek, onun zulmünden kurtulmanın en başta gelen şartıdır. Zulümler arasında seçim yapmadan ama. “Bana yapına zulmü eleştiririm, ama başkasına yapılan zulümden bana ne” tutumu ile ancak o zulüm mekanizmasını güçlendirirsiniz. Ahlaken de çok zayıf bir pozisyona düşersiniz. Sahip olduğunuz moral üstünlüğünüzü sıfırlarsınız. Bugün içerde de dışarıda da suç işleyen bir iktidar var. Biz anayasadan kopması nedeniyle ona kısaca rejim diyoruz. Bu rejim sadece size zulüm etmiyor. Bunu gördüğünüzde, bunu kavradığınızda, aslında sandığınızdan çok daha güçlü olduğunuzu, sayınızın çok daha kalabalık olduğunu göreceksiniz. Sadece gözlerinizi açın. Bir de yüreğinizi. http://www.tr724.com/afrin-ve-rejim/
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Bir yargıç. Tutuklu. Tam 487 günden beri tutuklu. 487 gündür bir hapishane hücresinde tek başına tutuluyor... 16 Temmuz’da HSYK kararı ile açığa alınmış, ardından açığa alındığı için mahkemece tutuklanmış, tutuklandığı için de yine HSYK kararı ile meslekten ihraç edilmiş... Adı: Kadri Atalay. Tanımıyorum. Siyasi görüşünü bilmiyorum. Tutuklanma gerekçesini de meslekten ihraç gerekçesini de bilmiyorum... Bilmem de gerekmiyor. Yazının başlığında yazılı: Tutun ki Cemaat üyesi yada sempatizanı. Hatta tutun ki FETÖ’cü. Hiçbir gerekçe bana, sana, bize birinin 487 gündür iddianamesi yazılmadan hapishanede tutulmasını açıklayamaz. Gazetecinin bir görevi de mağdurların sesi olmaksa, işte ses: 487 günlük iddianamesiz, yargılamasız bir tutukluluk ise kesinlikle mağduriyettir, adaletin acımasızca çiğnenmesidir. http://www.cumhuriyet.com.tr/m/koseyazisi/866962/Tutun_ki_Cemaat_ten__hatta_FETO_cu....html …
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Eski Başkanı Yılmaz: Bu yalanlarınızdan bıktık; 129 milyarlık dış borcu 440 milyara çıkardınız! Merkez Bankası eski Başkanı Durmuş Yılmaz, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki'nin 'IMF'ye borcunu ödedik' sözüne yüklendi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Fransa’da öncek gün yaptığı bir konuşmada “Gezi öncesinde faizler yüzde 5’in altına düşmüştü, dehşet yatırımlar yapılıyordu, IMF’ye borcumuz bitmişti” iddialarına eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz sert tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından bu yalanlardan artık bıktıklarını söyleyen Durmuş, 2003-2008 dönemini kapsayan 2 stand-by anlaşması ile IMF den 28 milyar dolar alındığını söyledi. Bu paranın 4 milyar dolarını DSP-ANAP-MHP tarafından kurulan üçlü koalisyon tarafından kullanıldığını anlatan Durmuş, kalan paranın ise AKP tarafından kullanıldığını belirtti. Durmuş, “28 milyar dolar ödediniz ama 129 milyar devraldığınız dış borcu 440 milyara çıkardınız. Faiz onun için yüksek.” dedi.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Raporlu kalp hastası çift 9 gündür itirafçı olmaları için gözaltındalar Sakarya'da doktor raporlu çift itirafçı olmaları için 9 gündür gözaltında tutulduğu ortaya çıktı. Sosyal medyada ikinci Gökhan Açıkkollu faciası yaşanmaması için mesajlar paylaşılıyor. Asılsız bir ihbarla 9 gün önce gözaltına alınan Adem ve Birsen Erdoğdu çiftinin gözaltına alınarak emniyete götürüldüğü ve itirafçı olmaları için baskı uygulandığı ortaya çıktı. 15 Temmuz şaibeli Darbe Girişimi sonrasında asılsız bir ihbarla tutuklanarak cezaevine konulan Adem ve Birsen çiftçi aylarca cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildiler. POLİS ÇOCUKLARININ YANINDA DAYAK ATMAYA BAŞLADI Polis'in Balıkesir'e bağlı Edremit ilçesinde gözaltına aldığı Erdoğdu çiftinin üçüncü çocukları (11) kanser tedavisi gören annanne ile yalnız kaldı. İtirafcı olmaları için baba evlerinden, asılsız bir ihbarla tekrar 9 gün önce gözaltına alındıkları öğrenildi. Gözaltı sırasında, Ahmet isimli bir polis Adem Erdoğdu'yu çocuklarının yanında tekme tokat dövdü ve darp ettiği kaydedildi. ANNE VE BABA KALP HASTASI VE RAPORLU Adem ve Birsen Erdoğdu çiftinin kalp kapakçığı tedavisi gördüğü gözaltına alındıklarından beri ilaçlarına ulaşamadıkları belirtildi. Bir hafta boyunca tehdit, şantaj ve baskıyla ebeveynin itirafçı olmaması üzerine çocukları ve yaşlı dedeleri de rehin alındı. Yüzde 40 kalp yorgunluğu teşhisi bulunan Adem Erdoğdu'nun ilaçlarını almakta zorluk çektiği kaydedildi. Sorguda olan hasta Adem Erdoğdu ve eşinin ciddi sağlık problemlerine rağmen keyfi olarak nezarethanede tutulduğu ortaya çıktı.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Esas AKP kendini güncellemeli; Yolsuzluk ve israf almış başını gidiyor Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 'islam güncellenmeli' sözlerine yanıt verdi. AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 'İslam'ın güncellenmesi' sözlerine Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, yanıt verdi. İslam'ın yolsuzluğu ve israfı yasakladığına dikkat çeken Karamollaoğlu, “Türkiye’de güncellenmesi gereken şey varsa AK Parti’nin bizatihi kendisidir. İslam yolsuzluğu, israfı yasaklar. Bugün her ikisi de almış başını gidiyor. Bunun güncellenmesi lazım.” şeklinde konuştu. Erdoğan, son dönemde kamuoyunda tepkilere neden olan fetvaları veren ‘hocalar’a tepki göstererek, “İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar” demişti. Cumhurbaşkanı daha sonra sözlerini şöyle ‘açmıştı’: “Zamanın değişmesiyle ahkamın da değişeceği inkar edilemez.” Hürriyet’in haberine göre, bir basın toplantısı düzenleyen Karamollaoğlu sözlerine şöyle başladı: “Bunca problem arasında işi gücü bırakıp bir de güncelleme işine girdiler. Türkiye’de güncellenmesi gereken şey varsa AK Parti’nin bizatihi kendisidir. İslam adil olmayı emreder; ama bugün adalet yok. Bunun güncellenmesi lazım. İslam işi ehline vermeyi ve liyakati emreder. Bugün adam kayırma ve iltimas var. Bunun güncellenmesi lazım. İslam yolsuzluğu, israfı yasaklar. Bugün her ikisi de almış başını gidiyor. Bunun güncellenmesi lazım.” “Siyaseti bir savaş gibi görenler, ülkeye huzur ve refah değil kaos ve kargaşa getirecekler. Lütfen demokratik bir yarışı savaşa dönüştürmeyelim” sözleriyle ‘ittifak kanunu’na gönderme yapan SP lideri sözlerini şöyle bitirdi: “Bir şeyin başına milli eklemekle milli olunmaz. Sonuçta Milli Piyango’nun başında da milli var. İlkelerimiz belli, çalmayacak, saldırmayacak, kanmayacak, kandırmayacak, yolsuzluk ve israfı önleyecek, adaleti tesis edecek, kucaklayıcı olacak.”
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Anne ve babayı gözaltına alıp 3 yaşındaki Murat bebeği ortada bıraktılar Samsun'da anne Ragıbe Öner ve baba Ahmet Öner gözaltına alındı. Gözaltına aldıktan sonra 3 yaşındaki Murat bebeğin ise ortada kaldığı ortaya çıktı. Samsun Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polisler tarafından aynı anda İlahıyatçı anne Ragıbe Öner ve Biyoloji Öğretmeni Ahmet Öner (31) gözaltına alındı. Ancak 3 yaşındaki Murat bebeği ortada bıraktılar. https://twitter.com/Magduriyet_TR1/status/974030257291440129?ref_src=twsrc%5Etfw&ref_url=http%3A%2F%2Faktifhaber.com%2Fiskence%2Fanne-ve-babayi-gozaltina-alip-3-yasindaki-murat-bebegi-ortada-biraktilar-h113835.html
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Orhan Bursalı: İşi sandıktan önce bitirecekler, yüzde 16 sahte seçmen kaydı Gazeteci-Yazar Orhan Bursalı, önemli bir iddiası gündeme taşıdı. AKP'nin işi sandıktan önce bitireceklerini kaydeden Bursalı, yüzde 16 sahte seçmen ayarlandığını yazdı. Orhan Bursalı, bazı adreslerde görünen isimlerin o yerlerde ikamet etmediği gerekçesiyle Bakırköy İlçe Nüfus Müdürlüğü'ne yapılan bir dilekçeye dikkat çekti. Cumhuriyet Gazetesi'ndeki 'İşi önceden bitirecekler: Yüzde 16 sahte seçmen kaydı' başlığıyla Orhan Bursalı, önemli bir iddiayı paylaştı. Konuya ilişkin dilekçe ve köşe yazısı şöyle; Bu işi sandıktan önce bitirecekler, tüm önlemlerini almış görünüyorlar. Önce şu belgeyi bir okuyun: “BAKIRKÖY İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜNE, 15.01.2014 Yöneticisi bulunduğum Ataköy 5. Kısım 19 Mayıs Cad. 11 A8 blokta Yüksek Seçim Kurulu aracılığı ile elde ettiğimiz seçmen listesinde bulunan aşağıdakiyazılı olan kişiler apartmanımızda oturmamaktadır. Seçmen listesinden bu kişilerin çıkarılması için gereğini saygılarımla arz ederim. A8 Blok Yöneticisi (....) Apartmanda oturmayan seçmenler (26 kişi); Fatma Soğukbulak, Ahu Aygün, Serap Ünal, Gülbeyaz Hayır, Okşan Hallaçoğlu, Kral Bürgehan Hallaçoğlu, Adem Tüysüz, Arife Koca, Nilay Gürsoy, Songül Yürümez, Yaşar Yürümez, Soner Özdinç, Fulya Rızvanoğlu, Beser Koç Konak, Zümrüt Güler, M. Cemil Yılmazlı, Yiğit Öztürk, Mehmet Çınar, Emrah Aktaş, Samet Aktaş, Rıdvan Acar, Zekiye Zerrin Tugan, Civan Dayangaç, Ahmet Sezgin, Saadet Türkay, Abdülkadir Dabakoğlu.” Yüzde 16 sahte seçmen demek Zaman, 2014 Mart’ında yapılan yerel seçimlerden iki ay önce. Apartmanlarınızı kontrol edin bilgisi İstanbul’da ve büyük kentlerde dolaşmakta ve CHP özellikle seçmenlerini böyle bir göreve çağırmaktadır. Kendi apartmanında bu sahtekârlığı yakalayınca Bakırköy Nüfus Müdürlüğü’ne gider “sorumlu yurttaş” (adı bende). Aldığı yanıt “biz bu konu ile ilgilenmiyoruz” olunca CHP Bakırköy İlçe Başkanlığı’na listeyi verir, onlar da durumu Yüksek Seçim Kurulu’na bildireceklerini söylerler. Sonraki seçimde bu kişiler listede yokmuş, ama son Referandum’da apartmanlarında fazladan 6 seçmen saptamışlar! Apartmanda 160 seçmen yaşıyor, düşünün 26 sahte isim, yüzde 16 fazlaseçmen kaydı demek. Yukarıdaki isimler gerçek kişiler de, gerçek kişilerin birer kopyaları (avatar’ı) da, veya uydurulmuş isimler de, yaşayan kişilerin isimlerine uydurulmuş da olabilir. Yüzer gezer de olabilirler, bir o sandıkta bir bu sandıkta veya çok sandıkta birden! ‘Sonuçları etkilemez’ sanısı Eğer o zamanlar mümkün olduğunca çok sayıda liste kontrol edilseydi ve yaklaşık bir sahtekârlık oranı elde edilebilseydi ve bu yolda bir organizasyon örgütlenebilseydi, sahtekârlığın boyutu aşağı yukarı ortaya çıkardı. Bunu kimse yapmadı, CHP bile buna inanmadı veya ne kadar sahte isim yazabilirler ki, her seçimde böyle küçük sahtekârlıklar olur, bu ise genel oy oranını etkilemez, diye düşünmüş olabilirler... Okurum diyor ki “belki de son dört seçimdeki sahtekârlıklar ortaya çıkartılabilirdi. Benim mahallede genellikle aydın insanlar yaşar... Bir de Esenler ya da Bağcılar’ı düşünün. Bu hileyi yıllardır yaptıklarını düşünüyorum. Bu insanların hakkıyla iktidarda bulunmadıklarını bizzat gördüm. Hep beraber bu hileyi ortaya çıkaralım... Acaba bu sahte seçmenler başka yerlerde de oy kullanıyor olabilirler mi? Bir sahte seçmen timi kurmuş görünüyorlar...” Şimdi apartmanlardaki sahtekârları ortaya çıkarmak da iyice zorlaştı. Seçim Yasası’ndaki, seçmenleri farklı sandıklara dağıtma kararını tamamen bu amaçla aldılar: Sahtekârlığın izini sürmek zorlaşsın! ‘Öyle yüksek oy alacağız ki...’ CHP’deki anlayış “öyle yüksek oy alacağız ki, sahtekârlıkları boşa gidecek”. Yok öyle bir şey. Gerçekleri bırakıp hayal peşinde koşmaktır bu, sandıklardan önce “Atı alıp Üsküdar’ı geçecekler”. Tüm planları seçimleri önceden kazanmış olmak üzerine kurdular. Adamlar seçim sonuçlarını, sandıktan önceki operasyonlarıyla sağlama alıyorlar. Bu büyük oyunu şimdiden bozacak büyük bir karşı kampanya örgütleyebiliyor musunuz? Dünyaya duyurabiliyor musunuz? Neler yapılabiliri tüm uzmanlara tartıştırabiliyor musunuz, istatistikçileri, matematikçileri, nüfus bilimcileri ve ne var ne yok bu işten anlayanları toplayıp büyük bir toplantı düzenleyebiliyor musunuz... İşi önceden bitirecekler Sandıklar açılmadan işi bitirecekler. Zaten sandıklar üzerinde baskılar da ekstra getiri olacak iktidar için. Yüksek Seçim Kurulu topu tamamen üzerinden attı. Görevini yaptı, damgasız oy pusulalarını meşrulaştırdı, önümüzdeki seçimlerde kendisine iletilecek olan, tüm sahtekârlıkları içeren listeleri, seçmen kütüğü diye ilan edecektir... Defteri şimdiden dürülmüş olan muhalefet, seçimlere kadar ciddi bir şey yaptı yaptı, yoksa iktidarın “seçim sonucu iktidar oldu” görüntüsünü meşrulaştıracaktır. Demokratik haklara şimdiden sahip çıkmanın gereği ve zorluğu ortada.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
İsmailağa Cemaati'nden Erdoğan'ın sözlerine tepki: İslam'a karşı savaş açmaktır AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘İslam’ın güncellenmesi’açıklamasına bir tepki de İsmailağa Cemaati’nden geldi. Cemaat, internet sitesinden yaptığı açıklamada İslam’ın güncelleştirilmesine karşı çıktı, bunun İslam’la savaşın yöntemlerinden biri olduğunu savundu. İslam’a karşı savaşın şekil ve yöntem değiştirdiğini savunan cemaat, İslam’ın güncelleştirilmesini, gayri müslimlerin hayatlarının model olarak gösterilmesi gibi savaşın yöntemlerinden olduğunu iddia etti. Yazıda “Israrlı bir şekilde Kuran ayetlerini ve hadis-i şerifleri dile getiren hoca efendiler tedricen susturulmalı, yetkileri ellerinden alınmalı hatta linç edilmelidir” ifadesine yer verildi. Nurettin Yıldız’a da isim vermeden sahip çıktı. Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla medreselerin kapatılmasına ve eğitim birliğinin sağlanmasına karşı çıkan cemaat, kadının toplumda yer almasını “Şer halkasının tamamlanması” olarak nitelendirdi. Erdoğan’a destek açıklamaları da geliyor. Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi de bir açıklama yayınlayadı. Kuran’ın 23 yıl süresince gelen vahiylerle tamamlandığını belirten fakülte, bu süre içerisinde, muhatabın durumundaki gelişmelere göre güncellenmeler yapıldığını ifade etti. Fakülte Dekanlığı, Erdoğan’ın açıklamaları üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığının, İlahiyat Fakültelerinin, İslami İlimler Fakültelerinin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekti.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Mehmet Akif Ersoy'un torunundan marş cevabı: Allah bir daha yazdırmasın! AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın yeni marş yazılmasına ilişkin Mehmet Akif Ersoy'un torunu Selma Ersoy Argon'dan tepki geldi: "Allah bu millete bir daha ne güftesi ile ne bestesi ile yeniden İstiklâl Marşı yazdırmasın" AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, "En büyük üzüntüm İstiklal Marşı’mızın hakiki manasını yüreklere nakşedecek bir bestenin yapılamamış olmasıdır" sözlerine yanıt geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe'de 46. Muhtarlar Toplantısı'nda yaptığı konuşmasında, “En büyük üzüntüm bu emsalsiz marşın (İstiklal Marşı) hakiki manasını yüreklere nakşedecek bir bestenin bulunamamış olmasıdır. O beste ile güftenin birbirini tamamlaması çok önemlidir. Burada bestekarlara büyük iş düşüyor. Temenni ediyoruz ki o da çıkar” demişti. İstiklal Marşı çıkışına Mehmet Akif Ersoy’un torunu Selma Ersoy Argon, “Bugün İstiklâl Marşı’nın yeni nesillerce daha iyi idrak edilmesi için biz büyük bir gayret gösteriyoruz” dedi ve şunları kaydetti: “Ben 73 yaşında Anadolu yollarında gençlerle buluşmalara gidiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın da İstiklâl Marşımızın iyi anlaşılması için büyük gayretler sarf ettiğini çok iyi biliyoruz. Dedem Mehmet Akif Ersoy’un daha iyi anlaşılması için verdiği talimatları da biliyoruz. Kahraman ordumuz, kahraman Mehmetçiğimiz Afrin’de Zeytin Dalı Harekâtı ile destan yazarken, Sayın Cumhurbaşkanımız ülkemizin bekasına yönelik tüm tehditlerle mücadele ederken Mehmet Akif’in İstiklâl Marşımızda belirttiği ruh olan, ‘Doğacaktır sana va’ettiği günler Hakk’ın/Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın’ çizgisinden sapmayacağını biliyorum. Allah bu millete bir daha ne güftesi ile ne bestesi ile yeniden İstiklâl Marşı yazdırmasın. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda bana hak vereceğine yürekten inanıyorum."
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Bayburt cezaevinde tutuklulara psikolojik işkence yapılıyor Bayburt M Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklulara yönelik ihlaller ve sindirme çalışmaları yapılıyor. Tutuklular, ‘Diğer cezaevlerinde işkenceler başladı, sıra size de gelecek.’ denilerek psikolojik şiddete maruz bırakılıp sindirilmeye çalışılıyor. Türkiye’de 15 Temmuz kontrollü darbe girişiminin ardından 50 binden fazla kişi tutuklandı. Bu tutuklamalarla cezaevleri kapasitelerinin çok üstünde doldu. Bununla birlikte her geçen gün demokrasiden uzaklaşılan ülkede, tutuklulara çeşitli işkenceler yapılıyor. Bu işkenceler uluslararası hak örgütlerinin yapmış olduğu araştırma raporlarına da yansımış durumda. Her gün çok sayıda hak ihlalinin yaşandığı ülkede, bugün de Bayburt’ta meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Bayburt M Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklulara yönelik ihlaller ve sindirme çalışmaları yapılıyor. Tutuklulara olur olmaz saatlerde sayım yapılıyor. Beklenmedik şekilde koğuşları basılıyor. Gece uyumuş olan tutuklular uykuda bile rahat bırakılmıyor. Koğuş pencerelerine taş atılarak korkutuluyor ve rahatsız ediliyor. Edinilen diğer bilgilere göre tutuklulara yemekler çok kısıtlı veriliyor. Tutuklular, "Diğer cezaevlerinde işkenceler başladı, sıra size de gelecek." denilerek psikolojik şiddete maruz bırakılıp sindirilmeye çalışılıyor. Tutuklulara ihtiyaçları ulaştırılmıyor. Ve ulaştırılmasına engel olunuyor. Ufak bahanelerle tutuklular için hayati önem taşıyan ihtiyaçların teslim edilmesi engelleniyor. Cezaevi çalışanlar ve idaresi bu olumsuz ve hatta suç teşkil eden tavır ve davranışlarına son vermeli. Bu hukuksuzluğun sorumluları hakkında idari ve adli soruşturma yürütülerek bu tür uygulamaların önüne geçilmeli.
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Anadolu Ajansı'nın (AA) Afrin'de Kuran-ı Kerim'e patlayıcı bağladılar haberi de yalan çıktı. Afrin Operasyonu'nda Anadolu Ajansı'nın (AA) Kuran-ı Kerim'e geçtiği haberde, Afrin’de uzman çavuş Orhan Sürmen’in Kur’an-ı Kerim’e tuzaklanmış el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybettiği belirtilmişti. Operasyon kapsamında bir askerin Kuran-ı Kerim’e yerleştirilmiş patlayıcı nedeniyle hayatını kaybettiğine dair haber ‘uydurma’ çıktı. Anadolu Ajansı tarafından servis edilen haberdeki fotoğraf, Libya’da bir camiye saldırıdan. Fotoğraf: El Arabia http://aktifhaber.com/upload/assets/65265be5948fa4433828badb0920b7c7.jpg Anadolu Ajansı’nın dün geçtiği haberde, Afrin’de uzman çavuş Orhan Sürmen’in Kur’an-ı Kerim’e tuzaklanmış el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybettiği belirtilmişti. http://aktifhaber.com/upload/assets/b7e236ae273f656676124d49321b5117.jpg Haberde şu ifadeler yer almıştı: “Güvenlik kaynakları, askerlerin manevi değerlere yönelik hassasiyetinden faydalanmak isteyen teröristlerin, İslami değerleri hiçe sayarak bu tür kalleş tuzaklar kurduğunu ifade etti. Benzer tuzaklara karşı bölgede görevli askerlerin uyarıldığını bildiren güvenlik kaynakları, bu tarz eylemlerin hiçbir şekilde harekatı sekteye uğratmayacağını kaydetti.” Anadolu Ajansı haberini fotoğrafsız servis etmişti. Bir kullanıcı tarafından Twitter’da paylaşılan fotoğraf, yaklaşık bin kişi tarafından beğenildi. Enteresan Bilgiler Ansiklopedisi isimli sayfa tarafından Facebook’ta paylaşılan fotoğraf 16 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve 5 bin kez paylaşıldı. Ancak bilgi doğrulama platformu ‘teyit.org’, söz konusu fotoğrafın, El Arabia Haber Ajansı tarafından 9 Şubat 2018’de Libya’nın Bingazi şehrinde cuma namazı sırasında bir camiye gerçekleştirilen terör saldırısına ilişkin haberinde görüldüğünü yazdı. Üzerine kan sıçramış Kuran-ı Kerim fotoğrafı, aynı gün Alsiasi isimli internet sitesinin ilgili haberinde de kullanılmış. Deutsche Welle tarafından paylaşılan 9 Şubat 2018 tarihli bir videoda da aynı saldırıya ilişkin görüntülere ulaşılabiliyor. Görüntülerde patlamadan sonra zarar gören camiyi ve etrafa yayılan eşyalar yer alıyor. http://aktifhaber.com/upload/assets/c06f64e69653bf8a4dd6b3bb121e355a.jpg ASKERİN ADI DA YANLIŞ Dahası Afrin’de hayatını kaybeden asker Orhan Sürmen’i gösterdiği iddiasıyla paylaşılan fotoğraf da 13 Mart’ta Diyarbakır’da hayatını kaybeden asker Fatih Uysal’a ait. PKK’ya yönelik operasyonlar kapsamında, Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde hayatını kaybeden Alanyalı asker Fatih Uysal’ın Facebook hesabında söz konusu fotoğrafın 26 Ağustos 2016 tarihinde paylaşıldığı görülüyor. BOZDAĞ DA DİLE GETİRDİ Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, dün,“Bu alternatif cuma namazı kıldırdığınız, önüne geçip durduğunuz alçaklar kitabımız Kur’an-ı Kerim’in içerisine bombaları koyuyorlar, Kur’an’ı ayaklar altına alıyorlar ve insanları Kur’an’ın içindeki bombalarla şehit ediyorlar” demişti. Haber TRT World haber direktörü Fatih Er ve Hürriyet, Karar, A Haber, TRT Haber, Sabah, Yeni Şafak, Haber7, Milli Gazete ve Yeni Akit gibi haber siteleri tarafından kullanılmıştı. http://aktifhaber.com/gundem/aanin-afrinde-kurana-patlayici-bagladilar-denilerek-yayinlanan-haberi-libyaya-ait-cikti-h113861.html
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Çiftlikbank'ın büyümesinde havuz medyasının reklamlarının da rolü büyük Binlerce insanın birikimini gasp eden Çiftlikbank sistemiyle ilgili havuz medyasının zaman zaman yaptığı destekleyici haberler de yaptıkları desteği apaçık gösteriyor. İnsanları dolandırdığı gerekçesiyle gündemden düşmeyen Çiftlik Bank'ın sistemiyle ilgili havuz medyasının zaman zaman yaptığı teşvik edici haberler de en az Çiftlik Bank kadar sorunlu. Çiftlik Banka ilişkin havuz medyasında yer alan bazı haberler şöyle: Akşam Gazetesi'nin haberinde Çiflik Bank'a ait bir yeri 'Dünya'da İlk ve Tek! Sakarya'da kuruldu" şeklinde duyurdu. Bir diğer havuz medya Star'da Çiflik Bank ile ilgili yer alan 'ucuz et ve süt üretimi için 'Ucuz et ve süt üretimi için Çiftlikbank'tan, Konya'ya Türkiye'nin en büyük çiftliği' Akşam gazetesi Star Gazetesi'nde yer alan haberi olduğu gibi kopyalamış. 'Ucuz et ve süt üretimi için 'Ucuz et ve süt üretimi için Çiftlikbank'tan, Konya'ya Türkiye'nin en büyük çiftliği' Çiftlikbank'ın reklamını yapan medya kuruluşları arasında Akşam, Star, Beyaz Tv, NTV, Star Tv gibi birçok kanal ve gazete bulunuyor. Duruma dikkat çeken gazeteci Mustafa Hoş twitter hesabından "Çiftlikbank TV'lerde... Hiç sorgulama yok. Kim bunlar, neden sorgulamadılar. Burada siyaset, din millilik hamaseti devreye giriyor. Sorgulayamazlar çünkü Çiftlikbank iktidar argümanlarını kullanıyor" dedi. Diğer destek haberleri de şu şekilde; http://aktifhaber.com/gundem/ciftlikbankin-buyumesinde-havuz-medyasinin-reklamlarinin-da-rolu-buyuk-h113860.html
IP Adresi Yükle
2003:e0:2be1:6200:5dbb:d8fe:e0f6:1f8e
Zaman Tüneli Fotoğrafları
Hidayet Karaca için tahliye kararı veren Hakim Başer’in eşine 7,5 yıl hapis cezası Kapatılan Samanyolu yayın grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın da aralarında bulunduğu 62 kişi hakkında tahliye kararı verdikten sonra tutuklanan hakim Mustafa Başer’in eşi Rabia Başer 7,6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Gerekçe olarak her ne kadar ‘Silahlı terör örgütü üyeliği’ suçundan ceza alan Rabia Başer’in aldığı cezadan hakim Mustafa Başer’in eşi olmasının büyük payı var. Mustafa Başer ve Rabia Başer’in oğlu olan İskender Başer bu olayın tarihe not düşmek için WordPress sayfasından bir yazı kaleme alarak gündeme getirdi. İskender Başer, “Hayat gridir. Yaşadığımız kötü günler yaşayacağımız iyi günlerin, ya